<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Sorularınız, Sorunlarınız</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/kategori/sorulariniz-sorunlariniz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kur’an Nedir? Tarifi Nasıldır?</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/kur%e2%80%99an-nedir-tarifi-nasildir.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/kur%e2%80%99an-nedir-tarifi-nasildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Sep 2011 08:38:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>baysal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Rîsâle-i Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Meali]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an nedir ?]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an'ın tarifi nasıldır]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim Meali]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5758</guid>
		<description><![CDATA[&#160; K u r’ a n: Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi.. ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi.. ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri.. ve zeminde ve gökde gizli Esma-i İlahiyyenin mânevî hazinelerinin keşşâfı.. ve sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı.. ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı.. ve şu âlem-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.islamiyol.com/kur%e2%80%99an-nedir-tarifi-nasildir.html/thumbs_kuran-4" rel="attachment wp-att-5760"><img class="alignleft size-full wp-image-5760" title="thumbs_kuran" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/thumbs_kuran3.jpg" alt="" width="190" height="155" /></a></p>
<p>K u r’ a n: Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi.. ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi.. ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri.. ve zeminde ve gökde gizli Esma-i İlahiyyenin mânevî hazinelerinin keşşâfı.. ve sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı.. ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı.. ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi.. ve şu İslâmiyet âlem-i mânevisinin güneşi, temeli, hendesesi.. ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası.. ve zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı katıı, tercürnan-ı sâtıı..ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi.. ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin ma’ ve ziyâsı.. ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi.. ve insaniyeti saadete sevkeden hakiki mürşidi ve hâdîsi.. ve insanlara hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitâb-ı dua, hem bir kitâb-ı hikmet, hem bir kitâb-ı ubûdiyet, hem bir kitâb-ı emir ve dâvet, hem bir kitâb-ı zikir, hem bir kitâb-ı fikir, hem insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitâb-ı mukaddes.. hem bütün evliya ve sıddîkinin ve urefa ve muhakkıkînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek; ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütübhane hükmünde bir kitâb-i semavîdir.</p>
<p>Kur’an; Arş-ı Azamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, Onikinci Söz’de beyan ve isbat edildiği gibi Kur’an, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah’ın kelâmıdır. Hem bütün mevcudatın ilâhı ünvaniyle Allah’ın fermanıdır. Hem bütün semavat ve arzın Hâlikı namına bir hitaptır. Hem Rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir. Hem saltanat-ı âmme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir. Hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtâtı-ı Rahmaniyyedir. Hem Ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır. Hem İsm-i Âzamın muhîtinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddestir. Ve şu sırdandır ki; Kelâmullah unvanı, kemal-i liyakatle Kur’ana verilmiş ve daima da veriliyor.</p>
<p>Kur’andan sonra, sair enbiyanın kütüb ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimat-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi; has bir itibarla, cüz’i bir unvan ile, hususî bir tecelli ile, cüz’î bir isim ile ve has bir Rububiyet ile ve mahsus bir saltanat ile ve hususî bir rahmet ile zâhir olan ilhamat suretinde bir mülkâlemedir. Melek ve beşer ve hayvanatın ihamları, külliyet ve hususiyet itibariyle çok muhteliftir.</p>
<p>Kur’an; asırları muhtelif bütün enbiyanın kitaplarını; ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini; ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden; ve cihat-ı sittesi parlak; ve evham ve şübehatın zulumatından musaffa; ve nokta-i istinadı, bilyakîn vahy-i semavî ve kelâm-ı ezelî; ve hedefi ve gayesi, bilmüşahede saadet-i ebediye; içi, bilbedahe hâlis hidayet; üstü, bizzarure envar-ı îman; altı, biilmelyakîn delil ve bürhan; sağı, bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu, biaynelyakîn teshir-i akıl ve iz’an; meyvesi, bihakkalyakîn rahmet-i Rahman ve dâr-ı cinân; makamı ve revacı, bihaddissâdık makbul-ü melek ve ins u cân bir kitab-ı semavîdir.</p>
<p>Said Nursî (r.a.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/kur%e2%80%99an-nedir-tarifi-nasildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gençleri kurtulmasının tek yolu  (Takva)&#8217;dır</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/gencleri-kurtulmasinin-tek-yolu-takvadir.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/gencleri-kurtulmasinin-tek-yolu-takvadir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Sep 2011 11:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Ayetullah Safi Gülpaygani]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami vahdet]]></category>
		<category><![CDATA[islami yol]]></category>
		<category><![CDATA[kura n]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[vahdet]]></category>
		<category><![CDATA[vahdet nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5514</guid>
		<description><![CDATA[İran’ın önde gelen taklit mercilerinden Ayetullah Safi Gülpaygani, dini meselelere ilgi göstermenin gençleri uyuşturucu madde bağımlılığından kurtarmak için en iyi yol olduğunu söyledi. İran’ın hayır kurumlarından birinin görevlileri ile görüşen İslam dünyasının büyük âlimlerinden Ayetullah Safi Gülpaygani sabır, direniş, iman ve takvanın uyuşturucu bağımlılığı ile mücadelenin tek yolu olduğunu kaydetti. Uyuşturucu madde bağımlılığı ile mücadelede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/thumbs_ayetullahsafigulpeygani_0.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-5515" title="thumbs_ayetullahsafigulpeygani_0" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/thumbs_ayetullahsafigulpeygani_0.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p>İran’ın önde gelen taklit mercilerinden Ayetullah Safi Gülpaygani, dini meselelere ilgi göstermenin gençleri uyuşturucu madde bağımlılığından kurtarmak için en iyi yol olduğunu söyledi.</p>
<p>İran’ın hayır kurumlarından birinin görevlileri ile görüşen İslam dünyasının büyük âlimlerinden Ayetullah Safi Gülpaygani sabır, direniş, iman ve takvanın uyuşturucu bağımlılığı ile mücadelenin tek yolu olduğunu kaydetti.</p>
<p>Uyuşturucu madde bağımlılığı ile mücadelede yetkililerin, ulemanin ve herkesin kültürel çabasının gerekli olduğunu kaydeden Ayetullah Gülpaygani, uyuşturucu madde kullanmanın İslami toplumun dokunulmazlığını ortadan kaldırdığını belirtti.</p>
<p>Ayetullah Gülpaygani, iman zafiyeti ve yoksulluğun, uyuşturucu madde bağımlılığını tetikleyen etkenler olduğunu da sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/gencleri-kurtulmasinin-tek-yolu-takvadir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hicret&#8230;</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hicret.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hicret.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jul 2011 18:09:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[allaha aşk duygusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi aşk]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygambere sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[peygambere sevgimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4987</guid>
		<description><![CDATA[Hicret Allah&#8217;ın(c.c.) rızası icin haram kldgı yasaklarndan uzak durmaktr&#8230;hicret Allah&#8217;a(c.c.) güvenmek sadece O&#8217;na dayanmak O&#8217;nun rızasnı üstn tutarak SEVDİGİ ve BAGLANDGI herşeyi geride bırakabilmektr..hicret Allah(c.c.) içn vatandan maldn ve YardaN fedakarlık&#8230; Allah&#8217;da(c.c.) bu fedakarlga mukabil yardm fetih ve rızasını vaad etmştr&#8230;hicret hasrettr gurbettr mahrumiyettr..hicret kavuşma vuslat rahmet ve berekettr&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/07/yazılı.bmp"><img class="alignnone size-full wp-image-4988" title="yazılı" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/07/yazılı.bmp" alt="" /></a></p>
<p>Hicret Allah&#8217;ın(c.c.) rızası icin haram kldgı yasaklarndan uzak durmaktr&#8230;hicret Allah&#8217;a(c.c.) güvenmek sadece O&#8217;na dayanmak O&#8217;nun rızasnı üstn tutarak SEVDİGİ ve BAGLANDGI herşeyi geride bırakabilmektr..hicret Allah(c.c.) içn vatandan maldn ve YardaN fedakarlık&#8230; Allah&#8217;da(c.c.) bu fedakarlga mukabil yardm fetih ve rızasını vaad etmştr&#8230;hicret hasrettr gurbettr mahrumiyettr..hicret kavuşma vuslat rahmet ve berekettr&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hicret.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeytanın İnsanlar Üzerindeki Özellikleri</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/seytanin-insanlar-uzerindeki-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/seytanin-insanlar-uzerindeki-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2011 17:36:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Cin]]></category>
		<category><![CDATA[heves]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[kötü yol]]></category>
		<category><![CDATA[kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[kötülük affolma]]></category>
		<category><![CDATA[kötülük nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[kötülük nedir]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan cin midir]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan melek]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan melek midir]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytanın İnsanlar Üzerindeki Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[şeytanın insanlardaki rolü]]></category>
		<category><![CDATA[şeytanın özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[şeytanın yolu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4858</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Şeytanın görevi insanları saptırmaktır İnsanları aldatır Düzeni inananlar için çok zayıftır Sadece onu dost edinenleri kandırabilir İnkar edenlere iner Müminlerin dışındakiler ona uyarlar Müminler şeytanın vesveselerinden Allah’a sığınırlar İnsanların düşmanıdır İnsanlara kuruntu ve vesvese verir İsrafı teşvik eder İnsanları fakirlikle korkutup çirkin hayasızlığa ve cimriliğe iter İnsanlara kötülüğü emreder İnsanları hainliğe iter İyilikten ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Şeytanın görevi insanları saptırmaktır<br />
İnsanları aldatır<br />
Düzeni inananlar için çok zayıftır<br />
Sadece onu dost edinenleri kandırabilir<br />
İnkar edenlere iner<br />
Müminlerin dışındakiler ona uyarlar<br />
Müminler şeytanın vesveselerinden Allah’a sığınırlar<br />
İnsanların düşmanıdır<br />
İnsanlara kuruntu ve vesvese verir<br />
İsrafı teşvik eder<br />
İnsanları fakirlikle korkutup çirkin hayasızlığa ve cimriliğe iter<br />
İnsanlara kötülüğü emreder<br />
İnsanları hainliğe iter<br />
İyilikten ve hayırdan yana hiç bir yönü yoktur<br />
İnsanlar üzerine bir pisliktir<br />
İnsanlara kötülükleri çekici göstermeye çalışır<br />
Unutturma özelliği vardır<br />
İnsanları uzun ve amaçsız işlerle oyalar<br />
İnsanları Allah’a ibadet etmekten ve Allah’ı anmaktan alıkoymaya çalışır<br />
İnsanların arasına kin ve düşmanlık sokmak ister<br />
Allah’a karşı itaatsiz ve saygısızdır<br />
Allah’a karşı nankördür<br />
Yalan söyler<br />
Allah katında kovulmuştur</p>
<p>Allah hepimizi şeytanın şerrinden korusun&#8230; amin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/seytanin-insanlar-uzerindeki-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emeklilik Sistemi ve İslam&#8230;</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/emeklilik-sistemi-ve-islam.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/emeklilik-sistemi-ve-islam.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Jan 2011 18:16:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[islamda emeklilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4292</guid>
		<description><![CDATA[Emeklilik sistemi, insana Allah’ın en değerli yaratığı olarak değil, üretimine göre değer veren materyalist sistemlerin oluşturduğu risk ortamı için bir ihtiyaçtır. Bütün vatandaşları devlet garantisinde olan Islâm Toplumu için bir ihtiyaç değildir ve İslam’ın uygulandığı dönemlerde uygulanmamıştır. Başta Rasûlüllah efendimiz (sav) olmak üzere bütün Raşit Halifeleri, görevi hep altmış yaşın üzerinde ve ölümle bırakmışlardır. Çünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emeklilik sistemi, insana Allah’ın en değerli yaratığı olarak değil, üretimine göre değer veren materyalist sistemlerin oluşturduğu risk ortamı için bir ihtiyaçtır. Bütün vatandaşları devlet garantisinde olan Islâm Toplumu için bir ihtiyaç değildir ve İslam’ın uygulandığı dönemlerde uygulanmamıştır. Başta Rasûlüllah efendimiz (sav) olmak üzere bütün Raşit Halifeleri, görevi hep altmış yaşın üzerinde ve ölümle bırakmışlardır. Çünkü Islâm, gücü olanın çalışmayı bırakmasını ve devlete ve fertlere yük olmasını yasaklamış ve “Bir işten boşalınca hemen diğeri için dikilmeyi” emretmiştir. “Kişinin Rabbine kavuşuncaya dek geçimi için çalışıp didinmek üzere yaratıldığını“, “İnsanı Allah’ın bir zorluk ve sıkıntı içerisinde yarattığı” bildirmiştir. O halde:</p>
<p>* Kişi önce kendine yeterli olmak için çalışacaktır.<br />
* Buna gücü yetmezse menkul-gayr-i menkul, öz sermayesini kullanacaktır.<br />
* Bu da yoksa yükümlü olan kişiler ona bakacak ve nafaka verecektir.<br />
* Bunların hiçbiri yoksa devlet kendisine zekâtın uygun bir fonundan ödenek verir ve asgari ihtiyaçlarını karşılar.</p>
<p>Bugünkü emeklilik sistemi insânî ve âdil değildir, bu bakımdan Islâmî de değildir. Çünkü:</p>
<p>* Sadece iş bulma nimetine kavuşup prim yatıranların sosyal güvenliği vardır. Kendi suçları olmadan iş bulamayanları devlet bu her iki nimetten de mahrum etmektedir.<br />
* Gayrı ahlâkîdir. Bu yüzden kendi hesabına çalışıp ekonomiye katkıda bulunanlar sosyal güvenliğe sahip değilken, meselâ ruhsatlı fahişeler bile sosyal güvenliğe sahiptirler.<br />
* Bazan 45 yaşında, en güçlü ve verimli çağında birisi emekli olabilip, yatarak maaş alabilmekte ve 50-55 yaşındaki çalışan bir zayıftan kesilen primler ona aktarılmaktadır.<br />
* Milyarları olan birisi bile belli primi yatırdığı için emekli sandığından maaş alabilmekte ve şer’an fakir sayılan ve asgari ücretle çalışan ve belki de kira da vererek beş-on nüfusu bakmak durumundaki birisinden kesilen primler ona aktarılabilmektedir. Halbuki, sosyal güvenlik ödenekleri (ivazları), olandan olmayana doğru transfer anlamı taşır da diyebilmektedirler.</p>
<p>Bu mahzurları çogaltmak mümkündür. Bu durumda zorunlu sigortalı olanlar kendi iradeleri dışında kendilerinden kesilen primleri değer olarak alma hakkına sahiptirler. Aldıkları emekli maaşından, verdikleri değer kadar aldıktan sonra bakarlar; muhtaç iseler ve bakacak kimseleri yok ise almaya devam ederler. Değillerse maaşlarını alır ve topluma hizmeti esas alan Islâmî faaliyetlere, yani topluma harcarlar. Bu işin en ihtiyatli ve takvaya uygun olan yolu budur.</p>
<p>Süper Emekliliğe gelince onda, bu mahzurlar aynıyla bâkî kalmak üzere ilave mahzurlar da vardır.</p>
<p>* Tamamen isteğe bağlıdır.<br />
* Yüksek meblağlarda primi gerektirdiğinden, sadece ihtiyacından fazla parası olanlar için mümkündür.<br />
* Bu ihtiyaçsız kimseler prim olarak yatırdıkları meblağları bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde tamamen almakta, ondan sonra ihtiyaçlı kimselerden kesilen primlerden onlara maaş verilmektedir.<br />
* Herkese tesmil edilmeyip geçici bir süre için uygulanmakta, seçme gerekçesiz yapılmaktadır, yapılmıştır.<br />
* Konunun işleyişine iyice bakıldığında ortada yüksek faizli bir istikraz (iç borçlanma) olduğu açıkca görülür. Çünkü devlet. bu yüksek ve birikmiş sayılan primleri şu anda paraya ihtiyacı olduğu için almakta ve sonra fazlasıyla ödemektedir.</p>
<p>Bütün bu ve benzeri mütalâalardan ötürü “Süper Emeklilik” ve “Isteğe Bağlı Emeklilik” uygulamalarının meşru olmadığı kanaatindeyiz.</p>
<p>-ihya.org-</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/emeklilik-sistemi-ve-islam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cuma Namazı Vaktinde Çalışarak Kazanılan Para Haram mıdır?</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/cuma-namazi-vaktinde-calisarak-kazanilan-para-haram-midir.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/cuma-namazi-vaktinde-calisarak-kazanilan-para-haram-midir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2010 11:36:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Cum'a]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma namazı]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma namazı vaktinde çalışarak kazanılan para haram mıdır]]></category>
		<category><![CDATA[cuma vakti]]></category>
		<category><![CDATA[cuma vakti alışveriz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4002</guid>
		<description><![CDATA[Cuma sûresinin 9. âyetinde beyan buyrulduğu gibi, her Müslüman Cuma günü Cuma ezanı okunduğu andan itibaren, bütün şahsî işlerini bırakıp mutlaka camiye gitmek mükellefiyetindedir. Çünkü Cuma ezanı okunduktan sonra yapılan alışverişler, elde edilen kâr ve kazançlar, haram kılınmıştır. Cuma namazı bitene kadar, haramlık ve alışveriş yasağı devam eder. Cuma namazına acele etmek hatibin minbere çıktığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cuma sûresinin 9. âyetinde beyan buyrulduğu gibi, her Müslüman Cuma günü Cuma ezanı okunduğu andan itibaren, bütün şahsî işlerini bırakıp mutlaka camiye gitmek mükellefiyetindedir. Çünkü Cuma ezanı okunduktan sonra yapılan alışverişler, elde edilen kâr ve kazançlar, haram kılınmıştır. Cuma namazı bitene kadar, haramlık ve alışveriş yasağı devam eder. Cuma namazına acele etmek hatibin minbere çıktığı zamanda okunan ikinci ezan vaktinde farz olur. Hanefilerce en sahih olan görüşe göre, her ne kadar ilk ezan, Hz. Peygamber (a.s.) zamanında bulunmayıp Hz. Osman zamanında ihdas edilmişse de ilk ezan okunduktan sonra cumaya gitmek farz olur.</p>
<p>Alış veriş ve benzeri icare, sulh, sanat ve başka işlerle meşgul olup cuma namazından geri kalmak Hanefîlere göre tahrimen mekruh, onların dışındaki cumhura göre ise haramdır. Bu haramlık cumhura göre, hatibin önünde ezan okumaya başlandığı zamana mahsustur. Çünkü bu durumda cuma namazına gitmekten alıkonma söz konusudur. Nitekim Allah teâlâ bu hususta şöyle buyuruyor:<span style="color: #993300;"> &#8220;Cuma günü namaz için çağrıda bulunulduğu ,ezan okunduğu zaman, Allah&#8217;ı zikretmeye koşun, alış verişi bırakın.&#8221;</span> Bu vakitte alış verişin haramlığı hakkında nas bulunmaktadır. Alış veriş dışındaki meşguliyetler de ona kıyas edilir, ister akit olsun ister olmasın, fark etmez. Çünkü bu sayılanların hepsi elde edilmesi istenen gayeyi gerçekleştirmeye, yani cuma namazının eda edilmesine engel olur. (1)</p>
<p>Şafıfler bu hususa şunu da ekliyor:<span style="color: #008000;"> &#8220;Cuma günü zevalden sonra, ezandan önce alış veriş ve benzeri işlerin yapılması mekruhtur.&#8221;</span><br />
Hanbelflere göre (2) cuma günü namaz vaktinde, alış veriş dışındaki icare, sulh ve nikâh gibi işleri görmek ve akitleri yapmak mekruh değildir. Çünkü ayetteki yasak sadece alış verişe mahsustur. Alış veriş dışındaki işler cumaya gitmekten meşgul etme bakımından ona denk değildir. Çünkü bunlar az vuku bulan şeylerdir. Dolayısıyla bunları alış verişe kıyas etmek sahih değildir.<span id="more-4002"></span><br />
Alış verişin yasaklanması ve cumaya acele etmenin farz olması keyfiyeti, sadece cuma namazı ile muhatap olanlara mahsustur. Cuma namazı kılmakla muhatap olmayan kadın, çocuk ve seferî için böyle bir yasak söz konusu değildir.<br />
Cuma günü ezan vaktinde yapılan alış veriş geçerli midir, yoksa batıl olup fesh mi edilir? (3)</p>
<p><strong>Hanefîlere göre</strong> ezan vaktinde yapılan alış veriş sahihtir. Fakat tahrimen mekruhtur. Çünkü onlara göre alış verişi terketmek alış verişin kendisi için değildir, belki o sebeple hutbeyi dinlemeyi terketmekten ötürüdür.<strong> Şafiilerin görüşü de</strong> buna yakın olup, alış veriş sahih fakat haramdır.</p>
<p><strong>Malikîlere göre: </strong>Bu alif veriş fasittir. Meşhur olan görüşe göre feshedilir. Han-belfler de, bu alış veriş sahih değildir demişlerdir.<br />
Alimlerin bu meselede farklı görüşlere sahip olmalarının sebebi, aslı mubah olan bir şeydeki yasak, eğer yasaktaki bir vasıf sebebiyle kayıtlandınlmışsa yasaklanan şeyin fasit olması sebebiyle bu yasağın geri dönüp dönmemesi meselesidir.</p>
<p>Bir çok alime göre Cuma saatinde yapılan bütün işler haramdır. Fakat bu haramlılık ve alış verişi bırakıp camiye gitmek, Cuma namazı kendilerine farz olanlar içindir. Cuma namazı kılmakla sorumlu olmayan kadın, çocuk ve yolcular için böyle bir yasak söz konusu değildir. Onların alış veriş yapması helaldir.<br />
Namaz kılmak, farz olan kimselere Cuma saati içinde her türlü dünyevi işlerde bulunması mekruhtur. Bu keraheti, harama yakın olan “tahrimen mekruh” sınıfına sokan müçtehitler çoğunluktadır. İbni Abidin ve Kasani’nin kayıtlarına göre namazın ve hutbenin terkini netice veren alışveriş tahrimen mekruhtur.(4)</p>
<blockquote><p><strong>Dipnotlar</strong><br />
1- ed-Dürrü&#8217;l-Muhtâr, I, 770; el-Bedâyi&#8217;,I, 270; Bidâyetü&#8217;l-Müctehid, 1,160, II, 167; el-Kavânînü&#8217;l-Fıkhiyye, 31; el-Mühezzeb, I, 110; HâşiyetudDüssükî, I, 386; Muğnil-Muhtâc, I, 25 vd.<br />
2 &#8211; el-Muğnî,II, 297 vd.<br />
3- Tebsiratül – Hükkam, İbni Ferhun bi-Hamiş Fethı’l- Ali, II, 378; eş- Şerhu’s Sağir, I, 514.<br />
4-Reddü’l-Muhtar, 1. 552; Bedayiü’s-Sanayi, 1: 270<br />
Prof. Dr. Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı, II.370<br />
Mehmed PAKSU (HELAL – HARAM) Shf: 232</p></blockquote>
<pre>Selam ve dua ile...</pre>
<pre>Sorularla İslamiyet Editör</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/cuma-namazi-vaktinde-calisarak-kazanilan-para-haram-midir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Değiştirdiği İsimler&#8230;</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-degistirdigi-isimler.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-degistirdigi-isimler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 22:44:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara isim]]></category>
		<category><![CDATA[güzel isim koymak]]></category>
		<category><![CDATA[isim]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimizin Değiştirdiği İsimler]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklanan isimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3973</guid>
		<description><![CDATA[İsim çocuğun kişiliği üzerinde etki yapar. Peygamber Efendimiz &#8216;&#8216; çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmeyi evladın babası üzerindeki haklarından saymıştır. Kıyamet gününde babanızın ismi ile beraber (mesela; Ali oğlu Veli veya Ahmed kızı Emine diye ) çağrılacaksınız. O halde isminiz güzel olsun &#8221; buyurmuştur. Bir ismin güzel olması için Mutlaka Kur&#8217;an-ı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsim çocuğun kişiliği üzerinde etki yapar. Peygamber Efendimiz &#8216;<span style="color: #008000;">&#8216; çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmeyi evladın babası üzerindeki haklarından saymıştır. Kıyamet gününde babanızın ismi ile beraber (mesela; Ali oğlu Veli veya Ahmed kızı Emine diye ) çağrılacaksınız. O halde isminiz güzel olsun &#8221;</span> buyurmuştur.</p>
<p>Bir ismin güzel olması için Mutlaka Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de olması gerekmez. Güzel isimler çoktur. Değişik isim olsun diye, yahut en güzel isim olsun diye Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de geçen her ismi, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de gectiği için çocuğa isim olarak koymak yanlış olur. Çünkü Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de güzel isimlerin yanında çirkin isimler de vardır. En başta şeytan var, iblis vardır. Kafirlerden Karun, Haman vardır. Peygamberimizin düşmanı Ebu Leheb&#8217;in ismi vardır.<br />
Bunları koymak doğru değildir.</p>
<p><span style="color: #008000;">Allah indinde en güzel isimler Abdullah ve Abdurrahman&#8217;dır.</span> (müslim)<br />
<span style="color: #008000;">Üç oğlu olupta birine adımı vermeyen cahillik etmiş olur</span> (Taberani)<br />
Ecdadımız saygı da kusur olmasın diye Muhammed ismini Mehmed şeklinde kullanmıştır.</p>
<p>Hz. Talha, on çocuğunun her birine bir Peygamber ismi koymuştu. Hz. Zübeyrin&#8217;de on çocuğu vardı. O da hepsine şehid ismi vermişti. Hz. Talha, Hz. Zübeyre neden çocuklarına peygamber ismi değil de şehid ismi verdin, dedi.<br />
O da çocuklarım peygamber olamayacağına göre, şehid olmalarını arzu ettiğim için dedi.<span id="more-3973"></span></p>
<p>Çocuğa doğunca veya doğumu mütakip yedinci günü adı konur. Doğduktan sonra hemen ölen çocuğa da ad konur. Yıkanır cenaze namazı kılınır. Ölü doğan çocukları isim vererek defnetmek iyi olur. Çocuğun ismini ilim ehli salih bir zata koydurmak iyidir. Ashabı Kiram çocuklarına isimlerini peygamber efendimize verdirmeyi tercih etmişlerdir.</p>
<p>Çocuğa ad koyarken, çocuğun dedesi veya en yaşlı, ilmi en çok olan çocuğu kucağına alır, abdestli olarak kıbleye döner ve ayakta sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okur. İsmi üç kere tekrar etmek, sonra da çocuğun ağzına tatlı sürmek iyi olur.</p>
<p>Çocuğa isim koyduktan sora hayır dua da bulunulmalıdır. Peygamber Efendimiz: Ya Rabbi bu çocuğu hayırlı ve salihlerden eyle ve onu güzel bir şekilde yetişmesini sağla diye dua etmiştir.</p>
<p>Allah&#8217;ın, ana-babaya bahşettiği en büyük lutuf ve nimetler arasında yer alan çocuklar için şükrane olarak kesilen AKİKA KURBANI, çocuğa verilen önemin güzel bir işaretidir. Çocukların doğumunu yedinci günü kesilmesi efdal olan bu kurban müstehap olan bir sünnettir. Erkek çocuklar için iki, kız çocuklar için bir koyun kesilmesi efdal olan AKİKA, ailenin maddi durumuna göre tek olarakta kesilebilir. Bununla ilgili hadis şöyledir: <span style="color: #008000;">&#8221; Çocukla beraber Akika vardır. Onun namına Akika kurbanı kesiniz ve çocuktan ezayı gideriniz.&#8221;</span></p>
<p>Çocuklara yedinci günü isim koymak, başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar erkek için altın, kız için gümüş sadaka vermekte dinimizce müstehaptır. Ailenin ekonomik durumuna göre kız ve erkek için sadece gümüş ağırlığı da geçerlidir. Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur.</p>
<p>İslami hükümlere göre; ana ile baba çocuğa isim verme konusunda fikir birliğine varamazlarsa, isim koyma hakkı babanındır. Çocuklara ve insanlara kötü lakapların takılması caiz değildir. Peygamber efendimiz anlamını beğenmediği isimleri anında değiştirmiştir.</p>
<p>İsimlerin anlamları bozulacak şekilde değişik telaffuzlarda kullanmak ta doğru değildir. Mesela; Ali&#8217;ye iloş, Veli&#8217;ye Veloş, Zeynebe Zeyno, Hasan&#8217;a Hasso, Mehmet&#8217;e Memo, İbrahim&#8217;e İbo, Fatıma&#8217; ya Fatoş gibi&#8230;</p>
<p>Dinimizin emirleri gereğince ana-babayı isimleri ile çağırmak mekruhtur. Kadının kocasını ismi ile çağırması da hoş görülmemiş olup, erkeğin hanımına hitabeti de nazik ve kibar olmalıdır. Hanım, Hatun, Hanımefendi, cicim, şekerim, gülüm, tatlım, balım&#8230;gibi&#8230;</p>
<p>Günümüz Türkiye&#8217;sinde bir öğrencinin arkadaşını &#8221;oğlum&#8221;, babasını &#8221; moruk &#8221;anasını&#8221; kocakarı&#8221; olarak çağırırken, bizimkiler dizisinde olduğu gibi nikahlı karısını &#8221; kardeşim &#8221; diye çağırması durumumuzu en güzel bir şekilde göstermektedir. Evli bir kişinin hanımına &#8221; Anam-bacım &#8221; diye hitap etmesi, o kişinin tövbe etmesi ve nikah tazelemesi gerektiği dinimizin emirleri arasındadır. Özellikle ve titizlikle dikkat edilmelidir&#8230;</p>
<p><strong>PEYGAMBERİMİZ&#8217;İN YASAKLADIĞI BEŞ İSİM:</strong><br />
1- EFLAH : Kurtuluş<br />
2- NAFI : Yararlı olan, fayda<br />
3- REBAH : Kazanç, kar<br />
4- YESAR : Kolaylık ifade eden<br />
5- NECİH : Dileğine kavuşan<br />
<strong>ÇOCUĞA &#8221;KUL&#8221; OLMA ANLAMINA GELEN İSİMLER VERİLMEZ:</strong><br />
1- ABDULUZZA : Uzza adlı putun kulu anlamına gelir.<br />
2- ABDULKABE : Kabenin kulu.<br />
3- ABDÜNNEBİ : Peygamberin kulu.</p>
<p><strong>PEYGAMBERİMİZ TARAFINDAN DEGİŞTİRİLEN İSİMLER:</strong><br />
1- ASİYE : İsyankar.<br />
2- ASİ : İsyan eden.<br />
3- HARB : Savaş.<br />
4- MUNDAC : Yatıp uzanan.<br />
5- HAZN : Kabalık, katılık gösteren.<br />
6- İLLE : Kaba ve katı.<br />
7- HÜKÜM : Yargı, karar.<br />
8- GURAB : Karga.<br />
9- HUBAB : yılan, şeytan.<br />
10- CEMRE : Kor, ateş.<br />
11- SİHAB : Işık verip kayan yıldız.<br />
12- MÜRRE : Acı.<br />
13- MİRRE : Siddet ve katı.<br />
14- MERRE : Otsuz yer, kaşların dökük olması.<br />
15- MÜNBAİS :Kalkıp hareket gösteren.<br />
16- SEHL : Kolaylık, yumuşaklık.<br />
17- AZİZ : Çok üstün, galip.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-degistirdigi-isimler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Helal Gıdalar ve Kimyasal Değişim</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/helal-gidalar-ve-kimyasal-degisim.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/helal-gidalar-ve-kimyasal-degisim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 21:49:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim]]></category>
		<category><![CDATA[eti yenen  hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[haramlar]]></category>
		<category><![CDATA[helal]]></category>
		<category><![CDATA[Helal Gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[Helal Gıdalar ve Kimyasal Değişim]]></category>
		<category><![CDATA[helaller]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal Değişim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3960</guid>
		<description><![CDATA[Eşyada asıl olan mubahlıktır. Yüce Allah birçok ayette dünyayı, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini insanın emir ve tasarrufuna verdiğini (Bakara, 2/29), hayvanları ve bitki örtüsünü insan için yarattığını bildirmiştir. Kur’an’da et, süt ya da gücünden yararlanılacak hayvanlardan, kuş türlerinden ve deniz avının helal kılındığından söz edilir.1 Kur’an ve sünnette helallerin tek tek sayılması yerine haram veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eşyada asıl olan mubahlıktır. Yüce Allah birçok ayette dünyayı, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini insanın emir ve tasarrufuna verdiğini (Bakara, 2/29), hayvanları ve bitki örtüsünü insan için yarattığını bildirmiştir. Kur’an’da et, süt ya da gücünden yararlanılacak hayvanlardan, kuş türlerinden ve deniz avının helal kılındığından söz edilir.1</p>
<p>Kur’an ve sünnette helallerin tek tek sayılması yerine haram veya mekruh olan şeyler belirtilmekle yetinilmiştir. Bu konuda bazı genel prensipler de konularak, İslâm âlimlerine kıyas yoluyla hüküm çıkarma imkânı sağlanmıştır.</p>
<p>Helâli ve haramı belirlemek veya bunun ölçüsünü koymak yalnız Allah ve Peygamber’inin yetkisindedir. İnsanlara böyle bir yetki verilmemiş, hatta buna kalkışanlar şu ayetle uyarılmıştır: “Siz dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak, ‘Şu helâldir, bu haramdır!’ demeyin. Aksi halde Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise kurtuluşa eremezler.” (Mâide, 5/100)</p>
<p>İslâm’da helal ve haram hükümlerin konulması “menfaatin celbi ve mazarratın def’i (yararın sağlanması ve zararın önlenmesi)” ilkesine dayanır. Kur’an’da temiz ve yararlı olan şeyler için “tayyibât”, pis ve sağlığa zararlı gıdalar için “habâis” ifadesi kullanılır.</p>
<p>Aşağıdaki ayetlerde bu anlam görülür: <span style="color: #ff6600;">“De ki: Pis olan şeyle, temiz olan eşit değildir. Pis olanın çokluğu hoşuna gitse de bu böyledir.” </span>(Bakara, 2/172)<span style="color: #ff6600;"> “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yeyiniz.”</span> (Mü’minûn, 23/51)<span style="color: #ff6600;"> “O peygamber, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar.”</span> (A’râf, 7/157)</p>
<p><strong>Kur’an-ı Kerim’de Yasaklanan</strong></p>
<p><strong><br />
Hayvansal Ürünler:</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de yasaklandığı bildirilen hayvan ya da hayvansal ürünler ikisi Mekke, ikisi Medine döneminde inen dört ayette belirtilmiştir.2<span id="more-3960"></span></p>
<p>Mekke döneminde, müşriklerden Mâlik İbn Avf’ın, Hz. Peygamber’e, “Sen atalarımızın helal saydığı ölü, kan ve domuz eti gibi şeyleri haram kılıyormuşsun?” demesi üzerine ilk olarak aşağıdaki ayet inmiştir.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">“De ki: Bana vahyolunanlar içinde, ölmüş hayvandın, akmış kandan veya domuz etinden -ki bu pistir- yahut günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvandan başka, yiyen kimseye haram kılınan bir şey bulamıyorum. Bununla birlikte, her kim bunlardan yemek zorunda kalırsa, başkasının hakkına saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü senin Rabbin çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” </span>(En’âm, 6/145).</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu konuyla ilgili olarak Medine döneminde inen son ayette de haram kılınan hayvanlar şöyle sıralanır:</span><br />
<span style="color: #ff6600;"><br />
“Size şunlar haram kılınmıştır: Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilmiş, boğularak veya vurularak yahut yukarıdan yuvarlanarak ölmüş ya da (başka bir hayvan tarafından) süsülmüş veya canavar tarafından parçalanmış -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- hayvanla, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve fal okları ile kısmet aramanız. Bütün bunlar itaat sınırı dışına çıkmaktır.”</span> (Mâide, 3/3-5)</p>
<p>Hz. Peygamber Veda haccı sırasında Mâide suresini okuyarak şöyle buyurmuştur:<span style="color: #008000;"> “Ey insanlar! Bu sure indirilen son suredir. Ondaki helalleri helal, haramları haram olarak alınız.” </span>(Buhârî, Ferâiz, 14; Kurtubî, Câmi’, VI, 22).</p>
<p><strong>Yasağın Sünnetle Genişletilmesi:</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de helal kelimesi ile ifade edilen mubahlığın ölçüsü şöyle belirlenir: <span style="color: #ff6600;">“Sana kendileri için nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Bütün iyi ve temiz şeyler (tayyibât) size helal kılınmıştır.” </span>(Mâide, 5/4) Allahü Teâlâ tarafından Hz. Peygamber’e “tayyibât” ve “habâis” ten olan şeyleri belirleme yetkisi şu ayetle verilmiştir: <span style="color: #ff6600;">“O peygamber onlara iyiliği emreder, kötülükten meneder, onlara temiz olan şeyleri (tayyibât) helal, pis olan şeyleri (habâis) de haram kılar.”</span> (A’râf, 7/157)</p>
<p>Allah’ın Rasûlü (s.a.s), bu yetkiye dayanarak kara hayvanlarından köpek dişi olanlarla, kuş türlerinden pençeli yırtıcı kuşları da yasak kapsamına almıştır. Hadis-i şerifte şöyle buyurulur:<span style="color: #008000;"> “Nebî (s.a.s), köpek dişi olan yırtıcı hayvanları ve pençeli yırtıcı kuşları yemeyi yasakladı.”</span>3</p>
<p>Cabir (r.a)’ten rivayete göre de, <span style="color: #008000;">“Allah’ın elçisi Hayber günü ehlî merkeplerin etlerini yemeyi yasaklamıştır.”</span>4 Başka bir ifadeyle, yukarıdaki özelliği taşıyan hayvanlar habis (çoğulu habâis) kapsamında görülerek sünnetle yasak kapsamına alınmıştır.</p>
<p>Ebû Hanife, Şafiî ile Ahmed İbn Hanbel’e ve İmam Mâlik’in sağlam görüşüne göre, hadislerde zikredilen bu gibi hayvanların etlerini yemek caiz değildir. İmam Mâlik’in ikinci görüşüne göre ise, yukarıdaki hadisler haramlık değil kerahet bildirir. (Mâlik, Muvatta’, Sayd, 10-12).</p>
<p>Çoğunluk fakihler akrep, yılan, fare, kurbağa, karınca vb. haşere ve böceklerin habâisten sayılarak yenmeyeceği görüşündedir.</p>
<p>Malikiler ise insan sağlığına zararlı olmadığı sürece haşerelerin, usulüne uygun olarak tezkiye edilmek suretiyle yenmesinde bir sakınca görmezler. Ayrıca yılanın yenebilmesi için zehirleyici özelliğinin giderilmesi ve tezkiye şartını ararlar.5 Bu görüşün, haşeratın tiksinti duymadan yenildiği yer ve ülkelerle ilgili olarak değerlendirilmesi gerekir. Nitekim Hz. Peygamber’in keler (çöl kertenkelesi) etini kendi yörelerinde sevilmediği için yemediği, ama sofrada olan sahabeleri yemede serbest bıraktığı nakledilmiştir.6</p>
<p><strong>Deniz Hayvanları:</strong></p>
<p>Deniz hayvanları da insanın yararlanması için yaratılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de: <span style="color: #ff6600;">“Size deniz avı helal kılındı..”</span> (Mâide, 5/96) buyurulur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: <span style="color: #008000;">“Bizim için iki ölü ve iki kan helal kılındı. Ölüler; çekirge ve balık. Kanlar da karaciğer ve dalaktır.”</span> (İbn Mâce, Sayd, 9, At’ıme, 31; A. İbn Hanbel, II, 97)</p>
<p>Hanefilere göre suda yaşayan hayvanlardan sadece balık çeşidine girenler yenebilir. Dayandıkları delil, deniz avının helal kılındığını bildiren ayetle (Mâide, 5/96), iki ölü hayvan olan balık ve çekirgenin helal kılındığını bildiren hadistir (İbn Mâce, Sayd, 9, At’ıme, 31; A. İbn Hanbel, II, 97). Buna göre balık şeklinde ve niteliğinde olmayan; ahtapot, deniz aygırı, denizaslanı, yengeç, midye, istiridye, istakoz, salyangoz, su kaplumbağası gibi hayvanlar “habâis” kapsamında mekruh sayılır. Hanefilere göre ayette deniz avıyla kastedilen; sadece balığın her çeşididir.</p>
<p>Hanefiler dışındaki üç fıkıh mezhebine göre <span style="color: #ff6600;">“Size deniz avı helal kılındı.” </span>ayetinde bir sınır getirilmediği için denizde yaşayabilen her hayvanın eti yenebilir. Diğer yandan Hz. Peygamber, “<span style="color: #008000;">Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir.” </span>(Ebû Dâvûd, Tahâre, 41; Tirmizî, Tahâre, 52) buyurmuştur. Ancak bazıları su domuzunu ve su köpeğini istisna ederek, diğerlerinin helâl olduğunu söylemişlerdir. Bu konuda şöyle bir kıyas da yapılmıştır: Deniz hayvanlarında kan mevcut değildir. Haram kılınmış olan ise kandır. Bu yüzden deniz hayvanlarının hepsi tıpkı balık gibi olup, denizde yaşayabilen her çeşit canlı hayvanın eti yenebilir.</p>
<p><strong>Hayvan Kesiminde İslâmî Usûl:</strong></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s), <span style="color: #008000;">“Hayvanı kestiğiniz zaman kesimi güzel yapınız.”</span> (Buhârî, Zebâih, 15; Müslim, Edâhî, 20; İbn Mâce, Zebâih, 5) buyurmuştur. Hayvanın kesilmesinden maksat, pis olan kanını akıtıp, temiz kısmını pis kısmından ayırmaktır. Bu da her türlü keskin bir aletle gerçekleşebilir.</p>
<p>Hayvan kesilirken besmele çekilmesi, av hayvanı ise avlanma kurallarına uyulması gerekir. Ayette, “<span style="color: #ff6600;">Onlar ayakları üzerinde dururken üzerlerine besmele çekiniz.” </span>(Hac, 22/36) buyurulur. Hz. Peygamber de, <span style="color: #008000;">“Besmele ile başlanılmayan her önemli iş güdük kalır.”</span>7 buyurmuştur.</p>
<p>Hanefilere göre besmele kasten terk edilmediği sürece Müslüman veya ehl-i kitaptan birisinin keseceği hayvanın eti yenir. Hanefiler bu konuda daha çok Mekke döneminde putlar adına kesilen hayvan yerine Allah’ın adı zikredilerek kesilecek hayvan etinin yenilmesini bildiren ayetlere (En’âm, 6/118, 121, 145) ve Hz. Peygamber’in her önemli işe besmele ile başlanılmasını bildiren hadis ve uygulamalarına dayanırlar. Hz. Ali’den rivayet edildiğine göre, ehl-i kitaptan olan birisinin kestiği hayvanın eti yenir. Çünkü onlar, tek Allah’a inandıklarını iddia ederler. Diğer yandan Allahü Teâlâ onların yemeğini mübah kılmıştır. Bunun delili, <span style="color: #ff6600;">“Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helal kılındı, sizin yemeğiniz de onlara helal kılındı.”</span> (Mâide, 5/5) ayetidir.</p>
<p>İmam Şâfiî’ye göre her önemli işte olduğu gibi hayvan keserken de besmele çekilmesi sünnet veya müstehap olmakla birlikte, besmele terk edilerek Müslüman veya ehl-i kitaptan birisinin keseceği hayvanın eti de yenir. Av hayvanının durumu da böyledir.</p>
<p>Şâfiîlere göre Müslüman veya ehl-i kitaptan birisi bir hayvanı, Allah’tan başkası adına kesmedikçe, bu hayvanın eti Müslümana helal olur. Bu görüş İbn Ebî Leyla ve Evzâî gibi daha bazı kimselerden de rivayet edilmiştir.</p>
<p>Bera İbn Âzib ve Ebû Hureyre (r. anhümâ)’dan nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur:<span style="color: #008000;"> “Müslüman ister besmele çeksin ister çekmesin, Allah’ın adı üzere kesmiş olur.”</span>8 <span style="color: #008000;">“Allah’ın adının zikri, her müslümanın kalbindedir.”</span>9</p>
<p>Hz. Aişe (r. anhâ) şöyle demiştir: “Bedeviler bize et getirirlerdi. Biz onların besmele çekip çekmediklerini bilmezdik. Hz. Peygamber, ‘Siz yerken besmele çekin ve yeyin.’ buyurdu.” Eğer hayvan kesilirken besmele çekmek şart olsaydı, Hz. Peygamber durumları bilinmeyen bedevilerin getirdiği etin yenilmesini emretmezdi. (Serahsî, Mebsût, XI, 238)</p>
<p>Bazı gıda maddelerinin değişim yoluyla nitelik değiştirmesi habâisten iken, tayyibât grubuna geçmesi mümkündür. Şarabın sirkeye dönüşmesi, içine pislik düşen yağ ve bal gibi gıda maddelerinin ateşte kaynatmak gibi yollarla temizlenmesi mümkündür. Ancak bunun yine de laboratuvar tahlilinin yapılması uygun olur.</p>
<p>Günümüzde özellikle peynir mayası ve jelâtin gibi maddelerin eti yenen ve İslâmî usule göre kesimi yapılan hayvanlardan yapılanların tercih edilmesi gerekir.</p>
<p>Kimyasal katkı maddelerinin bunları kullananda doğumsal anomali, alerji, astım, kurdeşen, saman nezlesi gibi etkilere yol açtığının günümüz tıp bilimince tespit edilmesi, bu maddelerin gıda etiketlerine yazılmasını gerektirir. Tüketicinin gıda maddesini almadan önce etiket üzerinde doğru bilgilere sahip olma hakkı vardır. Çünkü inancına göre yaşama ve sağlığını koruma her insanın tabii hakkıdır.</p>
<blockquote><p><strong>Cenab-ı Hak’tan, rızkımızı helal yollardan sağlamayı, helal lokma yemeyi ve aile efradımıza da helal lokma yedirmeyi nasip etmesini dileriz. Âmin.</strong></p></blockquote>
<blockquote><p>Dipnotlar:</p>
<p>1) bk. Mâide, 5/59; Nahl, 16/5; Mü’min, 40/79. 2) bk. En’âm. 6/145; Nahl, 16/115; Bakara, 2/173; Mâide, 5/3. 3) Müslim, Sayd, 15, 16; Ebû Dâvûd, At’ime, 32; Tirmizî, Sayd, 9, 11. bk. Buhârî, Zebâih, 28, 29. 4) Buhârî, Magâzî, 38, Zebâih, 27, 28; Müslim, Sayd, 36, 37; Ebû Dâvûd, At’ime, 25, 33. 5) Cezîrî, Kitâbü’l-Fıkh, II, 3; Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, c. III, s. 508; Derdîr, eş-Şerhu’l-Kebîr, c. II, s. 115. 6) Buhârî, Zebâih, 33; Et’ime, 14; Müslim, Sayd, 2; İbn Mâce, Sayd, 16; Ebû Dâvud, At’ime, 28. 7) A. İbn Hanbel, Müsned, II, 359; Abdürrezzak, Musannef, VI, 189; Beyhakî, Sünen, VI, 128. 8 ) Dârekutnî, IV, 295, H. No: 95; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, IX, 636; Şâfiî, el-Ümm, II, 227. 9) Dârekutnî, IV, 295; Serahsî, Mebsût, XI, 238. Dârekutnî’de, hadisin râvîsi Mervan b. Sâlim’in zayıf olduğunu belirtir. Ayrıca aynı hadis İbn Abbas’ın sözü olarak da zikredilir.</p></blockquote>
<pre>Altınoluk Dergisi / Prof. Dr. Hamdi Döndüren</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/helal-gidalar-ve-kimyasal-degisim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ürettiğiniz, Yediğiniz, İçtiğiniz, Kullandığınız, Helal mi?</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/urettiginiz-yediginiz-ictiginiz-kullandiginiz-helal-mi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/urettiginiz-yediginiz-ictiginiz-kullandiginiz-helal-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 21:27:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makâle]]></category>
		<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[gimdes]]></category>
		<category><![CDATA[Haram]]></category>
		<category><![CDATA[helal]]></category>
		<category><![CDATA[Helal mi]]></category>
		<category><![CDATA[helaller haramlar]]></category>
		<category><![CDATA[İçtiğiniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kullandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[Ürettiğiniz]]></category>
		<category><![CDATA[Yediğiniz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3952</guid>
		<description><![CDATA[GİMDES Başkanı Dr.Hüseyin Kami Büyüközer ile&#8230; Altınoluk: Gimdes nedir? Niçin böyle bir dernek kurmaya ihtiyaç hissettiniz? Dr. Hüseyin Kami Büyüközer: Gimdes’in açılımı, Gıda ve İhtiyaç Maddelerini Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği. Dernek büyük bir ihtiyaçtan doğdu. Derneğin kuruluşunun arka planını incelediğimiz zaman, 30 yıla yakın bir geçmişi olduğunu söyleyebilirim. Bu konunun önemini akademik çalışma için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/02/gimdes2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3956" title="gimdes2" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/02/gimdes2.jpg" alt="gimdes2" width="170" height="214" /></a>GİMDES Başkanı Dr.Hüseyin Kami Büyüközer ile&#8230; </strong></p>
<p><span style="color: #000080;">Altınoluk: </span>Gimdes nedir? Niçin böyle bir dernek kurmaya ihtiyaç hissettiniz?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Hüseyin Kami Büyüközer: </span>Gimdes’in açılımı, Gıda ve İhtiyaç Maddelerini Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği.</p>
<p>Dernek büyük bir ihtiyaçtan doğdu. Derneğin kuruluşunun arka planını incelediğimiz zaman, 30 yıla yakın bir geçmişi olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Bu konunun önemini akademik çalışma için Almanya’da bulunduğum yıllarda farkettim. İnsan yabancı bir ülkeye gidince daha hassas oluyor. Almanya’da bir müslüman olarak, yediğimiz, içtiğimiz konularına girince çok farklı bir tabloyla karşılaştık. Çevremizde de bu hassasiyete sahip bir toplum oluşunca bu konuyu daha çok araştırmaya başladım. Çevremizde de bu konularla ilgilenen bir görüntümüz oluşunca, otomatikman herkes bizden bir şey beklemeye başladı.</p>
<p>Bu çalışmaları yürütürken oradaki firmalara mektuplar yazdık. ‘Sizin ürünlerinizin içinde katkı maddesi olarak neler var?’ diye sorduk. Alman firmalarında, hakikaten hoşumuza giden bir özelliğini gördük. Firmalar ister kendilerinin aleyhine olsun, ister lehlerine olsun durumu doğru bir şekilde, gizlemeden bize bildirdiler. Bu bilgiler önümüze gelince baktık ki, bir çok haram (gıda, ilaç, kozmetik, temizlik) maddelerle içimiz dışımız dolmuş. Bunları öğrenince kendimiz ve çevremiz kendimize göre tedbirlerimizi aldık.</p>
<p>1985 yılında Türkiye’ye döndüm. Baktık ki Türkiye daha kötü durumda. Aynı ürünler Türkiye’deki marketlerin raflarında da var ama, buradaki müslümanlar hiç birinden habersiz tüketiyorlar. Bunun üzerine bu konuları ele alan ‘Gıda Raporu’ kitabını yayınladık. Tabii kitap hemen etkisini gösterdi. Derken kitabın 5. baskısında üreticiler iyice rahatsız olmaya başladılar. Çünkü tüketicilerden bilinçli bir kitle oluşmaya başladı. İnsanlar takip edip sorguluyorlar. Bu çalışmalar etkisini artıra artıra 2005 yılına kadar devam etti. O yılda baktık ki bununla ilgili bir kuruluş oluşması zaruri hale geldi. İşin geldiği nokta şahısların yapacağı çalışmaların boyutunu aştı. Bir grup arkadaşımızla GİMDES’i kurduk.</p>
<p><strong>Gimdes’in gayesi,</strong> Türkiye’de bilinçli bir müslüman tüketici ve üretici kitlesi oluşturmak. Bu yolla üretimin kontrol altına alınabilir bir noktaya getirilmesini sağlamak. Tabii derneği kurunca dünyada bu sahada çalışmalar yapan kuruluşlarla irtibatımız başladı. Türkiye’de kamuoyu oluşturabilmek ve konunun önemini vurgulamak için 2008 ve 2009 yılında iki defa uluslar arası konferans organize ettik. Tabii bu konferanslar, hem üretici, hem de tüketiciler üzerinde ciddi bir etki yaptı. Hatta bu konularla ilgili resmi kurumları da harekete geçirdi.</p>
<p>Bu son konferanstan sonra da baktık ki artık sertifika vermemiz gerekiyor. Çünkü hem tüketicilerden, hem de üreticilerden talep var. Onun üzerine biz de ihracata dönük sertifika verme kararı aldık. Bunu yapabilmek içinde Gimdes’i dışarda kabul ettirmemiz gerektiği ortaya çıktı. 2008 yılında Tayland’da, World Helal konusunda dünyada söz sahibi olan çatı kuruluşunun 7. kongresi yapılıyordu. Biz de katıldık. 2009 yılında aynı kongre Çin’de yapıldı.<span id="more-3952"></span> Oraya da katıldık. Ondan sonra bu kuruluşlara müracaat ederek akreditasyon aldık. Bugün dünyada tanınmış sertifika kurumlarının ileri gelenlerinden akreditasyon almış bulunuyoruz. O ülkelere mal göndermek isteyenlerin mutlaka o kurumlardan birisinin belgesini alması gerekiyor. Böylece Gimdes, otomatikman uluslar arası platforma oturmuş oldu. Biz bu sertifikaları vermeye başlayınca yurt içinden de talep hızla artmaya başladı ve şu anda 60’ı geçti. Bunlardan 20 tanesinin sertifikasını verdik. Yakın zamanda bu müracaatların 100’ü aşmasını bekliyoruz.</p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>Altınoluk: </strong></span>Helal sertifika nedir? Helal gıda <a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/02/halal.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3958" title="halal" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/02/halal.jpg" alt="halal" width="480" height="242" /></a>sertifikalamada kriterler neler?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Büyüközer: </span>Helal sertifika, isminden de anlaşılacağı gibi islami bir mevzu. Çünkü helal kelimesi tamamen dini bir kavram. Helal, Allah’ın izin verdiği ve sınırlarını çizdiği bir hayat nizamı. Allah yüce kitabında bunlarla ilgili bir takım talimatlar ortaya koymuş. Evlenirken, ticaret yaparken, yürürken, yatarken, yemek yerken, konuşurken bu talimatlara uygun hareket etmek durumundayız. İnsanlar bunlara riayet ettiği takdirde hayatlarını helal bir çizgide sürdürmüş olacak. Bu helal yaşamın içerisinde de, insanı en çok ilgilendiren, insanın maddi ve manevi hayatına etki eden kısım, yediği, içtiği gıdalar. Yediği içtiği gıdaları, helal noktaya getirebilmek için, fert fert insanın kendisi ilgilenmesi gerekiyor. Ama ilgilenemiyor. Neden? Çünkü endüstriyel üretimin içerisinde üretilen öyle ürünler var ki, insanların onların içinde ne var, nasıl üretilmiş, katkı maddeleri neler, bilmesine imkan yok. Bunun için bir kurumun oluşması gerekiyordu. Gimdes insanlar adına bu işi yapmak için varolan bir kurum.</p>
<p><span style="color: #000080;">Altınoluk:</span> Peki Gimdes bu işi nasıl yapıyor? Bünyenizde hangi nitelikte insanlar çalışıyor? Din adamı, kimyager, fıkıhçı v.b. bu işin içinde mi?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Büyüközer:</span> Bünyemizde farklı alanlardan insanlar istihdam edilmiş durumda. Bunların içerisinde teknik elemanlar ve fıkıh konularını bilen hocalar var.</p>
<p><strong><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/02/gimdes.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3957" title="gimdes" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/02/gimdes.jpg" alt="gimdes" width="480" height="287" /></a>Neden teknik elemanlar ve neden fıkıhçılar?</strong></p>
<p>Türkiye’nin şartları böyle. Fıkıh eğitimi almış insanlarımız, günlük yaşantımızın teknik tarafını bilmiyorlar. Teknik tarafını öğrenmiş insanlarımız da fıkıh konusunu bilmiyor. Ancak bunları biraraya getirerek çözüm bulabiliyoruz. İlk aşamada bu çalışmaları yürüttük. 4 yıllık bir çalışmadan sonra hem teknik hem de fıkıh konularını bilen ve araştıran, 65-70 kişilik bir ilim kurulu oluşturduk. Teknik kısımda kimya mühendisleri, gıda mühendisleri, veterinerler, biyologlar, genetik biyologlar var. Fıkıh sahasında da ilahiyatçı uzman arkadaşlarımız var. Zaman zaman biraraya gelerek çalışmaları yapıyorlar.</p>
<p>Ayrıca biz konuları onlara gönderiyoruz, çalışıp bize geri gönderiyorlar. Bu çalışmalar neticesinde bu konunun anayasası diyebileceğimiz ‘helal standardını’ oluşturduk. Burada genel prensipleri bütün açıklığıyla bir araya getirmiş bulunuyoruz.</p>
<p>Mesela bir büyük  baş hayvanın yetiştirilmesinden başlayarak, kesilmesi, kesildikten sonra uygulanacak şartlar nelerdir, bunların hepsini madde madde belirtiyoruz. Bu her saha için ayrı ayrı tespit edilmiş durumda.</p>
<p>Tabii iş bununla da bitmiyor. Ardından uygulama kısmını ilgilendiren ‘iç tüzük’ dediğimiz bir süreç başlıyor. Mesela böyle bir sertifika alacak firmanın, vereceğimiz bu belgenin geçerlilik süresi boyunca bizim denetimimize açık olması gerekiyor. Yani bizden gizli kapaklı hiçbir şeyinin olmaması gerekiyor.</p>
<p>Ayrıca kendilerinden Müslümanların inançlarına ve bizim Gimdes olarak ortaya koyduğumuz standartlara uygun çalışacaklarına dair taahhütname alıyoruz. Böyle bir taahhütnameyle işe başladıktan sonra, o firmanın bütün işleyişinden haberimiz oluyor. Girdisi, çıktısı, deposu, hammadde deposu, katkı madde deposu, mamül madde deposu, üretim bandı ne varsa bütün işlemleri bizim kontrolümüzden geçiriliyor. Bundan sonra bizim bu standardımıza uygunsa, o zaman sertifika veriyoruz.</p>
<p>Tabii sertifika vermekle iş bitmiyor. Eğer sertifika bir yıl geçerli ise, o firmadan, kendi bünyesinde, bir yıl boyunca bizim şartlarımıza uygun çalışmasını takip edecek bir güvence sistemi oluşturmasını istiyoruz. O güvence sistemi hem bizim hem de firmanın kontrolünde oluyor.</p>
<p><span style="color: #000080;">Altınoluk: </span>Türkiye’de ciddi bir denetim boşluğu olduğu söylenir hep. Sizce helal gıda konusunda en çok problem hangi alanlarda görülüyor?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Büyüközer: </span>Bütün gıda sistemlerinde problemler var. Çünkü bugün, bizim klasik gıda üretimi anlayışımızdan tamamen farklı bir sistem çalışıyor. Nedir o? Üretilen ürünün mutlaka fabrikasyon sistemi içinde üretilmesi gerekiyor. Bu fabrikasyon esnasında, teknolojinin ihtiyacı olan bir takım katkı maddelerini kullanmaları gerekiyor. Ayrıca üreticinin talepleri var. Nelerdir onlar? Benim ürünlerim, bozulmadan uzun müddet saklanabilsin. Benim ürünüm, mümkün mertebe bütün tüketicilerin damak tadını karşılaşın ve herkes tarafından beğenilsin. Ayrıca gösterişli ve albenili olsun istiyor. Dolayısıyla kimya mühendisleri olsun, gıda mühendisleri olsun, üreticinin taleplerine uygun ürün maddeleri araştırmaya başlıyorlar.</p>
<p>Tabii devlet kuvvetli bir devlet olsa, üreticinin isteği için çalışan bu ekibin aynı zamanda tüketicinin de sağlığını esas alarak bu çalışmalarını yürütmesini sağlar. Maalesef insanoğlu hırs sahibi varlık. Dolayısıyla üretici kendisine çok para kazandıracak üretimin peşinde koşarken, tüketiciyi de aynı şekilde düşünme yeteneğini gösteremiyor. Böyle olunca, bakıyorsunuz, üreticiye çok büyük fayda sağlayan bir katkı maddesi, tüketicinin bir çok hastalıklara yakalanmasına sebep olabiliyor.</p>
<p>Onun için bu boşluğu ‘helal gıda’ sistemi doldurmuş oluyor. Çünkü helal gıda sistemi içinde, insanın sağlığını bozacak hiçbir maddeye izin verilemez. Bu konuda çok titizlik içerisindedir. Bir sivil toplum kuruluşu olarak, böyle bir kontrol mekanizması kurulmuş olması, bu boşluğu, bu kararsızlığı ve karışıklığı ortadan kaldıracak bir imkana kavuşturmuş oluyor.</p>
<p>Burada yeri gelmişken şunu da belirtmem gerekiyor. Helal gıda aynı zamanda sağlıklı gıdanın da ilk şartıdır da diyebiliriz. Çünkü Kur’an’ı Kerim’de açıkça; ‘helal ve tayyip olanlardan yiyin’ emri var. Bu manada ayetler ve hadisler çok. Dini kaynaklarımız bu bakımdan bizi çok güçlü bir şekilde, helal ve sağlıklı beslenecek bir yapıya sahip olmaya çağırıyor. Ayrıca dini yapımız içerisinde çok önemli bir husus daha var: ‘Bile bile bedenimize zarar verecek hiçbir maddeyi kullanamayız.’ Kullanırsak haram işlemiş oluruz. Fıkhın önemli kaidelerinden biridir bu. Bütün bunlar bizim sağlıklı ürün için çalışmamızı ayrıca gerekli kılıyor.</p>
<p><span style="color: #000080;">Altınoluk: </span>Şu ana kadar yeterli alana ulaşılamamış gibi görünüyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Üretici firmalar bilmedikleri için mi, yoksa helal gıda mefhumu olmadığı için mi gündemlerinde değil?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Büyüközer:</span> Size açıkça söyleyeyim, maalesef sahipleri en koyu müslümanlar olan firmalarımız dahi, müslümanların ihtiyacı olduğu derecede bu konuya eğilmediler. İlk başlarda ‘fazla mahzurlu değil, bu konuyu sonra hallederiz’ diye kolayca bu konuyu geçiştirdiler. Maalesef şimdi işin içinden çıkamıyorlar. Bize müracaat eden firmalar içinde, yüzden fazla katkı maddesi kullanan firmalar var. Araştırınca ancak 3-5 katkı maddesine helal sertifika getirebiliyor. Diğerlerine bir bakıyoruz, çoğu hayvan kökenli kimyevi maddeler. Hatta katkı maddelerinin içinde ne olduğunu bilmeyen firmalar bile var. Dolayısıyla, art niyet olmasa bile, böyle bilgisizlikten kaynaklanan sıkıntılar var. Firmalar yeni yeni farkediyor ama şöyle demeye başlıyorlar: ‘Bu işin altından kalkamayız. Şimdi helal sertifika için müracaat edersek bunlar ortaya çıkacak. Sertifika alamayacağız. Sertifika alamadığımız piyasaya yayılırsa, müşterilerimizi kaybederiz.’ Yani müracaat edip, helal sertifika alamamayı bir risk olarak görüyorlar. Öyle olunca da müracaat bile etmiyorlar.</p>
<p><span style="color: #000080;">Altınoluk:</span> Helal sertifikalamanın yararları nelerdir? Helal sertifika ürünlere neler kazandırıyor?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Büyüközer: </span>Bir kere ‘helal sertifika’ o üreticinin hem dünya hem de ahiret hayatını temizleme niyetini ortaya koyuyor. Neden? Kendi adına, ihtisas sahibi bir heyet kendi ürünlerini inceliyor ve üretimde, ‘İslami şartlara uymayan, şu şu eksiklerin var. Bunları düzeltmelisin’ uyarısını yapıyor. Bunları düzeltmek için de yol gösteriyor. Dolayısıyla bu kendisi için çok önemli bir adım.</p>
<p>Esasında Türkiye’de firmalarımız tembellik yapmasa, bir takım endişelerden dolayı geride kalmayıp, biran evvel helal sertifikalı üretime geçse, birden bire ufku genişleyecek. Yeni oluşan büyük bir piyasanın içerisine girmiş olacak. Dünyada şu anda sadece helal gıda sektörünün yıllık ürün talebi 850 milyar dolar. Bu çok büyük bir pazar. Buna, helal finans, helal ilaç, helal kozmetik, helal temizlik, helal hizmet gibi sektörleri de ilave ettiğimizde muazzam bir ihtiyaç ortaya çıkıyor. Sadece helal finans talebi 2 trilyon doları aşmış durumda.</p>
<p>Biz bu helal sertifikayı verince bu bütün dünyada ilan ediliyor. Bunu Endonezya’daki, Amerika’daki, Brezilya’daki, Ortadoğu’daki, Afrika’daki bütün helal sertifikalı ürün arayan firmalar öğrenmiş oluyor. Dünyanın bir ucunda, mesela helal sertifikalı peynir arayan bir firma, hemen Türkiye’deki böyle bir üründen haberi oluyor ve sipariş veriyor. Böylece kendiliğinden bir pazar oluşuyor.</p>
<p>Bu manada biz bir dünya ailesi içindeyiz. World Halal Council diye bir kurul var. Dünyada elliye yakın ülkedeki helal sertifika kurumlarının bir araya gelmesiyle oluşturulmuş bir kurul. Bizim Türkiye’de yaptığımız bir hizmet otomatikman bu ülkedeki kurumlara da ulaşıyor. Tabii bunun çok farklı sonuçları olabiliyor. Mesela Romanya’dan bir firma böyle bir ihtiyaçtan helal sertifika aldı. Firma Endonezya’ya mal satmak istediğinde oradaki firma, ürünlerini alırız ama helal sertifikalı olması gerekiyor. Onu da Türkiye’de bulunan Gimdes’ten alabilirsin, demişler. O firma geldi müracaat etti. Şartlarını yerine getirince helal sertifika verdik. Hatta şu anda biri Arnavutluk’tan birisi de Kosova’dan iki firma daha böyle ürün üretmek için sertifika başvurusunda bulundu.</p>
<p><span style="color: #000080;">Altınoluk:</span> Dünyada bu konuda sadece Yahudilerin duyarlı olması (böyle bir algı var) ne anlam taşıyor? Hristiyanlarda da böyle bir duyarlılık var mı?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Büyüközer:</span> Yahudilerin Haham sistemi var. Yani bir otorite oluşturulmuş durumda. Hahamlar onların inançlarına göre koşer sertifikası veriyorlar. Yahudiler sadece gıdalarının değil bütün hayatlarının Koşer’li olmasını istiyorlar. Bir tesisi bile koşerliyorlar. Onların dindar kesimi için bu koşer sistemi lüzumlu. Ayrıca hahamlık sisteminin de önemli bir gelir kaynağı durumunda. Bu yüzden bu sistemi oldukça yaygın olarak bütün dünyada arıyorlar ve sağlıyorlar.</p>
<p><span style="color: #000080;">Altınoluk: </span>Dini bir yönünün bulunmasına karşı oluşan tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Büyüközer: </span>Tabii bunlar olacak. Müslümanlar Türkiye’de 80-90 yıldır işleyen resmi mekanizmalar içerisine müdahil olamamışlar. Kendilerini ilgilendiren böyle hayati meseleleri gündeme taşıyamamışlar. Bu imkanları olmamış. Daha yeni yeni başlıyorlar. Son yıllarda kamu kurumları içinde ortaya çıkan sıkıntıları görüyoruz. Bu bir süreç. Bu süreç içerisinde her konu yavaş yavaş hakettiği yeri mutlaka alacak.</p>
<p>Bir iki gün önce uluslar arası bir yayın organında yayınlanmış bir yazıyı internet ortamından okudum. Orada Avrupa’da ‘helal sertifikalı market’ ihtiyacından bahsediliyor. Yabancı birisi yazmış. Orada bunun acil bir ihtiyaç olduğu, çünkü Avrupa’da 30 milyon müslüman yaşadığı bunların ihtiyacını görmek için bu sorunun acilen çözülmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca bunun büyük bir ekonomik değer olduğu ve bunu değerlendirecek firmalara ihtiyaç olduğu açıklanıyor.</p>
<p>Bizim ülkemizde bu işlere karşı olanlar, en azından bunu düşünseler, bunun bir potansiyel olduğunun farkına varsalar, hiç değilse karşı çıkmazlar. Burada yeri gelmişken enteresan bir misal vereyim.</p>
<p>Geçen yıl Kanada elçiliğimizin ticaret ataşesi telefon açtı. Ve bana şunları anlattı: “Bize bir Kanada firması geldi ve Türkiye’de ‘helal sertifikalı’ üretim yapan firmaların listesini istedi. Ben de Türkiye’ye bir hizmet yapacağım heyecanıyla, bakanlığa, sanayi odasına, ticaret odasına, sanayicilere ulaştım ve böyle firmalar var mı diye sordum. Hiç biri bana ‘helal sertifikalı’ üretim yapan bir tek firma adresi dahi veremediler. Ben şaşırıp kaldım.”</p>
<p>Şimdi olayın vehametine bakın. Kanada’daki bir firma, orada yaşayan bir milyon müslümanın ‘helal sertifikalı’ ürün talebine müşteri olmak istiyor. Ona cevap vermek istiyor. Çünkü para kazanacak.</p>
<p>Ama bizim Türkiye’deki firmaların bir çoğu bu pazarın farkında bile değil. Çünkü işin içine dini bir kavram olan ‘helal sertifika’ ismi giriyor. Ama bu yavaş yavaş değişecek. Çünkü büyük bir pazar.</p>
<p><span style="color: #000080;">Altınoluk: </span>Bütün bunların dışında ülkemizde ‘gıda güvenliği’ ne durumda, problemler neler?</p>
<p><span style="color: #003300;">Dr. Büyüközer:</span> Gözle görünen kısımda bile büyük bir felaket var. En basit sahada bile gıdalarımızı sağlıklı üretemiyoruz. Üniversitelerin yaptığı araştırmalar sonucunda hazırladıkları öyle vahim raporlar var ki insan inanamıyor.</p>
<p>Ülkemizde katkı maddeleri çok önemli bir problem. Katkı maddelerinin bazılarının zararlı olduğu uluslararası kuruluşlar tarafından ortaya çıkarılmış ve yasaklanmış. Ama Türkiye’de halen kullanılıyor. Pastahane ürünleriyle ilgili yapılan bir araştırmada, kullanılan katkı maddelerinin yüzde kırkı yasaklanmış maddeler. Bunlar alerjiden tutun da kansere neden olan bir çok madde var içerisinde. Mesela sodyum benzoate (E210), çürümeyi, bozulmayı, küflenmeyi önleyici koruyucu madde olarak kullanılırdı. İngiltere’de yapılan araştırmalar sonucu kanserojen olduğu ortaya çıktı ve bütün Avrupa bu maddeyi tamamen yasakladı. Ama Türkiye’de hâlâ kullanılıyor.</p>
<p>Yine yapılan araştırmalarda kullanılmasında sakınca olmayan katkı maddelerinde de sıkıntı var. Kullanılmasına izin verilmiş ama o dozaj içerisinde yüzde 0.1 oranında kullanılması gerekiyor. Oysa bu gözkararı 0.7, hatta yüzde 1 gibi dozu çok aşan oranlarda kullanılıyor. Bu katkı maddeleri neredeyse göz kararı kullanılıyor. Oysa o yüzde 0.1 oranı, fareler üzerinde uzun yıllar yapılan deneyler sonucu insanda zarar vermeyecek en üst limit olarak tespit edilmiş. Onun aşması insanda bir çok yan etkiler ortaya çıkarıyor. Ülkemizde maalesef bir kontrol mekanizması yok. Ayrıca firmalar bunların kullanımını, bu işin eğitimini almamış işçilere bırakıyor. Katkı maddelerinin zaten riskleri varken, bir de böyle dikkatsizliklerden dolayı riski ikiye, üçe katlıyoruz. Böyle ciddi bir problemimiz var.</p>
<p>Ülkemizde bu işin kontrol mekanizması Tarım Bakanlığının elinde. Kendilerinin ifadelerine göre, ülkemizde yaklaşık elli bin üretici firma var. Bunların ancak yirmi bini tescillenmiş. Bunlar da yılda iki, üç defa denetlenmiş. Ondan sonra da, daha berbat olan merdiven altı dediğimiz sistem devreye girmiş oluyor. Bu yüzden gıda sektörünün sağlık yönüyle, güvenilirlik bakımından çok ciddi sıkıntıları var. Ayrıca helallik şartları da bunun üzerine yükleniyor.</p>
<p>Tabii bu noktada bir tespitimi de sizinle paylaşmak isterim. Maalesef bu gün müslümanlar, helal kazanma noktasında, eskisi kadar olmasa bile belli bir hassasiyete sahipler. Ancak helal şeylere harcama konusunda bu hassasiyeti gösteremiyorlar. Bu dikkatsizlik, cahil olanda olduğu gibi, en okumuş olanlarımızda da var.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl Uludağ Üniversite’sinin ev sahipliğinde ilahiyat hocalarının biraraya geldiği ‘helal gıda’ toplantısı yapıldı. Beni de çağırdılar. Toplantı büyük bir otelde yapıldı. Orada bir profesör çok güzel bir sunum yaptı. Gerçekten konuyu tam da bizim ele aldığımız gibi sundu. Sunumunu yaptıktan sonra, yüzelliye yakın fıkıh hocasına şunları söyledi: “Burada sizlerle bir müşahedemi paylaşmak istiyorum. Biz aynı otelde kaldık. Sabah açık büfe kahvaltıya indik. Ortaya çok çeşitli yiyecekler koymuşlardı. Ama dikkat ettim, peynir, salam, sucuk, sosis gibi yiyeceklerden bütün hocalarımız bol miktarda aldılar. Hiç biri de sorgulamadı. Türkiye’nin bu konuyu en iyi bilen, en hassas olması icab eden grubu bu. Biz böyle olduktan sonra vay benim Türkiyemin haline.” Önemli bir tespit. Ama maalesef durumumuz bu.</p>
<blockquote><p><strong>World Halal Council 2010 yılında Türkİye’de yapılacak</strong></p>
<p>Dünyada yılda bir defa yapılan World Halal Council toplantısı 2010 yılında ekim ayı içerisinde Türkiye’de yapılacak. Toplantıyla birlikte ülkemizde ilk defa ‘helal gıda fuarı’da düzenlenecek. Fuarla beraber kongre 4 gün devam edecek. Gimdes bu toplantıya büyük önem veriyor. Çünkü 2010 aynı zamanda İstanbul’da Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerinin yapıldığı bir yıl. Eğer bu helal gıda konusu ciddi olarak gündeme getirilebilirse, bu, İstanbul’un gerçek kimliğini ortaya koyması bakımından önemli bir gelişme olacak.</p></blockquote>
<pre>Altınoluk Dergisi / Dr. Hüseyin Kâmi Büyüközer</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/urettiginiz-yediginiz-ictiginiz-kullandiginiz-helal-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgililer Gününde Kişinin Hanım&#8217;ına Hediye Almasında Sakınca Var mıdır?</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/sevgililer-gununde-kisinin-hanimina-hediye-almasinda-sakinca-var-midir.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/sevgililer-gununde-kisinin-hanimina-hediye-almasinda-sakinca-var-midir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 17:44:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sorularınız, Sorunlarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Almasında]]></category>
		<category><![CDATA[Gününde]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[hediye]]></category>
		<category><![CDATA[Kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Sakınca]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgililer]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililer günüde hediye almak caiz midir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3949</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sevgi&#8220;linin önemi ve değeri sevgiden kaynaklanıyor, ama sevgiyi yalnızca sevgiliye ait kılmak haksızlık; bütün varlıkların varoluşu ve varlığını devam ettiişi sevgiye bağlıdır. İslamî düşünceye/irfana göre varlık ile güzellik, iyilik ve sevgi arasında sıkı bir münasebet vardır. Allah mutlak kemaldir, mutlak güzelliktir, O bu güzelliğin bilinmesini istemiş ve bu sebeple varlığı yaratmıştır. Varlık da onun varlığının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;<strong>Sevgi</strong>&#8220;linin önemi ve değeri sevgiden kaynaklanıyor, ama sevgiyi yalnızca sevgiliye ait kılmak haksızlık; bütün varlıkların varoluşu ve varlığını devam ettiişi sevgiye bağlıdır.</p>
<p>İslamî düşünceye/irfana göre varlık ile güzellik, iyilik ve sevgi arasında sıkı bir münasebet vardır. Allah mutlak kemaldir, mutlak güzelliktir, O bu güzelliğin bilinmesini istemiş ve bu sebeple varlığı yaratmıştır.</p>
<p>Varlık da onun varlığının (dolayısıyla kemal ve cemalinin) tecellîsinden başka bir şey değildir. Çirkinlik, şer, eksiklik &#8220;yokluk (adem)&#8221; demektir, nerede ilâhî tecellî yoksa orada kemal ve cemal de yoktur.</p>
<p>İnsanın dünya hayatında vazifesi, kemal ve cemal tecellîsine layık/mazhar olmaya çalışmaktır. İnsan kemali ve cemali sever; şu halde bütün sevgiler kemale ve cemale yöneliktir; bütün kemal ve cemaller de Allah&#8217;tan (O&#8217;nun varlığının tecellîlerinden ibaret) olduğuna göre bütün sevgilerin -şuurlu veya şuursuz- hedefi ilâhî sevgidir.</p>
<p>Bu mâna ve mazmunu şairler &#8220;Severim her güzeli senden eserdir diyerek&#8221;, &#8220;Tecellî-i cemal ister gönül eğlenmez aldanmaz&#8221;, &#8220;Ey Fuzûlî tama&#8217;ın kes gayrı temennâlardan- Kande olsan taleb-i devlet-i dîdâr eyle&#8221; gibi mısralar ile dile getirmişlerdir.</p>
<p>Haramlarda, yasaklarda, Allah rızasına aykırı olan davranışlarda kemal ve cemal (güzellik) yoktur; bu sebeple fıtratı bozulmamış olanlar onlara sevgi duymazlar, aksine nefret duyarlar. Bir erkekle bir kadının beraberlikleri nikah bağı ile olursa burada güzellik ve kemal vardır, nikahsız (zina) olursa burada eksiklik ve çirkinlik vardır; çirkin ve eksik olanla sevgiyi bir araya getirmek çelişkidir, fıtrat kaymasının alametidir.</p>
<p>Gönül ferman dinlemez, insan karşı cinsten birine aşık olabilir, ona karşı sevgi duyabilir, ama bizim kültür ve medeniyetimizde bu bazan yalnızca aşıkın kalbinde ve üstü kapalı ifadelerinde (mesela şiilerinde) kalır, bazan da karşı tarafla ve bazı sırdaşlarla paylaşılır ama ilişkiler ilâhî riza sınırını aşmaz, cemiyete taşmaz, çirkinliklerin alenileşmesine, bir çeşit meşruluk kazanmasına asla meydan verilmez.</p>
<p>Sevgi Allah&#8217;tan başlayıp bütün varlıklarda tecellî ederek yine O&#8217;na döndüğüne göre bu sevgi her gün, her saat, her an bizimle olmalıdır; ona sembolik olarak yılda bir gün tahsis etmekte de sakınca yoktur; ama anılan, değerli bulnan, değerinin altı çizilen şey &#8220;sevgi&#8221; olmalıdır; her kemale ve cemale yönelik, hepsini kucaklayan sevgi!<span id="more-3949"></span></p>
<p>Başka kültürlerin bir kısmında -daha çok da günümüzde- bazen cins farkı bile gözetilmeden insanların birbirine aşık olmaları, bu aşkı açıklamaları ve toplum önünde yaşamaları (çeşitli davranışlarla ızhar etmeleri, açığa vurmaları) meşru sayılmakta, âdet haline gelmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Bizim kültürümüze aykırı olan bu davranış bu noktada da kalmamış, aşk ve sevgi adına çirkinlikleri meşrulaştıranlar bunu, aynı zamanda güzelin ve güzel olduğu için sevgiyi de ihiva edenin yerine koymaya, evlilik ve aile yerine birbirini sevdiklerini söyleyenlerin berabeliklerini ikame etmeye yönelmişlerdir.</p>
<p><strong>Bu çirkin ve yıkıcı yönelişe prim vermemek gerekir.</strong></p>
<p>Evlilikte aşk olmasa da sevgi şarttır; adına gün yapılan sevgililer de işte bu evlilik içinde veya evliliğe yönelik karşılıklı sevgiyi taşıyanlar olmalıdır. Daha doğrusu bunu da içine alan &#8220;sevgi günü&#8221; olmalıdır ki, dünyada şiddet, nefret, savaş ve bencillik yerine sevgi, barış, özgecilik gibi duygular hakim olsun! (Hayrettin Karaman)</p>
<p>&#8230;..<br />
<strong>Gerek sevgililer günü gerekse de yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür.</strong></p>
<p><strong>Kültür din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir.</strong></p>
<p>Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dîni de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dîni veya dinsizliği gelir.</p>
<p>Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dîni yakından ilgilendirir.</p>
<p>İslâm&#8217;ın beş temel amacından biri dîni (müslümanların hayatında İslâm&#8217;ı) korumaktır. İslâm&#8217;ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazan bununla da kalmaz dinden çıkma sonucunu doğurur.</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Medine&#8217;ye göçünce, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dînin etkilenmesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve yerlerine Ramazan ile Kurban bayramlarını tebliğ etti.</p>
<p><strong>Daha pek çok hadîste, başka dinlerle ilişkisi veya sembolik değeri/fonksiyonu bulunan âdet ve uygulamaları müslümanlara yasakladı.</strong></p>
<p><strong>Bununla beraber gayr-i müslimlere benzeme amacı olmadan sevgililer günü, doğum günü ve evlilik günü gibi günlerde kişinin hanımına hediye almasının bir sakıncası yoktur.</strong></p>
<pre>Kaynak: Hanimlar.com</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/sevgililer-gununde-kisinin-hanimina-hediye-almasinda-sakinca-var-midir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

