25 Kasım 2009
Teşrik; doğuya doğru gitmek, parlamak, eti güneşe sermek demektir.
Teşrik tekbiri, Kurban bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir. Kurban Bayramının ilk gününe “yevm-i nahr“, diğer üç güne ise “eyyâmü’t-teşrîk (teşrîk günleri)” denir. Bayramdan bir gün önceki güne de “arefe günü” denir.
Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmiüç farz namazının arkasından birer defa;
Teşrik Tekbirini Dinle:
Go get Adobe Flash Player!

“Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd”
diye tekbir getirilir ki, buna “teşrîk tekbiri” denir.
Anlamı şöyledir:
“Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Hamd Allah’a mahsustur”.
Tekbirlerin bu şekli Hz. Ali ve Abdullah b. Mes’ûd (r. anhümâ)’ya dayanır.
Devamı »
20 Kasım 2009
Kurban; fedakârlıktır Yardımlaşma ve dayanışma ruhunun olgunluk anahtarıdır ALLAHu Teâla’nın emretmiş olduğu bir ibadettir Elbette ki sayısız hikmetleri vardır ALLAH’ın adını anarak bize verilen hayvanların kesilmesi, teslimiyettir, samimiyettir Hakiki kulluğu hatırlamak, gerçek mânâda Yüce Rabbimize kulluğumuzu yerine getirmektir
Can Sermayesini Fedâ Edenler
Tasavvufî edebiyatta, âşığın elindeki tek sermayesi candır Canını sevdiği uğruna fedâ edenler, sadakat göstermiş olurlar Dîvan-ı Hulûsî-i Dârendevî’deki bir beyitte şöyle buyurur:
Gönlüm sana hayrânedir dîdelerim giryânedir
Bu can dahi kurbânedir ey yâr-ı sâdık yâr yâr
Kurban; paylaşmanın, yakınlaşmanın, mü’minlerin birbirinin halinden haberdar olmanın kapılarını aralar
Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de: “Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için ALLAH’ın dininin nişanelerinden kıldık Sizin için onlarda hayır vardır Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine ALLAH’ın adını anın” (Hac, 36) diye emredilmektedir
“Kurban, insanı ALLAH ‘a yakınlaştıran, ALLAH’a yakınlaşmaya vesile olan şeydir Kurbanda ihlas ve takvâ aranır Hacc sûresinin 37 ayetine göre kurbanda, bizi ALLAH’ın rızâsına ulaştıracak şey etleri ve akıtılan kanları değil, maneviyâtımızdan doğan kalplerimizi ALLAH’ın emrine uymaya ve O’na tazime ihlas ile yakınlaşmaya davet eden takvâmızdır Devamı »
20 Kasım 2009
Bağdatlı söz ustası Fuzûli bir gazelinde,
Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı cavidân
Zinde-i câvid ana derler ki kurbândır sana
Diyor Bu beyti anlamak için belki de onun çok ünlü olmuş bir başka beytine bakmak gerekecek Şöyle:
Yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem îyd için
Dem be dem sâat be sâat ben senin kurbanınam
(Birileri ibadet için yılda bir defa kurban kesiyorlarBen ise her an ve her saat senin için yeniden kurban olmaya hazırım ve belki de bu ayrılık yüzünden kurban olmadayım)
Kurban ,İslam’ın beş şartından birisidir ve yılda bir kez bir şükrane,bir teşekkür,bir kulluk bildirme ritüeli olarak uygulanırİnsan ALLAH’a böylece yakınlaşır ve aradaki bağlar pekişirSevenin de sevilene kurban olması bu yakınlığı istemek yüzündendir ve belki de ona kulluğunu bildirebilmek içindirBu durumda kurban olmakaşkın ilk adımı sayılırÇünkü yakınlaşma kurban olma ile eş zamanlı ilerlerÂşık,daha ilk adımda kendini feda etmeli,kendinden vazgeçmeli ki,âşıklık iddiasında bulunabilsinBöylece kendisine bir aşk yolu açılacak ve ilerlemeye başlayacaktırHani mistisizmdeki nefsi kurban etme ,benlikten arınma gibiDerviş bir yola girmeden önce nefsini öldürmek üzere hazırlanır ve nefsini öldürebildiği ölçüde aşk yolunda ilerleyip makamlara ererTıpkı bunu gibi , o ilk kurbandan sonradır ki,âşık için de aşk yolu aydınlanır ve ilerleme,bu yolda olgunlaşma başlarYukarıdaki beyitte Fuzûli bütün bunların ötesinde bir adım daha atarak,”Ey sevgili! Ben senin saat be saat,dem be dem,saniye başına bin defa kurbanınam”diyor. Devamı »
Yazıya ait diğer kategoriler Makâle –
11 Kasım 2009
Sayd (av), yaratılışında vahşi olup insandan kaçınan, eti yensin yenmesin, herhangi bir hayvandır ki, ele geçirilmesi ancak bir hile ile mümkün olabilir. Böyle bir av hayvanını kaçamaz bir hale getirip elde etmeye İstiyad (Avlamak) denir.
Bir av hayvanına karşı bir köpeğini salıvermeye “İrsal“, kışkırtıp sıçratmaya da “İğra” denir. İğra irsalden sonra olur.
Ava kendiliğinden varan öğretilmiş köpek gibi bir hayvanın arkasından yapılacak “İğra”, irsal hükmündedir.
Vahşi hayvanları avlamak caizdir. Bu mubah olan bir kazanç yoludur. Fakat diğer kazanç yolları bundan daha faziletlidir. Zevk ve eğlence için av avlamak uygun değildir. Kalbe katılık ve gaflet getirir. Yaratıklara karşı şefkat duygularını azaltır.
Bununla beraber Yüce Allah bu hayvanları insanlar için yaratmıştır. İnsanlar ya bir ihtiyaç veya kendi cesaretlerini denemek veya bir genişlik bulmak için bazı hayvanları avlayabilirler. Çok kez yenecek hayvanları yenmek için, yenmeyecek hayvanlar da derileri, dişleri veya zararlarını kaldırmak için avlanır. Devamı »
11 Kasım 2009
Avlanacak birçok hayvan için bir Besmele yeterlidir. Şöyle ki: Avcı silah atarken veya öğretilmiş hayvanı salıverirken bir kez “Bismillâhi Allahü Ekber” dedikten sonra bir kaç hayvan aldığı yara sebebiyle ölmüş olsalar, hepsinin etleri yenebilir.
Yine, bir kimsenin belli bir av hayvanına Besmele ile attığı ok veya kurşun, diğer bir avı yaralayarak öldürse, onun da eti yenebilir. Çünkü bu şekilde yapılan Besmele, o belli ava değil, atılan alete veya salıverilen hayvana aittir. Bununla beraber yükümlülük, güce göredir. Avcının gücü ise, yalnız atmayadır, yoksa dilediği ava isabet ettirmek değildir.
Bir ava karşı öğretilmiş bir köpeği veya doğan gibi diğer bir hayvanı Besmele ile salmak da bu hususta kurşun atmak hükmündedir. Fakat avcı bir alet üzerine Besmele okuduğu halde, diğer bir aleti atacak olsa, bu aletin isabet edeceği avın eti, o av Besmele ile kesilmedikçe yenmez.
Aynı şekilde, bir kimse boğazlamak üzere olduğu bir hayvanı, Besmele okuduktan sonra bırakıp da onun yerine önceki Besmele ile başka bir hayvanı boğazlayacak olsa, bunun eti helal olmaz. Çünkü bu ikinci hayvan üzerine Besmele yapılmamıştır.
Atılan bir kurşundan aldığı bir yara sonunda henüz elde edilmeden ölen veya bir av köpeğinin açtığı yaradan dolayı hemen ölen bir av yenebilir. Fakat atılan taşın ve diğer bir merminin sadece ağırlığından dolayı yara bulunmaksızın ölen veya bir av köpeğinin sadece çarpmasından veya boğmasından dolayı ölen bir av, yenmez. Çünkü yaralama, hükmen bir boğazlamadır. Yara bulunmayınca, boğazlama da yapılmamış olur. Kabul edilen fetva budur.
Av hayvanının yenebilmesi için, sadece yaralama yeterli değildir. Bununla beraber kan da akmış olmalıdır. Fakat bazı alimlere göre kan akması şart değildir. Diğer bazı alimlere göre de, yara büyük ise, kan çıkması gerekmez, değilse, gerekir.
İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiîye göre, aslında yara gerekli değildir. Yara bulunmasa da, öğretilmiş hayvanların öldürdükleri hayvanların etleri yenebilir.
Dişli öğretilmiş hayvanlar, tuttukları avların kanlarını içseler veya sahiblerinin kendilerine atacağı et parçalarını yeseler veya sahibleri avı elde ettikten sonra bunun etinden yiyecek olsalar, bu işler avlanmış olan hayvanın etinin yenmesine engel olmaz. Devamı »
11 Kasım 2009
Bir av etinin yenilebilmesi için şu şartlar gereklidir:
1-) Av, dinimizce eti yenen hayvanlardan olmalıdır.
2-) Avcı, hayvan boğazlamaya ehil bir müslüman veya kitab ehlinden olmalıdır. Bunlardan Besmeleyi bilen ve av kasdinde bulunan bir çocuğun veya delinin veya bir sarhoşun avladığı av helaldir. Fakat hac ve umre için ihramda bulunan bir müslümanın Harem Bölgesi dahilinde ve haricinde avlayacağı av helal olmaz.
Yine, bir Mecûsî, putperest veya mürtedin (hak dinden çıkmışın) avladığı hayvanın eti de haramdır, bunlar yenmez.
3-) Avcı ava silah atarken veya hayvanı salıverirken gerçekten veya hükmen Besmele çekmiş olmalıdır. Besmeleyi unuttuğundan dolayı terk eden bir avcı, hükmen besmele getirmiş olur. Besmele kasden terk edilmiş olursa, avın eti yenmez, haramdır.
(İmam Şafiîye göre, Besmele getirmek şart değildir, fakat bunu terk mekruhtur.)
4-) Avlanan hayvan, avcının henüz eline geçmeden almış olduğu yaradan dolayı ölmüş olmalıdır. Onun için henüz ölmeden ele geçirilirse, boğazlanması gerekir. Bu durumda boğazlanmadan ölürse, eti yenmez.
5-) Avcı silahı ile vurduğu veya öğretilmiş av hayvanı ile tutturup yaraladığı avı durdurmaksızın ele geçirmek için peşine koşmalıdır. Çünkü bu durumda avı daha ölmeden yakalayıp boğazlaması mümkündür. Bu boğazlama mümkün oldukça hükmen boğazlama yeterli olmaz. Onun için bir süre durduktan sonra veya başka bir şeyle uğraşıp av gözden kaybolduktan sonra gidip de avı ölmüş bulsa, onun eti yenmez. Devamı »
11 Kasım 2009
Av, ya öğretilmiş köpek, doğan, pars, atmaca ve şahin gibi bir hayvanla yahut yaralayan ve öldüren bir silahla veya tuzak kurmakla, çukur kazmak, bıçak, kılıç ve kamış gibi keskin bir şeyi yere dikmekle yapılır. Bir hayvanın av için öğretilmiş hale geldiği, ya anlayış üstünlüğü ile veya bilen kimselere başvurarak sabit olur. Çünkü bu gibi hayvanların öğretim süreleri onların durumlarına göre değişir. Bunun için belirli bir süre yoktur. Bu, İmam Azam’a göredir. İki İmama ve İmam Azam’dan diğer rivayete göre de, azı dişleri olan hayvanların öğretilmiş hale gelmeleri de, salıverildikten sonra çağrıldıkları zaman hemen koşup gelmeleri ile bilinir.
Pars gibi hayvanların öğretilmiş bir hale gelmiş olmaları da, hem yemeyi terk, hem de çağrılınca dönüp gelmeleriyle belli olur. Çünkü bunların yaratılışlarında hem yırtıcılık, hem de ürküp kaçmak vardır.
Av için öğretilmeye elverişli olmayan aslan, kaplan ve ayı gibi hayvanlarla ve tamamen necis (pis) olan domuzla av yapmak caiz değildir. Devamı »
11 Kasım 2009
Kendi başına ölmüş olan herhangi bir hayvana Meyte (Leş) denir. Böyle bir hayvan temiz değildir, yenmez. Boğazlanmayıp da boğulmuş olan, başı koparılan, başına tokmak vurulan veya kulak tozuna şiş saplanan ve böylece öldürülen hayvanlar da meyte hükmündedir; çünkü meşru şekilde boğazlanmamışlardır.
Yüksek bir yerden düşüp ölen, başka bir hayvanın tepmesi veya toslamasıyla veya bir taş ve ağaç parçasının çarpmasıyle ölen, bir yırtıcı hayvan tarafından parçalanarak ölen herhangi bir hayvan da meytedir. Onun için eti yenmez.
Fakat aslen eti helal olan ve üzerinde hayat eseri bulunan böyle bir hayvan Besmele ile boğazlanırsa eti yenebilir. Bu İmam Azam’a göredir. İmam Ebû Yusuf’a göre, eğer onun benzeri bir hayvan yaşamayacak bir halde ise, boğazlanmakla onun eti helal olmaz. İmam Muhammed’e göre de, eğer henüz boğazlanan hayvanın yaşayabileceği pek az bir mikdardan biraz daha ziyade yaşayabilecek bir halde ise, boğazlanınca eti helal olur; değilse olmaz.
Eti yenen bir hayvanın boğazlanmadan önce, ondan kopan ve kesilen herhangi bir parçası yenilemez, bu meyte hükmündedir. Bundan yalnız balık ile çekirge müstesnadır. Çünkü bunlarda boğazlamaya gerek yoktur. Bir de, bir hayvanın kesildikten sonra kendisinde hayattan henüz eser varken kopan parçası, meyte hükmünde değildir. Ancak bu parçayı yemek mekruhtur. Devamı »
11 Kasım 2009
Müslümanların ve kitab ehli olan Yahudî ve Hıristiyanların, kadın dahi olsalar, Besmele ile (Allah’ın adını anarak) boğazlayacak oldukları hayvanların, eti yenen hayvanlar olmak şartıyle etleri yenir. Besmele tam kesim anında olacaktır, bu şarttır. Kesim anında bir şey yemek suretiyle veya başkası ile konuşmakla önceki besmeleye ara verilerek meclis değişirse, bu yeterli olmaz. Yeniden Besmele getirmek gerekir.
Müslüman veya kitab ehlinden olan ve Bismillah demeye gücü yeten bir çocuğun veya delinin, dilsizin, sünnetsizin ve sarhoşun Besmeleyle kesecekleri bu tür hayvanların etleri de yenebilir.
Besmelenin unutularak terk edilmiş olması zarar vermez. Hatta kitab ehlinin Besmele deyip demedikleri bilinmediği takdirde de kestikleri eti yenen hayvanlar helal olur. Çoğunluğun görüşü budur.
Mecûsîlerin, putlara tapanların, hak dinden çıkanların (mürtedlerin), Besmeleyi kasden terk eden müslümanların veya kitab ehlinin kestikleri yenemez. Bu hayvanların etleri haram olur. Devamı »