Kategori Arşivi: Şiir

Siyah Nur

Akmayan bir mürekkebin derdini bilir misin hiç?
Akmak için çırpınan, bir damla olsun kağıda değmek için yalvaran, Meşk etmek, meşk edipte yükselmek için Sema’ya durmadan Dua eden mürekkebi bilir misin ?

Bilmezsin…
Bilemezsin…
O mürekkep ki bir “Vav” için dalga dalga kıvrılan,
O mürekkep ki “Elif” olabilmek için yalvaran…
Kalemi kendine Leyla bellemiş o mürekkebi anlayamazsın…

Abdest ile varmak ister Leyla’sı bellediği kaleme…
Temiz bir buluşma ister o mürekkep tertemiz…
Bu büyük buluşma için hazırlık ister mürekkep, kaşları dimdik olsun ister,
Böyle ister ki her kağıda dokunuşunda Leyla’sı ile o İlahi harfleri hakkı ile Meşk edebilsin…
Güzel kokular içinde buluşmak ister mürekkep kalem ile…
O leyla bellediği kalem kendisine her dokunuşunda misk-i amber kokularına hasretini daha bir demlemek ister…
Gözyaşı ister mürekkep Leyla’sını beklerken…
O Leyla tutan ellerdeki gözleri bir Nur pınarı ister…
Hiç bir söz olmaksızın buluşmak ister mürekkep Leyla’sı ile…
Herşeyi lal, herşeyi “hiç” bellemek ister O an…
Yalnız Leyla’sı bellediği kalemi geldiğinde konuşmak ister o siyah Nur’u ile…
Onsuz tek harf konuşmaya dili varmaz…

Ve o buluşma anında kendisini buluşturan o Vesile-i İnsan’ı bu alemden,
Kalem ile mürekkep arasından,
Leyla ile Mecnun arasından çıksın ister…

Mürekkep…
Hasret kaldığı Leyla’sına kavuştuğunda dayanamaz ve her bir dokunuşda bir başka Meşk eder…

Ve her meşkde o vesile-i İnsanı “yok” eder…

Kurban…

kurban

Kurban ola bu can Rahmana
Uymaya nefse, şeytana
Rahmeti ilahiyi umana
Bir olan Hak için yaşayana
Ahirette Rasule komşuluk düşer hakkına
Nice şehit, şüheda imrenir tahtına

kurban-ve-gul

Kesilir senede bir defa
Umulur haktan rıza
Rahmeti bol olan Allah’a
Bağışlanır canlar bir daha
Ahir zamanda nefsine hakim olana
Nasib olur cenneti âla

Devamı »

Selam Sana Şanlı Kavga…

selam-sana-sanli-kavga

Her çaldığında kapım,
Her güneş açtığında,
Her çocuk sesinde,
Her meleyişinde bir kuzunun,
Her ‘yavrum’ deyişinde bir ananın,
Dökülüverir ansızın…

Bir yudum kahveye
Bir lokma ekmeğe
Bir gülü tutmaya,
Bir kuşa yem vermeye bırakmaz,
Bırakmaz ki gideyim…

Atar koynuna karamsarlığın,
Aymazlığın o denli karanlığına.
Ezer secdedeyken bile kokusu çocuk kanının,
Cennet kuşlarının kanat sesleri…

İlk mabedim,
Miracım,ecdadım,şehadetim…
Çiğnenen onurum,
Dörpülenen şahdamarım…
Bırakmaz ki kollarımı duaya kaldırayım…

Bırakmaz ki şanlı direnişleri
Söz söylemeye uzaktan…

Ancak bu cümle kadar yakınım
İhlas abidelerine.

‘İntifada,intifada
Selam sana şanlı kavga…’

Yüzüm tutmaz nutuklar atmaya
Söz söylemeye uzaktan…

Devamı »

Kutlu Doğum Haftası Özel Videosu – Dursun Ali Erzincanlı

Kutlu Doğum…

Âlemleri aşıp gelir Efendim,
Duygularla taşıp gelir Efendim,
Sırattan geçerken ümmetlerini,
Tutmak için koşup gelir Efendim…

Dikenler bile hoş, her yer gül kokar,
Âsumanda gezip semâya çıkar…
On sekiz bin âlem mahzun O yokken,
Nûr-i ilâhî hep,O’nunla akar…

Sırrı; gözyaşının özünde saklı,
Kur’ân-ı Kerîm’in sözünde saklı,
Gül kokar Muhammed’in geçtiği yer,
Her şey O’nun gönül izinde saklı…

O bize, hoş ahlâkından dokutan,
Şefaatiyle cennet ehli okutan!
Aşkın, gönlündeki îman balını,
Peteğine damla damla akıtan…

Gönlüm; mahşere bu sevda kalır mı?
Muhammed bizlere vekil olur mu?
Ümmeti gönlünden çıkan sözleri,
Uçursam katına acep alır mı?

Sevenin gönlünde bir yâr Muhammed,
Kalpleri eriten bir har Muhammed,
Cemaline cennet bile âşıktır,
Âlemlere rahmet bir nur Muhammed…

Mîracla cenneti görüp seyretti
Arş’a yönelmeyi bize öğretti.
Arslan Ahmet bil ki; yüce Yaradan
Ümmetini bir bir O’na yâr etti… Devamı »

Fahr-i Kâinat Efendimiz…

Âlemlerin Efendisi! «Levlâke» mazharı!
Sâyende indi insana cennet anahtarı!
Mîraçla açtın ümmete ulvî semâları,
Sen’dendir insanoğluna Cebrâilî kanat;
Sonsuz salât-selâm Sana ey Fahr-i Kâinat!

Cehlin avuçlarındaki taşlar selâmlıyor,
Mazlumların gözündeki yaşlar selâmlıyor,
Hicrette Sevr önündeki kuşlar selâmlıyor,
Kurdun gönüller içre, muhabbetle saltanat,
Sonsuz salât-selâm Sana ey Fahr-i Kâinat!

Her çağ Sen’inle asr-ı saâdet yudumlasın,
Her kul peşinde hicreti bir bir adımlasın,
Her gül, cemâl-i pâkini tekrar yorumlasın,
Zîrâ güzelliğin Sen’in, en mûtenâ sanat;
Sonsuz salât-selâm Sana ey Fahr-i Kâinat!

Her sağ adımda bizlere rehber olur sesin,
Rûyâların dahî bize rahmettir, ey Emîn,
Sen mağfiret ümîdisin ukbâda herkesin,
Ukbâda enbiyâ bile Sen’den sorar necat,
Sonsuz salât-selâm Sana ey Fahr-i Kâinat!

Tavrın edepte zirvedir, ahlâkın en yüce,
Dâim dilinde merhamet ispâtı üç hece,
Geldin Sen, «ümmetî» diyerek, doğduğun gece,
Rabbim ve tüm melekleri etmektedir salât;
Sonsuz salât-selâm Sana ey Fahr-i Kâinat!

Sıddîk Ebû Bekir gibi, Fârûk Ömer gibi,
Osmân-ı pür-hayâ gibi, nûreyn sâhibi,
Kerrâr-ı Murtazâ gibi, irfân tâlibi,
Ashab bıraktın ardına doksan dokuz kırat;
Sonsuz salât selâm Sana ey Fahr-i Kâinat!

Kılsın revâ şu na‘tımı, Allah, habîbine.
Lâyık değil şiirlerim Allah habîbine,
Bir arz-ı hâl sâdece sevdâ tabîbine,
Sen’den alır şifâsını Sen’den bütün hayat;
Sonsuz salât-selâm Sana ey Fahr-i Kâinat!

Metheylemekten âcizim elbette şânını,
Metheyliyor Hudâ nice âyette şânını,
Tâlî okur, cihâna tilâvette şânını,
Kur’ân adıyla methin için gökten indi na‘t;
Sonsuz salât-selâm Sana ey Fahr-i Kâinat!

Vezni: mef’ûlü / fâilâtü / mefâîlü / fâilün
 TÂLÎ

Besmele

besmele

Besmele Âdem’e ilk inen âyet,

Besmele “Be”deki sırr-ı hikmettir…

Besmele Rahmân’dan ezelî rahmet,

Besmele Allah’a teslimiyettir…

Besmele Kur’ân’ın özeti, özü,

Besmele Tevhîd’in bir başka yüzü,

Besmele mü’minin değişmez sözü,

Besmele yemindir, mesûliyettir…

Besmele Mushaf’ta baştâcı fermân,

Besmele şafaksız geceye dermân,

Besmele sınırsız bir ilm-i irfân,

Besmele Hüdâ’dan kula himmettir…

Besmele dünyadan ukbâya köprü,

Besmele en güzel esmâya köprü,

Besmele Rabbânî sevdâya köprü,

Besmele vuslattır, aşk-ı vahdettir…

Besmele her daim Allah’ı anmak,

Besmele her şartta, şartsız inanmak,

Besmele hakkıyla Hakk’a bağlanmak,

Besmele İslâm’a mensûbiyettir…

Besmele tesbîhât, Besmele bîat,

Besmele münâcât, Besmele tâat,

Besmele yürekten Hakk’a itâat,

Besmele Mevlâ’ya ubûdiyettir…

Besmele tezekkür, Besmele zikir,

Besmele tefekkür, Besmele fikir,

Besmele tekemmül, Besmele Tekbir,

Besmele ebedî nûr-ı ismettir…

Besmele kalpteki sevdâ nefesi,

Besmele semânın efsunkâr sesi,

Besmele her hayrın mukaddimesi,

Besmele hem “miftâh”*, hem muhabbettir

Besmele vefâyı bize yâr eyler,

Besmele mânâyı tâcîdâr eyler,

Besmele belâyı târumâr eyler,

Besmele güç-kuvvet, bahr-i izzettir…

Besmele dildeki mukaddes düstûr,

Besmele gönülde İlâhî sürûr,

Besmele Güneş’i aydınlatan nûr,

Besmele mü’mine feyz ü nusrettir…

Hadîs-i Şerif: “Bismillâhirrahmanirrahîm,

miftâh-u küll-i kitâbin,” Devamı »