<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Kıssadan Hisse</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/kategori/makale/kissadan-hisse/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Beş İnsani Fenalık ve Beş İlahi Adalet&#8230;</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/bes-insani-fenalik-ve-bes-ilahi-adalet.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/bes-insani-fenalik-ve-bes-ilahi-adalet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Jan 2011 18:32:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[fenalık]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi adalet]]></category>
		<category><![CDATA[insani fenalık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4295</guid>
		<description><![CDATA[Abdullah bin Ömer (ra)’dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah (sas) Efendimiz şöyle buyurmuştur: Şu beş şey sizin aranızda vuku bulsa nasıl olursunuz? Onların aranızda vuku bulmasından veya onlara ulaşmanızdan Allah’a sığınırım. * Bir toplulukta kötülükler ortaya çıktığı, fuhuş açıktan yapıldığı zaman, orada tâun ve geçmiş nesillerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar. (AIDS gibi) * Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abdullah bin Ömer (ra)’dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah (sas) Efendimiz şöyle buyurmuştur:</p>
<p>Şu beş şey sizin aranızda vuku bulsa nasıl olursunuz? Onların aranızda vuku bulmasından veya onlara ulaşmanızdan Allah’a sığınırım.</p>
<p>* Bir toplulukta kötülükler ortaya çıktığı, fuhuş açıktan yapıldığı zaman, orada tâun ve geçmiş nesillerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar. (AIDS gibi)<br />
* Bir topluluk zekât vermeye mâni olduğunda, gökyüzünden gelen yağmur onlardan kesilir. Hayvanlar olmasaydı hiç yağmur yüzü görmezlerdi. (İklim Değişiklikleri, Doğal Afetler gibi)<br />
* Bir topluluk ölçü ve tartıyı eksik tuttuklarında, kıtlık, geçim sıkıntısı ve zâlim idareci ile cezalandırılırlar. (İşsizlik ve Adaletsiz Gelir Dağılımı gibi)<br />
* Âmirleri Allah’ın indirdiğinden başka şeylerle hükmettiklerinde Allah, onların üzerlerine düşmanları musallat kılar ve ellerinde bulunan şeylerin bir kısmını tüketir. (Hakkımızı Almak İçin Bile Avukatlara Tonlarca Para Ödüyoruz gibi)<br />
* Allah’ın kitabını ve Resulullah’ın sünnetlerini bir kenara bıraktıklarında, Allah birbirine düşürür.” (Sünni-Alevi, Kürt-Türk Çatışmaları ve Terör Olayları gibi)</p>
<p>-hakikat.com-</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/bes-insani-fenalik-ve-bes-ilahi-adalet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öfke Zamanında Merhamet&#8230;</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/ofke-zamaninda-merhamet.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/ofke-zamaninda-merhamet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 21:07:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4221</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bir kişinin merkebi çamura batmıştı. Ne kadar gayret sarf ettiyse de bir türlü hayvanını battığı yerden çıkaramadı. Bu esnada da gökyüzünden sicim gibi yağmur yağıyor, soğuk hava ise ilikleri donduruyordu. Bütün bunlara ilâveten bir de yavaş yavaş üstüne çöken karanlık içerisinde kalan adamcağız, çok müteessir ve muzdarip bir hâldeydi. O kişi, bu dert ve acı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Bir kişinin merkebi çamura batmıştı. Ne kadar gayret sarf ettiyse de bir türlü hayvanını battığı yerden çıkaramadı. Bu esnada da gökyüzünden sicim gibi yağmur yağıyor, soğuk hava ise ilikleri donduruyordu. Bütün bunlara ilâveten bir de yavaş yavaş üstüne çöken karanlık içerisinde kalan adamcağız, çok müteessir ve muzdarip bir hâldeydi.</p>
<p>O kişi, bu dert ve acı içerisinde sabaha kadar kötü sözler söyleyerek etrafa lânetler savurdu. Öyle ki, dilinden ne dost kurtuldu ne düşman, ne ahâlî kurtuldu ne de sultan&#8230;</p>
<p>Olacak bu ya, adam böyle sövüp saymakta, etrafa lânetler savurmakta iken, padişah oradan geçti. Durumun farkında olmayan adam, uygunsuz ve haddi aşan sözlerine devam etti. Pâdişâhın bu sözleri işittiğini anladığında ise adamcağız, mahcûbiyetten sanki yerin dibine girdi. Bu mahcûbiyetle ne cevap verebildi ne de özür dileyebildi.</p>
<p>Pâdişah buna çok kızdı ve etrafında bulunanlara hiddetle:</p>
<p>«−Eşeği çamura batmışsa benim suçum ne? Ben batırmadım ya! Benden ne istiyor, bana niçin kötü söz söylüyor?» dedi.</p>
<p>Beraberindekilerden biri pâdişâha:</p>
<p>«−Pâdişâhım, hemen boynunu vurdurun! Dünyadan nâm ve nişânı kalksın!..» dedi.</p>
<p>Büyük pâdişah, gönlünde çağlayan ilâhî rahmetle düşündü, taşındı. Baktı ve gördü ki adam, içine düştüğü dert dolayısıyla mihnet içinde bunalmış, eşeği de çamura batmıştır.</p>
<p>Zavallı adamın hâline acıdı. Kaba ve uygunsuz sözlerinden kabaran öfkesini yuttu. Bununla da yetinmeyip tuttu, ona altın, at ve kürklü kaftan ihsân etti. Zira pâdişah biliyordu ki; «Öfke zamanında merhamet, en güzel şeydir.»</p>
<p>Bu hâdiseyi duyan biri, o ihtiyara:</p>
<p>«−Ey akılsız ihtiyar, ölümden nasıl kurtuldun, hayretteyim?» diye sordu. İhtiyarsa onun bu suâline şöyle cevap verdi:</p>
<p>«−Sus! Ben o sırada çok elemli idim. O dert de aklımı başımdan almıştı, yani kendime mâlik değildim. Bu sebepten ben, bana yakışmayan bir şey yaptım. Pâdişâha gelince, o sultânımız da kendisine yakışan ihsan ve ikrâmı yaptı.»&#8221;</p>
<p><strong>Şeyh Sâdî-i Şîrâzî &#8211; Bostan<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/ofke-zamaninda-merhamet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatımda Böyle Yara Görmedim&#8230;</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hayatimda-boyle-yara-gormedim.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hayatimda-boyle-yara-gormedim.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 19:32:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[habbab bin eret]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatımda Böyle Yara Görmedim]]></category>
		<category><![CDATA[haz.ömer]]></category>
		<category><![CDATA[ilk müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3446</guid>
		<description><![CDATA[Mekke’de Peygamberimizin (sav) ve dostlaları büyük zulüm gördüler. ışkence ve acı öylesine yayıldı ki; Mekke’de nefes alamaz hale geldiler. Gün aşırı şehit veriliyordu. ışte o günlerin en büyük mazlumlarından birisi olan Habbab (ra) hali. Hz. Ömer dönemi. Hz. Ömer (ra) hilafeti döneminde ilk Müslümanlardan olan Habbab b.Eret’e (ra) bir gün sorar: -Allah yolunda çektiğin işkenceleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mekke’de Peygamberimizin (sav) ve dostlaları büyük zulüm gördüler. ışkence ve acı öylesine yayıldı ki; Mekke’de nefes alamaz hale geldiler. Gün aşırı şehit veriliyordu. ışte o günlerin en büyük mazlumlarından birisi olan Habbab (ra) hali.</p>
<p>Hz. Ömer dönemi.</p>
<p>Hz. Ömer (ra) hilafeti döneminde ilk Müslümanlardan olan Habbab b.Eret’e (ra) bir gün sorar:</p>
<p>-Allah yolunda çektiğin işkenceleri bize biraz anlatır mısın, ey Habbab?</p>
<p>Bunun üzerine Hz. Habbab (ra):</p>
<p>-Ey Müminlerin Emiri, sırtıma bak, dedi.</p>
<p>Onun sırtına bakan Hz. Ömer (ra):</p>
<p>-Ömrümde böylesine harap edilmiş bir insan sırtı hiç görmemiştim, diyerek hayretini ifade eder.</p>
<p>Bir yandan sırtını gösteren Habbab (ra) bir yandan da şöyle der:<span id="more-3446"></span></p>
<p>-Mekke’li müşrikler ateş yakarlar ve beni elbisesiz olarak üzerine yatırırlardı. Ateş ancak sırtımdan eriyen yağlarla sönerdi.</p>
<p>Müşrikler ateşte kızdırdıkları taşları Hz. Habbab’ın sırtına yapıştırırlar ve işkencenin şiddetinden etleri dökülürdü. Tüm akıl almaz bu işkencelere katlanır yine de müşriklerin istediği sözleri söylemezdi.</p>
<p>Onlar bütün bunlara rağmen dinlerinden bir gün bile dönmediler.</p>
<p>Bir an bile tereddüt göstermediler.</p>
<p> <br />
Nihat HATİPOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hayatimda-boyle-yara-gormedim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakikat, Zıtlarla Netleşir</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hakikat-zitlarla-netlesir.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hakikat-zitlarla-netlesir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 May 2009 22:24:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Makâle]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Hakikat Zıtlarla Netleşir]]></category>
		<category><![CDATA[Zıtlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3235</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’un büyük velîlerinden Sümbül Efendi, bir gün talebelerine: “–Eğer bütün dünyayı baştan sona değiştirme imkânına sahip olsaydınız, neler yapardınız?” diye sormuş.  Her bir talebe, kendi gönül ufkuna göre en doğru, en güzel ve en mutlu dünyayı târif etmiş. Kimi:  “–Dünyadaki bütün kötülüklerin yok olmasını isterdim!” demiş. Kimi:  “–Bütün dünyanın cennet bahçesi misâli, çiçeklerle müzeyyen olmasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>İstanbul’un büyük velîlerinden Sümbül Efendi, bir gün talebelerine:</p>
<p>“–Eğer bütün dünyayı baştan sona değiştirme imkânına sahip olsaydınız, neler yapardınız?” diye sormuş.<br />
 Her bir talebe, kendi gönül ufkuna göre en doğru, en güzel ve en mutlu dünyayı târif etmiş. Kimi:<br />
 “–Dünyadaki bütün kötülüklerin yok olmasını isterdim!” demiş. Kimi:<br />
 “–Bütün dünyanın cennet bahçesi misâli, çiçeklerle müzeyyen olmasını isterdim.” demiş. Kimi de:<br />
 “–Bütün gariplerin sevindiği, çâresizlerin dertlerine çâre bulduğu, bütün hastaların şifâ-yâb olduğu huzur dolu bir dünya isterdim.” diye cevap vermiş. <br />
Talebelerinin fikirlerini tek tek dinleyen Sümbül Efendi, bir tanesinin hiç söz almadığını fark etmiş ve:<br />
 “–Oğlum Muslihiddin, sen ne düşünüyorsun? Dünyayı nasıl değiştirmek isterdin?” diye sormuş. Muslihiddin:<br />
 “–Efendim, ben, -hâşâ- Cenâb-ı Hak’tan daha âlim, daha hikmet sahibi değilim. Ben âciz bir kulum. İnsan nefsini tanırsa Rabbini daha iyi tanır. Şüphesiz O’nun tesis etmiş olduğu bu dünya hayatında her şeyin bir yeri ve hikmeti vardır. Bana kalmış olsa, ben her şeyi yine olduğu gibi merkezinde bırakır ve takdîr-i Hudâ’dan râzı olurdum.” demiş.<br />
Gözde talebesi Muslihiddin’in bu cevabını çok beğenen Sümbül Efendi:</p>
<p>“–Evlâdım, çok güzel ifâde ettin. Mâdem sen, bu dünyada her şeyi merkezinde bıraktın, biz de bundan sonra sana «Merkez Efendi» diyelim.” demiş.</p></blockquote>
<p>Düşünmek gerekir ki, bir tiyatro sahnesinde bir senaryo oynansa gayet kolay anlaşılır. Fakat iki-üç senaryo aynı anda sahneye konulsa, roller birbirine karışıp senaryolar anlaşılmaz bir hâl almaya başlar. Hâlbuki cemâdat, nebâtât ve hayvanâtıyla sayısız varlıkların âdeta ilâhî bir senaryoyu andıran kaderlerinin aynı anda sahnelendiği bu dünya hayatında, böyle bir karmaşa ve keşmekeş yaşanmaz. Bilâkis bütün hâdisat, vukuat ve oluşlar; birbirini âhenkle tamamlayan ilâhî kudret ve sanat hârikaları, ilâhî ibretler ve hikmetler manzûmesidir. <span id="more-3235"></span><br />
 Gerçekten, bir imtihan mekânı olan bu dünyada her şey, hamd, şükür, zikir ve rızâya vesîle olacak şekilde Cenâb-ı Hak tarafından sonsuz bir ilim ve hikmetle tanzîm edilmiştir. O’nun tanzîminde boş ve abes yaratılmış hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey, O’nun ilim ve hikmet sıfatlarıyla tezat teşkil edemez. Bu sebeple beşer aklının çözemediği hâdiseleri de tevekkül ve teslîmiyetle karşılamak îcâb eder.<br />
İnsan idrâki, bu dünyadaki her şeyi ancak zıddı ile kavrayacak şekilde yaratılmıştır. Meselâ renkler arasında kontrast/zıtlık arttıkça daha net bir görüntü elde edilir. Tıpkı siyah bir örtü üzerinde beyaz bir noktanın hemen fark edilmesi gibi. Bu hakîkat, maddî-mânevî her hususta geçerlidir.</p>
<p>Bundan dolayıdır ki; soğuk bilinmeden sıcak tam olarak kavranamaz. Yiyeceklerin ekşisi, acısı tuzlusu olmasaydı, tatlı ve lezzetli olanı da bilinemezdi. Hastalıktan önce sıhhatin, ihtiyarlık başa gelmeden önce gençlik ve zindeliğin, yoğun meşgaleden önce boş vaktin kıymetinin lâyıkıyla bilinememesi de bu sebeptendir.</p>
<p>Bütün bunlar gibi hakkın ve hayrın fazîleti de, bâtıl ve şerrin rezillik ve çirkinliği karşısında daha net olarak idrâk edilir. Merhum Necip Fâzıl’ın;</p>
<blockquote><p>Ey düşmanım, sen benim ifâdem ve hızımsın;<br />
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lâzımsın…</p></blockquote>
<p>mısrâları, âlemde her şeyin zıddıyla kâim oluşunun edebî bir ifâdesidir. Yâni kötü örnekler, güzel örneklerin idrakteki yerini daha da netleştirir.<br />
Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de “esfel-i sâfilîn / aşağıların en aşağısı” durumundaki Firavunları, Hâmanları, Nemrutları misal verdiği gibi; bunun zıddına hakkı, hayrı ve güzel ahlâkı tebliğ eden, ebedî saâdet rehberi peygamberleri ve onlar içinde de bilhassa beşeriyete emsalsiz bir örnek şahsiyet olarak armağan ettiği Rasûl-i Ekrem Efendimiz’i de misal vermektedir.</p>
<p>Velhâsıl bu âlemde her şey zıddıyla kâimdir. Zıddı olmayan bir şeyin, idrâk edilmesi mümkün değildir. Allâh’ın zâtının beşer idrâkiyle kavranamayışı da O’nun eşi-benzeri olmadığı gibi, zıddının da bulunmayışındandır.</p>
<p>İşte îmânın aydınlattığı hikmet ve mârifet nazarıyla kâinâta bakılırsa her şeyin mânâsı berraklaşır, kötülüklerin ve şerrin bile yersiz ve hikmetsiz olmadığı kolayca anlaşılır. Fakat insan, hayat ve hâdiselere sadece tek bir cihetten bakarsa, hikmetini kavrayamadığı bazı aksilikler sebebiyle lüzumsuz yere ye’se kapılıp karamsar olabilir. Hâlbuki şu âyet-i kerîmenin beyân ettiği hakîkat ne kadar hikmetlidir:<br />
<strong> “…Bazen siz bir şeyden hoşlanmazsınız, hâlbuki o sizin için bir hayırdır. Ve bazen de bir şeyi seversiniz, hâlbuki o sizin için bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”</strong> (el-Bakara, 216)<br />
O hâlde doğruyu ve gerçeği arayan insan, her şeyi sırf kendi ölçüleriyle değil, ilâhî hakîkatlerle mîzân etmelidir. Zira bu dünya ölçülerinde zaaf olarak görülen nice hâller vardır ki, âhirette meziyet ve fazîlet olarak tecellî eder. </p>
<p>Osman Nuri Topbaş</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hakikat-zitlarla-netlesir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mızrağın Ucunda Bir Kefen&#8230;</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/mizragin-ucunda-sarik.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/mizragin-ucunda-sarik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 20:54:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[kefen]]></category>
		<category><![CDATA[Mızrağın Ucunda Bir Kefen]]></category>
		<category><![CDATA[mızrak]]></category>
		<category><![CDATA[selahaddin eyyubi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=2570</guid>
		<description><![CDATA[SELÂHADDİN EYYUBİ, ölüm döşeğinde idi. Kendisinden sonra, yerine geçecek olan oğlu Melik Efdal’i yanına çağırdı ve ona şunları nasihat etti: “Evlâdım sana, bütün iyiliklerin kendisinden geldiği Allah korkusu ile doğrudan ve doğru yoldan ayrılmamayı vasiyet ederim. Allah’ın emirlerini yerine getirmekte elin gevşek olmasın ve kusur işlemeyesin. Bilesin ki, kurtuluş ancak bundadır. Kimsenin kanı ile, ellerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SELÂHADDİN EYYUBİ, ölüm döşeğinde idi. Kendisinden sonra, yerine geçecek olan oğlu Melik Efdal’i yanına çağırdı ve ona şunları nasihat etti: “Evlâdım sana, bütün iyiliklerin kendisinden geldiği Allah korkusu ile doğrudan ve doğru yoldan ayrılmamayı vasiyet ederim.<br />
Allah’ın emirlerini yerine getirmekte elin gevşek olmasın ve kusur işlemeyesin. Bilesin ki, kurtuluş ancak bundadır.</p>
<p>Kimsenin kanı ile, ellerini kirletme. Halkının emniyeti ve saadeti için çalış. Onları Allah’ın sana bir emaneti bil.</p>
<p>Komutanlarına değer ver. Arkadaşlarını koru.</p>
<p>Herkesin bir gün öleceğini aklından çıkarma. Kimsenin hakkını zayi etme. Kul hakkı, kul affetmedikçe kalkmaz.”</p>
<p>Bu nasihatlardan sonra, vasiyet olarak da şunu istedi:</p>
<p>Kefenimi bir mızrağın ucuna bağlayıp, tellalın eline vereceksin. O, sokak sokak gezecek ve halka şöyle bağıracak:</p>
<p>“İşte ey ahali! Bu Kudüs fatihi Selâhaddin’in kefenidir&#8230; Dünyadan, sadece bu kefenle gidecektir. Bundan gayrı mal, mülk, mevkii ve makam, ölüm kapısından öteye geçmeyecektir. Bakın ve ibret alın!”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/mizragin-ucunda-sarik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üç Sâlih Kişi</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/uc-salih-kisi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/uc-salih-kisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 21:46:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kıssadan Hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Allahın sevgili kulu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[duanın gücü]]></category>
		<category><![CDATA[mağara]]></category>
		<category><![CDATA[salih amel]]></category>
		<category><![CDATA[Sâlih Kişi]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Sâlih Kişi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=1850</guid>
		<description><![CDATA[Üç Sâlih Kişi İsrâîloğulları arasında sâlih insanlar da vardı. Nitekim bir hadîs-i şerîfte Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bunların üçünden şöyle bahsetmektedir: “Sizden evvel geçenlerden üç kişi yola çıktılar. Geceyi geçirmek için bir mağaraya girdiler. Derken dağdan bir taş yuvarlandı ve mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine şöyle dediler: “–İyi amellerimizle duâ etmekten başka bizi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Üç Sâlih Kişi</strong></p>
<p>İsrâîloğulları arasında sâlih insanlar da vardı. Nitekim bir hadîs-i şerîfte Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bunların üçünden şöyle bahsetmektedir:</p>
<p>“Sizden evvel geçenlerden üç kişi yola çıktılar. Geceyi geçirmek için bir mağaraya girdiler. Derken dağdan bir taş yuvarlandı ve mağaranın ağzını kapattı.</p>
<p>Bunun üzerine şöyle dediler:</p>
<p>“–İyi amellerimizle duâ etmekten başka bizi buradan hiçbir şey kurtaramaz!”</p>
<p>İçlerinden birisi şöyle duâ etti:</p>
<p>“–Allâh’ım! Benim çok ihtiyar annem ve babam vardı. Onlardan evvel ne çocuklarıma ne de hayvanlarıma bir şey yedirip içirmezdim. Günün birinde odun toplamak için uzaklara gitmiştim. Onlar uyuyuncaya kadar dönemedim. Akşam yemeklerini hazırladım; fakat onları uyumuş buldum. Onları uyandırmayı ve onlardan evvel âilece süt içmeyi hoş görmedim. Çanak elimde olduğu hâlde onların uyanmalarını bekledim. Nihâyet gün ağarmaya başladı. Çocuklar ayaklarımın altında açlıktan ağlıyorlardı. Derken, annem ve babam uyandılar ve sütlerini içtiler.</p>
<p>Allâh’ım! Eğer bu işi Sen’in rızân için yapmışsam, bu taştan çektiğimiz belâyı bizden uzaklaştır!”<span id="more-1850"></span></p>
<p>Bunun üzerine taş bir parça açıldı, lâkin çıkılacak gibi değildi.</p>
<p>İkincisi şöyle yalvardı:</p>
<p>“–İlâhî! Amcamın bir kızı vardı ki, onu herkesten ziyâde seviyordum. (Bir rivâyete göre: Bir erkek, bir kadını ne kadar sevebilirse, ben de o kadar seviyordum.) Onunla beraber olmak istedim. Lâkin teklîfimi kabûl etmedi. Birkaç sene sonra bir kıtlığa uğrayınca bana başvurdu. Kendisini bana teslîm etmesi şartıyla ona yüz dirhem vereceğimi söyledim. (Çâresiz) kabûl etti. Bu sûrette fırsat elverince, (kendisine el uzatacağım sırada o):</p>
<p>«–Allâh’tan kork da haksız olarak mührümü bozma!» dedi.</p>
<p>Ben de (Allâh’tan korkarak) bu çok sevdiğim kadından (o bana teslîm olmak zorunda kaldığı hâlde) uzaklaştım. Verdiğim paraları da ona hibe ettim.</p>
<p>Allâh’ım! Eğer bu işi sırf Sen’in rızânı kazanmak için yapmış isem, içinde bulunduğumuz belâyı üzerimizden gider!”</p>
<p>Mağaranın kapısı bir parça daha açıldı, (ancak) yine çıkılabilecek derecede değildi.</p>
<p>Üçüncü şahıs da şöyle duâ etti:</p>
<p>“–Allâh’ım! Ücretle birkaç amele tuttum ve ücretlerini verdim. Lâkin biri ücretini almadan bıraktı gitti. Onun ücretini ürettim. Onun hesâbına mal çoğaldı. Bir müddet sonra o adam yanıma gelerek:</p>
<p>«–Ücretimi ver!» dedi.</p>
<p>Ben de:</p>
<p>«–Şu gördüğün deve, öküz, koyun vs. senin ücretinden üremiştir, al hepsini götür!» dedim.</p>
<p>O da:</p>
<p>«–Ey Allâh’ın kulu! Benimle alay etme!» dedi.</p>
<p>«–Seninle alay etmiyorum, hakîkati söylüyorum.» dedim.</p>
<p>Bunun üzerine malları aldı ve hepsini sürüp götürdü. Hiçbir şey bırakmadı.</p>
<p>İlâhî! Eğer bunu Sen’in rızân için yapmışsam, içinde bulunduğumuz belâyı üzerimizden defet!”</p>
<p>(Nihâyet) taş, mağaranın ağzından kaydı, onlar da mağaradan çıkarak yollarına devâm ettiler.” (Buhârî, Büyû, 98; İcâre, 12; Müslim, Zikir, 100)</p>
<p>Bu hadîs-i şerîf, tasavvuftaki amelle tevessüle bir delîldir. Diğer yönüyle de, Allâh rızâsını hayâtında ön planda tutan kimselerin ilâhî lutfa mazhar olacaklarına dâir en bâriz bir misâldir.</p>
<p>Bunun içindir ki, kulun kendi istek ve arzularına uymayıp Cenâb-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına, yâni yaratıcısının rızâsına tâbî ve O’na teslîm olması gerekir. Çünkü rızâ ve teslîmiyet, kulun Rabbine olan muhabbetinin nihâî meyvesidir.</p>
<p>Nitekim Hak yolunda insanın varabileceği en yüce makam, Allâh Teâlâ’nın kulundan râzı olmasıdır ki, bu da, kulun Allâh’tan râzı olmasının bir mükâfâtıdır.</p>
<p>İşte bu hâl, âyet-i kerîmede:</p>
<h2 style="text-align: right;">رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ</h2>
<p><em>“…Allâh onlardan râzıdır, onlar da Allâh’tan râzıdır…”</em> (el-Beyyine,8 )  diye ifâde buyrulan sâlihlerin hâlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/uc-salih-kisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

