<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Peygamberler Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/kategori/peygamberler-tarihi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Hz. İsa  (a.s.v.) haytından kısa yazılar</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hz-isa-a-s-v-haytindan-kisa-yazilar.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hz-isa-a-s-v-haytindan-kisa-yazilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 08:35:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrezzak]]></category>
		<category><![CDATA[Asim Köksal]]></category>
		<category><![CDATA[batıl]]></category>
		<category><![CDATA[Beytü'l-Makdis]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Kudus]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Rahma]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya (a.s)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7064</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de adı geçen ve israiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hz. İsa (a.s) batılı tarihçilere göre miladi yıldan dört veya beş sene kadar önce doğmuştur. Yine batılı tarihçilere göre Hz. İsa (a.s) Romalıların elinde bulunan Yahudiye&#8217;de Romalılardan Tiberius iktidarı döneminde otuz yaşlarına doğru peygamberliğini İnsanlara bildirdi. Önce Celile&#8217;de sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/01.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-7068" title="01" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/01-350x210.jpg" alt="" width="350" height="210" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de adı geçen ve israiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hz. İsa (a.s) batılı tarihçilere göre miladi yıldan dört veya beş sene kadar önce doğmuştur. Yine batılı tarihçilere göre Hz. İsa (a.s) Romalıların elinde bulunan Yahudiye&#8217;de Romalılardan Tiberius iktidarı döneminde otuz yaşlarına doğru peygamberliğini İnsanlara bildirdi. Önce Celile&#8217;de sonra Kudüs&#8217;te insanları hak dine davet etti. Yahudilerin dinini ikmal onların dine kattıklarını düzeltmek için gönderilen Hz. İsa (a.s) kendisine indirilen İncil adlı kutsal kitapta bunu şöyle anlatır: &#8220;Ben yok etmeğe değil, tamamlamaya geldim.&#8221; Hz. İsa (a.s), Yahudilerin tahrif ettiği Eski Ahid&#8217;i onların anlayışından kurtarmaya, Hz. Musa (a.s)&#8217;in getirdiği akideyi yerleştirmeye ve Yahudilere daha önce bildirilen zahmetli bazı ilahi kanunları hafifletmeye çalıştı. Memleketi Celile&#8217;de Genaseret gölü kıyısında ilk vaaz ve tebliğlerini bildiren Hz. İsa daha sonra Kudüs&#8217;e gitti. Yahudiler Hz. İsa&#8217;yı, dönemin Romalı Kudüs valisi Pontus Pilatus&#8217;a şikayet ettiler. Havarilerin içinde Yahuda isimli birisi Hz. İsa&#8217;ya ihanet etti ve Hristiyanların inancına göre Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldü. Kur&#8217;an-i Kerîm&#8217;de ise hadise şöyle anlatılmaktadır: &#8220;Halbuki onlar İsa&#8217;yı öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı&#8221; (en-Nisa, 4/156). Rivayete göre Hz. İsa&#8217;ya ihanet eden Yahuda, Romalılar tarafından İsa (a.s.) zannedilerek asılmıştır. İsa (a.s); orta boylu, kırmızıya çalar beyaz benizli, dağınık, düz saçlı idi. Saçını uzatır, omuzları arasına salardı. Geniş göğüslü, küçük yüzlü çok benli idi: Sırtına yün elbise, ayağına ağaç kabuğundan yapılmış sandal giyer, çoğu zaman da yalınayak yürürdü.</p>
<p><span id="more-7064"></span><br />
Kendisinin geceleri varıp barınacağı bir evi, ev eşyası ve zevcesi yoktu. Hiç bir şeyi yarın için biriktirip saklamazdı. İsa (a.s) dünyadan yüz çevirir, ahireti özler, Allah&#8217;a ibadete koyulurdu. Yeryüzünde nerede Güneş batarsa orada konaklar iki ayağının üzerinde namaza durur; gece namaz gündüz de oruç ile günlerini geçirirdi (M. Asim Köksal, Peygamberler Tarihi, II. 334, 335). İsa (a.s) göğe kaldırıldığı zaman, yün bir kaftan, bit çift mesti, bir de deri dağarcıktan başka bir şey bırakmamıştı (Abdurrezzak, Musannef, XI, 309). Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;e göre Hz. İsa (a.s)&#8217;in annesi Hz. Meryem&#8217;dir. Meryem (a.s), yine Kur&#8217;an&#8217;da ismi geçen dört seçkin aileden biri olan imrân ailesinden idi. Hz. Meryem, Zekeriya (a.s) &#8216;in koruması ve gözetim altındaydı. Meryem, Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;te, doğu tarafta özel bir bölmeye yerleştirilmişti. Zekeriya (a.s), Meryem&#8217;in yanına geldikçe orada, rızkını ve yiyeceğini hazır görürdü. Hz. Meryem, Beytü&#8217;l Makdis&#8217;te zikirle, ibadetle hayatını geçiriyordu. iste bu sırada Allah, ona bir beşer sûretiyle Cebrail&#8217;i gönderdi. bu durum, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de su şekilde anlatılır: &#8220;Meryem dedi ki; ben senden Rahman&#8217;a sığınırım. Eğer O&#8217;ndan korkuyorsan bana dokunma! O da, ben, temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim, dedi. Meryem; bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın olmadığım halde nasıl oğlum olabilir? dedi. Cebrail, bu böyledir; çünkü Rabbin, &#8220;bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız,&#8221; diyor, dedi. iş olup bitti. Böylece Meryem, İsa&#8217;ya gebe kalarak bir köşeye çekildi. Doğum sancıları başladı ve başına gelen bu hadiseden dolayı çok üzülerek, keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, dedi&#8221; (Meryem, 19/1 8-23). Cebrail, Meryem (a.s)&#8217;e, babasız doğuracağı çocuğun özelliklerini ve mücadelesini haber vermiş, Meryem&#8217;i teselli etmiş ve ayrılıp gitmişti. Hz. Meryem&#8217;in kendisini Allah&#8217;a ibadete verdiğini ve onun tertemiz bir kadın olduğunu bilenler de bilmeyenler de bu duruma hayret etmiş ve doğumun bu şekilde nasıl olabileceği tartışmasına girmişlerdi. Hz. Meryem ise olayı, çocuğa sormalarını işaret etmişti. Fakat &#8220;Onlar, biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz? dediler. Çocuk, ben şüphesiz Allah&#8217;ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece namaz kılmamı ve zekât vermemi, anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum gün de, öleceğim gün de, dirileceğim gün de, bana selâm olsun, dedi&#8221; (Meryem, 19/23-33). İsa (a.s)&#8217;in babasız olarak mucizevî bir şekilde doğuşu, Allah&#8217;ın dilemesinden ibaretti. Hatta Allah katında, oluş itibariyle Adem (a.s) ile İsa (a.s) arasında fark yoktu. Nitekim ayet-i kerimede, durum su şekilde izah edilir: &#8220;Gerçekten İsa&#8217;nın babasız dünyaya geliş hâli de Allah katında Adem&#8217;in hâli gibidir. Allah, Âdem&#8217;i topraktan yarattı, sonra da ona ol dedi; o da hemen (insan) oluverdi&#8221; (Âli imrân, 3/59). İsa (a.s) otuz yaşında iken peygamberlik görevi aldığında, hemen israiloğullarına durumu bildirdi. İsa (a.s)&#8217;nın çagrısına kulak tıkayan ve ellerindeki Tevrat&#8217;ı tahrif edip pek çok değişiklikler yapan israiloğulları, Hz. İsa (a.s)&#8217;a inanmadılar. Ayrıca Allah, Hz. İsa&#8217;nın risâletini destekleyen mucizelerde gösteriyordu. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de zikri geçen mucizeleri şunlardır: İsa (a.s) nın, çamurdan kuş biçiminde bir heykel yapması ve onu üfleyince kuş olup uçması, ölüleri diriltmesi; anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulmuş olanları tedavi etmesi; gökten sofra indirmesi (el-Mâide, 5/110-115); Havarîlerin ve diğer arkadaşlarının evlerinde ne yediklerini ve neler sakladıklarını söyleyerek gaybdan haber vermesi (Âlu imrân, 3/49). israiloğulları, İsa (a.s.)&#8217;i ve ona tâbi olanları durdurmak için pek çok yol denediler; sonunda Hz. İsa&#8217;yı öldürmeğe karar verdiler. Ancak Allah, onların planlarını etkisiz hâle getirdi. Yahudiler, İsa (a.s.)&#8217;a benzeyen birini yakalayıp astılar ve &#8220;Meryem oğlu İsa Mesih&#8217;i öldürdük&#8221; dediler (en-Nisâ, 4/157). Öte yandan Kur&#8217;anı Kerîm, asıl durumu su şekilde açıklar: &#8220;Halbuki onlar İsa&#8217;yı öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. Ayrılığa düştükleri şeyde, doğrusu şüphededirler. Onların bu öldürme olayına ait bir bilgileri yoktur. Ancak kuru bir zan peşindedirler. Kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah, onu kendi katına yükseltti. Allah güçlüdür, hâkimdir&#8221; (en-Nisâ, 4/157-158). İsa (a.s) ayette de belirtildiği gibi, öldürülmeden göğe yükseltilmiştir. Mezarı dünyada değildir. Ayrıca Mi&#8217;rac&#8217;da, peygamberimiz kendisini görmüştür. Hz. İsa, göğe yükselmeden önce, havârîlerine ve tüm insanlığa şu müjdeyi vermişti: &#8220;Ey israiloğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan, Tevrat&#8217;ı doğrulayan ve benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah&#8217;ın size gönderilmiş bir peygamberiyim&#8221; (es-Saf, 61/6). Hz. İsa (a.s) göğe çekildiği sıralarda kendisine inananların sayısı çok azdı. Daha sonra bir ara Hz. İsa&#8217;nın getirdiği inancı kabul edenler çoğaldı ise de, sonunda Hıristiyanlar da israiloğulları gibi yoldan çıktı ve pek çok yanlışlıklara saptılar. Bugün, Hıristiyanların sahip oldukları teslis inancı, İsa (a.s)&#8217;nın göğe yükseltilmesinden hemen sonra ortaya çıkmıştır. İsa (a.s)&#8217;in annesi Hz. Meryem Hz. İsa&#8217;nın göğe çekilmesinden sonra altı sene kadar daha yaşamış ve ölmüştür (Hakim, Müstedrek, II, 596). Hz. İsa (a.s)&#8217;a dört büyük ilâhi kitaptan biri olan İncil verilmiştir. Kur&#8217;an-i Kerîm&#8217;de İncil&#8217;in Hz. İsa&#8217;ya verilisi ile ilgili şu bilgiler vardı: &#8220;Arkalarından da izlerince Meryem oğlu isa&#8217;yı Tevrat&#8217;ın bir tasdikçisi olarak gönderdik; ona da bir hidâyet, bir nur bulunan İncil&#8217;i, ondan evvelki Tevrat&#8217;ın bir tasdikçisi ve sakınanlara bir hidâyet ve öğüt olmak üzere verdik&#8221; (el-Mâide, 5/11). Ancak bu İncil de Tevrat gibi tahrifata ugramış: tır. Bununla birlikte Allah Teâlâ tarafindan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;e indirilen Kur&#8217;an-ı Kerîm, Zebur, Tevrat ve İncil&#8217;in hükümlerini ve geçerliliklerini ortadan kaldırmıştır. Hz. İsâ İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre cisim ve ruhuyla göğe yükseltilmiştir. Kıyamet vaktine yakın yeryüzüne inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve İslâm şeriatiyla hükmedecektir (bk. Buhârî, Buyu&#8217;, 102). Hz. İsa bedeniyle göğe yükseltildiğinden, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de bildirilen &#8220;ölümden evvel&#8221; (en-Nisa, 4/159) ve &#8220;öleceğim güne ve diri olarak ba&#8217;ş edileceğim güne&#8221; (et-Tevbe, 9/34) mealindeki ayetler Hz. İsa&#8217;nın nüzûlünden sonraki ölümünü anlatır. Hz. İsa gökten Arz-i Mukaddes&#8217;e inecek, elinde bir Kargı olacak; Afik denilen bir yerde ortaya çıkacak ve Kargı ile Deccâl&#8217;i öldürecek ve sabah namazında Kudüs&#8217;e gelecektir. imam kendi yerini ona vermek isteyecek fakat o imâm&#8217;ın gerisinde Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in şeriatına uygun olarak namazını kılacaktır. Sonra domuzu öldürecek ve haçı kıracak, sinagoglar ve kiliseleri yıkacak ve kendisine iman etmeyen bütün Hıristiyanlarla savaşacaktır. Hz. İsa nüzûlünden sonra kırk sene daha yaşayacak, öldüğünde Müslümanlar namazını kılacak ve İslâm dinine uygun olarak gömülecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hz-isa-a-s-v-haytindan-kisa-yazilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sabır Kahramanı Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın Tesirli Münâcâtı -2</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/sabir-kahramani-hazret-i-eyyub-aleyhisselamin-tesirli-munacati-2.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/sabir-kahramani-hazret-i-eyyub-aleyhisselamin-tesirli-munacati-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 13:47:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2.lema]]></category>
		<category><![CDATA[2.lema oku]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[Hazret-i EyyübAleyhisselâm]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Risale indir]]></category>
		<category><![CDATA[risale oku]]></category>
		<category><![CDATA[Tesirli Münâcâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Yardım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5069</guid>
		<description><![CDATA[Sabır Kahramanı Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın Tesirli Münâcâtı’nın 2.bölümü olan 2.Lem’a&#8217;nın İkinci Nükte’sini yayınlıyoruz. İKİNCİ NÜKTE Yirmi Altıncı Sözde sırr-ı kadere dair beyan edildiği gibi, musibet ve hastalıklarda insanların şekvaya üç vecihle hakları yoktur. Birinci vecih: Cenâb-ı Hak, insana giydirdiği vücut libasını sanatına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış; o vücut libasını o model üstünde keser, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/08/480994dcced9f62a67.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-5074" title="480994dcced9f62a67" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/08/480994dcced9f62a67-350x262.jpg" alt="" width="350" height="262" /></a><br />
Sabır Kahramanı Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâmın Tesirli Münâcâtı’nın 2.bölümü olan 2.Lem’a&#8217;nın İkinci Nükte’sini yayınlıyoruz.<br />
İKİNCİ NÜKTE<br />
Yirmi Altıncı Sözde sırr-ı kadere dair beyan edildiği gibi, musibet ve hastalıklarda insanların şekvaya üç vecihle hakları yoktur.<br />
Birinci vecih: Cenâb-ı Hak, insana giydirdiği vücut libasını sanatına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış; o vücut libasını o model üstünde keser, biçer, tebdil eder, tağyir eder, muhtelif esmasının cilvesini gösterir. Şâfî ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor. Ve hakeza…<br />
<a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/08/dua.gif"><img class="alignnone size-large wp-image-5070" title="dua" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/08/dua-350x48.gif" alt="" width="350" height="48" /></a>{Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunur. }<br />
İkinci vecih: Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.<br />
Üçüncü vecih: Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve her bir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, şekva değil, şükretmek gerektir.<br />
Evet, ibadet iki kısımdır; bir kısmı müsbet, diğeri menfi. Müsbet kısmı malûmdur. Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle, musibetzede za’fını ve aczini hissedip, Rabb-i Rahimine ilticakârane teveccüh edip, Onu düşünüp, Ona yalvarıp halis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, halistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hatta bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer. Hatta bir ahiret kardeşim, Muhacir Hafız Ahmed isminde bir zatın müthiş bir hastalığına ziyade merak ettim. Kalbime ihtar edildi: “Onu tebrik et. Her bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçiyor.” Zaten o zat sabır içinde şükrediyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/sabir-kahramani-hazret-i-eyyub-aleyhisselamin-tesirli-munacati-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mi’rac  Gecesini  Nasıl  İhya  Etmeliyiz?</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/mi%e2%80%99rac-gecesini-nasil-ihya-etmeliyiz.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/mi%e2%80%99rac-gecesini-nasil-ihya-etmeliyiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jun 2011 14:24:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v)]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Aylar ve Mübârek Günler, Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Cenab-ı Hak]]></category>
		<category><![CDATA[Estağfirullah]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[mağfiret-i ilâhiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i HaramHz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Mirac Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[mirac gecesi namaz kılmak]]></category>
		<category><![CDATA[Mirac Gecesi ne yapmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Mirac Gecesi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Mirac Gecesini nasıl ihya etmeliyiz]]></category>
		<category><![CDATA[mübarek gece]]></category>
		<category><![CDATA[namaz borcu]]></category>
		<category><![CDATA[Resûlullah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4585</guid>
		<description><![CDATA[Bu mübarek gece her yıl, İslâm dünyasının dört bir tarafında derin bir huşu ve hürmet ile karşılanır ve uğurlanır. İslâm âleminin saadet ve selâmeti, mü&#8217;minlerin mağfiret-i ilâhiyyeye nail olmaları için bu mübarek gecede milyonlarca Müslüman&#8217;ın elleri semaya açılır. Mü&#8217;minler, içtenlikle yüce Allah&#8217;a yönelirler, affedilme ümitleri canlanır ve Cenab-ı Hak&#8217;tan feyzi, rahmeti ve affedilmeyi büyük bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/06/miraç-kandili.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-4586" title="miraç kandili" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/06/miraç-kandili-350x230.jpg" alt="" width="350" height="230" /></a></p>
<p>Bu mübarek gece her yıl, İslâm dünyasının dört bir tarafında derin bir huşu ve hürmet ile karşılanır ve uğurlanır. İslâm âleminin saadet ve selâmeti, mü&#8217;minlerin mağfiret-i ilâhiyyeye nail olmaları için bu mübarek gecede milyonlarca Müslüman&#8217;ın elleri semaya açılır. Mü&#8217;minler, içtenlikle yüce Allah&#8217;a yönelirler, affedilme ümitleri canlanır ve Cenab-ı Hak&#8217;tan feyzi, rahmeti ve affedilmeyi büyük bir heyecanla gönülden arzu ederler. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın, Hz. Peygamber (sav) Efendimize en büyük ihsanı olan İsra ve Miraç hadisesi, Hz. Peygamber (sav) Efendimizin Mekke-i Mükerreme&#8217;den Medine-i Münevvere&#8217;ye hicretlerinden 18 ay önce, Receb ayının 27. Gecesi vuku bulmuştu. Resûlullah (sav) Efendimizin büyük mû&#8217;cizelerinden biri olmak üzere, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın, Hz. Peygamber (sav) Efendimizi gecenin çok az bir kısmında Mekke-i Mükerreme&#8217;deki Mescid-i Haram&#8217;dan alıp Kudüs-ü Şerif&#8217;teki Mescid-i Aksa&#8217;ya kadar götürmesine &#8220;İsra&#8221; denir ki: &#8220;Kulu Hz. Muhammed&#8217;i, bir gece Mescid-i Haram&#8217;dan alıp Mescid-i Aksa&#8217;ya kadar götüren Allah her türlü noksanlıklardan münezzehtir. O Mescid-i Aksa ki, biz O&#8217;nun etrafına feyz ve bereket verdik, etrafını mübarek kıldık. Bu gece yolculuğunu, O&#8217;na bizim kudret ve azametimize delâlet eden ayetlerimizden, nice şaşkınlık verici şeylerden bazısını gösterelim diye yaptırdık. Muhakkak ki O, evet sadece O, her şeyi hakkıyla işiten ve her şeyi de hakkıyla görendir.&#8221; [1] ayet-i kerimesi, sahih hadis-i şerif ve icma-ı ümmet ile sabittir. Bu sebeple inkârı küfrü gerektirir, yani bunu inkâr eden kâfir olur.</p>
<p>Miraç Gecesi&#8217;ni nasıl ihya etmeliyiz?</p>
<p>Yapacağımız ibadet ve duaların muhakkak kabul olunacağına ve ALLAH Teâlâ&#8217;nın biz kullarına olan ikram ve izzetinin bol olacağına inanarak, bu şuur ve idrak içerisinde Miraç Gecesi ve gündüzünü şöylece ihya etmeye çalışmalıyız:</p>
<p>İbadet için bulunmaz fırsat!</p>
<p>* Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü de, yani Receb ayının 26 ve 27. günlerini oruç tutalım. Selman-ı Farisi (ra)&#8217;dan rivayete göre Hz. Peygamber (sav) Efendimiz: &#8220;Recep ayında bir gün ve gece vardır ki Receb&#8217;in 27. gecesidir. Kim o gün oruç tutar ve geceyi ibadetle geçirirse yüz sene oruç tutmuş ve yüz sene ibadet yapmış gibi olur&#8221; buyurdu. [3]</p>
<p>* Salat ü selâm okumak. Hz. Peygamber (sav) Efendimize hiç olmazsa bir tesbih, salat ü selâm okumalıyız. Can-ü gönülden, &#8220;Es-salatü ve&#8217;s-selamü aleyke ya Resûlullah&#8221; demeliyiz.</p>
<p>* Bu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından bir tesbih &#8220;Estağfirullah&#8221; demeliyiz.</p>
<p>* Namaz kılmak. Bu geceyi namaz kılarak ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Miraç gecesi ve gündüzündeki namazları cemaatle kılmaya son derece gayret göstermelidir. Üzerinde namaz borcu olan kimsenin bu gecede hiç olmazsa bir günlük namaz kaza etmesi uygun olur. Böylece hem borcunu öder hem de geceyi ihya etmiş olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/mi%e2%80%99rac-gecesini-nasil-ihya-etmeliyiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İsa&#8217;nın Şemâili</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hz-isanin-semaili.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hz-isanin-semaili.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2009 18:52:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa'nın Şemâili]]></category>
		<category><![CDATA[hz.isa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[şemail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3510</guid>
		<description><![CDATA[ Biz müslümanların Hz. İsa’ya karşı saygımız sonsuz olduğu gibi, O’nun getirdiği mesajın, bugünkü batı medeniyetinin önemli bir rüknü olduğunda da şüphemiz yoktur. Evet, tarihçilerin ve medeniyet felsefecilerinin de ifade ettikleri gibi, eğer Hz. İsa ve O’nun getirdiği ruh ve mânâ olmasaydı, batı medeniyeti hiçbir zaman vücud bulamazdı; zira onun bir esası Grek düşüncesi (Matematik düşünce) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: center;"> Biz müslümanların Hz. İsa’ya karşı saygımız sonsuz olduğu gibi, O’nun getirdiği mesajın, bugünkü batı medeniyetinin önemli bir rüknü olduğunda da şüphemiz yoktur. Evet, tarihçilerin ve medeniyet felsefecilerinin de ifade ettikleri gibi, eğer Hz. İsa ve O’nun getirdiği ruh ve mânâ olmasaydı, batı medeniyeti hiçbir zaman vücud bulamazdı; zira onun bir esası Grek düşüncesi (Matematik düşünce) diğer bir esası Roma hukuku olduğu gibi, önemli bir rüknü de gerçek mânâsıyla hıristiyan dinidir. </p>
</blockquote>
<p style="text-align: left;"> <br />
Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de mealen; <strong>&#8220;Nuh&#8217;a ve ondan sonraki nebîlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrâhim&#8217;e, İsmâil&#8217;e, İshak&#8217;a, Yâkub&#8217;a ve torunlarına, İsa&#8217;ya, Eyyub&#8217;a, Yunus&#8217;a, Harun ve Süleyman&#8217;a da vahyettik. Davud&#8217;a da Zebur&#8217;u verdik.&#8221;</strong>1 buyrulması, her bir peygamberin aynı özden geldiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bütün peygamberlerin anaları ayrı, babaları bir kardeş durumunda olduğunu ve dinlerinin tek bir asla dayandığını vurgulamıştır.2<span id="more-3510"></span></p>
<p>Bu peygamberlik zincirinin bir halkası olan Hz. İsa da (aleyhisselam)3 Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de en fazla bahsi geçen peygamberlerdendir. O; &#8220;Ey İsrail oğulları! Ben size Allah&#8217;ın elçisiyim. Benden önceki Tevrat&#8217;ı tasdik etmek, benden sonra gelip ismi &#8216;Ahmed&#8217; olacak bir resulü müjdelemek üzere gönderildim.&#8221;4 diyerek Efendimiz&#8217;i müjdelemiş, Efendimiz de &#8220;Ben, Meryem-oğlu İsa&#8217;ya dünya ve ahirette insanların en yakınıyım.&#8221;5 buyurmak suretiyle aralarındaki bu farklı kurbiyete dikkat çekmiştir.</p>
<p>Hz. İsa&#8217;nın, henüz yeni doğmuş bir bebek iken dile gelip söylediği şu sözler, onu tanıtan iyi bir özet durumundadır: &#8220;Ben Allah&#8217;ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber olarak görevlendirdi. Nerede olursam olayım beni kutlu, mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekâtı farz kıldı. Anneme saygılı, hayırlı evlât kılıp, asla zorba, bedbaht ve hayırsız biri yapmadı. Doğduğum gün de, öleceğim gün de, kabirden kalkıp dirileceğim gün de selâm üzerime olsun! &#8230; İyi bilin ki Allah benim de Rabb&#8217;im, sizlerin de Rabb&#8217;idir. Öyleyse yalnız O&#8217;na ibadet ediniz. Doğru yol budur.&#8221;6</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de hakkında pek çok bilgi bulunan Hz. İsa&#8217;nın beden özelliklerini gösteren bir kayda rastlanmamaktadır. Zaman zaman bazı kişilerin mesih iddiasıyla ortaya çıkmaları, ayrıca bazı hadîslerde Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne tekrar dönüşünden bahsedilmesi, onun şemâili hakkındaki merakı artırmaktadır. Kur&#8217;ân&#8217;ın yer vermediği bu bilgiyi hadîslerde bulmak mümkündür. Peygamberimiz, bir yandan mazinin derinliklerine giderek Hz. Âdem&#8217;e (aleyhisselam) kadar bütün enbiyâyı hem de şemâili ile anlatmış, diğer yandan nazarlarını istikbale çevirip mahşere, Cennet ve Cehennem&#8217;e kadar her şeyi göz önüne sermiştir.7<br />
Peygamberimiz&#8217;in şemâilinin Sahabe-i Kiram tarafından en ince teferruatına varıncaya kadar kayda geçirilip günümüze ulaştırılmasına mukabil, Hz. İsa hakkında durum böyle olmamıştır. Bununla beraber Hz. İsa&#8217;nın beden yapısına, saç ve yüz özelliklerine dâir bir kısım hadîs rivayetlerinde bazı ayrıntılar zikredilmektedir. <strong><span style="color: #008000;">Hz. İsa&#8217;nın şemailine dâir hadîslerde zikredilen özellikler temelde üç farklı hadîs grubunda yer alır:</span></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<ol>
<li><strong>Mi&#8217;rac hadîsleri:</strong> İsrâ yolculuğu ve miracdan bahseden hadîs-i şerîflere göre semâda Hz. İsa ile karşılaşan Peygamberimiz, onun bazı beden özelliklerini zikretmiştir.8</li>
<li><strong>Rüya hadîsleri:</strong> Peygamberimiz bir rüyasını anlatır: Kâbe yanındadır ve bir zât görür. Yanındakilere onun kim olduğunu sorar; Hz. İsa olduğunu söylerler. Bu hadîsin bazı tariklerinde Hz. İsa&#8217;nın çeşitli fizikî özellikleri zikredilir.9</li>
<li><strong>Nüzûl hadîsleri:</strong> Hz. İsa&#8217;nın yeryüzüne tekrar döneceğine dâir hadîslerin10 bazı tariklerinde de Hz. İsa&#8217;nın bazı fizikî yönleriyle tasvirine rastlarız.11<br />
<strong><span style="color: #008000;">Hz. İsa&#8217;nın, şemâiline dâir bu üç grup hadîsten süzülen vasıfları şöyledir:</span></strong></li>
</ol>
<p><strong><span style="color: #008000;">a) Beden Yapısı</span></strong><br />
Hz. İsa, boyu ve beden yapısına dâir bazı özellikleri itibarıyla Peygamberimiz&#8217;e benzer. Onun boyu hakkında kullanılan &#8220;رَبْعَةٌ&#8221;, &#8220;مَرْبوُعٌ&#8221; ve &#8220;مَرْبوُعُ الْخَلْقِ&#8221; tabirleri, &#8220;<em>uzun-kısa arası</em>&#8220;, &#8220;<em>ne uzun, ne kısa</em>&#8220;, &#8220;<em>bâriz uzun değil, fakat uzuna yakın orta boylu</em>&#8221; gibi mânâlara gelmektedir.12 Peygamberimiz&#8217;in boyu da benzer ifadelerle anlatılmıştır.13</p>
<p>Yine Peygamberimiz tarif edilirken de zikredilmiş olan14 &#8220;ِعَريِضُ الصَّدْر&#8221; tabirinden Hz. İsa&#8217;nın &#8220;geniş omuzlu&#8221; olduğu anlaşılmaktadır.15 Hadîslerde hem Hz. İsa hem de Hz. Mûsâ için zikredilen &#8220;جَعْدٌ&#8221; kelimesi saç için kullanıldığında &#8220;kısa ve az kıvırcık saç&#8221; anlamı olmakla beraber,16 âlimlerin genel kabulüne göre bu kelime Hz. Mûsâ için &#8220;<em>kısa ve az kıvırcık saçlı</em>&#8221; mânâsında, Hz. İsa için ise &#8220;<em>sağlam yapılı ve kuvvetli bir bedene sahip</em>&#8221; anlamında kullanılmıştır.17 Nitekim &#8220;geniş omuzlu&#8221; ifadesiyle birlikte zikredilmesi de bu genel kabulü destekler.</p>
<p>Hz. İsa hakkındaki bir diğer beden özelliği olarak &#8220;الْخَلْقِ مُبَطَّنُ&#8221; tabirine18 &#8220;<em>normal zayıf</em>&#8221; mânâsı verilmiştir. Ancak bu zayıflığın &#8220;<em>açlıktan veya bir başka sebepten kırılacak derecede sıska</em>&#8221; mânâsında değil, sadece &#8220;insanın aç iken görünümü&#8221;nü ifade anlamında olduğu belirtilmektedir.19 Peygamberimiz tarif edilirken de &#8220;<em>ne zayıf, ne şişman</em>&#8220;, &#8220;k<em>arnı, göğsüyle aynı hizada; yani zayıf da değil, göbekli de değil</em>&#8221; dendiği göze çarpmaktadır.20 Nitekim Münâvî, bu tabirin &#8220;<em>karnın açlığından kinâye</em>&#8221; olduğunu belirtmiştir.21 Hz. İsa&#8217;nın geniş omuzlu ve kuvvetli bir bedene sahip olduğu da hesaba katıldığında onun &#8220;<em>sıska ve çelimsiz</em>&#8221; denecek bir zayıflıkta olmadığı açıktır. Buna göre Hz. İsa&#8217;nın gövdesinin, göbek vs.. ilâvelerden uzak fıtrî ve ideal bir görünüm arz ettiği anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #008000;">b) Saçı</span></strong><br />
Hz. İsa&#8217;nın saçı &#8220;rüya hadîsleri&#8221;nin bazısında &#8220;لَهُ لِمَّةٌ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنَ اللِّمَمِ =<em>Kulaklarına inmiş öyle saçları vardı ki daha güzelini görmemişsindir</em>.&#8221; ifadesiyle tarif edilmiştir.22 &#8220;لِمَّة&#8221; tabiri, &#8220;kulak memesini kapatıp yanlardan aşağı sarkan, fakat omuzlar üzerine yayılmamış saç&#8221; mânâsına gelir –omuzları da kaplayan saç için, &#8220;جُمَّة&#8221; kelimesi kullanılır.23 Bir başka rivayette Hz. İsa&#8217;nın saçı &#8220;تَضْرِبُ لِمَّتُهُ بَيْنَ مَنْكِبَيْه&#8221; tabiriyle anlatılmıştır ki24 bu da saçların yanlardan omuzlar üzerine yayılmış değil de enseden omuzlar arasına değer vaziyette olduğunu ifade etmektedir. Nitekim Peygamberimiz&#8217;in saçı için de aynı tarifler yapılmaktadır.25</p>
<p>Rivayetlerdeki &#8220;قَدْ رَجَّلَهَا فَهِيَ تَقْطُرُ مَاءً&#8221; ifadesi, &#8220;<em>saçını taramış ve (sanki) saçından su damlıyor</em>&#8220;26 durumda olduğunu belirtmektedir. Bu ifadeyi gerçek anlamında anlayanlar olmakla beraber, &#8220;ıslatıp öyle taradığını&#8221; düşünenler de vardır. Fakat genelde, &#8220;<em>temizlik, parlaklık ve güzellik</em>&#8220;ten kinâye olarak kullanıldığı söylenmiştir.27 &#8220;Nüzûl hadîsleri&#8221;nde Hz. İsa&#8217;nın saçını tasvir eden iki ilginç ifade de bu yorumu teyid eder. Bunlardan birine göre &#8220;إِذَا طَأْطَأَ رَأْسَهُ قَطَرَ وَإِذَا رَفَعَهُ تَحَدَّرَ مِنْهُ جُمَانٌ كَاللُّؤْلُؤِ =<em>Başını eğdiği zaman su damlar, kaldırdığı zaman ondan inci gibi gümüş taneleri yuvarlanır.</em>&#8220;;28 diğerine göre ise &#8220;كَأَنَّ رَأْسَهُ يَقْطُرُ وَإِنْ لَمْ يُصِبْهُ بَلَلٌ =<em>Başına su değmediği hâlde, sanki saçlarından su damlıyor gibidir</em>.&#8221;29 Şu hâlde, gerçekte su damlıyor olmasından değil, &#8220;damlıyor görüntüsü&#8221;nden söz edilebilir. Zaten saçtan gerçekten su damlıyor olması, Hz. İsa&#8217;nın, &#8220;saç şekli kendisine çok yakışan insan olarak tanımlanması&#8221;yla bağdaşmaz.</p>
<p>Öte yandan, her üç grup hadîste de Hz. İsa&#8217;nın saç şekli hakkında, &#8221; سَبْطُ الشَّعْرِ&#8221;,&#8221;سَبْطُ الرَّأْسِ&#8221; gibi tabirler kullanılmıştır.30 &#8220;سَبْطٌ&#8221; tabiri, &#8220;<em>kısa ve az kıvırcık</em>&#8221; mânâsına gelen &#8220;جَعْدٌ&#8221; kelimesinin aksine &#8220;düz-sarkık&#8221; anlamındadır.31Hadîslerin çoğunda Hz. İsa&#8217;nın saçı bu tabirle ifade edilmesine karşılık, bazı hadîslerde &#8220;جَعْدٌ&#8221;32 ve &#8220;جَعْدُ الرَّأْسِ&#8221;33 gibi tabirler de yer alır. &#8220;جَعْدٌ&#8221; tabiri saç için kullanıldığında, &#8220;<em>düz-sarkık</em>&#8221; kelimesinin zıttı olarak &#8220;<em>kısa ve az kıvırcık</em>&#8221; mânâsına gelmektedir.34 Hz. İsa&#8217;nın saç şekliyle ilgili çelişki gibi duran bu iki farklı tarif, onun saçının farklı zamanlardaki görünümü35 veya &#8220;جَعْدٌ&#8221; kelimesine yüklenen farklı anlamlarla ilgilidir. Araplar &#8220;جَعْدٌ&#8221; kelimesini erkekler hakkında hem medih hem de zem için kullanırlar. Zem için kullanılırsa biri &#8220;kısa boylu&#8221; diğeri de &#8220;cimri&#8221; mânâsına gelir. Medih için kullanıldığında ise biri, &#8220;sağlam yapılı ve kuvvetli bir bedene sahip&#8221;; diğeri, &#8220;kısa ve normal kıvırcık&#8221; mânâsındadır. Az kıvırcık saçın medih sayılması, Arapların genellikle düz saçlı olmamasından, yani hafif kıvırcık ve dalgalı saçların Araplarda makbul oluşundandır. Buradan hareketle Kadı Iyâz şu ilâvede bulunur: &#8220;<em>Bu tabir, Deccal hakkında zem, Hz. İsa hakkında ise medih sıfatıdır</em>.&#8221;36</p>
<p>Diğer taraftan Hz. İsa için kullanılan &#8220;الشَّعَرِ رَجِلُ&#8221; tabiri,37 onun saç şeklini daha net ortaya koymaktadır. Peygamberimiz&#8217;in saçı için de aynen kullanılan bu tabir,38 &#8220;<em>yağla bakımı yapılmış ve taranmış saç veya bu saçın sahibi</em>&#8221; mânâsına geldiği gibi, &#8220;ne dümdüz ne de aşırı kıvırcık; ikisinin ortası, yani hafif dalgalı saç veya bu saçın sahibi&#8221; anlamlarına da gelir.39 Nitekim Peygamberimiz&#8217;in saçı için &#8220;وَلَيْسَ بِالْجَعْدِ الْقَطَطِ وَلَا بِالسَّبْطِ =<em>ne aşırı kıvırcık, ne de dümdüz</em>&#8220;40 denilmesi de, bu sonraki anlamı pekiştirmektedir. Ayrıca pek çok hadîste Hz. İsa&#8217;nın saçıyla ilgili &#8220;düz-sarkık&#8221; mânâsındaki tabirler kullanılmasına karşılık, bunun zıt anlamındaki &#8220;جَعْدٌ&#8221; kelimesi sadece yedi rivayette geçmektedir. Kaldı ki, bunlardan da saçla irtibatlı görünen sadece bir tanesidir.41</p>
<p>Bu açıklamalardan sonra Hz. İsa&#8217;nın saçıyla ilgili şunlar söylenebilir: Bakımlı, hafif dalgalı (ne dümdüz ne de aşırı kıvırcık), kulak memesini kapatmakla beraber yanlardan omuzlara inmeyen, fakat enseden iki kürek arasına değer vaziyette aşağıya sarkık şekildedir ve Hz. İsa&#8217;ya bu saç şekli oldukça yakışır durumdadır.</p>
<p><strong><span style="color: #008000;">c) Yüzü<br />
</span></strong>Rivayetlerde Hz. İsa&#8217;nın yüzüyle ilgili en göze çarpan hususiyet, onun &#8220;حَدِيدُ الْبَصَرِ=<em>keskin bakışlı</em>&#8220;42 olmasıdır.</p>
<p>İkinci olarak, onun yüz rengiyle ilgili farklı ifadelere yer verilmiştir. Bunlardan renk bildiren &#8220;آدَمُ=<em>toprak rengi</em>&#8220;43 tabiri çok az rivayette geçmekte ve bunların bir kısmında &#8220;كَأَحْسَنِ مَا يُرَى مِنْ أُدْمِ الرِّجَالِ =<em>Görsen, esmer erkeklerin en yakışıklısı dersin</em>.&#8221;44 şeklinde açıklama getirilmektedir. &#8220;أَبْيَض =<em>beyaz</em>&#8220;45 ifadesi ise tek başına bir hadîste geçmekte, bir başka rivayette bu beyazlık &#8220;kırmızıya çalar bir beyazlık&#8221;46 olarak kayıtlanmaktadır. Nitekim Araplar yüzle ilgili bir beyazlıktan söz ettiklerinde bu, bildiğimiz anlamda bembeyaz bir rengi değil &#8220;çil, siyah benek gibi kusurlardan uzak bir yüz&#8221;ü ifade etmektedir.47 &#8220;أَحْمَرُ=<em>kırmızı</em>&#8221; renge gelince, bazı rivayetlerde tek başına kullanılmışsa da48 pek çok rivayette bu kırmızılığı ifade için tarif biraz açılmış, &#8220;<em>sanki hamamdan yeni çıkmışcasına al çehreli</em>&#8221; benzetmesi yapılmıştır.49 Ancak bu tabir, Hz. İsa için bir renk ifadesi olarak değil &#8220;<em>dupduru bir görünüm ve pırıl pırıl bir çehre</em>&#8220;den kinâye olarak kullanılmıştır.50 Nitekim bir rivayette &#8220;güzel, parlak, temiz ve hoş&#8221; anlamındaki &#8220;وَضِيءٌ&#8221; kelimesiyle beraber kullanılması da51 bunu destekler. Hem mi&#8217;rac hem de nüzûl hadîslerinde çokça yer alan &#8220;إِلَى الْحُمْرَةِ وَالْبَيَاضِ&#8221;52 şeklindeki tavsifler ise, net bir kırmızılık ve beyazlığı ifade etmez.53 Buna göre Hz. İsa&#8217;nın yüz renginin &#8220;<em>kırmızımtrak nûrânî beyaz</em>&#8221; olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Diğer taraftan Hz. İsa&#8217;nın yüz rengini bildiren ifadelerin hepsi renk anlamında olmayıp, bazısı güzel görünümü ifade için mecazen kullanılmıştır.54 Kalkaşendî&#8217;nin de belirttiği gibi kadın ve erkekte en güzel sayılan renk beyazdır, beyazın da en güzeli kırmızıya çalan beyazdır. Esmer de pek çoklarınca beğenilir ve esmerin yanak yumrularındaki kırmızılık caziptir.55</p>
<p>Şu halde hadîs rivayetlerinde Hz. İsa&#8217;nın yüz rengini ifade eden bu tabirler, umumiyetle Hz. İsa&#8217;nın yaratılış itibariyle yakışıklı olduğunu belirten tabirlerdir ve birbiriyle çelişmek şöyle dursun, Hz. İsa&#8217;nın güzel yaratılışını vurgulayan unsurlardır. Diğer taraftan, bir insan belli ve sabit bir yüz rengine sahip olmakla birlikte görüldüğü ortama, açlık, üzüntü, sevinç, kızgınlık, hitabet gibi durumlara bağlı olarak yüzü farklı renk ve görünüm alabilir. Hz. İsa&#8217;nın rengiyle ilgili ifadelerin yer aldığı rivayetlerin üç farklı hadîs grubunda olduğu da düşünülürse, bu ihtimale kapı açık görünmektedir.</p>
<p>Beyhakî&#8217;nin Delâilü&#8217;n-Nübüvve&#8217;sinde Hz. İsa&#8217;nın şemâiline ışık tutan şu hâdiseye yer verilir: Peygamberimiz&#8217;in mektubunu Herakliyus&#8217;a götürmekle görevlendirilen iki sahabiden biri olan Hişam b. Âs&#8217;ın anlattığına göre, Herakliyus kendileriyle görüştükten sonra yanlarına bir rahip katar. Onları bir mahzene indiren rahip, orada özenle saklandığı anlaşılan bazı insan resimleri gösterir ve bunların her birinin bir peygambere ait olduğunu söyler. Peygamberimiz&#8217;e ait olduğunu belirttiği resim, aslına oldukça uygundur. Resimlerden biri de Hz. İsa&#8217;ya aittir. Siyah örtü kalkınca, altından çıkan onun resmi şöyledir: Parlak bir tabloda genç bir insan.. siyah sakallı ve gür saçlı.. güzel gözlü, pırıl pırıl bir çehre..56 Hz. İsa&#8217;nın görünümüyle ilgili günümüz İncillerindeki şu tek anlatım da bu tabloyu hatırlatır: Hz. İsa, birkaç havarisiyle birlikte yüksek bir dağa çıktığında görünümü âniden değişmiş; yüzü güneş gibi parlamış ve giysileri göz kamaştırıcı bir beyazlığa bürünmüştür.57</p>
<p>Diğer taraftan bazı rivayetlerde Hz. Salih (aleyhisselâm), Urve b. Mes&#8217;ûd ve Ebû Zerr gibi zâtlar ile Hz. İsa arasında benzerlik kurulmaktadır. Bir rivayete göre Hz. Salih &#8220;düz-sarkık saçlı&#8221; olması ve ten renginin &#8220;kırmızı-beyaz karışımlı&#8221; olması yönüyle Hz. İsa&#8217;ya benzemektedir.58</p>
<p>Yine hem mi&#8217;rac hadîslerinin hem de nüzûl hadîslerinin bir kısmında Hz. İsa, Urve b. Mes&#8217;ûd&#8217;a benzetilmektedir. Mi&#8217;rac hadîslerinde &#8220;Sanki o, Urve b. Mes&#8217;ûd gibiydi&#8221;59 ifadesi yer alırken, nüzûl hadîslerinde ise &#8220;Gördüklerim içinde ona en çok benzeyeni Urve b. Mes&#8217;ûd&#8217;du.&#8221;60 denmiştir. Hz. İsa ile Urve b. Mes&#8217;ûd arasındaki benzerlik yönünün ne olduğuna dâir kaynaklarda hemen hiçbir bilgiye rastlamıyoruz. Ancak Münâvî, önce her ikisi de kavimlerini hidayete davet ettikleri için birinin katledildiğine, diğerinin de katline teşebbüs edildiğine dikkat çeker. Daha sonra, hadîsten peygamberlerin ve meleklerin başkalarına benzetilebileceği hükmünü de çıkaran Münâvî, yapılan teşbihin sûret itibariyle olduğunu da ekler.61 İbn Ebî Şeybe&#8217;nin naklettiği mevkuf bir rivayette &#8220;Dıhye, Hz. Cebrail&#8217;e&#8221;, &#8220;Urve de, Hz. İsa&#8217;ya&#8221; benzetilmektedir.62 Bu rivayet, Hz. İsa ile Urve b. Mes&#8217;ûd hakkındaki teşbihin sûret itibariyle olduğunu destekler. Ancak onun şekl ü şemâili bizlere ulaşmamıştır.63</p>
<p>Şu hâlde söz konusu rivayetlerdeki benzetme, Hz. İsa&#8217;yı tarif konusunda ancak Urve b. Mes&#8217;ûd&#8217;u tanıyan bir insana fikir verebilir. Urve b. Mes&#8217;ûd&#8217;un şemâilini bilemeyenler için ise, Hz. İsa&#8217;yı tarif edici olmaktan uzaktır. Tam tersi yani Hz. İsa&#8217;ya ait özellikleri anlatan hadîslerden Urve b. Mes&#8217;ûd&#8217;un şemaili hakkında fikir sahibi olmak mümkündür.</p>
<p>Hz. İsa ile arasında benzerlik kurulan bir diğer sahabi ise, Ebû Zerr&#8217;dir. Ondan &#8220;Meryem oğlu İsa&#8217;nın benzeri&#8221; şeklinde bahsedilmiştir.64 Bu benzerlik daha ziyade Hz. İsa&#8217;nın fazileti ve zühdüyle ilgili kabul edilmişse de, &#8220;Dış görünüş ve ahlâk yönüyle Hz. İsa&#8217;nın bir benzerini görmek isteyen varsa, Ebû Zerr&#8217;e baksın.&#8221;65 şeklindeki bir başka rivayetten, Ebû Zerr ile Hz. İsa&#8217;nın dış görünüş itibariyle de birbirine benzedikleri anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #008000;">e) Netice</span></strong><br />
Görüldüğü gibi şemâil bakımından Peygamber Efendimiz&#8217;le ortak yönleri bulunan Hz. İsa&#8217;nın beden özelliklerini topluca zikretmek gerekirse şöyledir: <span style="text-decoration: underline;">Uzuna yakın orta boylu, geniş omuzlu, sağlam yapılı ve kuvvetli bir bedene sahip, karnı göğsüyle aynı hizada, göbekli değil.. genel durumu itibariyle hafif dalgalı vaziyette olan gür saçları kulak memesini kapatıp yanlardan aşağı sarkmaktadır; omuzlar üzerine yayılmayıp enseden omuzlar arasına değer vaziyette ve bakımlı-güzel bir görünüme sahip olan bu saçlar kendisine çok yakışmış durumda.. güzel gözlü ve keskin bakışlı.. siyah sakallı.. bembeyaz ya da karayağız değil, &#8220;sanki hamamdan yeni çıkmışcasına&#8221; benzetmesinde de görüldüğü gibi daha çok kırmızımtrak nûrânî beyaz.. dupduru görünümlü ve pırıl pırıl çehreli.. netice olarak boyu-posu, endamı, saçı ve yüzü itibariyle oldukça yakışıklı ve güzel bir görünüme sahip şanlı bir Nebî, ülü&#8217;l-azm bir peygamber.</span></p>
<p> </p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">Ahmet Çetinkaya</span> </span></p>
<p>* Araştırmacı &#8211; Yazar<br />
<a href="mailto:acetinkaya@yeniumit.com.tr">acetinkaya@yeniumit.com.tr</a></p>
<pre>Dipnotlar
1. Bkz.: Nisâ, 4; 165; Şûrâ, 42; 13.
2. Buhârî, "enbiyâ" 48; Müslim, "fedâil" 143-145.
3. Bakara, 2; 87, 136, 253; Âl-i İmran, 3; 84; Nisâ, 4; 163; Mâide, 5; 46; Şûrâ, 42; 13; Hadîd, 57; 27.
4. Saf, 61; 6.
5. Buhârî, "enbiyâ" 48; Müslim, "fedâil" 143-145.
6. Bkz.: Meryem, 19; 30-36.
7. Gülen, Fethullah; Sonsuz Nur-1 133.
8. Buhârî, "enbiyâ" 24; Müslim, "îmân" 266-278.
9. Buhârî, "libâs" 68; Müslim, "îmân" 273-277.
10. Buhârî, "enbiyâ" 48; Müslim, "fedâil" 143-145.
11. Ebû Dâvûd, "melâhim" 14; Ahmed b. Hanbel, II, 406.
12. İbnü'l-Esîr, Nihâye II, 190; Nevevî, Şerhu Müslim II, 224.
13. Buhârî, "menâkıb" 23; Müslim, "fedâil" 91.
14. Taberânî, Kebîr XXII, 155; İbn Sa'd, Tabakât I, 422.
15. Buhârî, "enbiyâ" 48; Ahmed b. Hanbel, I, 296.
16. İbnü'l-Esîr I, 275; İbn Manzûr, Lisânü'l-arab "ج ع د" mad.
17. Nevevî II, 235; İbn Hacer, Fethu'l-bârî VI, 486.
18. Ahmed b. Hanbel, I, 374; Ebû Ya'lâ, Müsned V, 108.
19. Zemahşerî, Fâik I, 117; İbnü'l-Esîr I, 137.
20. Taberânî, Kebîr XXII, 155; İbn Sa'd I, 422.
21. Münâvî, Feyzu'l-kadîr V, 78.
22. Buhârî, "libâs" 68, "ta'bîr" 11; Müslim, "îmân" 273.
23. İbnü'l-Esîr IV, 273; İbn Manzûr "ل م م" mad.
24. Buhârî, "enbiyâ" 48; Müslim, "îmân" 274.
25. Müslim, "fedâil" 92; Tirmizî, "libâs" 4.
26. Taberânî'nin bir rivayetinde, Hz. İsa'nın başından yağ damlıyor gibi olduğu da belirtilmiştir. Taberânî, Kebîr XI, 73.
27. İbn Abdilberr, Temhîd XIV, 190; Nevevî II, 233.
28. Müslim, "fiten" 110; Tirmizî, "fiten" 59.
29. Ebû Dâvûd, "melâhim" 14; Ahmed b. Hanbel, II, 406, 437.
30. Kütüb-i Tis'a dışındaki bazı rivayetler için bkz.: İbn Ebî Şeybe, Musannef VII, 499; Taberânî, Kebîr XI, 73.
31. İbnü'l-Esîr II, 334; İbn Manzûr "س ب ط" mad.
32. Buhârî, "enbiyâ" 24, 48; Müslim, "îmân" 266.
33. Ahmed b. Hanbel, I, 374; Ebû Ya'lâ V, 108.
34. İbnü'l-Esîr I, 275; İbn Manzûr "ج ع د" mad.
35. Keşmirî, Tasrîh s.301 (dipnot).
36. İbnü'l-Esîr I, 275; İbn Manzûr "ج ع د" mad.; Nevevî II, 235. Dokuz temel hadîs kitabında (Kütüb-i Tis'a) Hz. Mûsâ hakkında beş, Hz. İsa hakkında yedi, Deccal için ise on dokuz yerde yerde geçen "جَعْدٌ" kelimesi; Deccal için geçtiği yerlerde genelde "جَعْدٌ قَطَطٌ=çok aşırı kıvırcık" şeklinde bir kayıtla belirtilmiştir.
37. Buhârî, "enbiyâ" 48; Müslim, "îmân" 274.
38. Ahmed b. Hanbel, III, 240; Ebû Ya'lâ VI, 319.
39. İbnü'l-Esîr II, 203; İbn Manzûr "ر ج ل" mad.
40. Buhârî, "menâkıb" 23, "libâs" 68; Müslim, "fedâil" 94, 113.
41. Ahmed b. Hanbel, I, 374; Ebû Ya'lâ V, 108.
42. Ahmed b. Hanbel, I, 374; Ebû Ya'lâ V, 108.
43. Buhârî, "enbiyâ" 48; Müslim, "îmân" 275, 277.
44. Buhârî, "îmân" 273, 274; Muvatta', "sıfatü'n-Nebî" 2.
45. Ahmed b. Hanbel, I, 374; Ebû Ya'lâ V, 108.
46. Taberânî, Kebîr XXIV, 433.
47. Zemahşerî III, 336; İbnü'l-Esîr I, 172, IV, 282.
48. Buhârî, "enbiyâ" 48; Ahmed b. Hanbel, I, 296.
49. Buhârî, "enbiyâ" 24, 48; Müslim, "îmân" 272.
50. Nevevî II, 232; İbn Hacer VI, 484.
51. İbn Ebî Şeybe VII, 498.
52. Mi'rac hadîslerinde: Buhârî, "bed'ü'l-halk" 7; Müslim, "îmân" 267. Nüzûl hadîslerinde: Ebû Dâvûd, "melâhim" 14; Ahmed b. Hanbel, II, 406.
53. Münâvî IV, 7.
54. İbnü'l-Esîr II, 399; İbn Hacer V, 493.
55. Kalkaşendî, Subhu'l-a'şâ II, 6.
56. Beyhakî, Delâil I, 384-391; İbn Kesîr, Bidâye II, 328; İbn Hacer VIII, 219. İsmail b. Muhammed el-Esbehânî, farklı olarak sakalının olmadığını söyler. el-Esbehânî, Delâil I, 94.
57. Y.Ahit, matta 17:2; markos 9:2-3.
58. Hâkim II, 616.
59. Müslim, "îmân" 271, 278; Tirmizî, "menâkıb" 12; Ahmed b. Hanbel, II, 528, III, 334.
60. Müslim, "fiten" 116; Ahmed b. Hanbel, II, 166, III, 334.
61. Münâvî III, 517. Ayrıca bkz.: Keşmirî, Tasrîh s.127.
62. İbn Ebî Şeybe VI, 395.
63. Yardım, Ali; Peygamberimiz'in Şemâili s.68.
64. Tirmizî, "menâkıb" 35; Bezzâr, Müsned IX, 457.
65. İbn Ebî Şeybe VI, 388; Taberânî, Kebîr II, 149.</pre>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=85&amp;konu_id=1287&amp;yumit=bolum2">Yeni Ümit Dergisi</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hz-isanin-semaili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hristiyanlara Göre Hazret-i Îsâ’nın Çarmıha Gerilmesinin Sebebi</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hristiyanlara-gore-hazret-i-isa%e2%80%99nin-carmiha-gerilmesinin-sebebi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hristiyanlara-gore-hazret-i-isa%e2%80%99nin-carmiha-gerilmesinin-sebebi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2009 21:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti isanın çarmıha gerilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[hazreti isanın çarmıha gerilmesinin sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlara Göre Hazret-i Îsâ’nın Çarmıha Gerilmesinin Sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlara göre Hazreti İsanın Çarmıha Gerilmesinin sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlara göre isanın çarmıha gerilme sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[isa aleyhisselamın çarmıha gerilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu isa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=2118</guid>
		<description><![CDATA[Hristiyanlara Göre Hazret-i Îsâ’nın Çarmıha Gerilmesinin Sebebi Hristiyanlara göre, Âdem -aleyhisselâm- ve Havvâ vâlide­miz cennette iken yasak meyveden yiyerek insanlık suçu işle­mişlerdir. (Tekvin, 3/24) Bu sebeple Allâh Teâlâ, onların neslinden gelen çocukla­rın hepsini ateşte yanmağa mahkûm etmiştir. Ancak Hazret-i Îsâ, insanlara acıdığı için, haç üzerinde çarmıha gerilmek sûretiyle bütün insanların suçunun kefâretini üzerine almış, kendini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Hristiyanlara Göre Hazret-i Îsâ’nın Çarmıha Gerilmesinin Sebebi</strong></p>
<p>Hristiyanlara göre, Âdem -aleyhisselâm- ve Havvâ vâlide­miz cennette iken yasak meyveden yiyerek insanlık suçu işle­mişlerdir. (Tekvin, 3/24) Bu sebeple Allâh Teâlâ, onların neslinden gelen çocukla­rın hepsini ateşte yanmağa mahkûm etmiştir. Ancak Hazret-i Îsâ, insanlara acıdığı için, haç üzerinde çarmıha gerilmek sûretiyle bütün insanların suçunun kefâretini üzerine almış, kendini bu uğurda fedâ etmiştir. Böylece insanlar, kendilerine mîras kalan bu günahtan kurtulmuşlardır. (Romalılara Mektup, 3/23-26)</p>
<p>İşin aslının böyle olmadığını Allâh Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle bildirir:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَى مَرْيَمَ بُهْتَانًا عَظِيمًا</h2>
<p>(156)</p>
<h2 style="text-align: right;">وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينً</h2>
<p>(157)</p>
<p><em>“İnkâr etmelerinden, Meryem’in üzerine büyük bir ifti­râ atmalarından ve «Allâh’ın elçisi Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük!» de­meleri yüzünden (onları lânetledik). Hâlbuki O’nu ne öldür­düler; ne de astılar. Fakat (öldürdükleri) onlara Îsâ gibi gös­terildi. O’nun hakkında ihtilâfa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışın­da hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak O’nu öl­dürmediler.”</em> (en-Nisâ, 156-157)<span id="more-2118"></span></p>
<h2 style="text-align: right;">بَل رَّفَعَهُ اللّهُ إِلَيْهِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا</h2>
<p><em>“Bilâkis Allâh, O’nu (Îsâ’yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allâh izzet ve hikmet sâhibidir.”</em> (en-Nisâ, 158)</p>
<p>Hakîkat böyle olduğu hâlde, Allâh’ın, gazabını teskîn için oğ­lunu, hem de onun ceddinin yediği bir meyve yüzünden öldür­mesi akîdesi, ne kadar garip bir inançtır ki, bir başkasına âit meyve yeme suçunu ölümle ödetmektedir. Bir kulun günâhını diğer bir kula yüklemeyeceğini beyân eden Cenâb-ı Hakk’ın gön­derdiği bir dinde böyle bir inancın olması, ancak o dînin muharrefliği ile îzâh edilebilir. Üstelik bugün hristiyanlar, dinlerine dâvet eder­lerken, Hazret-i Îsâ’nın kendisini fedâ ederek insanların günah­larını yüklendiğini ifâde etme gaflet ve zaafı ile, aslı tamâmen bozulmuş olan Hristiyanlığı, nefislere câzip hâle getirmeye ça­lışmaktadırlar.</p>
<p>Fakat düşünmek ve sormak lâzımdır ki, onlar, yasak bir meyvenin yenilmesini insanlık suçu kabûl ederken, kendilerinin yaptığı insanlık şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayan nice zulüm­ler, inkârlar, isyanlar ve dile alınmayacak rezillikleri ile bedbaht­lıkları nasıl oluyor da tecvîz edebiliyorlar?!. Târihteki birçok em­sâlleriyle beraber son Bosna katliâmı ve benzerlerine hristiyanların seyirci kalması, papalık ve patriklik müesseselerinin de bu cinâyetleri suskunluk içinde geçiştirmeleri, bir merhamet peygamberi olan Hazret-i Mesîh’in müntesibi olma iddiâsında bulunmakla kâbil-i te’lif midir? Kendilerinden olmadığı için hâmile kadınların karın­larını deşerken, küçücük yavruların kanlarını vahşîce akıtırlarken, hiç mi günah işlememiş oluyorlar?</p>
<p>Oysa Hazret-i Îsâ, insanların içinde en seçkin ve müm­taz bir makâmı ihrâz eden ve güzel ahlâkı tâlim için gelen, Allâh’ın indinde de her şeyiyle makbûl, yüce bir peygamberdir. Dolayısıyla Allâh Teâlâ’nın, seçtiği ve sevdiği ülü’l-azm bir Rasûlü’nü, -o da ceddinin işlediği bir suç sebebiyle- çarmıha gerdirmek gibi bir azâba dûçâr etmesini, -inanmak bir tarafa- düşünmek bile, hem mümkün değil, hem de Cenâb-ı Hakk’a câhilâne ve münkirce ya­pılan bir zulüm isnâdıdır, iz’ân dışıdır. Hâlbuki Allâh, peygamber­leri için nice şerefli ve ulvî rütbeler, makamlar, ihsânlar ve ikram­lar va’detmiştir. Kaldı ki, kendisine ilâhlık atfedilen Îsâ -aleyhisselâm-, şâyet iddiâ ettikleri gibi Allâh olsaydı, Allâh’ın, birkaç beşer elinde haça gerilecek kadar âciz olması düşünülebilir miydi?</p>
<p>Diğer taraftan Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’ın, başkalarının cezâlarını çekmesi husûsundaki meselenin ilâhî hükmüne bak­tığımızda ise, hakîkat bütün açıklığıyla ortaya çıkar. Allâh Teâlâ buyurur:</p>
<h2 style="text-align: right;">مَّنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً</h2>
<p><em>“Kim hidâyet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zara­rına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükü­nü üstlenmez! Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimse­ye) azâb edecek değiliz.”</em> (el-İsrâ, 15)</p>
<p>Âyette günahkâra bile başkasının günâhının yüklenmeyece­ği bildirilirken, günahsız bir insana başkasının günâhının yüklen­mesi iddiâsı, ilâhî hakîkate, hattâ beşerî mantığa bile ne kadar da terstir! Kim, bir başkasının irtikâb ettiği, kendisiyle alâkalı olma­yan bir günahtan mes’ûl olmayı kabûl edebilir?!</p>
<p>Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ın cennette yasak meyveye yaklaşması meselesinin hakîkatine gelince; bu onun için bir zelle, yâni gayr-i irâdî hatâdır. Bir bakıma da murâd-ı ilâhî îcâbı olarak ta­hakkuk etmiştir. Çünkü murâd-ı ilâhî; Âdem -aleyhisselâm- ve Havvâ vâlidemizin insan için yaratılan yeryüzüne inmeleri, ora­da insan neslinin çoğalması ve kıyâmete kadar bu neslin devâm etmesi, rûhunu yüceltip Rabbine yaklaştıranların tekrar Âdem -aleyhisselâm-’ın geldiği mekân olan cennete döndürülmesi, nefsine aldananların ise, şeytanın arkadaşları olarak cehenneme girmesi idi.</p>
<p>Bu murâd-ı ilâhîyi, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle îzah buyurur:</p>
<p>“Hazret-i Âdem ve Hazret-i Mûsâ -aleyhimesselâm- münâ­kaşa ettiler. Hazret-i Mûsâ, Hazret-i Âdem’e:</p>
<p>«İşlediğin günahla insanları cennetten çıkaran ve onları şekâvete (bedbahtlığa) atan sen değil misin?» dedi.</p>
<p>Hazret-i Âdem de, Hazret-i Mûsâ’ya:</p>
<p>«Sen, Allâh’ın risâlet vermek sûretiyle seçtiği ve husûsî ke­lâmına mazhar kıldığı kimse ol da, daha yaratılmamdan önce Allâh’ın bana yazdığı bir işten dolayı beni ayıplamaya kalk!.. (Bu olacak şey değil!)» dedi.”</p>
<p>Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- devamla buyurdu ki:</p>
<p>“Hazret-i Âdem, Hazret-i Mûsâ’yı ilzâm etti (cevap veremez hâle getirdi, susturdu ).” (Buhârî, Kader, 11; Müslim, Kader, 13)</p>
<p>Diğer taraftan Âdem -aleyhisselâm- ve Havvâ vâlidemiz, iş­ledikleri günah sebebiyle:</p>
<h2 style="text-align: right;">رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ</h2>
<p><em>“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer Sen bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlakâ ziyân edenlerden oluruz.”</em> (el-A’râf, 23) diyerek tevbe ve istiğfarda bulunmuşlar; netîcede ilâhî affa ve nice nîmetlere nâil olmuşlardır.</p>
<p>Bu mağfiretle birlikte günahsız hâle gelen Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-, kendisine lutfedilenlere ilâveten Cenâb-ı Hakk’a yakınlıkta en üst makâm olan ve kulun bir kesbi olmaksızın sâde­ce ilâhî lutufla verilen peygamberlik rütbesi ile şereflendirilmiştir.</p>
<p>Hâsılı affedilmeyen bir günah bile teselsül etmez iken, affedilen bir günâhın teselsül etmesi mümkün değildir! Hattâ samîmî tevbelerin ardından affa mazhar olan günahlar, Cenâb-ı Hakk’ın lutfu ile sevâba tebdîl olunur. Âyet-i kerîmede buyrulur:</p>
<h2 style="text-align: right;">إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا</h2>
<p><em>“Tevbe ve îmân edip amel-i sâlih işleyenler başkadır. Allâh onların seyyielerini (günahlarını) hasenâta (sevaplara) teb­dîl eder. Allâh Gafûr ve Rahîm’dir.”</em> (el-Furkân, 70)</p>
<p>Allâh’ın kullarına nezdinden gönderdiği ilâhî kitapların hepsi “mübîn” (apaçık) sıfatı taşımaktadır. Bunu en son kitap olan Kur’ân-ı Kerîm, bâriz bir şekilde ortaya koyar. Onda birçok yerde “mü­bîn” kelimesi, sarâhatle ve ısrarla tekrarlanarak bu hakîkate dikkat çekilir. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’in gönderilmesine sebep teşkil edecek derecede tahrîf edilmiş olan İncîl’lerde bu husûsiyeti bu­labilmek mümkün değildir.</p>
<p>İncîl’lerdeki bütün tenâkuzlar, onların vahiy mahsûlü olup olmadıkları hakkında bize fazlasıyla mâlumat vermektedir. Her idrâk sâhibi kavrar ki, “Allâh” her şeye kâdir olduğu ve her türlü nok­san sıfatlardan münezzeh olduğu hâlde, kullarına bu kadar kar­makarışık ve birçok eksikliklerle dolu bir ilâhî kitap göndermez. Çünkü O, hiçbir noksanlık kabûl etmeyen bir “Sübhân”dır.</p>
<p>Gerçek şudur ki, Îsâ -aleyhisselâm-’dan sonra sür’atle tahrîf edilen Hristiyanlık, kısa zamanda hak dîn olma vasfını kaybet­miş ve putperest bir karaktere bürünmüştür.</p>
<p>Putperest kültürlerde yer alan “çarmıha gerilmiş halk kahra­manı” motifi, bizzat Îsâ -aleyhisselâm-’a uygulanmış ve bu hâdi­seyle alâkalı olan “Haç”, kutsal bir sembol hâline getirilmiştir. Çünkü Haç, Hristiyanlık’tan önceki Avrupa putperestliğinde de mevcuttu.</p>
<p>Hristiyanlığın ilk devrelerinde Ocak ayının ilk günü yılbaşı olarak kutlanmazdı. Putperest inançlarda 24 Aralık ile 6 Ocak târihleri arasında değişik günleri kapsayan yılbaşı kutlamaları, hristiyanlara da tesir etmiş ve Hazret-i Îsâ’nın doğumu ile alâ­kalı bir iddiâ ortaya atılarak 1 Ocak’ta yeni bir takvim teşekkül et­tirilmiş ve bu gün, bayram olarak kutlanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Eski Roma ve Yunan’da kral ve imparatorların yegâne hede­fi, ölümden sonra tanrılaşmaktı. Bu anlayış da, Îsâ -aleyhisselâm- için tatbîk edilmiş ve O, İncîl’lerde sanki ilâhlaşan bir efsâne kahramânı gibi anlatılmıştır.</p>
<p>Kısaca İncîl’lerde Allâh kelâmı ile beşer kelâmı ve bâtıl dü­şünceler, içiçe ve girift bir hâldedir.</p>
<p>İlk zamanlardan beri materyalist olan yahûdîler, Îsâ -aleyhisselâm-’ın getirdiği tevhîd inancını bozmuşlardır. Yine onlar, kendilerinin rahat yaşama­ları için dâimâ peygamberlerine yük olmaya, onları kendi menfaatleri istikâmetin­de kullanmaya kadar aşırı davranışlarda bulunan bir kavim olduklarından, böyle bir tavır, onlar için tabiî olmuştur.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki, Mûsâ -aleyhisselâm- ve Tevrât, nasıl ki hidâyet yolunu gösteren birer kılavuz ve ışıksa, Îsâ -aleyhisselâm- ve İncîl de, Hazret-i Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm- ve Kur’ân-ı Kerîm de tıpkı bunun gibi hükmünün cârî olduğu zamanda birer hidâyet rehberidir. Şurası muhakkaktır ki, bir hüküm vaz’ eden (kânun koyan), aynı hususta birbiri arkasından değişik zamanlarda hükümler vaz’ ediyor ve eski hükümleri neshediyorsa (geçersiz kılıyorsa), geçerli olacak olan, elbette ki en sonuncusudur. Şâyet Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- zamanında Mûsâ -aleyhisselâm-’a indirilene değil de, meselâ Hazret-i İbrâhîm -aleyhisselâm-’a vahyedilene tâbî olmaya devâm edilseydi, bu tavır, Allâh’a itaat etmek değil, bilakis isyân etmek olurdu. Cenâb-ı Hak, son dîn olarak İslâm’ı gönderip kıyâmete kadar hükmünün bâkî kalmasını murâd ettiğinden, bugün hükmü cârî olan yegâne ilâhî kitap da Kur’ân-ı Kerîm olmaktadır.</p>
<p>Bütün ilâhî kitapların aslî menbaı, bir ve tek olan Allâh Teâlâ’dır. Bütün peygamberler de aynı gâye ile gelmiş, kendilerinden önceki hak peygamberleri te’yid etmiş ve sonra gelecek peygamberleri müjdelemişlerdir. İslâm Peygamber’i Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de önceki peygamberleri te’yid etmiş, fakat İslâm’ın son dîn, kendisinin son peygamber ve Kur’ân-ı Kerîm’in de son ilâhî kitap olduğunu tebliğ etmiştir.</p>
<p>Allâh Rasûlü -sallâllâhu aley­hi ve sellem- buyurur:</p>
<p>“Dünyâda da âhirette de Meryemoğlu’na (Îsâ’ya) insanların en yakını benim. O’nunla benim aramda peygamber yoktur. Pey­gamberler kardeştirler. Peygamberler, anneleri ayrı babaları bir kardeştirler. Dinleri de birdir.”</p>
<p>“…İçinizden kim (dünyâya nüzûl edeceği âhir zamanda) O’nunla buluşursa, benden O’na selâm söylesin.” (Cem’ul-Fevâid, V, 16)</p>
<p>Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-, bugünkü kilisenin zıddına çok sâde ve zâhidâne bir hayat yaşamıştır. O’nun fârik vasfı, nefs tezkiyesi ve kalb tas­fiyesi; yâni dünyânın nefsânî arzularından vazgeçip rûhânî bir hayat yaşamak, yüksek ahlâkı, merhamet ve kardeşliği tevzî etmek idi.</p>
<p>Tasavvufun en belirgin düsturlarından biri olan “Allâh için sevmek ve yine O’nun için buğzetmek” husûsunda Îsâ -aleyhisselâm-’a şu şekilde vahiy gelmiştir:</p>
<p>“Eğer bütün yerdekilerin ve göktekilerin ibâdetini yapsan ve içinde Ben’im için dostluk ve Ben’im için düşmanlık olmazsa, bü­tün bu ibâdetlerinin Sana hiçbir faydası olmaz!”</p>
<p>Bütün ibâdet ve hareketlerimizin kemâli, rûhî derinliğimiz mesâbesindedir. Yâni sevdiğimizin Allâh için, sevmediğimizin de yine Allâh için olması gerekir.</p>
<p>Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm- buyurur:</p>
<p>“Âsîlere düşmanlık yapmak sûretiyle Allâh’a dost olun! Âsî­lere uzak olmakla Allâh’a yakın olun ve onlara buğz etmekle Allâh’ın rızâsını alın!..”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hristiyanlara-gore-hazret-i-isa%e2%80%99nin-carmiha-gerilmesinin-sebebi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Îsâ -aleyhisselâm-’ın Mûcizeleri</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-%e2%80%99in-mucizeleri.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-%e2%80%99in-mucizeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 21:53:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Benî İsrâîl]]></category>
		<category><![CDATA[Çamurdan kuş yapıp uçururdu]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları iyileştirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti isanın mucizeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselamın mucizeleri]]></category>
		<category><![CDATA[İsrâîl]]></category>
		<category><![CDATA[israiloğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Kendisine gökten mâide inmişti]]></category>
		<category><![CDATA[Kendisine gökten sofra inmişti]]></category>
		<category><![CDATA[Melekler]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu isa]]></category>
		<category><![CDATA[mücize]]></category>
		<category><![CDATA[Ne zaman arzulasa gökten yemek ve meyve gelirdi]]></category>
		<category><![CDATA[ölüleri diriltmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku hâlinde iken bile etrafında söylenen ve yapılanları duyar ve bilirdi]]></category>
		<category><![CDATA[Uzak ve gizli olarak söylenilenleri de duyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yahûdîler]]></category>
		<category><![CDATA[Yenilen şeyleri ve evlerde saklanılanları bilirdi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=2089</guid>
		<description><![CDATA[Îsâ -aleyhisselâm-’ın Mûcizeleri Îsâ -aleyhisselâm- Allâh’ın izni ile; 1- Ölüleri diriltirdi. 2- Hastaları iyileştirirdi. 3- Yenilen şeyleri ve evlerde saklanılanları bilirdi. 4- Çamurdan kuş yapıp uçururdu. 5- Kendisine gökten mâide inmişti. 6- Uyku hâlinde iken bile etrafında söylenen ve yapılanları duyar ve bilirdi. 7- Ne zaman arzulasa, gökten yemek ve meyve gelirdi. 8- Uzak ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Îsâ -aleyhisselâm-’ın Mûcizeleri</strong></p>
<p>Îsâ -aleyhisselâm- Allâh’ın izni ile;</p>
<p><strong>1-</strong> Ölüleri diriltirdi.</p>
<p><strong>2-</strong> Hastaları iyileştirirdi.</p>
<p><strong>3-</strong> Yenilen şeyleri ve evlerde saklanılanları bilirdi.</p>
<p><strong>4-</strong> Çamurdan kuş yapıp uçururdu.</p>
<p><strong>5-</strong> Kendisine gökten mâide inmişti.</p>
<p><strong>6-</strong> Uyku hâlinde iken bile etrafında söylenen ve yapılanları duyar ve bilirdi.</p>
<p><strong>7-</strong> Ne zaman arzulasa, gökten yemek ve meyve gelirdi.</p>
<p><strong>8-</strong> Uzak ve gizli olarak söylenilenleri de duyardı.<span id="more-2089"></span></p>
<p>Melekler, Hazret-i Meryem’e Îsâ -aleyhisselâm-’ı müjdele­diklerinde şöyle demişlerdi:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَرَسُولاً إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللّهِ وَأُبْرِئُ الأكْمَهَ والأَبْرَصَ وَأُحْيِـي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللّهِ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ</h2>
<p><em>“(Îsâ) İsrâîloğulları’na bir elçi olacak (ve onlara diyecek ki:) Size Rabbinizden mûcize getirdim; size çamurdan kuş sûreti yapar, ona üflerim ve Allâh’ın izniyle o kuş oluverir. Yi­ne Allâh’ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri dirilti­rim. Ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ib­ret vardır!”</em> (Âl-i İmrân, 49)</p>
<p>Diğer âyet-i kerîmelerde de şöyle buyrulur:</p>
<h2 style="text-align: right;">يَوْمَ يَجْمَعُ اللّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُواْ لاَ عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ</h2>
<p><em>“Allâh’ın, peygamberleri toplayıp da: «–Size ne cevap verildi?» dediği gün: «–Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyla bilen ancak Sen’sin!» diyeceklerdir.”</em> (el-Mâide, 109)</p>
<h2 style="text-align: right;">إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلَى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الأَكْمَهَ وَالأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوتَى بِإِذْنِي وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ إِنْ هَـذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ</h2>
<p><em>“Allâh o zaman şöyle diyecek: «–Ey Meryem oğlu Îsâ! Sana ve annene (verdiğim) nîmetimi hatırla! Hani Sen’i mu­kaddes Rûh (Cebrâîl) ile desteklemiştim; (bu sâyede) Sen be­şikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitâbı (okuyup yazmayı), hikmeti, Tevrât ve İncîl’i öğret­miştim. Ben’im iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapı­yordun da ona üflüyordun; hemen Ben’im iznimle o, bir kuş oluyordu. Yine Ben’im iznimle anadan doğma körü ve alaca­lıyı iyileştiriyordun. Ölüleri Ben’im iznimle (hayâta) çıkarıyor­dun. Hani İsrâîloğulları’nı (Sen’i öldürmekten) engellemiştim; kendilerine apaçık deliller (mûcizeler) getirdiğin zaman iç­lerinden inkâr edenler: «Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir!» demişlerdi.”</em> (el-Mâide, 110)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-%e2%80%99in-mucizeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Îsâ -aleyhisselâm-’ın Semâdan Nüzûlü</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-%e2%80%99in-semadan-nuzulu.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-%e2%80%99in-semadan-nuzulu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 21:49:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti isanın semadan nuzüli]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti isanın semanda indirilişi]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti Meryam]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhhiselam]]></category>
		<category><![CDATA[isa aleyhisselam kıyamete yakın semadan yere indirilecektir]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselamın semanda nuzülü]]></category>
		<category><![CDATA[İsanın semadan indirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu isa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[nuzül]]></category>
		<category><![CDATA[Sema]]></category>
		<category><![CDATA[Semaya ref ediliş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=2086</guid>
		<description><![CDATA[Îsâ -aleyhisselâm-’ın Semâdan Nüzûlü Îsâ -aleyhisselâm-, kıyâmete yakın semâdan yere inecektir. Bu hususta birçok hadîs-i şerif bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ “Şüphesiz ki O (Îsâ), kıyâmetin (ne zaman kopacağının) ilmidir (bilgisidir). Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana tâbî olun; çün­kü bu dosdoğru bir yoldur.” (ez-Zuhruf, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Îsâ -aleyhisselâm-’ın Semâdan Nüzûlü</strong></p>
<p>Îsâ -aleyhisselâm-, kıyâmete yakın semâdan yere inecektir. Bu hususta birçok hadîs-i şerif bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ</h2>
<p><em>“Şüphesiz ki O (Îsâ), kıyâmetin (ne zaman kopacağının) ilmidir (bilgisidir). Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana tâbî olun; çün­kü bu dosdoğru bir yoldur.”</em> (ez-Zuhruf, 61)</p>
<p>Bu âyette Hazret-i Îsâ’nın kıyâmet için bir bilgi olduğu beyân edilerek âhir zamanda O’nun tekrar dünyâya döneceğine işâret edilmektedir. Nitekim âyetteki “ilim” kelimesi, işâret mânâsına gelen «alem» şeklinde de okunmuştur.<span id="more-2086"></span></p>
<p>Îsâ -aleyhisselâm-, yeryüzüne indiğinde Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şerîati ile hükmedecektir.</p>
<p>O, Mehdî -aleyhisselâm- ile birlikte olacak ve Mehdî, Deccal’i yeryüzünden kaldıracaktır. Mehdî -aleyhisselâm-, Hâşimî soyundan gelecek ve hilâfeti Îsâ -aleyhisselâm-’a devredecektir.</p>
<p>Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurmuşlardır ki:</p>
<p>“Ömrüm uzarsa, Îsâ ile buluşmak isterim. Şâyet ömrüm ve­fâ etmezse, içinizden kim O’nunla buluşursa, O’na benden se­lâm söylesin.” (İbn-i Hanbel, II, 298)</p>
<p>Hazret-i Îsâ’nın yeryüzüne nüzûlü, bütün insanlık için bir rah­met vesîlesi olacaktır. Hadîs-i şerîfte buyrulur:</p>
<p>“Hazret-i Îsâ, üzerinde kızıl toprak renginde iki elbise olduğu hâlde iner; salîbi (haçı) kırar, hınzırı öldürür, cizyeyi kaldırır, in­sanları İslâm’a çağırır. Allâh, onun zamanında İslâm hâriç bütün dinleri ortadan kaldırır. Yeryüzüne emniyet gelir. (Bunun bereketiyle) arslanlar develerle otlar. Çocuklar, yılanlarla oynar.” (Bkz. İbn-i Mâce, Fiten, 33, nmr, 4077)</p>
<p>Bir başka hadîs-i şerîf de şöyledir:</p>
<p>“Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zü’l-Celâl’e yemîn ederim ki, Meryem oğlu Îsâ’nın, aranıza (İslâm şerîati ile hükmedecek) adâletli bir hâkim olarak ineceği, istavrozları (haçları) kırıp, hın­zırları öldüreceği, cizyeyi (ehl-i kitâbdan) kaldıracağı (yâni ehl-i kitâbın da müslüman olup Yahûdîlik ve Hristiyanlığın kalkacağı) vakit yakındır. O zaman mal öylesine artar ki, kimse onu kabûl etmez; tek bir secde, dünyâ ve içindekilerin tamâmından daha hayırlı olur.”<br />
Bu hadîs-i şerîfi rivâyet eden Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-, rivâyetinin sonunda der ki:</p>
<p>“Dilerseniz şu âyeti okuyun: «Ehl-i kitâbdan her biri, ölü­münden önce O’na muhakkak îmân edecektir. Kıyâmet gü­nünde O, onlara şâhid olacaktır.» (en-Nisâ, 159)” (Buhârî, Büyû 102, Enbiyâ 49; Müslim, Îmân 242)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-%e2%80%99in-semadan-nuzulu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Îsâ -aleyhisselâm- Semâya Ref’ Edildikten Sonra</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-semaya-ref-edildikten-sonra.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-semaya-ref-edildikten-sonra.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 21:46:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ağlama Duvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Ashâb-ı Uhdûd]]></category>
		<category><![CDATA[barnabas]]></category>
		<category><![CDATA[barnabas incili]]></category>
		<category><![CDATA[Barnabasçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Duvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Bolüs]]></category>
		<category><![CDATA[Bolüsçüler]]></category>
		<category><![CDATA[Çok İncîl yazılmasının sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[çok incil yazılmasının sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çok incil yazılmasının sebepleri nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[Dört İncîlin Mâhiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Görünmeyen yaratıcı ilâh]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsa semaya ref edildikten sonra]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsanın semaya ref edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlığı benimseyen ilk yahûdîler]]></category>
		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhiselamın göğe kaldırılmasından sonra teşekkül eden yetmiş iki fırka]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[İsanın semaya ref edilişinden sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[İsevilik]]></category>
		<category><![CDATA[İsrâîl]]></category>
		<category><![CDATA[israiloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kudus]]></category>
		<category><![CDATA[Kutsal Ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Luka]]></category>
		<category><![CDATA[Markos]]></category>
		<category><![CDATA[Matta]]></category>
		<category><![CDATA[Matthias]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu isa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[mürted]]></category>
		<category><![CDATA[Necran hristiyanları]]></category>
		<category><![CDATA[Pavlos]]></category>
		<category><![CDATA[Pavlosçular]]></category>
		<category><![CDATA[ref]]></category>
		<category><![CDATA[ref ediliş]]></category>
		<category><![CDATA[ref edilişten sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhul kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[teslis]]></category>
		<category><![CDATA[teslis inancı]]></category>
		<category><![CDATA[Yahûdî Zûnuvas]]></category>
		<category><![CDATA[Yahûdîler]]></category>
		<category><![CDATA[Yehûdâ]]></category>
		<category><![CDATA[Yuhanna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=2082</guid>
		<description><![CDATA[Îsâ -aleyhisselâm- Semâya Ref’ Edildikten Sonra Îsâ -aleyhisselâm- semâya ref’ edildikten sonra hristiyanlar, yetmiş iki fırkaya bölündüler. Teslîs akîdesi ortaya çıktı. Hristiyanların Ya’kûbiyye fırkası: “Allâh, Îsâ’ya hulûl etti. O’nun bedeninde şekillendi ve O’nun şeklinde göründü. Yâni Allâh, Îsâ’dır…” dediler. Bu görüş, Hind felsefesinden gelmektedir. Kudüs, Hind me­deniyeti ile Roma’nın dâimâ tesiri altındaydı. Hind felsefesine göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Îsâ -aleyhisselâm- Semâya Ref’ Edildikten Sonra</strong></p>
<p>Îsâ -aleyhisselâm- semâya ref’ edildikten sonra hristiyanlar, yetmiş iki fırkaya bölündüler. Teslîs akîdesi ortaya çıktı. Hristiyanların Ya’kûbiyye fırkası:</p>
<p>“Allâh, Îsâ’ya hulûl etti. O’nun bedeninde şekillendi ve O’nun şeklinde göründü. Yâni Allâh, Îsâ’dır…” dediler.</p>
<p>Bu görüş, Hind felsefesinden gelmektedir. Kudüs, Hind me­deniyeti ile Roma’nın dâimâ tesiri altındaydı. Hind felsefesine göre Allâh, dünyâya indi; bir anne ve babadan doğmuş olan “Krişna”ya hulûl etti. Bu şekilde Krişna, yaratıcı oldu; Allâh oldu.</p>
<p>Oysa Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:</p>
<h2 style="text-align: right;">لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّهُ عَلَيهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ</h2>
<p><em>“And olsun ki, «–Allâh, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh’tir!» diyenler, kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Mesîh: «–Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allâh’a kulluk ediniz! Biliniz ki, kim Allâh’a ortak koşarsa, muhakkak Allâh ona cenneti ha­ram kılar; artık onun yeri ateştir ve zâlimler için yardımcılar yoktur!» demişti.”</em> (el-Mâide, 72)<span id="more-2082"></span></p>
<h2 style="text-align: right;">مَّا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلاَنِ الطَّعَامَ انظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الآيَاتِ ثُمَّ انظُرْ أَنَّى يُؤْفَكُونَ</h2>
<p><em>“Meryem oğlu Mesîh, ancak bir rasûldür. Ondan önce de (birçok) rasûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri na­sıl açıklıyoruz; sonra bak, nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.”</em> (el-Mâide, 75)</p>
<p>Bu âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, tamâmen şirkten ibâret olan teslîs akîdesinin bâtıllığını ifâde buyurmaktadır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Îsa -aleyhisselâm-’ın göğe kaldırılmasından sonra teşekkül eden yetmiş iki fırka, ana hatlarıyla üç kısma ayrılır:</span></p>
<p><strong>1.</strong> “Îsâ aramızda Allâh idi, şimdi gitti.” diyenler;</p>
<p><strong>2.</strong> “Îsâ Allâh’ın oğlu idi, şimdi gitti.” diyenler ve;</p>
<p><strong>3.</strong> “Îsâ -aleyhisselâm-, Allâh’ın kulu ve Rasûlü’dür. Allâh -celle celâlühû-, O’nu semâya ref’ etmek sûretiyle kendisine ikramda bulunmuştur.” diyenler.</p>
<p>İlk iki grup küfre ve dalâlete düşenler, üçüncü grup ise ger­çekten îmân edenlerdir.</p>
<p>Yahûdîler, Hazret-i Îsâ’nın ardından da havârîlere olan ezi­yetlerine devâm ettiler. Gerçek havârîler ise, bütün işkence ve cefâlara karşı büyük bir sabır ile tahammül gösteriyorlardı.</p>
<p>Bunlardan biri olan Barnabas, Îsâ -aleyhisselâm-’ın son günleri hakkında İncîl’inin 221 ve 222. bâblarında şu bilgileri veriyor:</p>
<p>Roma askerleri, Hazret-i Îsâ’yı yakalamak için eve girdikleri vakit, Cenâb-ı Hakk’ın emri ile dört büyük melek onu pencereden çıkararak semâya ref’ ettiler. Romalı askerler:</p>
<p>“–Sen Îsâ’sın!” diye Yehûdâ’yı yakaladılar ve onu bütün yalvarmala­rına rağmen çarmıha gerip öldürdüler.</p>
<p>Daha sonra Îsâ -aleyhisselâm-, annesi Meryem’e ve havârî­lerine göründü. Hazret-i Meryem’e:</p>
<p>“–Anneciğim, görüyorsun ki ben asılmadım. Benim yerime Yehûdâ çarmıha gerilip asıldı. Şeytandan sakının; çünkü o, dün­yâyı süslü göstererek sizi aldatmaya çalışacak.” dedi.</p>
<p>Sonra inananların muhâfaza edilmesi için Cenâb-ı Hakk’a duâ etti. Ardından havârîlerine döndü:</p>
<p>“–Allâh -celle celâlühû-’nun nîmet ve rahmeti sizinle olsun!” dedi.</p>
<p>Bu sözlerinin ardından dört büyük melek, O’nu tekrar semâ­ya kaldırdılar.</p>
<p>Îsâ -aleyhisselâm-, semâya çıkarıldıktan kırk sene sonra (M.S. 70 yıllarında) Romalılar, kumandan Titus önderliğinde Kudüs’ü yağmaladılar. Yahûdîlerin bir kısmını öldürürken, bir kısmını da esir aldılar. Tevrât ve diğer kitapların hepsini yaktılar. Kudüs’ü harâbeye çevirip Süleyman Mâbedi’ni yıktılar. Mâbedden geriye sadece bir duvar kaldı. Yahûdîler bugün “Ağlama Duvarı” (Batı Duvarı) olarak bilinen bu kalıntının önünde o günlerin anısına ağlayıp gözyaşı dökerler. Bundan sonra yahûdîler toparlanamadı, hor ve hakir olarak yaşadılar.</p>
<p>Havârîler, Yehûdâ mürted olunca yerine Matthias’ı seçtiler. Etrâfa dağılıp Îsevîliği yaymaya başladılar.</p>
<p>Îsevîlik yayılmağa başlayınca yahûdîler; Romalılar, Yunanlılar ve putperestlerle birleşip bu dînin karşısına çıktılar. Hristiyanlığı benimseyen ilk yahûdîleri, sirklerde arslanlara parçalattılar. Çok büyük zulüm ve işkenceler yaptılar.</p>
<p>Yahûdî Zûnuvas ve adamları, Yahûdîliği kabûl etmeyen Necran hristiyanlarını, hendek içinde tutuşturulmuş bir ateşe atarak yakıyor ve yanmakta olan insanları seyrediyorlardı. Bu­na rağmen Îsâ -aleyhisselâm-’ın sâdık mü’minleri, inançlarından vazgeçmiyor ve dâvâları uğruna korkusuzca ölüme gidiyorlardı. “Ashâb-ı Uhdûd” diye anılan bu mü’minler hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَالسَّمَاء ذَاتِ الْبُرُوجِ</h2>
<p>(1)</p>
<h2 style="text-align: right;">وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ</h2>
<p>(2)</p>
<h2 style="text-align: right;">وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ</h2>
<p>(3)</p>
<h2 style="text-align: right;">قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ</h2>
<p>(4)</p>
<h2 style="text-align: right;">النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ</h2>
<p>(5)</p>
<h2 style="text-align: right;">إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ</h2>
<p>(6)</p>
<h2 style="text-align: right;">وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ</h2>
<p>(7)</p>
<p><em>“Burçlara sâhip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) şâhidlik edene ve edilene and olsun ki, ateş­le dolu hendeğe atılanlar, (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakan­lar) da başlarına oturmuşlar, mü’minlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.”</em> (el-Burûc, 1-7)</p>
<p>Bu vahşet ve zulümlerle de yetinmediler. Hristiyanlığı kökünden yık­manın plânlarını yaptılar. Bolüs (Pavlos) adlı bir yahûdî, kendi yalanlarını da katarak muhtelif risâleler yazdı. Kendisini Îsevî gibi gös­tererek:</p>
<p>“–Îsâ Allâh’ın oğludur!” dedi.</p>
<p>Şarabın ve domuzun helâl olduğunu, Cumartesi gününün yasaklarına uymanın ve sünnet olmanın gereksiz olduğunu söyledi. Böylece Hazret-i Mûsâ’nın şerîatinde bulunan emir ve nehiylere uymaya gerek olmadığını bildirdi. Sâdece îmânın yeterli olduğunu, amele gerek kalmadığını söyledi. Halbuki Hazret-i Îsâ, Hazret-i Mûsâ’nın şerîati üzere amel etmişti. Nitekim İncîl’de Hazret-i Îsâ’ya izâfe edilen bir sözde:</p>
<p>“Sanmayın ki ben şerîati veya peygamberleri yıkmaya geldim. Ben yıkmaya değil, fakat tamamlamaya geldim.” (Matta, 5/17) ifâdeleri yer almaktadır.</p>
<p>Bundan dolayı Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-, hayâtı boyunca Yahûdî mâbedlerinde ibâdet etmiş, sünnet olmuş, şarap içmekten, domuz eti yemekten sakınmış ve sakındırmıştır. Pavlos ve arkadaşları ise, ne Hazret-i Îsâ ne de Allâh Teâlâ kendilerine böyle bir yetki vermediği hâlde bu yasakları meşrûlaştırarak dîni tahrîf etmişler ve Hristiyanlığı nefsânî arzularına göre şekillendirmeye çalışmışlardır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Pavlos: “Allâh birdir, sıfatı üçtür.” diyordu. Dîni, Eflâtun’un felsefesi ile te’lif ediyordu. Eflâtun’un felsefesi kısaca şudur:</span></p>
<p><strong>1.</strong> Görünmeyen yaratıcı ilâh,</p>
<p><strong>2.</strong> İlâhın görünen ve bilinen veziri, yardımcısı olan logos (mantık),</p>
<p><strong>3.</strong> Görünen ve bilinen kâinât.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Pavlos da, Hristiyanlığın ulûhiyet inancını şu şekilde düzenledi:</span></p>
<p><strong>1.</strong> Allâh,</p>
<p><strong>2.</strong> Oğlu Îsâ,</p>
<p><strong>3.</strong> Rûhu’l-Kudüs.</p>
<p>Böylece Hristiyanlığa bugünkü teslîs inancı girmiş oldu.</p>
<p>O zamanki şartlar da buna müsâit idi. Zîrâ halk, taassupları sebebiyle Yahûdîlik’ten hoşlanmıyordu. Bu yeni teslîs inancını ise atalarından devraldıkları çok tanrılı inanca daha yakın buluyorlardı.</p>
<p><strong>Bundan sonra hristiyanlar ikiye ayrıldı:</strong></p>
<p><strong>1. Bolüsçüler (Pavlosçular):</strong> Kendilerine inanan krallar oldu. Bu sebeple kuvvetlendiler.</p>
<p>Îsâ -aleyhisselâm-’ın semâya ref’ edilmesinden sonra Hristiyanlığı seçen Pavlos, bu yeni dîni, aslî inancından uzaklaştırarak teslîse dayalı bir inanç sistemine dönüştürdü. Daha sonra bugünkü İncîl’lerin önemli bir kısmını oluşturan ve ilk dört İncîl’e de kaynaklık edecek olan 14 değişik risâle yazdı. Bunlar, Hristiyan kutsal metinlerinde dört İncîl gibi önemlidir.</p>
<p><strong>2. Barnabasçılar</strong> “–Îsâ -aleyhisselâm- insandır; bir peygamberdir. Ona aslâ tapılmaz.” diyorlardı. Ayrıca havârî Ya’kûb’un başkanlığındaki Ebiyonitler de bu gruba dâhil olup aynı inancı savunuyorlardı. Bunlar, kendilerini destekleyen krallar olmadığı için zayıf duruma düştüler.</p>
<p>Diğer taraftan Pavlosçuların düşmanca tavırları her geçen gün artmakta ve Barnabasçılar’ı eritmekteydi. Buna ilâveten, 325 târihinde Kostantin tarafından toplanan konsülden müteşek­kil papazlar hey’eti, Barnabas İncîli’ni geçersiz saydılar ve birçok İncîl’lerden birbirine yakın dört İncîl’i geçerli kabûl ettiler. Bunlar, Luka, Yuhanna, Markos ve Matta’dır. Bu dört İncîl’in dışında kalan İncîl’ler imhâ edildi. Bunların dışındaki İncîl’ler resmî kilise tarafından sahte sayıldı.</p>
<p>Artık sadece dört bozuk İncîl resmen yazılıp okunmaya baş­landı. Böylece diğerleriyle birlikte Barnabas da -en güvenilir İncîl olmasına rağmen- ortadan kalkmış oldu. Gerçekten Barnabas, havârîlerin en eskilerindendi. Îsâ -aleyhisselâm’dan görüp işit­tiklerini doğru olarak yazmıştı. Ancak bu durum, yahûdî Pavlos’un ve onun tâkipçilerinin işine gelme­miş, bu sebeple Barnabas’ı safdışı etmişlerdi. Öyle ki, Îsâ -aley­hisselâm-’ın semâya kaldırılmasından otuz sene sonra Kıbrıs’ta şehîd olan Barnabas’ı, bugünkü hristiyanlar da İznik Konsülü’ndeki kararı nazar-ı îtibâra alarak havârîlerden saymazlar. Onun ye­rine Thomas’ı havârî kabûl ederler.</p>
<p>Barnabas’tan sonra Aryüs isimli bir papaz, Pavlosçularla mücâdeleye girdi. Fakat afaroz edildi. O da Mısır’a gitti. Tevhîd inancını yayarken öldürüldü.</p>
<p>Aryüs’ün Hristiyanlığa yönelttiği tenkitlere resmî kilisenin verdiği cevaplar, târih boyunca hristiyanları tatmin etme başarısını gösterememiştir. Benzer tenkitler, hristiyan târihinde uygun zemin bulduğu her dönemde yeniden ortaya çıkmış ve resmî kilisenin otoritesinin ve onun kabûl ettiği inancın sarsılmasına sebep olmuştur. İşte hristiyan din adamları, bu tenkitlere cevap vermek, hristiyan birliğini sağlamak, en önemlisi de hristiyan esaslarını tespit etmek için birçok konsül düzenlemiş ve bu toplantılarda değişik kararlar almışlardır.</p>
<p>Meselâ ilk konsül 325’te İznik’te yapılmış, bu konsülde, Îsâ’nın tanrılığı îlân edilmiş, 381’deki İstanbul Konsülü’nde ise Kutsal Rûh’un da tanrılığı kabûl edilerek teslîs tamamlanmıştır. 431 Efes Konsülü’nde Meryem’in Tanrı’nın anası olduğu inancı benimsenirken, 451’deki Kadıköy Konsülü’nde Îsâ’nın tabiatı ile ilgili görüşler tartışılmış ve kiliseler arasında bölünmeler yaşanmıştır. Yine 869’da İstanbul’da yapılan 8. Konsül’de Kutsal Rûh’un kimden çıktığı tartışması başlatılmıştır. Bu uzun tartışmalar sonucu 1054 yılında Hristiyanlık, Katolik (Roma) ve Ortodoks (İstanbul) olmak üzere iki büyük mezhebe bölünmüştür. 16. yüzyılda ise baskıcı ve skolastik Katolikliğe bir tepki olarak Protestanlık mezhebi doğmuştur.</p>
<p>Bütün hristiyanları ilgilendiren, aynı zamanda dînin esâsını teşkil eden en temel prensiplerin ve aslî inançların, çok sonraları bizzat insanlar tarafından tespit edilmeye çalışılmış olması, o dînin ne kadar tahrîfe uğradığını ve aslının bozulduğunu açıkça göstermektedir. Üstelik bu konsüllerde alınan kararlar, kimi zaman birbirlerini nakzetmektedir. Dünyâda, üzerinde bu kadar oynanan ve her defasında yeni bir şeyler eksiltilip eklenen bir başka din görülemez.</p>
<p><strong>Çok İncîl yazılmasının sebebi şudur:</strong></p>
<p>Tahrîf edilmiş Hristiyanlık’taki teslîs akîdesine göre; Allâh, Allâh’ın oğlu Hazret-i Mesîh (Îsâ) ve Rûhu’l-Kudüs vardır. Bu inanca sâhip birçok papaz da, Rûhu’l-Kudüs’ün kendilerine vahiy getirdiğini söyleyerek rastgele İncîl yazmışlardır. Rûhu’l-Kudüs, Cebrâîl’dir ya da insanın kalbine sünûhât veren mânevî güçtür, gibi karmaşık bir ifâde ile ortaya konmaktadır. Tam olarak bir îzâhı yoktur. Nitekim günümüzde dahî, bu şekilde İncîl yazanlar bu­lunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselam-semaya-ref-edildikten-sonra.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Îsâ -aleyhisselâm-’ın Semâya Ref’ Edilmesi</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselamin-semaya-ref-edilmesi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselamin-semaya-ref-edilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 21:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[azgın Benî İsrâîl kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[Beddua]]></category>
		<category><![CDATA[Benî İsrâîl]]></category>
		<category><![CDATA[havari]]></category>
		<category><![CDATA[havariler]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti isanın kendisini öldürmek isyenlere bedduası]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsanın yahidi halkına bedduası]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselamın semaya ref edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsanın bedduası]]></category>
		<category><![CDATA[Ishar]]></category>
		<category><![CDATA[İsrâîl]]></category>
		<category><![CDATA[israilliler]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailoğlunun Hazreti İsaya zulmü]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailoğlunun Hazreti isayı  öldürmeyi istemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[israiloğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu isa]]></category>
		<category><![CDATA[rel]]></category>
		<category><![CDATA[Rûhullâh]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[Sema]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhîde Dâvet]]></category>
		<category><![CDATA[Yahdi kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi halkı]]></category>
		<category><![CDATA[Yahûdîler]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilerin Hazreti İsaya zulmu]]></category>
		<category><![CDATA[Yehûdâ]]></category>
		<category><![CDATA[Yot]]></category>
		<category><![CDATA[Yudas]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=2079</guid>
		<description><![CDATA[Îsâ -aleyhisselâm-’ın Semâya Ref’ Edilmesi Mûsâ -aleyhisselâm-’a gönderilen dinde Benî İsrâîl gevşek­lik göstermiş, pek çok îtirazlarda bulunmuş ve doğru yoldan tamâmen ayrılmışlardı. Bundan sonra gelen nebîler, kendilerini dâimâ îkâz ettilerse de, bu azgın millet, yine de uslanmayıp şid­dete dahî başvurdular; hattâ peygamberleri katletmeye kadar aşırıya gidip peygamber kâtili oldular. İşte bu kavim, Îsâ -aleyhisselâm-’ın zuhûrunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Îsâ -aleyhisselâm-’ın Semâya Ref’ Edilmesi</strong></p>
<p>Mûsâ -aleyhisselâm-’a gönderilen dinde Benî İsrâîl gevşek­lik göstermiş, pek çok îtirazlarda bulunmuş ve doğru yoldan tamâmen ayrılmışlardı. Bundan sonra gelen nebîler, kendilerini dâimâ îkâz ettilerse de, bu azgın millet, yine de uslanmayıp şid­dete dahî başvurdular; hattâ peygamberleri katletmeye kadar aşırıya gidip peygamber kâtili oldular.</p>
<p>İşte bu kavim, Îsâ -aleyhisselâm-’ın zuhûrunda dağınık du­rumdaydı. Bir kurtarıcı bekliyorlardı. Bekledikleri peygamberin, mücâdeleci, tuttuğunu koparan ve çok şiddetli bir kimse olması­nı istiyorlardı. Çünkü o peygamber, kendilerini esâretten kurtarıp büyük menfaatlere kavuşturmalı idi.</p>
<p>Bunun içindir ki Îsâ -aleyhisselâm-, onları hidâyete dâvet ile gönderildiğinde, yahûdîler onu çok yumuşak buldular. Ve kendi­sine inanmak istemediler.<span id="more-2079"></span></p>
<p>Ancak Îsâ -aleyhisselâm-, her şeye rağmen sabır göstere­rek yeryüzünde sulh ve selâmet hislerini yerleştirmeye, insanla­rın aralarını düzeltip onları barıştırmaya gayret gösterdi. Yahûdîleri içinde bulundukları sapık yoldan kurtarmaya çalıştı. Fakat elleri peygamber kanlarına bulanmış azgın yahûdîler, bu dâvetten rahatsız oldular. Netîcede Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’ı öldürme­ye karar verdiler. Hem Îsâ -aleyhisselâm-’a, hem de etrâfındaki­lere zulmetmeye başladılar.</p>
<p>Öyle ki, mâruz kaldıkları zulümler karşısında havârîlerden Yudas, Ishar ve Yot (Yehûdâ) irtidâd etti. Üstelik içlerinden Yehûdâ, Zekeriyyâ ve Yahyâ -aleyhimesselâm-’ı öldüren cânî yahûdîlere Îsâ -aleyhisselâm-’ın bulunduğu yeri haber verdi. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın gazabına uğrayanlardan oldu ve yaptığının cezâsı ola­rak, cânî yahûdîlere Îsâ -aleyhisselâm- sûretinde gösterildi ve çar­mıha o gerildi. Îsâ -aleyhisselâm- ise, göğe ref’ edildi.</p>
<p>Îsâ -aleyhisselâm-’ın semâya ref’i hakkında farklı görüşler vardır:</p>
<p>İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ-’dan gelen rivâyete göre, yahûdîlerden bir cemâat, Îsâ -aleyhisselâm- ve annesi Hazret-i Meryem’e dil uzattılar. Hazret-i Îsâ da ellerini kaldırdı ve:</p>
<p>“–Yâ Rabbî! Sen beni «Kün! = Ol!» kelimesi ile halk ettin. Bana ve anneme dil uzatanlara lânet et!” diye duâ etti.</p>
<p>Allâh Teâlâ, bu duâyı kabûl buyurarak, iftirâ ve alay eden­leri maymun ve domuza çevirdi.</p>
<p>İşte bu hâdiseden sonra yahûdîler, Îsâ -aleyhisselâm-’ı kat­letmeye karar verdiler. Havârîlerden Yehûdâ’ya birkaç kuruş pa­ra vererek ondan Hazret-i Îsâ’nın yerini öğrendiler. Fakat Cebrâîl -aleyhisselâm-, Rûhullâh’ın yanından hiç ayrılmıyor, O’nu koru­yordu. Âyet-i kerîmede buyrulur:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ</h2>
<p><em>“…Biz Meryem oğlu Îsâ’ya açık mûcizeler verdik ve O’nu Rûhu’l-Kudüs ile güçlendirdik…”</em> (el-Bakara, 253)</p>
<p>Nihâyet Îsâ -aleyhisselâm-, Allâh tarafından semâya kaldı­rıldı. O sırada otuz üç yaşındaydı.</p>
<p>Yahûdîler, Hazret-i Îsâ’nın kaldığı eve girince Cenâb-ı Hak, Yehûdâ’yı Îsâ -aleyhisselâm- şeklinde temessül ettirdi de Rûhullâh’ın yerine Yehûdâ’yı öldürdüler. Allâh Teâlâ buyurur:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَى مَرْيَمَ بُهْتَانًا عَظِيمًا</h2>
<p>(156)</p>
<h2 style="text-align: right;">وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا</h2>
<p>(157)</p>
<p><em> “İnkâr etmelerinden ve Meryem’in üzerine büyük bir iftirâ atmalarından ve «–Allâh elçisi Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük!» de­meleri yüzünden (onları lânetledik). Hâlbuki O’nu ne öldür­düler; ne de astılar. Fakat (öldürdükleri) onlara Îsâ gibi gös­terildi. O’nun hakkında ihtilâfa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışın­da hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak O’nu öl­dürmediler.”</em> (en-Nisâ, 156-157)</p>
<h2 style="text-align: right;">بَل رَّفَعَهُ اللّهُ إِلَيْهِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا</h2>
<p><em>“Bilâkis Allâh, O’nu (Îsâ’yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allâh izzet ve hikmet sâhibidir.”</em> (en-Nisâ, 158)</p>
<p>Allâh, Îsâ -aleyhisselâm-’ı yahûdîlerden muhâfaza etmiş O’­nu öldürmelerine mânî olmuştur. Bu kesindir. O’nu kendi katına kaldırmış bulunduğu da şüphesizdir. Ancak bunun şekli ve za­manı husûsunda değişik rivâyetler vardır. Ekseriyete göre Allâh -celle celâlühû-, Îsâ -aleyhisselâm-’ı, kudretiyle mânevî semâlardaki husûsî mevkiine kaldırmıştır. Kıyâmetten önce tekrar dün­yâya gönderecektir. O zaman bütün hristiyanlar, müslüman ola­cak ve dünyâda tek din olarak İslâm kalacaktır.</p>
<p>Âyet-i kerîmede buyrulur:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَمَكَرُواْ وَمَكَرَ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ</h2>
<p><em>“(Yahûdîler) tuzak kurdular; Allâh da onların tuzaklarını bozdu. Allâh, tuzak kuranların en hayırlısıdır.”</em> (Âl-i İmrân, 54)</p>
<h2 style="text-align: right;">إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ</h2>
<p><em>“Allâh buyurmuştu ki: «–Ey Îsâ! Şüphesiz ki Sen’i öldürecek olan (onlar değil) Ben’im; Sen’i nezdime yükseltecek, Sen’i küfredenlerin içinden tertemiz (kurtarıp) çıkara­cak ve Sana tâbî olanları kıyâmet gününe kadar küfredenle­rin üstünde tutacak da (Ben’im). Sonra dönüşünüz (de) yalnız Bana (olacak)tır. İşte (o zaman) aranızda, hakkında ihtilâf et­mekte olduğunuz şeylerin hükmünü Ben vereceğim.”</em> (Âl-i İmrân, 55)</p>
<h2 style="text-align: right;">فَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ</h2>
<p><em>“İnkâr edenler var ya, onları dünyâ ve âhirette şiddet­li bir azâba çarptıracağım; onların hiçbir yardımcıları da ol­mayacak!”</em> (Âl-i İmrân, 56)</p>
<h2 style="text-align: right;">وَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِينَ</h2>
<p><em>“Îmân edip sâlih amel işleyenlere gelince, Allâh onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allâh zâlimleri sevmez.”</em> (Âl-i İmrân, 57)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/isa-aleyhisselamin-semaya-ref-edilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hazret-i İsâ ve Habîbü’n-Neccâr</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hazret-i-isa-ve-habibun-neccar.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hazret-i-isa-ve-habibun-neccar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2009 21:24:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Habibun Neccar]]></category>
		<category><![CDATA[Habibün neccarın şehit edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Habîbü’n-Neccâr]]></category>
		<category><![CDATA[havariler]]></category>
		<category><![CDATA[Havarilerin reisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hazreti isa ve Habibün Neccar]]></category>
		<category><![CDATA[İas]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu isa]]></category>
		<category><![CDATA[Şemun]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhîde Dâvet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=2076</guid>
		<description><![CDATA[Habîbü’n-Neccâr Îsâ -aleyhisselâm-, Antakya taraflarına iki havârî gönderdi. Bunlar, insanları putperestlikten vazgeçip îmâna gelmeye dâvet ettiler. Ancak orada putperest bir kral vardı ve bu iki havârîyi ya­kalatıp hapse attırdı. Bunun üzerine Îsâ -aleyhisselâm-, havârîlerin reisi olan Şem’un’u oraya gönderdi. Şem’un, ilk önce kralla yakınlık kurdu. Kral ve etrâfı üzerinde oluşturduğu müsbet tesirini ve nüfûzunu iyice [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Habîbü’n-Neccâr</strong></p>
<p>Îsâ -aleyhisselâm-, Antakya taraflarına iki havârî gönderdi. Bunlar, insanları putperestlikten vazgeçip îmâna gelmeye dâvet ettiler. Ancak orada putperest bir kral vardı ve bu iki havârîyi ya­kalatıp hapse attırdı.</p>
<p>Bunun üzerine Îsâ -aleyhisselâm-, havârîlerin reisi olan Şem’un’u oraya gönderdi.</p>
<p>Şem’un, ilk önce kralla yakınlık kurdu. Kral ve etrâfı üzerinde oluşturduğu müsbet tesirini ve nüfûzunu iyice kemâle erdirdikten sonra da onları güzel bir usûlle îmâna dâvet etti. Kral ve etrâfı bu dâvetten mutmain olup îmân ettiler. Fakat halk îmân etmedi.</p>
<p>Halkın bu îtirazlarını duyan Habîbü’n-Neccâr isminde bir şahıs, şehrin uzağındaki evinden koşarak onların arasına girdi. Bu elçilerin bildirdiklerine kendisinin inandığını söyleyerek herke­si îmâna çağırdı. Ancak gâfil halk, onu dinlemedikleri gibi iyice taşmış bulunan öfkelerine tâbî olarak Habîbü’n-Neccâr’ı oracık­ta şehîd ettiler.<span id="more-2076"></span></p>
<p>Bu hâdise Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle bildirilir:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءهَا الْمُرْسَلُونَ</h2>
<p><em>“Onlara, şu şehir halkını misâl getir! Hani onlara elçiler gelmişti.”</em> (Yâsîn, 13)</p>
<h2 style="text-align: right;">إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ</h2>
<p><em>“İşte o zaman Biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. On­lar: «–Biz size gönderilmiş elçileriz!» dediler.”</em> (Yâsîn, 14)</p>
<h2 style="text-align: right;">قَالُوا مَا أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَا أَنزَلَ الرَّحْمن مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَكْذِبُونَ</h2>
<p><em>“Elçilere dediler ki: «–Siz de ancak bizim gibi birer in­sansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak ya­lan söylüyorsunuz!»”</em> (Yâsîn, 15)</p>
<h2 style="text-align: right;">قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ</h2>
<p><em>“(Elçiler) dediler ki: «–Rabbimiz biliyor; biz gerçekten si­ze gönderilmiş elçileriz.»”</em> (Yâsîn, 16)</p>
<h2 style="text-align: right;">وَمَا عَلَيْنَا إِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ</h2>
<p><em>“«–Bizim vazîfemiz, açık bir şekilde Allâh’ın buyrukları­nı size teblîğ etmekten başka bir şey değildir!» dediler.”</em> (Yâsîn, 17)</p>
<h2 style="text-align: right;">قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ</h2>
<p><em>“(Fakat gâfil halk:) «–Doğrusu siz, bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, and olsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlakâ fenâ bir kötülük dokunur.» dediler.”</em> (Yâsîn, 18)</p>
<h2 style="text-align: right;">قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِن ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ</h2>
<p><em>“Elçiler şöyle cevap verdi: «–Sizin uğursuzluğunuz si­zinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa, bu uğursuzluk mu­dur? Bilâkis, siz aşırı giden bir milletsiniz!»”</em> (Yâsîn, 19)</p>
<h2 style="text-align: right;">وَجَاء مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ</h2>
<p><em>“Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: «–Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz!» dedi.”</em> (Yâsîn, 20)</p>
<h2 style="text-align: right;">اتَّبِعُوا مَن لاَّ يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ</h2>
<p><em>“Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun; çünkü onlar, hidâyete ermiş kimselerdir.»”</em> (Yâsîn, 21)</p>
<p>Bu tavsiyesinden dolayı, adama dönerek:</p>
<p>«–Vay sen de mi onların dînindensin?!» dediler. Bunun üzerine adam şöyle dedi:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَمَا لِي لاَ أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ</h2>
<p><em>“–Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibâdet etmeyecekmişim! Hâlbuki, hepiniz O’na döndürüleceksiniz.”</em> (Yâsîn, 22)</p>
<h2 style="text-align: right;">أَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِ آلِهَةً إِن يُرِدْنِ الرَّحْمَن بِضُرٍّ لاَّ تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلاَ يُنقِذُونِ</h2>
<p><em>“O’ndan başka ilâhlar mı edineyim? O çok esirgeyici Allâh, eğer bana bir zarar dilerse, onların (putların) şefâati ba­na hiçbir fayda vermez; beni kurtaramazlar.”</em> (Yâsîn, 23)</p>
<h2 style="text-align: right;">إِنِّي إِذًا لَّفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ</h2>
<p><em>“İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum.”</em> (Yâsîn, 24)</p>
<h2 style="text-align: right;">إِنِّي آمَنتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ</h2>
<p><em>“Şüphesiz ben, Rabbinize inandım; beni dinleyin!”</em> (Yâsîn, 25)</p>
<p>Ancak azgın ve bedbaht güruh, bu sözleri dinlemeyip o zâtı taş yağmuruna tuttu. Habîbü’n-Neccâr tam öleceği esnâda ona:</p>
<h2 style="text-align: right;">قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ</h2>
<p>(26)</p>
<h2 style="text-align: right;">بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ</h2>
<p>(27)</p>
<p><em>“«–Gir cennete!» denildi. (O da bunun üzerine) dedi ki: «–Keşke, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrâma mazhar olanlardan kıldığını kavmim bilseydi!»”</em> (Yâsîn, 26-27)</p>
<p>Ebû Mücâhid Hazretleri buyurur ki:</p>
<p>“Mahlûkatın en ahmağı nefistir. Çünkü hep kendi aleyhine olan şeyleri ister.”</p>
<p>Nitekim bedbaht ahâlî, Habîbü’n-Neccâr’ın yüce dâvetini ka­bûl etmemişler, ayrıca nefsânî arzularına uymadığı için onu uğur­suzlukla ithâm etmişlerdi. Hâlbuki Habîbü’n-Neccâr, onların dün­yâ ve âhiret selâmetini istemişti. Fakat onlar, nefsâniyetlerine tâbî olarak îmâna gelmediler ve âhiretlerini helâk ettiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hazret-i-isa-ve-habibun-neccar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

