Pey­gam­ber Efen­di­miz’in Ço­cuk­la­rı


Fahr-i Kâ­inât -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in Haz­ret-i Ha­tî­ce ile iz­di­vâ­cın­dan Kâ­sım, Ab­dul­lâh, Zey­neb, Ru­kıy­ye, Üm­mü Gül­süm ve Fâ­tı­ma dün­yâ­ya gel­di. İlk oğ­lu­nun is­mi Kâ­sım ol­du­ğu için Pey­gam­ber Efen­di­miz -aley­his­sa­lâ­tü ves­se­lâm-’a “Ebu’l-Kâ­sım” kün­ye­si ve­ril­di.

Kâ­sım iki ya­şın­day­ken ve­fât et­ti.

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in di­ğer oğ­lu Ab­dul­lâh’a, İs­lâm dö­ne­min­de dün­yâ­ya gel­di­ği için Tay­yib ve Tâ­hir de de­nir­di.95 O da ve­fât edin­ce Ku­reyş müş­rik­le­rin­den Âs bin Vâ­il, Pey­gam­ber Efen­di­miz hak­kın­da:

“–Bı­ra­kı­nız onu! O eb­ter­dir, nes­li de­vâm et­me­ye­cek bir adam­dır. Ölün­ce adı anıl­maz olur. Siz de ar­tık on­dan kur­tu­lur ve ra­ha­ta ka­vu­şur­su­nuz.” de­di.

Bu­nun üze­ri­ne Al­lâh Te­âlâ Kev­ser Sû­re­si’ni in­zâl bu­yur­du:

 

إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ

(1)

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

(2)

إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ

(3)

“Mu­hak­kak Biz Sa­na Kev­ser’i96 ver­dik. Öy­ley­se Rab­bin için na­maz kıl ve kur­ban kes. Doğ­ru­su, asıl adı sa­nı or­ta­dan kal­ka­cak olan, Sa­na kin tu­tan kim­se­dir.” (el-Kev­ser, 1-3) (İbn-i Sa’d, III, 7; Vâ­hi­dî, s. 494)

Al­lâh Ra­sû­lü’nün oğ­lu kü­çük yaş­ta ve­fât edin­ce Haz­ret-i Ha­tî­ce -ra­dı­yal­lâ­hu an­hâ-:

“–Ey Al­lâh’ın Ra­sû­lü! Yav­ru­mun sü­tü taş­tı. Keş­ke Al­lâh onun öm­rü­nü, süt ça­ğı­nı ta­mam­la­yın­ca­ya ka­dar uzat­say­dı!” de­di.

Bu­nun üze­ri­ne Pey­gam­ber Efen­di­miz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-:

“–O süt dev­re­si­ni cen­net­te ta­mam­la­ya­cak!” bu­yur­du.

Haz­ret-i Ha­tî­ce vâ­li­de­miz:

“–Yâ Ra­sû­lal­lâh! Şâ­yet bu­nu (ke­sin ola­rak) bil­sey­dim ço­cu­ğun ölü­mü na­za­rım­da ha­fif­ler­di!” de­di.

Fahr-i Kâ­inât -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-:

“–İs­ter­sen Al­lâh’a duâ ede­yim de sa­na onun se­si­ni işit­ti­re­yim.” bu­yur­du.

Fa­kat Ha­tî­ce­tü’l-Küb­râ -ra­dı­yal­lâ­hu an­hâ-, tes­lî­mi­yet ve sa­dâ­kat vas­fı­nı bir da­ha gös­te­re­rek:

“–Ha­yır, yâ Ra­sû­lal­lâh! Ben Al­lâh ve Ra­sû­lü’nü tas­dîk edi­yo­rum.” de­di. (İbn-i Mâ­ce, Ce­nâ­iz, 27)

Al­lâh Ra­sû­lü’nün dört ta­ne de kı­zı var­dı. En bü­yük­le­ri Haz­ret-i Zey­neb idi. O doğ­du­ğun­da Fahr-i Kâ­inât -aley­hi ef­da­lü’s-sa­le­vât- otuz ya­şın­da idi. Da­ha son­ra Haz­ret-i Ru­kıy­ye doğ­du.97

Ru­kıy­ye’den son­ra Haz­ret-i Üm­mü Gül­süm, on­dan son­ra da Haz­ret-i Fâ­tı­ma doğ­du. Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- bu es­nâ­da otuz beş ya­şın­day­dı ve Kâ­be ye­ni­den in­şâ edil­mek­tey­di.98

Son ola­rak hic­rî se­ki­zin­ci se­ne­de Mâ­ri­ye vâ­li­de­miz­den Efen­di­miz’in oğ­lu İb­râ­hîm dün­yâ­ya gel­di. İb­râ­hîm’in ebe­li­ği­ni Üm­mü Râ­fî yap­mış­tı. Onun ko­ca­sı Ebû Râ­fî, do­ğu­mu Al­lâh Ra­sû­lü’ne müj­de­le­di. Bu ha­be­re çok se­vi­nen Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- ona he­di­ye­ler ver­di. Ya­nın­da­ki­le­re de:

“–Bu ge­ce bir oğ­lum doğ­du, ona atam İb­râ­hîm’in is­mi­ni ver­dim.” bu­yur­du. (Müs­lim, Fe­dâ­il, 62)

İb­râ­hîm, on ye­di ve­ya on se­kiz ay­lık iken has­ta­lan­dı ve çok geç­me­den ve­fât et­ti.99