Kategori Arşivi: Oruç

Oruç, Yemin, Adak ve İtikaf – Büyük İslam İlmihali

Oruç(Savm);
          Orucun Mahiyeti
          Orucun Nevileri
          Oruçların Farz ve Vacip Olmasındaki Sebebler
          Orucun Meşru Olmasındaki Hikmet
          Oruçlu için Müstahab Olan Şeyler
          Orucun Şartları
          Orucun Vakti
          Ramazan Hilâli İle Diğer Hilâllerin Sübutu
          Oruçlara Ait Niyetler
          Oruçlu İçin Mekruh Olan ve Olmayan Şeyler
          Orucu Bozan ve Bozmayan Şeyler
          Kaza Edilmesi Gereken ve Gerekmeyen Oruçlar
          Keffareti Gerektirmeyen Oruçlar
          Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Özürler
          Keffaretin Mahiyeti ve Nevileri

Yemin(Kasem);
          Yeminin Mahiyeti ve Yemin Sayılıp Sayılmayan Şeyler
          Kasem Suretiyle Olan Yeminin Nevileri ve Hükümleri
          Yemine Dair Çeşitli Meseleler

Adak(Nezir);
          Nezrin(Adak) Mahiyeti ve Nevileri
          Nezrin Şartları
          Belirli ve Belirsiz, Mutlak ve Muallak Adaklar

İtikfak;
          İtikâfın Mahiyeti, Nevileri ve Teşriî Hikmeti
          İtikâfın Şartları
          İtikâfın Edebleri
          İtikâfa Dair Bazı Meseleler
          İtikâfı Bozan ve Bozmayan Şeyler

Devamı »

Nezrin(Adak) Mahiyeti ve Nevileri

                 Nezir, Yüce Allah’a saygı için yasak olmayan bir işin yapılmasını üzerine alıp yüklenmektir. Böyle bir işin yapılmasını kendine vacib kılmaktır. Nezrin çoğulu “Nuzûr”dur. Necr edene de “Nâzir” denir. Nezrin Türkçesi adaktır.
                 Sadece Yüce Allah’ın rızası için ibadet sayılacak bazı şeyleri adamak geçerlidir ve sevaba bir yoldur. “Nezrim olsun, yarın Allah rızası için oruç tutayım veya fakire şu kadar para vereyim” denilmesi gibi. Fakat dünyalık sağlamak için yapılacak adak makbul değildir. “Falan işim yoluna girerse, üç gün oruç tutayım, fakire para vereyim” gibi. Böyle dünyaya ait bir maksad için yapılan bir ibadet ve taat, kutsal bir maksada değil, dünyaya ait bir isteğe ve amaca dayanmış olur. Bu ise, ibadet ve taatlarda aranılan ihlâsa aykırıdır. Böyle bir adak kaderi değiştiremez. Mukadder ne ise, yine o meydana gelir. Şu kadar var ki, bazan böyle bir adak için cimriden bir mal çıkmış olur. Devamı »

Yemine Dair Çeşitli Meseleler

                 Yemin birkaç tane olunca, keffaretler de ona göre olur. Yeminlerin yapıldığı yer değişmese de yine hüküm böyledir. Buna göre, bir kimse şöyle yapacağına veya yapmayacağına “Vallahi” diye yemin ettikten sonra başka başka yerlerde benzeri yeminler yapsa, yeminler birkaç tane olur. Bozduğu bu yeminlerin her birinden dolayı ayrı ayrı keffaret ödemesi gerekir. Fakat İmam Muhammed’e göre, yemin keffaretleri çoğalınca, bunlar bir keffaret ile ödenir. Tercin edilen görüş budur.
                 “Vallahi falan ve falan kimselerle konuşmayacağım” yahut “falan ve falan yerlere gitmeyeceğim” gibi sözler bir yemin sayılır. Onun için o iki kimseden yalnız birisiyle konuşulsa veya o iki yerden yalnız birine gidilse, yemin bozulmuş olmaz.
“Vallahi yemek ve su tatmam” denilmesi de öyledir. Bunlardan birini tatmakla yemin bozulmuş olmaz. Ancak bunlardan herhangi birini tatmaya niyet etmişse, o zaman bunlardan birini tatmakla yemin bozulur. Devamı »

Kasem Suretiyle Olan Yeminin Nevileri ve Hükümleri

                Kasem suretiyle olan yeminler: Lağıv (boş yere) yemin, Gamus (yalan yere) yemin ve mün’akıd (şarta bağlı yemin) kısımlarına ayrılır. Şöyle ki:
1) Lağıv yemin: Yanlışlıkla veya doğru olduğu zannı ile yalan yere yapılan yemindir. Bir kimsenin bir maksadı olmaksızın başka bir şey söylecek yerde “Vallahi” diye yemin etmesi bu kısımdandır.
Yine, borcunu ödemediği halde, ödemiş olduğunu sanarak “Vallahi borcumu ödedim” diye yemin etmesi böyledir. Bu tür yeminden dolayı keffaret gerekmez. Bunun bağışlanacağı umulur.
2) Gamus yemin: Yalan yere kasden yapılan yemindir. Borcunu ödemediğini bildiği halde bir şahsın: “Vallahi ben borcumu ödedim” diye yemin etmesi bu türdendir. Bu, pek büyük bir günahtır. Böyle yalan bir yemin evleri harab eder, yalancıları perişan bırakır. Devamı »

Yeminin Mahiyeti ve Yemin Sayılıp Sayılmayan Şeyler

                   Yemin, lûgatta kuvvet manasınadır. Din deyiminde, bir işi yapmak veya yapmamak için verilen karara kuvvet kazandırılsın diye Yüce Allah’a and vermektir. Yahut boşamak ve azad etmek gibi bir şeye bağlamak suretiyle yapılan bir bağlantıdır. Buna Türkçemizde “and” da denir.
Misal: Vallahi falan işi yaptım veya yapmadım, şeklinde yapılan yemin, şarta bağlı olmayan bir yemindir. Falan işi yaparsam veya yaptım ise, kölem azad olsun, demek de talik (şarta bağlı) bir yemindir.
                   Yemin edene “halif = and içen” denir. Yemini korumaya “berr” yemini koruyup sadık kalana da “barr” denir.
Aksine olarak, yemini bozmaya veya gerçeğe aykırı yemin etmeye “hins” denildiği gibi, yemini bozan veya gerçeğe aykırı yemin eden kimseye de, “hanis” denir. Devamı »

Keffaretin Mahiyeti ve Nevileri

                Keffaret, lûgat deyiminde gidermek ve örtmek manasındadır. Allah, bazı kusurları ve günahları birtakım vesilelerle bağışlayıp örttüğünden bu vesilelerden her birine “Keffaret” denilmiştir. Bunun çoğulu “Keffarât”dır. Günahları affetmeğe de ‘Tekfir-i Zünûb” denilir.
                Keffaretler, “Keffaret-i Savm = Oruç Keffareti“. “Keffaret-i zihar= zevceyi haram kılma keffaretiKeffaret-i halk = ihramda tıraş olmanın keffareti“. “Keffaret-i katil = hataen adam öldürme keffareti” ve “Yemin keffareti” diye başlıca beş kısımdır. Bu keffaretler, yasak olan şeylerden insanları alıkor ve engeller. Yapılan bir günaha, verilen bir ceza yerinde bulunur. Aynı zamanda bir ibadet manasında bulunduğundan günahların bağışlanmasına bir vesile olur. Bunları sırasıyla açıklıyoruz: Devamı »

Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Özürler

               Aşağıdaki on sebebden ötürü oruç tutmamak veya tutulmuş bir orucu bozmak mubahtır:
1-) Yolculuk: Ramazanda en az üç günlük (on sekiz saatlik) bir yere gidecek olan kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Bundan dolayı o gün yola çıkınca oruçlu bulunmamış olur. Fakat bir kimse oruç tuttuktan sonra, gündüzün yolculuğa çıksa, bu yolculuk o ilk gün için bir özür sayılmaz, orucuna devam etmesi gerekir. Ancak o gün yola çıkar da, ondan sonra orucunu açarsa, kendisine keffaret gerekmez, yine sadece kaza gerekir.
2-) Hastalık: Bir hasta canının helak olacağından veya aklının gitmesinden veya hastalığının artmasından veya uzamasından korkacak olursa, oruç tutmayabilir ve tutmuş olduğu orucu bozabilir. Sonradan iyileşince tutamadığı günleri kaza eder. İlerlemesinden korkulan göz ağrısı da böyledir; çünkü bu da bir hastalıktır.
Bununla beraber yalnızca bir kuruntuya bağlı korku yeterli değildir. Ya hastanın tecrübesinden veya görülen belirtilerden dolayı kendisince kuvvetli bir zan bulunmalıdır. Yahut uzman olan müslüman bir doktor tarafından haber verilmelidir.
Oruç tuttuğu takdirde, böyle hasta olacağı delilden doğan kuvvetli bir zanna veya yetkili müslüman bir doktorun haberine dayanan sağlam bir kimse de hasta hükmündedir. Devamı »