<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Hâc ve Umre</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/kategori/islam-iman-ibadet/hac-umre-islam-iman-ibadet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Teşrik Tekbiri</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/tesrik-tekbiri.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/tesrik-tekbiri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 21:37:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Kurbân ve Av]]></category>
		<category><![CDATA[arapça Teşrik Tekbiri okunuşu]]></category>
		<category><![CDATA[eyyâmü't-teşrîk]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[teşrîk günleri]]></category>
		<category><![CDATA[teşrîk tekbiri]]></category>
		<category><![CDATA[teşrik tekbiri dinle]]></category>
		<category><![CDATA[teşrik tekbiri oku]]></category>
		<category><![CDATA[Teşrik Tekbiri okunuşu]]></category>
		<category><![CDATA[yevm-i nahr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3813</guid>
		<description><![CDATA[Teşrik; doğuya doğru gitmek, parlamak, eti güneşe sermek demektir. Teşrik tekbiri, Kurban bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir. Kurban Bayramının ilk gününe &#8220;yevm-i nahr&#8220;, diğer üç güne ise &#8220;eyyâmü&#8217;t-teşrîk (teşrîk günleri)&#8221; denir. Bayramdan bir gün önceki güne de &#8220;arefe günü&#8221; denir. Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmiüç farz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teşrik;</strong> doğuya doğru gitmek, parlamak, eti güneşe sermek demektir.</p>
<p>Teşrik tekbiri, Kurban bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir. Kurban Bayramının ilk gününe &#8220;<strong>yevm-i nahr</strong>&#8220;, diğer üç güne ise &#8220;<strong>eyyâmü&#8217;t-teşrîk</strong> (teşrîk günleri)&#8221; denir. Bayramdan bir gün önceki güne de &#8220;arefe günü&#8221; denir.</p>
<p>Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmiüç farz namazının arkasından birer defa;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Teşrik Tekbirini Dinle:</strong></p>
<p style="text-align: center;">[mp3]/wp-content/uploads/2009/11/tesrik_tekbir.mp3[/mp3]<a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2009/11/tesrik_tekbir.mp3"></a></p>
<p> </p>
<h1 style="text-align: center;"><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2009/11/tesrik-tekbiri.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3817" title="tesrik-tekbiri" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2009/11/tesrik-tekbiri.jpg" alt="tesrik-tekbiri" width="387" height="112" /></a></h1>
<p style="text-align: center;"><strong>&#8220;Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi&#8217;l-hamd&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: center;">diye tekbir getirilir ki, buna &#8220;teşrîk tekbiri&#8221; denir.</p>
<p style="text-align: center;">Anlamı şöyledir:<br />
<strong>&#8220;Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur. O Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Hamd Allah&#8217;a mahsustur&#8221;.</strong>
</p>
<p style="text-align: center;">Tekbirlerin bu şekli Hz. Ali ve Abdullah b. Mes&#8217;ûd (r. anhümâ)&#8217;ya dayanır.<span id="more-3813"></span></p>
<p>Teşrîk tekbirlerinin başlangıcı Hz. İbrahim&#8217;in oğlu İsmail&#8217;i kurban etme olayına kadar uzanır. İbrahim (a.s), gördüğü sahih rüya üzerine oğlunu Allah yolunda kurban etmeye karar verir. Kurban hazırlıkları sırasında Cebrail (a.s) gökten buna bedel olarak bir koç getirir. Dünya semasına ulaştığında yetişememe endişesi ile Cebrail (a.s); &#8220;Allahu ekber Allahu ekber&#8221; diyerek tekbir getirir. İbrahim (a.s) bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve onun bir koçla geldiğini görünce; &#8220;Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber&#8221; diye cevap verir. Bu tekbir ve tevhîd kelimelerini işiten ve kurban edilmeyi bekleyen İsmail (a.s) da; &#8220;Allahu ekber velillâhi&#8217;l-hamd&#8221; der. Böylece kıyamet gününe kadar sürecek büyük bir sünnet başlatılmış olur (es-Saffât, 37/102, 107; İsmail&#8221; maddesi; el-Mavsılî, el-İhtiyar li Ta&#8217;lîli&#8217;l-Muhtar, Kahire (t.y), I, 87, 88).</p>
<p>Tekbirlerin yirmiüç vakit okunması Ebû Yusuf ile İmam Muhammed&#8217;e göredir. Fetvâ da buna göre verilmiştir. Ebû Hanîfe&#8217;ye göre, teşrîk tekbirleri arefe günü sabah vaktinden, bayramın ilk günü ikindi vaktine kadar olan sekiz vakit farz namazlarının arkasından getirilir.</p>
<p>Teşrîk tekbirleri birçok fakihe göre vaciptir. Bazılarına göre ise sünnettir. Ebû Yusuf ile İmam Muhammed&#8217;e göre farz namazlarını kılmakla yükümlü olanlara bu tekbirler vaciptir. Bu konuda tek başına kılanla, imama uyan, yolcu ile mukim, köylü ile şehirli, erkekle kadın eşittir. Böyle teşrîk tekbirleri cemaatle de, yalnız başına da eda edilir. Kaza da edilebilir. Erkekler tekbiri açıktan, kadınlar ise gizlice getirir. Vitir namazı ile bayram namazları sonunda tekbir getirilmez.</p>
<p>Ebû Hanîfe&#8217;ye göre, teşrîk tekbirlerinin vacip olması için yükümlünün hür, mukîm ve erkek olması ve farz namazın cemaatle kılınmış bulunması şarttır. Bu yüzden yolcu, köle, kadın ve tek başına namaz kılana bu tekbirler vacip olmaz. Ancak bu sayılanlar imama uyarlarsa, cemaatle birlikte tekbir alırlar. Cuma ve bayram namazı kılınmayan küçük yerleşim merkezlerinde de teşrik tekbiri getirilmez ve cuma günü öğle namazını cemaatle kılan özürlü kimselere de vacip olmaz.</p>
<p>Bir yılın teşrîk günlerinde kazaya kalan bir namaz, yine o yılın teşrik günlerinden birinde kaza edilse, sonunda teşrik tekbiri alınır, fakat başka günlerde veya başka yılın teşrîk günlerinde kaza edilse, teşrîk tekbiri alınmaz.</p>
<p>Bir namazda sehiv secdesi, teşrîk tekbiri ve telbiye bir araya gelse, önce sehiv secdesi yapılır, sonra tekbir alınır, daha sonra da telbiyede bulunulur (telbiye için bk. &#8220;Hacc&#8221; maddesi).</p>
<p> </p>
<pre>Hamdi DÖNDÜREN</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/tesrik-tekbiri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2009/11/tesrik_tekbir.mp3" length="586075" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>İman Hac İle Korunur</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/iman-hac-ile-korunur.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/iman-hac-ile-korunur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 22:55:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hac ibadetinin önemi]]></category>
		<category><![CDATA[İman Hac İle Korunur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3810</guid>
		<description><![CDATA[İman Hac İle Korunur Sözlük anlamı, mutlak kasıt, ziyareti kasdetmek, muazzam bir şeyi kasdetmek olan hac, dinde; ibadet maksadıyla, Arafat&#8217;ta belirli vakitte bir süre durmaktan, daha sonra Beytullah&#8217;ı usûlüne göre ziyaret etmekten ibaret olan hem mali hem bedeni olarak yapılan bir ibadettir. İslâm&#8217;ın beş temel şartından biridir.1 Belirli bir zamanda, belirli yerleri, belirli işleri yaparak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İman Hac İle Korunur</strong></p>
<p>Sözlük anlamı, mutlak kasıt, ziyareti kasdetmek, muazzam bir şeyi kasdetmek olan hac, dinde; ibadet maksadıyla, Arafat&#8217;ta belirli vakitte bir süre durmaktan, daha sonra Beytullah&#8217;ı usûlüne göre ziyaret etmekten ibaret olan hem mali hem bedeni olarak yapılan bir ibadettir. İslâm&#8217;ın beş temel şartından biridir.1 Belirli bir zamanda, belirli yerleri, belirli işleri yaparak ziyaret etmektir diye tarif edilmiştir. Buradaki belirli zaman hac ayları olan Şevval, Zilka&#8217;de ve özellikle zilhicce aylarıdır.</p>
<p>Belirli yerler, Kabe, Arafat ve çevresidir. Belirli işler ise ihram, vakfe, tavaf gibi işlerdir.</p>
<p>Hac, Kitap ve sünnetle bildiren çok faziletli bir ibadettir. Müslüman, ergin, akıllı, hür ve gücü yeten her kişiye ömründe bir kere farzdır. Bununla beraber bedenin sağlıklı ve sağlam olması, gerekli maddi güce sahip olunması, yol emniyetinin bulunması, belirli vakitlerde Arafat&#8217;ta vakfe ve Kabeyi tavafta bulunması, kadınlar için yanında kocası veya mahrem bir akrabasının bulunması ve iddetli olmaması da haccın edasının şartlarıdır.</p>
<p>Hac ibadeti, kişiye kazandırdığı birçok güzel huy, haslet, sevab ve saadetlerle beraber, dünyanın dört bir yanından renkleri, dilleri, ülkeleri, kılık ve kıyafetleri, zevkleri, adetleri ayrı ama din kardeşliğinde birleşmiş müslümanları bir araya getirir. Tanışıp görüşmelerine, bilişip sevişmelerine, ekonomik bakımdan bütünleşmelerine, maddi manevi meselelerinin birbirlerine anlatılması ve çözüm yollarının araştırılmasına, İslâm düşmanlarını tanıma, hile ve desiselerini öğrenme, tuzaklarından kurtulma yollarını birbirlerine irşad ve tavsiyeler ile düşmanları karşısında birlik ve beraberlik içinde güçlü ittifaklar kurulup tek saf halinde durulmasına zemin hazırlar. Düşmanlarının ayrılık ve fitne tohumları ekmelerine karşılık meseleleri karşılıklı konuşarak, anlaşarak halletmelerine, tam bir eşitlik ve kardeşlik içinde siyasi, iktisadi, içtimai, ilmi, askeri meselelerini halletmelerine vesile olur.2 Özellikle iki cihan savaşıyla siyaseten mağlub edilerek parçalanan İslâm dünyasının İslâm dışı sistemlerle birbirlerine karşı bir güven bunalımında, hatta düşman kamplarda birbirlerine tehdit oluşturan, siyasi iktisadi, askeri, ilmi ve teknik açıdan geri kalmış bir İslâm dünyasının bu gün haccın önemini kavramaya her asırdan daha muhtaç olduğunu görüyoruz. <span id="more-3810"></span>Hâlâ İslâm coğrafyasında esir veya müstemleke ülkelerin veya işgal altında yakılan yıkılan ülkelerin bulunduğu bu günde haccı daha bir idrak etmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Haccın din açısından da büyük önemi vardır. <strong>Hac;</strong> harcanan nafakanın yediyüzle katlanarak karşılığının verildiği, mebrur, makbul olanı için mükafatın ancak cennet olduğu, herkesle beraber özellikle yaşlıların, güçsüzlerin ve kadınları cihadı sayıldığı, fakirliği ve günahları gideren, insanı anadan doğma gibi günahsız bırakan, meleklerin binitlilerle musafaha ettiği yayalarla kucaklaştığı, yapanlarının Allah&#8217;ın ehli sayıldığı, binitlilerin her adımına yetmiş, yayaların ise yediyüz sevap aldığı, şeytanın vazgeçirmek için en çok uğraştıkları, etrafından başlayıp dünyanın sonuna kadar sağından ve solundan taş ve toprakların kendisiyle telbiye getirip kendilerine dua ettikleri, yolunda ölenin telbiye getirerek cennete gireceği, duaları, istiğfarları makbul kılan, Allah&#8217;ın emanetinde kılan, harcadıkları her dinara binlerce karşılık verdiren, su-i hatimeden ve fakirlik belasından koruyan, insana maddi ve manevi sıhhat ve afiyet veren, Allah&#8217;a, meleklerine de göstererek kullarını öldüren, ailesinden dörtyüz kişiye şefaat etme yetkisi verdiren, senesinde ölürse cennete girme müjdesi verdiren, yolunda ölene hesap verdirmeyen, üstünde borcu olduğu halde ölürse Allah&#8217;ın ödeyeceği, sağlık ve sıhhatı Allah&#8217;ın ahdinde olan ve ölürse mağfireti hakka erdiren, her zikri yerle gök arasını dolduran ve müjde ile karşılık verdiren, her ameline yüzbinlerce sevap yazdıran, Allah&#8217;a, ehline nazar ettiren, oturup Kabe&#8217;ye bakana bile 40 sevab verdiren, yapanı değil, yapanın kendisine dua ettiği kişiye bile af ve mağfirete biiznillah vesile olan bir büyük ibadettir.3</p>
<p>Her nimetin bir külfeti olacaktır. Yapana bu kadar ecir ve sevap verilen haccı terk edene de elbette ki büyük bir tehdit gelecektir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>&#8220;Kim kendisini Beytullah-il Haram&#8217;a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse onun yahudi veya hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zira, Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: &#8220;Oraya yol bulabilen insana, Allah için Kabe&#8217;yi haccetmesi gereklidir.&#8221;</strong> (Al-i İmran 97)4</p>
<p>Görüldüğü gibi, gücü yetip de hacca gitmeyen çok ağır bir üslubla tehdit edilmiştir. Doğrusu mü&#8217;minlerin iliklerine işleyen, kalbini titreten, yüreğini ağzına getiren bir üslubtur bu. Allah korusun, ne demek yahudi ve hıristiyan olarak ölmek! Malum, bir müslüman küfre dönmeyi &#8220;bir ateş çukuruna girip diri diri yanmaktan daha çirkin görür.&#8221;5 Alimler bunu şöyle açıklıyorlar; &#8220;maddi imkana rağmen farz olan haccı terketmek ya bunun vacip olduğunu inkar ve istihfafdan gelir, bu ise küfürdür, ya da ilahi emre isyandan gelir. Öyle ise küfre düşürerek yahudi ve hıristiyan derekesine inme tehlikesi ile başbaşadır.<br />
Haccı terkedenlerin özellikle yahudi ve hıristiyanlara benzetilmesi, onların kitaplarıyla amel etmemelerinden ileri gelir. Zira haccı yapmayan müslüman da, kitabının emrini terketmiş olmakla aralarında bir müştereklik hasıl olmaktadır.</p>
<p>Resûlullah (s.a.) haccı emreden ayeti okuyarak, hac etmeyenin bu emr-i ilahi&#8217;yi inkar ve ona isyan ettiğine ve dolayısıyla beyan ettiği tehdide delil getirmiş olmaktadır.6</p>
<p>Haccetmeyenlerin ehl-i kitaba benzetilmelerinin bir yönü de, onların hacca pek aldırış etmediklerindendir.7 Nitekim, Haccı farz kılan ve Efendimizin delil olarak kllandığı bu ayetin son cümlesi şöyledir: &#8220;Kim inkar ederse bilsin ki, doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir.&#8221;8 Yani, hiç kimseye ihtiyacı yok, her şey O&#8217;na muhtaçtır. Bu ayetin tefsirinde Said bin Mansur İkrime&#8217;den rivayetle şöyle der: &#8220;Kim İslâm&#8217;dan başka bir din arzulayıp isterse, ondan asla kabul olunmayacaktır.&#8221;9 ayeti nazil olunca, yahudiler; &#8220;biz de müslümanız&#8221; dediler.10 Allah onları susturmasını istediğinde Peygamberimiz onlara: &#8220;<strong>Allah, Beytullah&#8217;a bir yol bulabilen müslümanların haccetmesini farz kıldı</strong>&#8221; deyince &#8220;Bize farz kılmadı&#8221; diyerek haccaetmekten kaçındılar. Bunun üzerine Allah: &#8220;Kim inkar eder (kafir olursa bilsin ki Allah âlemlerden müstağnîdir.&#8221;11 buyurdu.12</p>
<p>Ayetin bu son cümlesinin hac emrini takiben gelmesi gerçekten düşündürücüdür. Elmalılı Hamdi Efendi şöyle bir yorum getirir; &#8220;Bu; &#8220;Her kim küfrederse şüphesiz ki Allah&#8230;&#8221; ayetindeki &#8220;küfür&#8221;den maksadın, görüldüğü üzere haccı inkar etmek mânâsına olmak ihtimali bulunmakla beraber, tefsir bilgilenlerinin çoğunun açıklamasına göre, &#8220;kudreti varken haccı terketmek&#8221;, mânâsınadır ki, bununla namazı terketmek, zekâtı terketmek gibi haccı terketmek de kâfire yakışır bir isyan demek olduğu ağır bir tarzda gösterilmiştir.&#8221;13</p>
<p>Hasan-ı Basrî&#8217;nin, Hz. Ömer&#8217;den rivayet ettiği şu söz de dikkat çekicidir: &#8220;İstiyorum ki şu beldelere bir kısım insanlar göndereyim. Onlar da, güçleri yettiği halde hacca gitmeyen insanları tesbit ederek onları (yahudi ve hırıstiyanlardan aldığımız vergi olan) cizye vergisi yüklesinler. Onlar müslüman değildirler, onlar müslüman değildirler.&#8221;14</p>
<p>Doğrusu Hz. Ömer&#8217;in bu sözleri, ayetin son cümlesi nazar-ı itibara alınırsa, gayet uygun düşmektedir. Evet Rabbımızın da Hz. Peygamberin ve Hz. ömer&#8217;in de, bu ifadeleri: &#8220;Tağliz; şiddet ve tehditle mübalağa&#8221; olarak alınsalar da15, işin ciddiyeti ortadadır. Zira Peygamberimiz &#8220;İslâm&#8217;da hac&#8221; yapmamak yoktur.&#8221;16 buyurmuştur. Burada &#8220;hac yapmama&#8221; kelimesinin aslı &#8220;saruret&#8217;dir. Bunun değişik anlamını izah eden İbrahim Canan Hoca efendi neticede şöyle söylemektedir: &#8220;Görüldüğü üzere &#8220;İslam&#8217;da saruret yoktur&#8221; hadisi, hac yapabilecek güçte olan kimseye, kadın olsun erkek olsun hac etmemek için ileri sürülebileceği her çeşit mazeret kapısını kapamaya müteveccihtir.&#8221;17</p>
<p>Bütün bunlar bize şu hadise hemen uymamızı gerektirir:</p>
<p>&#8220;<strong>Hac yapmak isteyen acele davransın</strong>.&#8221;18 Beyhaki şu ziyadeyi getirir. &#8220;<strong>Zira sizden hiçbir kimse, başına ne gelecek bilemez; hastalanacak mı, fakir duruma mı düşecek?&#8221;</strong>19</p>
<p>Bu ve benzeri hadislerden, haccın fevri, yani farz olur olmaz hemen gecikmeden yapılmasını anlayan müctehitlerimiz olmuştur. Ebu Hanife, İmam Malik ve bir kısım Şafiî ulemasının görüşü bu. Ancak, İmam Şafiî, Evzaî, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed, bazı deliller serdiyle haccın ömr olduğunu söylemişlerdir.<br />
Tahdis-i nimet olur inşaallah, hamdolsun bizzat yaşadık, fakirin de kanaati odur ki, bu ibadet özellikle genç işidir. Memleketimizde &#8220;yaşlanınca gidelim ki günahlarımız affedilsin&#8221; anlayışı, nereden baksanız yanlıştır. Bir kere yaşlılar, orada cidden perişan olmaktadırlar. İkincisi, bu anlayışta, yaşlılığa kadar hac ile affolunmasına mağruren günah işlemeye bir cür&#8217;et var ki çok çirkindir. Hem de o yaşlara ya çıkılır ya çıkılmaz, çıkılsa da belki imkan elden kaçar da insan yanar&#8230; &#8220;Yaşlanınca gitmek; orada kalmak ve ahirette devamlı hac sevabıyla birlikte ashab-ı kiram ile kalmak içindir&#8221; diye bir mazeret de dinlenemez. Zira böylesine ince duygular besleyen bir emr-i ilahiye ve nebeviyeye hemen imtisalen acele olarak hacca gider. Kaldı ki, şeytanlar da, hacıyı ve mücahidi yolundan engellemek için var gücüyle çalışırlar. Hadis-i şerifde buyurulmuştur ki; &#8220;İblis&#8217;in şeytanlardan azgın ve şımarık yâranı vardır. Onlara der ki:</p>
<p>- Aman hacılara ve mücahidlere dikkat edin ve onları yollardan saptırın&#8221;20</p>
<p>Allahu Tealâ, Adem (a.s.)e vadetti ki &#8220;Ey Adem, başına gelen gelmeden beytimi haccet, Adem:</p>
<p>- Başıma ne gelecek ya Rab! Allah buyurdu:</p>
<p>- Bilmediğin bir şey. O da ölümdür. Adem.</p>
<p>- Ölüm nedir? dedi</p>
<p>Allah:</p>
<p>- Onu ileride tadacaksın, buyurdu21</p>
<p>Bu tavsiyeye uymaya biz daha muhtacız. Bu konuda şu hadis de bizi ikaz eder: &#8220;Bir kimsenin, kendisine Beytullah&#8217;ı hac ettirecek veya kendisine zekâtı vacip kılacak bir malı olur da bunları yapmazsa, ölüm anında &#8220;ric&#8217;at&#8221; (geri dönme) yi ister. &#8220;İbni Abbas (r.a.) bu hadisi okuyunca, meclisteki bir adam:</p>
<p>- Allah&#8217;tan kork ey İbni Abbas! &#8220;Geri dönüşü&#8221; ancak kafirler istemez mi? dedi. İbn Abbas da:</p>
<p>- Sana bunu Kur&#8217;an&#8217;dan okuyacağım: &#8220;Ey iman edenler! sizi mallarınız ve çocuklarınız Allah&#8217;ı anmaktan alıkoymasın; böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır. Birinize ölüm gelib de: &#8220;Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam&#8221; diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan infak edin harcayın. Bir kimsenin eceli gelince, Allah onu asla geri bırakmaz. Allah işlediklerinizden haberdardır.&#8221;22 Adam:</p>
<p>- Zekâtı icab ettiren nedir? diye sordu. ibn Abbas:</p>
<p>- Mal ikiyüz veya daha çok dirheme ulaşınca, dedi. Adam:</p>
<p>- Haccı icab ettiren nedir? diye sorunca,</p>
<p>- Azık ve deve, diye cevap verdi.&#8221;23</p>
<p>İbn Abbas&#8217;ın da belirttiği gibi24 bu ayet-i kerime müslümanlar için gerçekten acı bir olaya parmak basmakta. Çünkü Allah katında bir hayır uman veya ahiretini güzel gören hiç bir mü&#8217;min, dünyaya geri dönüşü ve ecelinin ertelenmesini istemez. Zira ahiret daha sevimlidir ona. Korkmaz Allah&#8217;a kavuşmaktan. Bunun bir istisnası şehitlerdir. Ancak onlar da dünyada yaşamak için değil, yeniden cihad ederek tekrar şehit olmak için dünyaya dönüş isterler. İbret alabilsek, gerçekten &#8220;&#8230;.ceğim, &#8230;.cağım&#8221; diyerek hayırlı işlerini erteleyenlerin helak olduklarını görebiliriz.</p>
<p>Şu kudsî hadisde geçen mahrumiyetin şümulünü de iyi hesaplamak gerek: &#8220;Allah-u Teala buyuruyor: &#8220;Bir kul ki, cismine sıhhat, rızkına da genişlik verdim, üstünden de beş yıl geçtiği halde hâlâ bana haccetmeğe gelmezse, şüphesiz ki çok mahrumdur.&#8221;25</p>
<p>Bahsi daha önce geçen bir hadisin benzeri de şöyledir: &#8220;Bir kimseyi, açık bir ihtiyaç veya zalim bir sultan veya alıkoyan ve hastalık mâni olmaksızın haccetmeden ölürse, isterse yahudi olarak ölsün, isterse hırıstiyan.&#8221;26</p>
<p>İmanın korunması için amelde acele edip ihmal etmemek, dolayısıyla ecel geldiği vakit onu bir terhis belgesi, bir şeb-i arûs bilerek ahirete arzu ile göçecek bir takva ve ruh yüceliğine, maneviyat ve iman zenginliğine ermek gerek. &#8220;İşitmemiş oldukları halde işittik diyenler gibi olmayın27 ayetinden ibret alarak ayetlerin üstüne &#8220;kör ve sağırlar olarak kapanmamak&#8221;28 gerekir. Yoksa her ifratçı, ömrünü israf eden gafil, ölüm gelince pişman olur, kaybettiğini tedarik için ömür ister, yalvarır Allah&#8217;a, sızlanır ama, heyhat ki fayda vermez. Eceli gelene, kim olursa olsun mühlet verilmez.29</p>
<pre>Yazar:Cemal Nar - Altınoluk Dergisi</pre>
<p> </p>
<blockquote><p>Dipnotlar:1. A. Davudoğlu. Müslim Şerhi 5/274 i. Canan, a.g.e. 5/277 Zuhayli, a.g.e. 3/8 H. Döndüren a.g.e. s. 559 2. H. Döndüren a.g.e. s. 562 i. Canan a.g.e. 5/277 3. Bu sayılanlar çeşitli hadislerde belirtilen sevabların bir kısmıdır. Mesela bak. Kenz&#8217;ül Ummal 5/4 ve sonraları, i. Canan, a.g.e. 5/297 hn: 1178. Ali el Kari Mirkad 5/3915 hn: 2521 Hadisin sıhhatini beyan hususunda bak: Kenzul Ummal 5/11809 5/22 hn: 11877 4. Tirmizi Hac, 3 (812) Mirkad 5/396-397 5. Buhari, iman 9, 14. ikrah 1; Müslim, iman 67 (43), Tirmizi, iman 10 (2626). Nesâî, iman 3 (8-96) İbn Mace, Fiten 23 (4033) i. Canan 2/246 6. i. Canan a.g.e. 5/297-298. Ali&#8217;yyül Karî, Mirkat 5/395-396 hn: 2521 7. Mirkad. 5/395. 8. Al-i imran 97 9. Al-i imran 85 10. Yahudilerin &#8220;Biz de Müslümanız&#8221; demeleri, çağımızda islam&#8217;ı çağdışı görerek şeriatı beğenmedikleri, dindarları &#8220;dinci, radikal müslüman, kökten dinci, fundaman-talist, şeriatçı&#8221; diye hakir gördükleri halde, sıkışınca &#8220;biz de müslümanız&#8221; demelerini hatırlatıyor. 11. Al-i imran: 9712. Muhtasar-u Tefsir-i İbn Kesir 1/30313. Elmalılı, Azim neş. 2/402 14. Muhtasar İbn Kesir 1/303 15. Sabuni. Safvet&#8217;üt tefâsir 1/219 Mirkat 5/395 16. Ebu Davud Hac 3. (1729) i. Canan 5/298 17. i. Canan 5/299. 18. Ebu Davut. Menasık 6 (1732 i. Canan 5/299 19. i. Canan 5/300. Kenz-ul Ummal 5/5-24. hn: 11851-11889. 20. Kenz&#8217;ül Ummal, 5/5-16 (11794, 11854) 21. Kenz&#8217;ül Ummal, 5/16 hn: 11852 22. Münafikûn 9-11 23. Tirmizi Tefsir 64 hn: 3316. 5/418 Kenz&#8217;ül Ummal 5/20 hn: 11868 24. Zuhayli 28/231 25. Kenz&#8217;ül Ummal 5/5,7 hn: 11789, 11856,11857, 11858. 26. Darimi&#8217;den Mirkad 5/405 hn: 2535 Kenz&#8217;ül Ummal 5/16 hn: 11853 27. Enfal: 21 28. Furkan, 73 29. Sabunî, Safvet-üt Tefâsir s. 3/388</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/iman-hac-ile-korunur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hac İlmihali &#8211; Diyanet İşleri Bakanlığı</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hac-ilmihali-diyanet-isleri-bakanligi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hac-ilmihali-diyanet-isleri-bakanligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 15:19:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[Hac İlmihali]]></category>
		<category><![CDATA[Hac İlmihali indir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3633</guid>
		<description><![CDATA[Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi Mehmet KESKİN Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi Doç. Dr. Halil ALTUNTAŞ Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi ANKARA-2007 Hac İlmihali &#8211; pdf Dosyası Halinde İndirmek İçin Tıklayınız]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2009/11/hacrehberi2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-3634" title="hacrehberi2" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2009/11/hacrehberi2.jpg" alt="hacrehberi2" width="100" height="142" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ<br />
Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi<br />
Mehmet KESKİN<br />
Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi<br />
Doç. Dr. Halil ALTUNTAŞ<br />
Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi<br />
ANKARA-2007<span id="more-3633"></span>
</p>
<p style="text-align: center;">Hac İlmihali &#8211; pdf Dosyası Halinde <a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/hac2005/Hac_ilmihali.pdf">İndirmek İçin Tıklayınız</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hac-ilmihali-diyanet-isleri-bakanligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikmetleriyle Hac ve Umre</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hikmetleriyle-hac-ve-umre.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hikmetleriyle-hac-ve-umre.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 21:50:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[Hac ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Dünyevî ve uhrevî faydalar]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmetleriyle Hac ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Adem ve Hz. İbrahim hatıraları]]></category>
		<category><![CDATA[Umre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3618</guid>
		<description><![CDATA[Hikmetleriyle Hac ve Umre Hikmet nedir? Kur’an-ı Kerim’de hikmetten şöyle bahsedilmektedir: “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çok hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.”1 Kelime anlamı olarak hikmet, anlayış, gerçeği bilme, düşünme yeteneği, sezgi gücü, düşünce planında kalmayıp eyleme dönüşen yararlı ve derin bilgi anlamlarına gelmektedir. İmam Şafiide “Hikmet”i “sünnet” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hikmetleriyle Hac ve Umre</strong></p>
<p><strong>Hikmet nedir?</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de hikmetten şöyle bahsedilmektedir: “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çok hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.”1 Kelime anlamı olarak hikmet, anlayış, gerçeği bilme, düşünme yeteneği, sezgi gücü, düşünce planında kalmayıp eyleme dönüşen yararlı ve derin bilgi anlamlarına gelmektedir. İmam Şafiide “Hikmet”i “sünnet” olarak yorumlamaktadır. Cenab-ı Hak da hikmet sahibidir ve hikmetine göre hareket eder. Böylece O’nun fiilleri sade hikmet ve adalet olup, emrettiği her işte mutlaka güzellikler bulunmaktadır. İslam dini, ahlâk ve âdâbı güzelleştirmeye vesile olan faydalı ilimleri öğrenmeyi teşvik etmektedir. Çünkü ilim, Allah’ı tanımayı, Allah’ı tanıma da tefekkür ve tezekkürü (ibadeti) gerektirir. İbadetler de nefis terbiyesi ile kötü huylardan arınıp yüce ahlâkla güzelleşmeyi sağlar. Meselâ namaz; Allah’ın büyüklüğünü hatırlayıp, nefsi hesaba çekip, gönlü açan, dünya sevgisinin kapladığı gafleti yok edip, her türlü günahtan korunmaya vesiledir. Zekât; din kardeşleriyle kaynaşmayı arttırıp, yardımlaşma duygusunu da harekete geçirir. Oruç; şefkat ve cömertlik hislerini ortaya çıkarır. Hac ise; ihrama girerken büründüğü peştemal ile kabre girerken bürüneceği kefenin aynı olduğu duyumunu kazandırır. Arafat meydanı da; mahşer meydanındaki gibi herkesin eşit seviyede olduğu hissini öğretir ve yaşatır. Demek ki ibadetlerdeki asıl hikmet, ahlâk ve ruh güzelliğini olgunlaştırarak insanı cennete ehil hale getirmektedir.</p>
<p><strong>Hac ve Umre<br />
</strong>Hac, kelime olarak “Allah’a yönelme, günahlardan arınma, Hak yolunda feragat gösterme ve meşakkatleri göğüsleme”2 manasına gelmektedir. Dini kavram olarak da “Ka’be ve civarındaki kutsal olan özel yerleri, belirli vakit içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etme” anlamını taşımaktadır. Umre ise, hac günleri dışında Ka’be’ye yapılan ziyareti ifade etmektedir. Umre, senenin her zamanında yapılabilen ve Hanefî alimlerine göre, ömürde bir defa yapılması sünnet-i müekkede olan bir ibadettir.<span id="more-3618"></span>3 Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de ARAPÇA BİR “Gitmeye gücü yetenlerin Ka’be’yi ziyaret etmeleri, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır”4 buyurmaktadır. Dolayısıyla sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip Müslümanların ömürlerinde bir defa haccetmeleri farzdır. Hacc, sahih rivayete göre hicretin 9. yılında farz kılınmış, Peygamberimiz (s.a.v) de h. 10. yılda hac farizasını eda etmiştir. Yine râcih görüşe göre Umre’ye “Hacc-ı Asgar” (küçük hac), hac mevsimindeki hacca veya Hz. Peygamber’in haccına “Hacc-ı Ekber” (büyük hac) denilmektedir. Halk arasında söylenilen Arefe günü Cuma’ya rastlayan hac mevsimine, “Hacc-ı Ekber” denilmesi ise sahih bir kaynağa dayanmamaktadır. Enes b. Malik (r.a.) kanalıyla gelen rivayette Peygamber Efendimizin dört umre yapığı haber verilmektedir.5 Ayrıca İmam Malik, umrenin bir yıl içinde birden fazla yapılmasını mekruh saymıştır. Çünkü ona göre umre tüm insanlara her sene için tek olarak sünnet-i kifayedir.6 Tüm ibadetlerde olduğu gibi hac ve umre ibadetlerinde de bir takım hikmetler bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Hz. Adem ve Hz. İbrahim hatıraları     <br />
</strong>Öncelikle hac, o şerefli yerlerde büyük peygamberleri hatırlama ve hatıralarını yâd etme yönüyle özel bir davettir. Çünkü insanlığın atası olan Hz. Âdem ve eşi Hz. Havvâ validemiz cennetten çıkarıldıktan sonra o mukaddes yerlerde Allah’ın kapısına sığınarak uzun müddet ağlamışlar duâ ve tövbede bulunmuşlardır. Bunun neticesi olarak tövbeleri Arafat’ta kabul olunmuştur.</p>
<p>Yine Hz. İbrahim (a.s), oğlu Hz. İsmaîl (a.s) ve eşi Hz. Hâcer’le beraber Allah’ın emrine uyarak ve O’ndan gelen meşakkatli imtihana sabrederek orada en büyük şerefi kazanıp Allah’ın rızasına ulaşmışlardır.</p>
<p>Nitekim bugün onların hatırasına hac ve umre menasiki olarak Safa ile Merve arasındaki sa’y bunu hatırlatmaktadır. Çölün ortasındaki zemzem suyu Cenab-ı Hakkın kullarına karşı merhametini ve lutfunu göstermektedir.</p>
<p>Yine Hz. İbrâhîm’e en sevgili oğlu Hz. İsmâîl’in kurban edilmesi Allah tarafından burada emredilmiş, hattâ Hz. İsmail babası ile birlikte düğüne gider gibi kurban olmaya gitmekle Allah’a karşı olan teslimiyetini arzetmiştir. Bu sırada Mîna vâdisinde, İsmali’i kandırmaya çalışan lânetli şeytan, Hz. İbrahim  tarafından taşlanmış ve kovulmuştur. Bugün Mina’da kesilen kurbanlar ve cemarâttaki taşlamalar bir anlamda kişiye musallat olacak şeytanî duyguların bertaraf edilmelerini hatırlatmaktadır.</p>
<p><strong>Sultan’a sığınma<br />
</strong>Hacca gidenler sanki Ka’be’ye iltica etmişlerdir. Nasıl ki insanlar, felaket veya düşman saldırısı gibi bir şeye karşı direnemedikleri vakit, Sultan’ın himayesine sığınırlar. O felaketin tesirine göre her biri yalın ayak ve sırtı çıplak toz toprak içinde dua edip yardım isterler. Bu esnada yollarda rastladıkları hizmetçi ve saray adamları gibi kimselere hatta hayvan ve bitkilerin bulunduğu Sultan’ın çiftliğine son derece dikkatle saygı gösterip hiç kimseyi incitmemeye çalışırlar. Sultan’ın sarayına varınca da derin bir sessizlik ve sukunet içinde beklemeye başlarlar. Sonra huzura izin istemeye uygun bir vakit buluncaya kadar sarayın etrafında dolaşırlar. Maksatlarını ifade edebilmek için en anlamlı sözlerle Sultan’ı övmeye başlarlar. Ardından Sultan’ın elini öpmek için izin isterler. İzin verilince de bu lutfu, isteklerinin yerine getirilmesine işaret sayarlar. İşte Hacerü’l-Esved’i istilam belki bunları hatırlatmaktadır.7 Böylece sevinç ve kemal-i edeple Sultan’ın huzurundan ayrılırlar. Şu halde hac ve umre için Ka’be’yi tavaf için yola çıkan kimsenin hali, şeytanın günah oklarına karşı kendini koruyamayan, dolayısıyla manevi iltica talep eden bir mülteci durumuna benzemektedir.</p>
<p><strong>Özel Misafirlik</strong><br />
İnsan bu âlemde, büyük bir sefere çıkmış yolcu gibidir. Bu yolculuk esnasındaki hac ve umre ise özel bir misafirliği ifade eder. Misafirlerin istekleri de reddedilmeyen dualar arasındadır.8 Hikmet sahibi Cenab-ı Hak, sanki hac ve umre ile kullarını özel olarak davet etmiş, yüce kapısında yalvarmalarını ve himayesine girmelerini istemiştir. Bunun için de yeryüzünde Mekke’de mukaddes olarak belirlediği yere “Beytullah” ismini vermiştir.9 Kul, hac ve umre ziyaretiyle sanki Allah’ın bu özel mekan ve davetine artık “Lebbeyk Allahümme lebbeyk lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk lâ şerike lek (Buyur Allahım buyur! Huzuruna geldim, emrine hazırım. Senin eşin ve ortağın yoktur. Sana yöneldim, hamd senin, nimet senin, mülk de senindir. Eşin ve ortağın yoktur) diyerek, samimiyetle icabet etmektedir. Zira ağaçların ve taşların birlikte iştirak ettiği telbiye ile ihrama giren bir mü’min,10 Rahman’ın özel misafiri olarak, “Duyûfu’r-Rahman” unvanını almıştır. Nitekim hadiste: “Hac ve umre yapanlar Allah’ın elçileridir (misafirleridir). Onlar Allah’a dua etseler, derhal dualarına Allah cevap verir. Eğer kendileri için af ve mağfiret talep ederlerse Allah hemen mağfiret eder”11 buyrulmaktadır.</p>
<p><strong>Dünyevî ve uhrevî faydalar</strong><br />
Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, İkinci Arapca “insanlar arasında haccı ilan et” şeklinde haccın ilan edilmesini bildirdikten sonra hemen akabinden Üçüncü Arapca liyeşhedû menâfia lehüm “Ta ki kendilerine ait birçok menfaatlere şahid olsunlar”12 buyurmaktadır. Dolayısıyla haccın hem dünyevi, hem de uhrevi yönüne işaret edilmektedir. Dünyevi olanlar, ticari ve sosyal faaliyetler münasebetiyle, Müslümanlar arasındaki ekonomik ve toplumsal gelişmeyi sağlamaktadır. Uhrevi olanlar ise günahlara tövbe ile Allah’ın af ve mağfiretine nâil olmaktır. Nitekim Peygamberimiz bu hususa şöyle işaret etmektedir: “Bir kimse hacceder ve hac esnasında kötü söz söylemez, eline ve gözüne sahip olur (büyük günahlardan çekinir, küçük günahları işlemekte israr etmezse), o kimse günahlarından arınarak (kul hakkı hariç) annesinden doğduğu günkü gibi hac ibadeti vesilesiyle memleketine tertemiz döner.”13 Yine bir başka hadiste hac ve umrenin manevi faydası şöyle haber verilmektedir: “Hac ve umreyi peş peşine yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşteki pası yok ettiği gibi, fakirliği ve günahları yok eder. Makbul hac (içinde masiyet olmayan) için karşılık, ancak cennettir”.14</p>
<p>Bu niyet ve düşünceler içinde haccını eda eden mü’minleri tebrik ediyoruz. Ne mutlu Rahman’ın bu özel iltifatına nâil olan kullara! Ne mutlu Ka’be’yi, Arafat’ı, Makam-ı İbrahim’i ve Hacerü’l-esved’i usulüne uygun olarak ziyaret edip buralarda ibadet edenlere! Müjdeler olsun hac ibadetinden sonra memleketine günahsız dönebilenlere!</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong> 1) Bakara 2/269. 2) Komisyon, Dini Kavramlar Sözlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, s.210. 3) Bkz. Mevsılî, el-İhtiyar, I, 157. 4) Al-i İmran 3/97. 5) Enes b. Mâlik (r.a) Peygamberimizin dört umre yaptığını haber vermiştir. Bu umreler şöyledir: 1. H. 6. yıldaki Hudeybiye umresi ki müşrikler Müslümanların Mekke’ye girmesine izin vermemişlerdi. Buna aynı zamanda “ihsar” anlamında “engelleme” de denir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Naciye b. Cündüb ile hedy kurbanlarını Harem bölgesine (Mekke’ye) göndermiş, kurbanlıklar kesildikten sonra (veya bir rivayette kurbanlar Hudeybiye’de kesildikten sonra) ashab traş olup ihramdan çıkmışlar ve böylece umre sevabını almışlardır. 2. Hudeybiye kaza umresi ki anlaşma gereği bir yıl önce yapılamayan umre ertesi yıl yapılmıştır. 3. H. 8. yıl Huneyn ganimetlerinin taksimi senesi Ci’rane’den ihrama giyilerek yapılan umredir. 4. Hz. Peygamber’in Veda haccı ile yaptığı umredir ki bu aynı zamanda hacc-ı kırandır. (Bkz. Buhari, Umre, 3.) 6) Bkz. Abdurrahman el-Cezîrî, Kitabü’l-Fıkh ala’l- mezahibi’l-erbaa, I, 687. 7) Peygamberimiz Hacerü’l-Esved’in önemini şöyle haber vermektedir: “Allah’a yemin olsun ki! Allah Haceru’l-Esved’i kıyamet günü gören iki göz ve konuşan bir ağız olarak haşredecektir. Burada kendisine hak üzere (usulüne uygun) istilam edenlere şahitlik edecektir.” (Tirmizi, Hac,113). Nasıl insanda hafıza kuvveti var ve nice malumat orada muhafaza ediliyor, öyle de Cenab-ı Hakkın yaratmasıyla Hacerü’l-Esved’de böyle bir fonksiyon olması gayet tabiidir. Sanki o taş, binlerce “video bandı” veya “cd” diskleri gibi kendisini istilam edenlerin resim ile seslerini kaydetmekte dolayısıyla öbür âlemde, bunları gösterebilecektir. Yine hadiste “Kim Hacerü’l-esved’e dokunur, karşı karşıya gelirse, sanki Rahman’ın eline dokunmuş gibi olur” (İbn Mace, Menasik, 32) şeklindeki teşbihle Hacerü’l-Esved’in Allah katındaki manevi değeri anlatılmak istenmiştir. <img src='http://www.islamiyol.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Bkz. Tirmizi, Birr, 7. 9) Kur’an’da Ka’be şöyle anlatılmaktadır: “İbadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekke’deki Kâbe olup, pek feyizli ve insanlar için hidayet rehberidir. Kim Beytullah’a girerse korkudan emin olur… (Bkz.Al-i İmran 3/96-97). Kâbe’nin ilk banisinin Hz. Âdem olduğu Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’in ise Kâbe’yi bu temel üzerine bina ettiği rivayet edilir. Kâbe’ye Beytullah (Allah’ın evi), Mescid-i Haram (bazı yasakları olan) ve Beytü’l-Atik gibi isimler verilmiştir. Atik, eski veya yepyeni ve değerli anlamına da gelir ki, şerefli ve saygı değer ev demektir. (Bkz. Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, V, 487) 10) Hadiste telbiyenin fazileti şöyle haber verilmektedir: “Telbiyede bulunan hiçbir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç ve toprak (hatta çadırlar ve evler) onunla birlikte telbiyede bulunmasın. (Peygamberimiz eliyle işaret ederek) bu iştirak arzın şu (en uzak) yerine kadar devam eder” (Tirmizi, Hacc, 14) 11) İbn Mace, Menasik, 5. 12) Hac 22/28. 13) Buhârî, Hac, 4. 14) Tirmizi, Hac, 2 ¢</p>
<p><strong>Altınoluk Dergisi / Dr. M. Selim Arık</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hikmetleriyle-hac-ve-umre.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kâbe ve İnsan</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/kabe-ve-insan.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/kabe-ve-insan.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 20:51:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v)]]></category>
		<category><![CDATA[Adem]]></category>
		<category><![CDATA[arafat]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Adem]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ihram]]></category>
		<category><![CDATA[ilk şehri]]></category>
		<category><![CDATA[insan ve kabe]]></category>
		<category><![CDATA[kabe]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbe'nin yeniden inşası]]></category>
		<category><![CDATA[kutlu davet]]></category>
		<category><![CDATA[Lebbeyk]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[safa ve merve]]></category>
		<category><![CDATA[say]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi ve Kâbe]]></category>
		<category><![CDATA[Tavaf]]></category>
		<category><![CDATA[Vakfe]]></category>
		<category><![CDATA[Yeryüzünün ilk evi]]></category>
		<category><![CDATA[yönelmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3603</guid>
		<description><![CDATA[Uzun bir yolculuktayız… Büyük bir kervan içinde akıp gidiyoruz. Her şey akıyor, çocukluğumuz, gençliğimiz, yaşlılığımız, dostlarımız, düşmanlarımız… İçinde yaşadığımız dünya, nehirler, dağlar, bulutlar, gezegenler, yıldızlar, galaksiler, bütün âlem… Hiçbir şey durmuyor… Yönsüz yolculuk bir savrulmadır, bir kopuş. Bu sonsuz hareket içinde sahih bir yön edinmek ve oraya yönelmek bu yüzden önemli. Müslümanın yönü Kâbe&#8217;dir, yönelişi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzun bir yolculuktayız… </strong></p>
<p><strong>Büyük bir kervan içinde akıp gidiyoruz. Her şey akıyor, çocukluğumuz, gençliğimiz, yaşlılığımız, dostlarımız, düşmanlarımız… </strong></p>
<p><strong>İçinde yaşadığımız dünya, nehirler, dağlar, bulutlar, gezegenler, yıldızlar, galaksiler, bütün âlem… Hiçbir şey durmuyor… </strong></p>
<p>Yönsüz yolculuk bir savrulmadır, bir kopuş. Bu sonsuz hareket içinde sahih bir yön edinmek ve oraya yönelmek bu yüzden önemli.</p>
<p>Müslümanın yönü Kâbe&#8217;dir, yönelişi orayadır. Ve eğer güç yetirebilirse hayat yolculuğunda yolunu bir kez oraya düşürmelidir.</p>
<p>Aklımız ermeye başladığında fark ettiğimiz ilk şeylerden biri sürekli bir akış hali. Durduramadığımız, asla durduramayacağımız bir yolculuk devam edip gidiyor. Her şey ayarlanmış, her varlık bir program dahilinde akıyor, bir şeye, bir yere gidiyor.</p>
<p><strong>İlk insan, ilk yolculuk</strong></p>
<p>İnsanın yolculuğu ilk insanla yani babamız Âdem a.s.&#8217;la başladı. Cennet&#8217;ten başladı. Şeytanın ilk babamızla anamızı aldatması ile yol gözüktü. Yüce Mevlâ, onların tevbesini kabul buyurdu. Ama ilâhi takdir onları cennetten çıkartıp dünyaya yerleştirdi. <span id="more-3603"></span></p>
<p>Âdem a.s. ile Havva validemiz ve onların neslinden gelecek olan bütün insanlar artık yeryüzünde yaşayacaklardı. Yüce Mevlâ&#8217;nın ahlâkını, yani göklerin ve yerin taşıyamadığı o yüce emaneti temsil edeceklerdi. Hem de baş düşmanları şeytanın amansız tacizleri altında…</p>
<p>Bir ömür yeryüzünde yaşayacaklar, ocak yuva kuracaklar, çoluk çocuk yapacaklar, kâh ağlayacak kâh gülecekler, ahiret hayatını burada kazanacaklar, nihayet ölümle dünya hayatlarını bitireceklerdi. Onların neslinden gelen bütün çocukları da benzeri bir hayatı yaşayıp dünyadan göçecekler, sonunda da büyük bir mahkemede hesap verip Rablerine döneceklerdi. Bu yolculuk işte o zaman bitecekti.</p>
<p>Yüce Mevlâ hükmünü vermişti. Bundan geri dönüş yoktu. Öyle de oldu.</p>
<p>Âdem a.s. ile Havva validemiz yeryüzüne indirildi. Tevbelerine devam ediyorlardı. Kim bilir Kur&#8217;an -ı Kerim&#8217;de haber verilen o içli yakarışlarını kaçıncı kez tekrar ediyorlardı:</p>
<p><em>“Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Sen bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen muhakkak hüsrana uğrayanlardan olacağız..”</em> (Araf, 23)</p>
<p>Dualar ediyor ve secdelere kapanıyorlardı. Secde ediyorlardı ama yöneldikleri bir kıbleleri var mıydı?</p>
<p>Yedi kat semada bulunan meleklerin ve haklarında bilgi sahibi olmadığımız diğer sema ehlinin bir kıblesi vardı. Yüce Mevlâ&#8217;ya kulluklarını yaparken ona yöneliyor, onun etrafında tavaf ediyorlardı. Rasul-i Ekrem s.a.v ., Miraç gecesinde onu görmüştü. Yedinci kat semada Arş-ı Âlâ&#8217;nın tam altındaydı. İbrahim a.s. ile orada görüşmüştü. Sonra içine girip namaz kılmış ve hakkında şöyle buyurmuştu:</p>
<p><em>“Her gün ona yetmiş bin melek girer ve kıyamete dek geri dönmezler.”</em> (Taberî, Tefsir, 15/13-14)</p>
<p>Etrafında binlerce meleğin sürekli olarak tavaf ettiği yedinci kat semadaki bu mabedin adı “ Beyt-i Mamur”du . Tûr Suresi&#8217;nde Rabbimiz&#8217;in üzerine yemin ettiği Beyt-i Mamur…</p>
<p>Peki yeryüzüne indirilen Âdem a.s. ile Havva validemizin ve onlardan gelecek neslin bir kıblesi, yönelecekleri bir yer olmayacak mıydı?</p>
<p><strong>Yeryüzünün ilk evi, ilk şehri</strong></p>
<p>Âdem a.s. ve Havva anamız, yeryüzüne indirildiklerinde hiçbir yerleşim emaresi yoktu. Ama Kâbe-i Muazzama&#8217;nın yeri belliydi. Yüce Mevlâ, Âdem a.s.&#8217;a yerini bildirdi ve meleklerle birlikte inşaatını yapıp tamamladı. (Kurtubî, Tefsir, 2/ 120-121 )</p>
<p>Böylece yeryüzünde insan için kurulmuş olan ilk ev Kâbe-i Muazzama oldu. Yüce Rabbimiz, ilk evin Kâbe, şehirlerin anası demek olan Ümmü&#8217;l &#8211; Kurâ&#8217;nın ( En&#8217;am , 92), bir nevi dünyanın başşehrinin de Mekke olduğunu bize bildirmiştir:</p>
<p><em>“Yeryüzünde insanlar için konulmuş olan ilk ev, Mekke&#8217;de olandır; alemlere bereket ve hidayettir.”</em> ( Âl -i İmran, 96)</p>
<p>Hz. Âdem a.s. ve ona tabi olanlar namazlarını kılarken, ibadetlerini yaparken Allah&#8217;ın evi olarak Kâbe&#8217;ye yöneldiler, Yüce Mevlâ&#8217;ya itaatlerini ifade etmek için onun etrafında dönerek tavaf ettiler.</p>
<p>Kâbe-i Muazzama, insanın yeryüzündeki varlığıyla aynı geçmişe sahiptir. İnsanı dağınıklıktan kurtarmak ve tevhide, bir ve tek olana ulaştırmak için alemlerin sahibi tarafından insanoğluna ihsan edilmiştir.</p>
<p>İnsanın her günkü hayatında yönünü belirleyen ve hayatın merkezine yerleşen ilâhî bir unsur, sanki göklerden yeryüzüne uzatılmış bir kurtuluş merdivenidir.</p>
<p>Ayette ifade buyurulmuştur: Kâbe-i Muazzama sadece yeryüzü için değil, bütün alemler için berekettir. Hem maddi anlamda, hem de manevi anlamda berekettir. Aynı zamanda o, bütün alemler için hidayettir. Arz&#8217;dan Arş&#8217;a yükselen manevi bir koridor gibi cazibesine ya da yörüngesine girenleri Yüce Mevlâ&#8217;ya ulaştıran bir hidayettir.</p>
<p><strong>Adem a.s.&#8217;dan sonra Kâbe</strong></p>
<p>Zaman su gibi akıp gidiyordu. Âdem a.s.&#8217;ın çocuklarından Nuh a.s.&#8217;ın yaşadığı dönem geldi. O da insanları Allah&#8217;a kulluğa davet etti. Çoğunluğu bu daveti reddedince büyük bir tufan meydana geldi. Yeryüzünü sular kapladı. İşte bu esnada bütün şehirler olduğu gibi Mekke de su altında kaldı. Kâbe-i Muazzama yıkıldı, yeri belirsiz hale geldi.</p>
<p>Yıllar sonra Yüce Mevlâ İbrahim a.s.&#8217;ı peygamber olarak gönderdi. Kâbe&#8217;nin temellerini bulup ortaya çıkarmak ve onu inşa etmek için İbrahim a.s.&#8217;ı, onun vefakâr eşi Hacer anamızı ve sadakatli oğlu İsmail a.s.&#8217;ı seçti.</p>
<p>O sıralarda İbrahim a.s. Ürdün taraflarında yaşıyordu. Oğlu İsmail a.s. yeni doğmuştu. Yüce Mevlâ&#8217;nın emri gereği genç hanımı Hacer validemizi ve kundaktaki İsmail a.s.&#8217;ı yanına alıp yola çıkması gerekiyordu. İbrahim a.s ., ilk hanımı Sare anamızı Ürdün&#8217;de bırakıp yola çıktı. Vahyin kılavuzluğunda yol alarak nihayet Mekke&#8217;ye ulaştı.</p>
<p><strong>İbrahim a.s. ve Kâbe&#8217;nin yeniden inşası</strong></p>
<p>Mekke o sıralar çölün orta yerinde ıpıssız bir yer. Etrafı güneşten kavrulmuş dağlar, orta yerde bir düzlük, kızgın kumların üzerinde üç insan; başka hiç kimse yok… Bütün insanlık için görevlendirilmiş üç insan… Başka kimsenin farkında olmadığı, olamayacağı bir görev için buradaydılar. Kendilerinden sonra gelecek her bir insan namına büyük bir yük altındaydılar. Bunca yola ve çilelere bütün insanlık için katlanmaktaydılar.</p>
<p>İbrahim a.s. bunun farkındaydı. Ya Hacer validemiz? Ya koynundaki bebek? Daha sonra bunu mutlaka anlayacaklardı. Ama o an, yani İbrahim a.s.&#8217;ın Hacer validemizi koynundaki bebekle o çölün orta yerinde bıraktığı an, büyük ihtimalle bunları bilmiyorlardı. Ama Hacer validemiz biricik eşine, gönlü merhametle dolu Allah&#8217;ın Nebisi İbrahim a.s.&#8217;a iman ediyordu.</p>
<p>İbrahim a.s. o yumuşak, o merhametli peygamber, değerli eşini ve kundaktaki yavrusunu çölün ortasında bırakıp geri dönmüştü. Hacer validemiz peşinden koştu. Kendilerini bırakıp nereye gittiğini sordu. Sorusunu üç kere tekrarlamasına rağmen bir cevap alamadı. Çünkü İbrahim a.s. cevap veremeyecekti. İçindeki yangını göğsünde söndürecekti ama cevap vermeyecekti. Sonunda Hacer validemiz, “Bunu Rabbimiz mi sana emretti?” diye sorunca, İbrahim a.s. sadece “evet” diyebildi. Bu Hacer validemize yetiyordu. “O zaman git, O bizi zayi etmez.” diyordu. İşte Kâbe&#8217;nin yeniden inşası ve namazın hayata ikamesi için seçilen kadın böyle bir imana sahipti.</p>
<p>Çölün ortasında kundaktaki yavrusuyla tek başına kalıyordu da, Rabbi istediği için gönül hoşluğuyla razı oluyordu. Sığınacağı bir evi yoktu, yatacağı bir döşeği de… Sadece birkaç öğünlük yemeği ve suyu vardı.</p>
<p>Ne eşsiz sadakat, iman ve tevekkül!.. Şu ahir zamanda buna ne kadar muhtacız…</p>
<p><strong>Bunca çile neden?</strong></p>
<p>İbrahim a.s. Hacer validemizden uzaklaştıktan sonra bir tepeciğin üzerine çıktı. Oradan Kâbe&#8217;nin temellerinin bulunduğu yeri görüyordu. Ama Hacer validemiz O&#8217;nu göremiyordu. İşte tam oradan Kâbe&#8217;nin temellerinin bulunduğu yere yönelip Yüce Mevlâ&#8217;ya şöyle dua etti:</p>
<p><em>“Ey Rabbimiz! Neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harimin&#8217;in yanında çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, bunu namazı ikame etmeleri için yaptım…”</em> (İbrahim, 37)</p>
<p>Demek ki bunca yolculuk, bunca hasret, bunca çile namazı ikame etmek için… Namazı ikame etmek ne olabilir? Günlük hayatın merkezine namazı, yani Allah&#8217;a secdeyi yerleştirmek&#8230; Kâbe&#8217;ye, Allah&#8217;ın evine yönelerek O&#8217;nun huzurunda olduğumuzun farkında olmak&#8230; Tayin edilen vakitlerde ve cemaatle eda etmek. Diğer bütün işlerimizi namazın etrafında örgülemek . İşte namazı ikame etmek bu…</p>
<p>Yüce Mevlâ, her bir insanın dünyasını ve ahiretini ilgilendiren bu görevi İbrahim a.s.&#8217;a, Hacer validemize ve İsmail a.s.&#8217;a vermişti. Yüce Mevlâ sanki bu hadisenin hiç unutulmamasını istiyordu. İnsanların aklından çıkmasın diye duyan herkesin içini yakacak bir hatırayla Kâbe-i Muazzama&#8217;yı ortaya çıkartıyordu. İşte bunun için Hacer anamız kundaktaki bebeğiyle ıpıssız çölün ortasında bıraktırılıyordu.</p>
<p><strong>Safa ve Merve tepelerindeki hatıra</strong></p>
<p>Kısa zamanda azık da su da bitti. Bebeğe verecek bir damla süt bile gelmez oldu. Ana yüreği bebeğinin ağlamalarına dayanabilir miydi? Aramaya başladı; bir o tepeye, bir bu tepeye koşuyordu. O sıralarda küçük birer tepecikti Safa ile Merve. Safa tepesine çıkınca bir su kaynağı veya gelip geçen birini görebilmek ümidiyle etrafa bakıyordu. Bir taraftan da uzakta yatan bebeğini gözetliyordu. Bir şey göremeyince kendinden geçercesine Merve tepesine yöneliyordu. İki tepenin arasındaki düzlüğe ulaşınca eteklerini toplayıp hızlıca koşuyor, tepeye doğru tırmanırken yavaşlıyordu. Bebeğinin ağlama sesi geldikçe telaşlanıyor ve koşuyordu.</p>
<p>Bir o tepeye bir bu tepeye altı sefer yapmıştı. Ama ümit verici hiçbir emare gözükmüyordu. Merve tepesine doğru tırmanmıştı; bu yedinci seferiydi. Etrafta yine hiçbir şey yok. Tam o esnada bir ses duydu. Baktığında bebeğinin yakınında bir melek duruyordu. O, Cebrail a.s.&#8217; dan başkası değildi. Yeri eşeledi ve oradan su kaynamaya başladı. Hacer validemiz büyük bir telaşla onu avuçlayıp testisine doldurmaya koyuldu. Suyun boşa akmasını istemiyordu. Onun Zemzem olduğunu, Yüce Mevlâ&#8217;nın önce onlara ve daha sonra bütün insanlığa ihsan ettiği bereketli bir kaynak olduğunu nereden bilecekti?</p>
<p>Bir gün Rasul-i Ekrem s.a.v. Hacer anamızın bu halini anlatırken şöyle buyurmuştu: “Allah İsmail&#8217;in annesine rahmet eylesin, eğer onu avuçlamasaydı kaynayan bir pınar olacaktı.”</p>
<p>Hacer validemiz sudan içti ve çocuğunu emzirdi. Cebrail a.s. ise ona şu müjdeyi veriyordu: <em>“Zayi olmaktan sakın korkma! Burada Allah&#8217;ın evi vardır. Bu bebek ve onun babası onu yeniden inşa edecekler. Allah onun ehlini zayi etmez.”</em> (Buharî, Enbiya 12; Sünen-i Beyhakî , 5/98)</p>
<p><strong>Herkes davetli</strong></p>
<p>Yüce Mevlâ, Hacer validemizi yavrusuyla birlikte korudu, büyüttü. Geçen kervanlardan Mekke&#8217;ye gelip yerleşenler oldu. Derken küçük bir kasaba haline geldi. Daha sonra Allah&#8217;ın takdir ettiği bir günde İbrahim a.s ., Mekke&#8217;ye geldi ve oğlu İsmail a.s. ile Kâbe&#8217;nin temellerini ortaya çıkartıp inşasını yaptı. Mekke ahalisi İbrahim a.s.&#8217;a tabi oldu. Onunla birlikte Kâbe&#8217;ye yönelerek Yüce Mevlâ&#8217;ya kulluklarını yaptı.</p>
<p>Bir gün İbrahim a.s. bütün insanlığı hacca davet etmekle görevlendirildi. Tabii ki Allah Tealâ tarafından… Bu olay, Kur&#8217;an-ı Kerîm&#8217;de şöyle ifade buyuruldu :</p>
<p><em>“Bir zamanlar İbrahim&#8217;e Beytullah&#8217;ın yerini hazırlamış ve (şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. İnsanlar arasında haccı ilân et! Gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan yorgun argın develer üzerinde gelsinler!.. ”</em> (Hac, 26-27 )</p>
<p>İbrahim a.s.&#8217; ın yapmış olduğu bu daveti Yüce Mevlâ yer ile gök arasında bulunan herkese hatta taşlara, ağaçlara, topraklara varıncaya kadar her şeye işittirdi. Bu davete bütün varlıklar “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” diyerek itaat etti. (Hakim en- Nisaburî , el-Müstedrek ala&#8217;s &#8211; Sahihayn , 2/421, 601)</p>
<p>Yoluna gücü yeten herkes davetliydi artık. Kâbe&#8217;yi ziyaret etmek için atılan her adım, harcanan her kuruş ibadet olarak yazılıyordu. Hem de farz bir ibadet&#8230; Hacca veya umreye gitmeyi arzulamak, niyet etmek, sohbetini yapmak, derdine düşmek, kısaca Kâbe&#8217;yi ziyaret uğruna herhangi bir şey yapmak insanın yapabileceği en mübarek amel olarak kaydediliyordu.</p>
<p>Dışarıdan bakıldığında bir seyahat; doğru… İnsan zaten bir yolcu değil mi? Zaten büyük bir kervan içinde akıp gitmiyor mu? Hep mekân değiştirip durmuyor mu? İşte Yüce Mevlâ kulunun bu en önemli özelliğini ibadete çevirmiş. Her bir adımına mükâfat ihsan eylemiş. Evini ziyarete gelenleri anasından doğduğu gün gibi bütün günahlarından temizleyeceğini vaat etmiş. Misafirleri olarak maddi-manevi ikramlarla onları geri göndereceğini haber vermiş…</p>
<p><strong>Son Nebi ve Kâbe</strong></p>
<p>İbrahim a.s.&#8217;dan sonra her zaman olduğu gibi toplumda çeşitli yozlaşmalar oldu. Gelen nesillerin bir kısmı İbrahim a.s.&#8217;ın yolunu terk etti, putlara tapmaya başladı ve Kâbe-i Muazzama&#8217;nın etrafını putlarla doldurdu.</p>
<p>Allah Tealâ , İbrahim a.s.&#8217;ın torunları arasından son elçisini gönderdi. Muhammed Mustafa s.a.v.&#8217;i Mekke topraklarında nübüvvetle görevlendirdi. Yirmi üç sene içerisinde şirk alameti olarak ne varsa hepsini temizledi. Mekke, Medine ve bütün Arap yarımadası Kâbe&#8217;nin sahibine iman eyledi. Bu hidayet halka halka genişlerken, Efendimiz s.a.v. insanı kemale erdirecek bütün hakikatleri ve ibadetleri müminlere öğretti.</p>
<p>Hicretin onuncu senesiydi. Bu senenin, Rasul -i Ekrem s.a.v.&#8217;in dünyadaki ömrünün son senesi olduğunu kim bilebilirdi? Allah&#8217;ın dinini insanlığa tebliğ yolunda hiç kimsenin tahammül edemeyeceği çilelerle, mücadelelerle dolu peygamberliğinin yirmi üçüncü yılıydı.</p>
<p>Onuncu yılın Zilkade ayında Rasul -i Ekrem s.a.v. hacca gideceğini ilan buyurdu. Bu haber her tarafa yayıldı. Yürüyebilen veya binekli olarak yola çıkabilecek olan herkes hazırlıklarını yapıp Medine&#8217;de toplanmaya başladı.</p>
<p>Rasul-i Ekrem s.a.v ., Medine&#8217;ye hicretten sonra altı yıl Kâbe-i Muazzama&#8217;yı ziyaret edememişti. Altıncı yıl çıkmış olduğu umre yolculuğu, Mekke&#8217;deki müşriklerin engellemesi sonucu Hudeybiye&#8217;de son bulmuştu. Efendimiz s.a.v. Hicret&#8217;ten sonra ancak yedinci yılda Kâbe&#8217;yi ziyaret edebildi.</p>
<p>Mekke&#8217;de toplam üç gün kalabilmişti. Umresini tamamlayıp geri döndüğünde Mekke&#8217;deki müşrikler, ertesi yıl Mekke&#8217;nin fethedileceğini nereden bileceklerdi?</p>
<p>Hicretin sekizinci yılında Mekkeli müşrikler Hudeybiye anlaşmasını bozunca Efendimiz s.a.v. büyük bir orduyla Mekke&#8217;yi fethetti. Hemen peşinden çevre kabilelere doğru fethi genişletti. Bu esnada Mekke&#8217;ye otuz kilometre kadar bir mesafede bulunan Cirane&#8217;den bir umre daha yaptı.</p>
<p>Hicret&#8217;in dokuzuncu yılında Rasul -i Ekrem s.a.v. Medine&#8217;de kaldı. Hac için Hz. Ebu Bekir r.a.&#8217;ı görevlendirdi. Hicretin onuncu yılında da hep birlikte hacca gitmek için hazırlıklara başlandı. Bu Allah Rasulü&#8217;nün dünya gözüyle Kâbe&#8217;yi son ziyareti olacaktı. Bundan dolayı daha sonra bu ziyarete Veda Haccı ismi verilecekti.</p>
<p>Efendimiz s.a.v. Hicret&#8217;ten sonra iki umre yapmıştı. Şimdi hac için yola çıkıyordu. İslâm&#8217;ın beşinci şartı olan hac ibadetini yapacaktı. Bu esnada hac ibadetinin önemini ve ne şekilde yapılacağını da ümmetine öğretecekti.</p>
<p><strong>Yüce Mevlâ ayetlerini inzal buyuruyordu:</strong></p>
<p><em>“Yeryüzünde insanlar için konulmuş olan ilk ev, Mekke&#8217;de olandır. Mübarek kılınmış ve bütün âlemler için hidayet olmuştur. Orada apaçık deliller ve İbrahim&#8217;in makamı vardır. Beytullah&#8217;ı haccetmek, yoluna gücü yetmek şartıyla bütün insanlar üzerine Allah&#8217;ın hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir.”</em> (Âl-i İmran, 96-97 )</p>
<p><strong>İhram </strong></p>
<p>Rasul-i Ekrem s.a.v ., Medine&#8217;de toplanan yüz bini aşkın müslümanla Zilkade ayının sonlarına doğru yola çıktı. Medine&#8217;nin yakınında bulunan ve Medine&#8217;lilerin mikat yeri olan Zülhuleyfe&#8217;de ihrama girdi. İki rekât namaz kıldı ve telbiye getirdi:</p>
<p>“Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk: Buyur Allahım emrine geldim. Buyur Allahım , senin ortağın yok. Hamd sana. Nimet de hükümranlık da senin. Senin hiçbir ortağın yok.”</p>
<p>İhrama girmek, normalde helal olan birçok şeyi kişinin kendisine haram kılması demektir. Giyinmeden traş olmaya, koku sürünmeden yüzü örtmeye, yeşillik koparmaktan avlanmaya varıncaya kadar birçok şeyden el etek çekmek demektir. Adeta harem topraklarında Allah&#8217;ın misafiri olarak ölümü ve ahireti yaşamak&#8230; Zorunlu ihtiyaçlarla yetinip, çoğunlukla ibadetle, tefekkürle, tezekkürle meşgul olmak demektir.</p>
<p><strong>Tavaf </strong></p>
<p>Rasul-i Ekrem s.a.v ., etrafında yüz binden fazla Sahabi ile Mekke&#8217;ye ulaştı. Benî Şeybe kapısına kadar ilerledi. Kâbe&#8217;yi görünce ellerini kaldırıp dua etti. Sonra rida denilen ihram bezinin üst kısmının bir tarafını sağ omzunu açıkta bırakacak şekilde koltuğunun altından geçirip sol omzuna attı ( ıztıba ). Doğruca Hacer-i-Esved&#8217;in yanına gitti. Gözyaşlarını tutamıyordu. Ellerini yaslayıp onu öptükten (istilâm) sonra şöyle söyledi:</p>
<p>- Bismillâhi Allahu Ekber . Ey Allahım ! Sana iman ederek (geldim); Kitabını ve Rasulü&#8217;nün sünnetini tasdik ederek (geldim).”</p>
<p>Efendimiz s.a.v. tavafa böyle başlamıştı. Biz de O&#8217;nun gibi tavaf yapmalıyız. Kâbe&#8217;nin etrafında dönmenin, Allah&#8217;a itaatin en üst seviyede ifadesi olduğunu bilerek tavaf yapmalıyız. Hacer -i Esved&#8217;i öpmek mümkün olmayınca, uzaktan ellerimizi kaldırıp “ Bismillâhi Allahu Ekber ” diyerek istilâm etmeli ve tavafa başlamalıyız. Allah Rasulü&#8217;nün gözyaşlarını hatırlayarak gönlümüzün ve gözümüzün nurlanmasını dileyerek başlamalıyız.</p>
<p>İbn Ömer anlatıyor: “<em> Rasulullah s.a.v. Hacer -i Esved&#8217;i istikbal etti ve sonra istilam etti. Sonra da iki dudağını üzerine koyup uzun uzun ağladı. Döndüğünde Ömer&#8217;i yanında gördü o da ağlıyordu. Şöyle buyurdu: Ya Ömer, burada gözyaşları dökülür.”</em> (Sahih-i İbn Huzeyme , 4/212)</p>
<p>İbn Abbas r.a. anlattı: <em>“Nebi s.a.v. şöyle buyurdu: Allah, kıyamet gününde Hacer -i Esved&#8217;i diriltecek; onun gören iki gözü ve konuşan dili olacak da, kendisini istilâm edenlere dosdoğru olarak şahitlik edecek.</em> ( Tirmizî , Hac 113; Sünen-i Beyhakî , 5/75)</p>
<p>Rabbimiz&#8217;e gönlümüzü açıp: “Ey Rabbim! Sana iman ettiğim için geldim. Bu evi mübarek kılanın sen olduğuna iman ederek geldim. Kitabında yer alan ve Rasulün İbrahim a.s.&#8217;a yaptırmış olduğun davete icabet ederek geldim. Rasulün Hz. Muhammed Mustafa s.a.v.&#8217;in sünnetine uyarak geldim. Onlar nasıl evini tavaf ettilerse, onların izlerine basarak onların yolundan gitmek için geldim.” diyerek nice hayırlı insanların ve binlerce meleğin arasında tavaf ettiğimizden asla şüpheye düşmemeliyiz.</p>
<p><strong>Sa&#8217;y </strong></p>
<p>Tavafı tamamladıktan sonra Rasul -i Ekrem s.a.v ., Safa tepesine yöneldi. Oraya yaklaşınca Safa ve Merve&#8217;nin Allah&#8217;ın şiarlarından (mübarek kıldığı sembollerden) olduğunu bildiren Bakara 158. ayetini okudu. Üstüne çıkınca Kâbe&#8217;ye doğru döndü ve oraya bakarak tehlil ve tekbir getirdi:</p>
<p>- <em>“Allah&#8217;dan başka ilâh yoktur. Tektir. Eşi ve ortağı yoktur. Hükümranlık O&#8217;nun, hamd , O&#8217;na mahsus. Diriltir, öldürür; her şeye kadirdir. Allah&#8217;tan başka hiçbir ilâh yok. Vaadini yerine getirdi, kuluna yardım etti. Toplanmış olan bütün kabileleri, tek başına bozguna uğrattı.”</em></p>
<p>Bir müddet dua ettikten sonra Safa tepesinden Merve tepesine doğru yürümeye başladı. İki tepe arasındaki düzlüğe ulaştığında hızlıca ve salına salına koştu. Merve tepesine yaklaşınca yine yukarıdaki ayeti okudu ve tepeye varınca Kâbe&#8217;ye dönerek tekbir ve tehlilde bulundu. Dua yapıp Safa tepesine doğru döndü.</p>
<p>Allah nasip eder de hacca veya umreye gidersek, Hacer validemizi mutlaka hatırlamalıyız. Safa ile Merve tepeleri arasındaki sa&#8217;y (hızlı yürüyüş, koşturma) onun bir hatırasıdır. O kendisinden sonra gelen bütün insanlık için bir görevi üstlenmişti, namazı hayata ikame etme görevini. Bu görevi yerine getirmek için Ürdün&#8217;den Mekke&#8217;ye hicret etti. Bebeğiyle yapayalnız çölün ortasında hayat mücadelesi verdi.</p>
<p>Safa tepesinden Merve tepesine koşturup durması, Kâbe&#8217;yi yeniden inşa edecek olan bebeğinin hayatta kalması içindi. Yeryüzünde kılınan her namazda Hacer anamızın, İbrahim ve İsmail a.s.&#8217; ın hakkı ve hatırası vardır. Bizim için o çilelere katlanan Hacer anamızın çektiği ıztırabı bizim hissetmemiz mümkün değildir. Ama sa&#8217;y yaparken Hacer anamızı hatırlayarak onunla koştuğumuzu düşünebiliriz. İsmail a.s.&#8217; ın ağlama seslerini hayal edebiliriz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz&#8217;in Hicret&#8217;ten yedi yıl sonra etraftan seyreden Mekkeli müşriklerin bakışları altında büyük bir hasret ve iştiyakla burada sa&#8217;y ettiğini düşünebiliriz. Böylece bir anlamda namazın hayata ikamesi hususunda verilen mücadelelere katılmış oluruz.</p>
<p>Safa ile Merve arasında sa&#8217;y etmek sadece yürümek veya koşmaktan ibaret değildir. Onlar, Allah&#8217;a davetin, O&#8217;na kulluğun ve bu uğurda çekilen çilelerin şahitleridirler. Bunun için Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Şüphe yok ki Safa ile Merve, Allah&#8217;ın şiarlarındandır. Her kim Beytullah&#8217;ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde bir beis yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.”</em> (Bakara, 158)</p>
<p><strong>Vakfe </strong></p>
<p>Rasul-i Ekrem s.a.v., Zilhicce&#8217;nin sekizinci günü Mina&#8217;ya çıktı. Orada bir gece kalıp ertesi gün Arafat&#8217;a hareket etti. Orada veda hutbesini irad buyurduktan sonra, öğle vaktinde öğle ile ikindi namazlarını birleştirerek kıldı. Sonra Rahmet tepesinin eteğine gelerek devesini kayalıklara yaklaştırıp Kâbe&#8217;ye doğru yöneldi. Ellerini kaldırıp duaya başladı. Güneş batıp sarılığı gidinceye kadar uzun bir süre duaya devam etti. Allah&#8217;a imanını ve teslimiyetini dile getirdi. Bol bol tevbe etti. Her türlü kötülükten ve musibetten O&#8217;na sığındı.</p>
<p>Arafat meydanı, hac yolculuğunun son noktasıdır. Gidişin noktalanıp dönüşün başladığı mekândır. Orası adeta saatlerin durması, derin bir ömür muhasebesinin yapılması gereken bir yerdir. Günahların döküldüğü ve ilâhi lütufların çekildiği bir yer. Herkesin kendi derdine yandığı bir yer. Yeryüzünün her köşesinde alev alev yanan gönüllerin niyazlarını bir araya getirdikleri bir meydan&#8230;</p>
<p>Orada Mevlâ&#8217;ya yükselen tevbelerin ve niyazların arasında herkes kendi derdine düşmeli, günahına yanmalı, gözünü etraftan kurtarmalı, sadece Rahman&#8217;a yalvarmalı. Ömürde belki de bir daha nasip olmayacak olan bu ânı , sadece Yüce Mevlâ&#8217;ya niyaza ayırmalı.</p>
<p><strong>Veda zamanı</strong></p>
<p>Rasul-i Ekrem s.a.v., güneş battıktan sonra Müzdelife&#8217;ye hareket etti. Ertesi gün Mina&#8217;da şeytan taşladıktan sonra kurbanlarını kesti ve Kâbe&#8217;ye doğru yolculuğuna devam etti. Ziyaret tavafından sonra tekrar Mina&#8217;ya çıktı. Üç gün peş peşe Mina&#8217;da ikamet buyurduktan ve bu günler içinde her gün üç mahalde şeytanı taşladıktan sonra Kâbe&#8217;ye döndü. En sonunda veda tavafını yaptı.</p>
<p>Veda tavafından sonra Efendimiz s.a.v. Mekke&#8217;den ayrıldı. İbadetlerimizi nasıl yapacağımızı kendisinden öğrenmemizi ve nasıl ibadet ediyorsa öyle ibadet etmemizi tavsiye ediyordu. Şöyle buyurmuştu:</p>
<p>“ Menâsıkınızı ( Hacc ve umre ile ilgili ibadetlerinizi) benden alın; bilemiyorum, belki de bu hacdan sonra hac yapamam.” (Müslim, Hac 310)</p>
<p>. . .</p>
<p>İlk insandan itibaren yeryüzü ehlinin kıblesi olan Kâbe-i Muazzama, müslümanların sadece ibadetlerinin değil, hayatlarının ve anlayışlarının da kıblesidir. Âdem a.s.&#8217; dan Muhammed Mustafa s.a.v.&#8217;e kadar bütün peygamberler bu hakikatin şahitliğini yapmışlardır. Günlük yaşantımızda yerini alan Beytullah&#8217;ı dünya gözüyle ziyaret etmek dinimizin beş temel şartından biridir. Onu ziyaret etmenin insana neleri kazandıracağı, ziyaret etmeden asla anlaşılamayacak hakikatlerdendir.</p>
<p>Diller donuk, gönül yanık, kelimeler aciz kalıyor. Yüce Mevlâ kullarına Kâbe&#8217;nin sıcaklığını, ziyaret esnasında ihsan ediyor. Bunu yaşamak lazım. Gücü yeten herkesin ömründe bir kez olsun yaşaması lazım&#8230;</p>
<p> </p>
<blockquote><p><strong>Yön ve Yönelmek Neden Önemli?</strong></p>
<p>Yüce Mevlâ&#8217;nın mekânı yoktur. Ne mekân, ne zaman, hiçbir şeyle sınırlı değildir. Çünkü yeri ve zamanı yaratan O&#8217;dur . Yaratılmış olan bütün varlıklar ise sınırlıdır; hepsine bir mekân tayin edilmiştir. Melekler gibi manevi varlıkların, insanlar gibi hem maddi hem manevi yönü olan varlıkların ve dağ-taş gibi tamamen maddi varlıkların da bir mekânı vardır. Dolayısıyla bütün varlıkların bir yön&#8217;ü vardır. Mekânı ve yönü olmayan tek varlık Allah Tealâ&#8217;dır .</p>
<p>Şuurlu varlıkların ve tabii ki bunların arasında insanın anlayışında, hissedişinde mekân ve yönün çok büyük önemi vardır. İman ettiği Yaratıcı&#8217;yı görmek, O&#8217;na yönelmek, hatta mümkün olsa dokunmak ister. Halbuki Yüce Mevlâ, zamandan da mekândan da münezzehtir. Bunun için Yüce Rabbimiz, kullarının fıtratlarına uygun olarak görebilecekleri, dokunabilecekleri, yönelebilecekleri bir mekânı kendisini temsil etmek üzere evi olarak tahsis etmiş ve bereketlendirmiştir.</p>
<p>Melekler, cinler ve insanlar, Allah Tealâ&#8217;nın sonsuzluğuna ve sınırsızlığına iman ederler. İbadetlerini ise kendilerine verilmiş olan bedenleri ve ruhlarıyla yaparlar. Meleklerin bedenleri nurdan, cinlerin dumansız ateşten ve insanlarınki ise topraktan yaratılmıştır. Her birisi sınırlı varlıklarıyla, kendilerine tayin edilmiş olan mekânlarda ibadetlerini yaparlar ve ibadetlerini yaparken mutlaka bir tarafa doğru yönelirler.</p>
<p>Ne tarafa yönelirlerse yönelsinler, hakikatte Yüce Mevlâ her an onların karşısındadır. Bununla birlikte onlara mekân ve yön anlayışını veren Yüce Mevlâ, kullarına lütufta bulunmuş ve anlayışlarına uygun olarak kendisini temsil eden bir mekâna onları yönlendirmiştir. Ona yönelmeyi ve onu ziyaret etmeyi kendine yönelme ve kendini ziyaret etme olarak kabul buyurmuştur. Onu ziyarete gelenleri kendi misafirleri olarak isimlendirmiştir. Sema ehli için bu mekân Beytü&#8217;l -Mamur&#8217;dur. Yeryüzüne indirilen insanoğlu için de göklerdeki Beytü&#8217;l -Mamur&#8217;un tam izdüşümü olan Kâbe-i Muazzama&#8217;dır. Rasul-i Ekrem s.a.v.&#8217;in ifadesine göre Beytü&#8217;l-Mamur&#8217;dan bir şey düşecek olsa, yeryüzünde tam da Kâbe-i Muazzama üzerine düşecek kadar aynı hizada kılınmışlardır.</p></blockquote>
<p> </p>
<pre>Mehmet IŞIK
Semerkand Dergisi</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/kabe-ve-insan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hacda Takvâ</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hacda-takva.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hacda-takva.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 20:37:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[Hacda Takvâ]]></category>
		<category><![CDATA[hakva]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3600</guid>
		<description><![CDATA[HACDA TAKVÂ Hac, hem malî hem de bedenî yönü bulunan yorucu bir ibadettir. Fakat müttakî bir kulun haccında, beden ve maldan başka rûhun orada olması, oradan bir şeyler alması lâzımdır. Kefene benzeyen ihram ile geçirilen o birkaç günden sonra kefen iklimini hiçbir zaman unutmamak da zarurî. Şeytanı taşlarken, Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-’ın fedakârlığını düşünmek gerekli. Aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HACDA TAKVÂ</p>
<p>Hac, hem malî hem de bedenî yönü bulunan yorucu bir ibadettir. Fakat müttakî bir kulun haccında, beden ve maldan başka rûhun orada olması, oradan bir şeyler alması lâzımdır.</p>
<p>Kefene benzeyen ihram ile geçirilen o birkaç günden sonra kefen iklimini hiçbir zaman unutmamak da zarurî. Şeytanı taşlarken, Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-’ın fedakârlığını düşünmek gerekli. Aynı şekilde hayatın her safhasında sâlih amellerle şeytanı taşlamayı unutmamalı. “  / Eûzu billâhi mine’ş-şeytânirracîm” lâfzındaki hikmeti yaşamalı.</p>
<p>Yine; “Hacda refes yok, fısk yok, cidal yok!” buyuruluyor. Fıska, Allâh’tan uzaklaştıracak şeylere; cidale, mücadele ve kavgaya meyil olmamalı. Bunları bütün hayatımıza teşmil edebilmek ise hacda takvâya erebilmenin neticesidir. <span id="more-3600"></span></p>
<p>Hacda yaş bir dalı koparmak da yok, avlanma da yok. Hattâ avcıya avı göstermek de yok. Böylece nezaket, zarafet, incelik, hassasiyet, merhamet, şefkat kazanmak ve bunları hayatın her safhasına yaygınlaştırabilme eğitimi var.</p>
<p>Dolayısıyla namaz, oruç, zekât ve hac gibi bütün ibadetlerde takvâ ufkunu gerçekleştirmek, ihlâs ve samimiyet, belli bir zaman için değil her vakit kalbimizin değişmez vasfı olmalıdır.</p>
<p>Böyle değilse kalp takvâ derecesine varamamış demektir.</p>
<p> </p>
<pre>-yüzakı dergisinden alıntıdır-</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hacda-takva.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Devrinde Hacc Nasıl Yapılırdı?</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/osmanli-devrinde-hacc-nasil-yapilirdi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/osmanli-devrinde-hacc-nasil-yapilirdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 19:57:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devrinde Hacc Nasıl Yapılırdı?]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıda hac]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3597</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hacı Kafileleri &#8211; Şam ve Mısır Mahmilleri&#8221; &#8220;Her sene, gerek Osmanlı memleketlerinden ve gerek diğer İslâm ülkelerinden hal ve vakti ve sıhhati müsait olan binlerce müslüman Mehd-i İslâm olan Mekke-i Mükerreme&#8217;ye giderek evvelâ müminlerin kıblegâhı olan, Beytullah, yani Kâbe&#8217;ye ve ondan sonra Medine-i Münevvere&#8217;ye uğrayıp, Ravza-i Mutahhara denilen Cenâb-ı Peygamber&#8217;in kabirlerini ziyaret ettikten sonra memleketlerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Hacı Kafileleri &#8211; Şam ve Mısır Mahmilleri&#8221;</strong></p>
<p>&#8220;Her sene, gerek Osmanlı memleketlerinden ve gerek diğer İslâm ülkelerinden hal ve vakti ve sıhhati müsait olan binlerce müslüman Mehd-i İslâm olan Mekke-i Mükerreme&#8217;ye giderek evvelâ müminlerin kıblegâhı olan, Beytullah, yani Kâbe&#8217;ye ve ondan sonra Medine-i Münevvere&#8217;ye uğrayıp, Ravza-i Mutahhara denilen Cenâb-ı Peygamber&#8217;in kabirlerini ziyaret ettikten sonra memleketlerine dönerlerdi ki bu gün de aynı tarz devam etmektedir.</p>
<p>&#8220;Osmanlı memleketlerinden her sene devletçe birinci derecede ehemmiyet verilen iki kafilenin Hacca gitmesi âdetti. Bunlardan Şam Mahmili denilen Mahmil, Şam&#8217;dan, Mısır Mahmili denilen Mahmil, Mısır&#8217;dan hareket ederdi. Anadolu&#8217;dan, Rumeli&#8217;den ve diğer yerlerden gelen ziyaretçiler kafilenin hareketine kadar Şam&#8217;da toplanmış olurlardı. Sürre Emini yolda kendisine iltihak edenlerle beraber Şam&#8217;a gelirdi. Hacıların su ihtiyaçlarını temin için Üsküdar&#8217;dan itibaren, birinci ve ikinci olmak üzere enderunlu iki Sakabaşı tayin olunur ve bunların gözetilmeleri için, yol üzerindeki vali, beylerbeyi, kadı ve naiblere bir fermanla emrolunurdu.<span id="more-3597"></span></p>
<p>&#8220;Şam&#8217;dan hareket edecek mahmilin muhafaza ve himayesine çok zaman Şam valisi Emir-i Hac tayin olunurdu. Bunun mahiyeti kuvvetlerinden başka, emri altında sırf kafilenin muhafazası için Trablus Şam Paşası ile onun emrindeki Aclun ve Lücun mütesellimlerinin on iki ile on beş bin kişilik cerde denilen kuvvetleri de vardı. Lüzumu halinde Sayda valisine de ferman gönderilerek Trablus Şam valisi emrine verilmek üzere tam-üs-silah, güzide beşyüz nefer istenirdi.</p>
<p>&#8220;Şam valisi ve Emir-i Hac olan vezir, Şam kalesindeki hazinede duran ve her sene kafilenin hareketi, esnasında merasim, tehlil ve tekbir ile yerinden çıkarılan Sancak-ı Şerifi de alarak muayyen bir zamanda, son devirlerde, on-beş Şevval&#8217;de, bütün ziyaretçiler ve sürre takımıyla birlikte hareket ederek, ilk menzil olan Kubbetü&#8217;1-Hac mevkiine konar. Bir taraftan urbanın tecavüzüne uğramamak için kafile sıkı bir muhafaza altında güneye doğru yürürdü.</p>
<p>&#8220;Şam kafilesi Müzeyrim, Belka, Maan, Zatü&#8217;1-Hac ve Tebük yoluyla böylece Medayin-i Salih ve onun güneyindeki Elüla denilen mevkie kadar gelir ve orada bizzat Mekke Emiri veya gönderdiği vekili tarafından karşılanır ve bu mevkiiden itibaren kafile yine aynı muhafaza altında bulunmakla beraber emirin himayesi altına geçmiş olurdu.</p>
<p>&#8220;Şam kafilesi Medine&#8217;de yahut Rabiğ&#8217;de Mısır&#8217;dan gelen mahmil ile birleşirdi. Mısır mahmilinde Fas&#8217;tan itibaren Afrika hacı kafileleri de bulunurdu.</p>
<p>&#8220;Mısır&#8221;dan gelen Emir-i Hacc&#8217;ın maiyyetinde de muhafız kuvvetleri vardı.</p>
<p>&#8220;Şam&#8217;a giden hüccac yolu üzerinde veya civarında Beni Harm, Beni Sahr, Aneze gibi urban kabileleri vardı. Yolların emniyeti ve kafileleri vurmamaları için devlet tarafından her sene bunlara sürre ve muayyen miktarda zahire verilirdi. Bu urbandan Beni Harb, Medine ile Yenbu arasında bulunup, her sene Mısır&#8217;dan Medine fukarası için gönderilen erzakı taşırlardı. Bu hizmetlerinden dolayı bunlara sahib-i derek (derbentçi) denirdi. Bunlar hacılara da hizmet ederlerdi. Ancak bazan yanlış bir hareket yahut Mekke Emiri tarafından kendilerine gönderilen sürrelerinin verilmemesi, az verilmesi, lüzumsuz bir şiddet bunları ayaklandırır, hem zahire taşınma işi ve hem hac işi zorlaşırdı.</p>
<p>&#8220;Şam valisi ve Emir-i Hac olan vezir, hüccac kafilesi ile Şam&#8217;a avdetinde kendisini, Şam kadısı ile hükümet erkânı, askerî sınıflar, Kubbetü&#8217;l-Hac denilen mevkide karşılarlardı. Emir-i Hac buraya inince Sancak-ı Şerif ile mahmil-i şerif devesinin yularını öperek teşrifat mucibince Şam kadısına teslim eder, kadı da liva-i şerif ile mahmil örtüsünü alıp Şam kalesindeki yerine koyup hıfzederdi.</p>
<p>&#8220;Bu merasimi müteakip Şam kadısı, Emir-i Haccın avdeti ile yapılan merasimi ve liva-i şerif ile mahmil pûşidesinin kaledeki yerine konduğunu ve bu merasim sebebiyle Padişaha dua edildiğini bir mahzarla İstanbul&#8217;a yazar ve müjdecibaşılarla gönderirdi. Aynı zamanda Şam Valisi de müjdecibaşılarla sadrazama mektup yollardı.&#8221; (Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme Emirleri, s. 57-61, TTK, ANK. 1972)</p>
<pre>Veli Şirin
Altınoluk Dergisi</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/osmanli-devrinde-hacc-nasil-yapilirdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük İslam İlmihali &#8211; Ömer Nasuhi Bilmen / Hac Konusu</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/buyuk-islam-ilmihali-omer-nasuhi-bilmen-hac-konusu.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/buyuk-islam-ilmihali-omer-nasuhi-bilmen-hac-konusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 May 2009 16:54:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Bedel (Vekâlet) Yolu İle Hac]]></category>
		<category><![CDATA[büyük islam ilmihali]]></category>
		<category><![CDATA[Farz Hac Üzerinde Uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hac ibadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hac İle Umrenin Mahiyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hac Konusunda Niyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Hac ve Umre İle İlgili Yasaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Edebleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Farz Olmasının Şartları]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Farziyetindeki Şer’î Hikmetler]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Farziyetinin Sebebi ve Edasınhaccın edası]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Nevileri]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Rükünleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Sıhhatinin Şartları]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Sünnetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Vacipleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haccın Yapılmasını Gerektiren Şartlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hedy’in Mahiyeti ve Hükümleri]]></category>
		<category><![CDATA[İhsarla İlgili Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[ın Fevrî Olup Olmadığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kıran Hac Nasıl Yapılır?]]></category>
		<category><![CDATA[Mikat İle İlgili Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ömer nasuhi bilmen]]></category>
		<category><![CDATA[Resûlullah Efendimizin Kabrini Ziyaret]]></category>
		<category><![CDATA[Tavafın Mahiyeti ve Nevileri]]></category>
		<category><![CDATA[Temettü Haccının Yapılış Şekli]]></category>
		<category><![CDATA[Umrenin Yapılış Şekli]]></category>
		<category><![CDATA[Vasiyet ve Adakla İlgili Bazı Meseleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3229</guid>
		<description><![CDATA[Hac İle Umrenin Mahiyetleri Haccın Nevileri Haccın Rükünleri Tavafın Mahiyeti ve Nevileri Haccın Farz Olmasının Şartları Haccın Yapılmasını Gerektiren Şartlar Haccın Sıhhatinin Şartları Mikat İle İlgili Bilgiler Haccın Farziyetinin Sebebi ve Edasınhaccın edası,ın Fevrî Olup Olmadığı Haccın Farziyetindeki Şer’î Hikmetler Haccın Vacipleri Haccın Sünnetleri Haccın Edebleri Farz Hac Üzerinde Uygulama Umrenin Yapılış Şekli Temettü Haccının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/hac-ile-umrenin-mahiyetleri.html">Hac İle Umrenin Mahiyetleri</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/tavafin-mahiyeti-ve-nevileri.html">Haccın Nevileri<br />
Haccın Rükünleri<br />
Tavafın Mahiyeti ve Nevileri</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/mikat-ile-ilgili-bilgiler.html">Haccın Farz Olmasının Şartları<br />
Haccın Yapılmasını Gerektiren Şartlar<br />
Haccın Sıhhatinin Şartları<br />
Mikat İle İlgili Bilgiler<br />
</a><a href="http://www.islamiyol.com/haccin-farziyetinin-sebebi-ve-edasinhaccin-edasiin-fevri-olup-olmadigi.html">Haccın Farziyetinin Sebebi ve Edasınhaccın edası,ın Fevrî Olup Olmadığı</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/haccin-farziyetindeki-seri-hikmetler.html">Haccın Farziyetindeki Şer’î Hikmetler</a><span id="more-3229"></span><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/haccin-vacipleri.html">Haccın Vacipleri</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/haccin-sunnetleri.html">Haccın Sünnetleri<br />
Haccın Edebleri<br />
</a><a href="http://www.islamiyol.com/farz-hac-uzerinde-uygulama.html">Farz Hac Üzerinde Uygulama<br />
</a><a href="http://www.islamiyol.com/umrenin-yapilis-sekli.html">Umrenin Yapılış Şekli</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/temettu-haccinin-yapilis-sekli.html">Temettü Haccının Yapılış Şekli</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/kiran-hac-nasil-yapilir.html">Kıran Hac Nasıl Yapılır?</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/hedyin-mahiyeti-ve-hukumleri.html">Hedy’in Mahiyeti ve Hükümleri</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/hac-ve-umre-ile-ilgili-yasaklar.html">Hac ve Umre İle İlgili Yasaklar</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/bedel-vekalet-yolu-ile-hac.html">Bedel (Vekâlet) Yolu İle Hac</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/hac-konusunda-niyabet-vasiyet-ve-adakla-ilgili-bazi-meseleler.html">Hac Konusunda Niyabet, Vasiyet ve Adakla İlgili Bazı Meseleler<br />
İhsarla İlgili Meseleler</a><br />
<a href="http://www.islamiyol.com/resulullah-efendimizin-kabrini-ziyaret.html">Resûlullah Efendimizin Kabrini Ziyaret</a></p>
<p>Kaynak: Büyük İslam İlmihali &#8211; Ömer Nasuhi Bilmen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/buyuk-islam-ilmihali-omer-nasuhi-bilmen-hac-konusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resûlullah Efendimizin Kabrini Ziyaret</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/resulullah-efendimizin-kabrini-ziyaret.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/resulullah-efendimizin-kabrini-ziyaret.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 May 2009 16:37:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizin kabri saadetlerini ziyaret]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hac ibadeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kabr-i Saadet]]></category>
		<category><![CDATA[Medine-i Münevvere]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Şerif]]></category>
		<category><![CDATA[mohammed]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimizin kabrini ziyaret adabı]]></category>
		<category><![CDATA[Resûlullah Efendimizin Kabrini Ziyaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3224</guid>
		<description><![CDATA[            Hac yolculuğunda bulunanların Medine-i Münevvere&#8217;ye giderek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin Mescid-i Şeriflerini ve Kabr-i Saadetlerini ziyaret etmeleri pek önemli bir görevdir. Bazı alimlerin açıklamalarına göre, önce hac görevini yerine getirmeli ve bu sebeble Yüce Allah&#8217;ın bağışlaması ile günahlardan arınmalı da ondan sonra Hazret-i Peygamberin ziyaretine gitmelidir. Bununla beraber Hac yapmadan önce Medine-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>            Hac yolculuğunda bulunanların Medine-i Münevvere&#8217;ye giderek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin Mescid-i Şeriflerini ve Kabr-i Saadetlerini ziyaret etmeleri pek önemli bir görevdir.<br />
Bazı alimlerin açıklamalarına göre, önce hac görevini yerine getirmeli ve bu sebeble Yüce Allah&#8217;ın bağışlaması ile günahlardan arınmalı da ondan sonra Hazret-i Peygamberin ziyaretine gitmelidir. Bununla beraber Hac yapmadan önce Medine-i Münevvere&#8217;ye gidilebilir.<br />
            Şam yolcuları gibi, Mekke&#8217;ye gitmek üzere yolları Medine-i Münevvere&#8217;ye uğrayanlar için önce Peygamber Efendimizi ziyaret etmek bir görevdir. Allah&#8217;ın rahmetine kavuşmaya bir vesiledir. Bunu bir an önce yapmamak bir gevşeklik sayılır. Bu ziyaret, namazların evvellerinde olan sünnetlere benzer. Bu durumda hac ve umre için ihram sonraya bırakılmış olur. Mekke&#8217;ye gidileceği zaman, Medine&#8217;liler gibi Zülhuleyfe&#8217;den ihrama girilir. Medine halkının Mikat&#8217;ı Zülhuleyfe&#8217;dir.<br />
            Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin nur dolu Kabri Saadetlerini ziyaret, Allah rızasına kavuşmanın en faziletlisi ve en şereflisidir. Nasıl olmasın ki, bütün kâinat, o şanı büyük peygamberin nurundan yaratılmıştır. Bütün beşeriyetin en büyük ve en muhteşem rehberi (öncüsü) O&#8217;dur. Bütün insanlara Yüce Allah&#8217;ın hak dinini, mübarek kitabını tebliğ ederek onları hakdan, faziletten ve gerçek medeniyetten haberdar eden O&#8217;dur.<br />
            Hazret-i Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, şanı yüksek bir Peygamderdir ki, onun temiz hayatı, bütün işleri ve kutsal sözleri bütün insanlık âlemini hayrete düşürecek bir fazilet ve hikmet kaynağıdır.<br />
O, öyle değeri yüksek bir peygamberdir ki, bütün insanlığın selâmet ve mutluluğuna çalışarak yeryüzünde en mutlu bir devrim meydana getirmiştir.<br />
O, öyle büyük bir peygamberdir ki, saadet dolu kabrinde her an İlâhî nurlar parıldayıp durmaktadır.<br />
O, öyle yüksek bir varlıktır ki, onun saadet Mescidi bir güven yeri olup nurlu kabri ile mübarek minberi arası Cennet bahçelerinden hoş bir bahçedir.<br />
O, öyle yüce bir Peygamberdir ki, mübarek vücudunun topraklarına sonsuz bir şeref ve üstünlük vermiş olduğu pak belde, İlâhî vahyin son tecelli yeri olup içinde İslâmiyetin binlerce kutsal anılarını ve şerefli olaylarını saklamaktadır. Artık hayat ve yaşantısı kutsal olan Peygamberin şeref dolu kabirlerini ziyaret etmek önemli bir görev olmaz mı?<span id="more-3224"></span><br />
            Resûlullah Efendimizin şerefli kabirlerini ziyaret etmenin faziletine nihayet yoktur. Bir kudsî hadîs-i şerîfde şöyle buyurulmuştur: &#8220;Beni, ahirete göç edişimden sonra ziyaret eden, beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur. Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacibdir.&#8221; Bunun için her müslüman ve özellikle hacca giden her iman sahibi, büyük bir engel karşısında kalmadıkça, muhakkak gidip Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi ziyaret etmelidir.<br />
Bütün Peygamberlerin sonuncusu olan O büyük Peygamberin yüceliği sayesinde hak ve hakikattan haberdar olup hidayete ve mutluluğa eren bir müslüman nasıl olur da, mübarek Hicaz bölgesine gitmişken o kutsal Peygamberin, o eşsiz nimet sahibinin pak kabrini, yüksek Mescidini ve mübarek beldesini ziyaret etmeksizin yurduna dönebilir.<br />
Üstelik bir hadis-i şerifde: &#8220;Beytullah&#8217;ı ziyaret edip de beni ziyaret etmeyen, bana eziyet etmiş olur,&#8221; buyurulmuştur.<br />
Diğer bir hadis-i şerifin anlamı da şöyle: &#8220;Durumu elverişli iken beni ziyaret etmeyen bana eziyet etmiş olur.&#8221;<br />
            Medine-i Münevvere&#8217;ye gideceklerin gözetmeleri gereken bazı haller vardır. Şöyle ki:</p>
<p> <br />
<strong>1-)</strong> Medine-i Münevvere&#8217;ye gidecek olan kimse, Peygamber Efendimizin kabr-i şerifini ve Mescidini ziyaret niyetinde bulunmalıdır. Yolda sık sık Salât ve Selâm okumalı, mübarek beldeye yaklaşınca yıkanmalı, yeni elbiselerini giymeli, yenileri yoksa yıkanmışları giymeli. Bir zaruret yoksa piyade olarak edeb ve saygı ile yürümeli. O nurlu bölgeye girince de, duaya başlamalı. Kâinatın Efendisi olan Peygamberin hicret ettiği, Cibrîl-i Emîn&#8217;in son İlâhî vahyi indirmiş olduğu kutsal bir beldede bulunma şerefine kavuştuğunu düşünerek Salât ve Selâm&#8217;a devam etmelidir.<br />
<strong>2-)</strong> Medine-i Münevvere&#8217;ye girerken Besmele ile:<br />
&#8220;De ki: Rabbim! Beni herhangi bir yere girdirirken, doğru ve mükemmel bir girişle girdir. Beni her nereden çıkarırsan doğru ve makbul bir çıkarışla çıkar ve bana kendi tarafından yardımcı olacak hak bir kuvvet ver,&#8221; gibi bir âyeti kerîme okumalı ve şöylece Yüce Allah&#8217;a yalvarmalıdır:<br />
&#8220;Rabbim! Bana rahmetinin kapılarını aç, Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in ziyaretini bana nasîb et, velilerini ve sana itaat edenleri rızıklandırdığı gibi&#8230; Beni bağışla, bana merhamet et; ey kendisine yalvarılanların en hayırlısı!&#8221;<br />
<strong>3-)</strong> Peygamber Efendimizin Mescid-i Saadetleri görülünce, tam bir tevazu ile salât ve selâmı artırmalı. Mescidin içine girince, orada minber-i şerifin yanındaki direk sağ omuz hizasında olmak üzere &#8220;Tahiyyetü&#8217;l-Mescid = Mescide hürmet&#8221; olarak iki rekât namaz kılmalıdır. Çünkü orası Peygamber Efendimizin durdukları mutlu yerdir. Bu minber ile Kabr-i Saadet arasındaki alan, bir Cennet bahçesi demektir.<br />
Bu nimete kavuşmaktan dolayı iki rekât da şükür namazı kılmalı. Hatırlanan ve bilinen dualar okunmalı. Kimse aleyhinde dua etmemelidir.<br />
<strong>4-)</strong> Sonra Resulü Ekrem Hazretlerinin Kabr-i Saadetlerine, mübarek ayakları tarafından gidip şerefli yüzleri karşısında üç metre kadar uzakta edeb ve huzur içinde durmalıdır. O şanı büyük peygamberin nurlu bakışlarının kendisine yöneldiğini, selâmını alacağını, dualarını işitip &#8220;Amîn&#8221; diyeceğini düşünerek şöyle selâm vermeli, hayırlı şeyler hakkında dua etmelidir:<br />
&#8220;Esselâmü aleyke eyyühennebiyyu ve Rahmetullahi ve berekâtühu. Esselâmü aleyke ya seyyidî, ya Resûlallahi, esselâmu aleyke ya Habîbellahi.&#8221;<br />
Resûl-ü Ekrem Efendimize tebliğ edilmek üzere bazı kimseler tarafından emanet edilen selâmlar varsa, onları da o kimseler adına Peygamber Efendimize arzetmelidir.<br />
Kabr-i Saadet önündeki duvara yaklaşıp el sürmekten ve yüksek sesle dua etmekten sakınmalıdır. Çünkü bunlar hürmete aykırıdır.<br />
<strong>5-)</strong> Bu ziyaretçi bir metre yürüyerek Ebu Bekir El-Sıddık (radıyallahu anh)&#8217;ın mübarek başları karşısında durmalı. Şöylece selâm ve hürmetlerini sunmalı:<br />
&#8220;Esselâmü aleyke ya halifete Resûlillahi. Esselâmü aleyke ya sahibe Resûlillahi ve enîsihi fîlğari ve refîkıhi fil-esfari ve emînihi alel&#8217;esrari cezakellahu tealâ hayren.&#8221; (1)<br />
Sonra bir metre daha yürüyerek Ömeru&#8217;l-Faruk (radıyallahu teâlâ anh)&#8217;ın mübarek başları karşısında durmalı. Şöyle selâm ve hürmetlerini arzedip dua etmelidir:<br />
&#8220;Esselâmu aleyke ya emîrel-mü&#8217;minin, ya nasıre&#8217;l-müslimin. Esselâmu aleyke ya müşettite şemlil-müşrikîn. Cezakellahu Teâlâ anna hayrelcezai.&#8221; (2)<br />
Bundan sonra yine dönüp Resûl-ü Ekrem Hazretlerinin mübarek huzurları karşısında bir mikdar daha salât ve selâmda bulunmalıdır.<br />
<strong>6-)</strong> Bundan sonra da ashab-ı kiramdan Ebû Lübabe (radıyallahu teâlâ anh) Hazretlerine nisbet edilen ve Kabr-i Saadetle minber-i şerif arasında bulunan direğin yanına gelerek kerahet vakti dışında dilediği kadar nafile namaz kılmak, tevbe ederek Yüce Allah&#8217;dan dileklerde bulunmalı.<br />
Rivayet edildiğine göre, Ebû Lübabe (radıyallahu anh) Hazretleri Tebük savaşına katılmamış. Bundan dolayı pişman olup tevbesinin kabul edilişi zamanına kadar kalmak üzere kendisini bu direğe bağlamıştı. Tevbesinin kabul edildiği müjdesi üzerine bundan kurtulmuştu.<br />
<strong>7-)</strong> Ziyaretçi bundan sonra Mescid-i Saadet&#8217;de &#8220;üstüvane-i Hannane&#8221; denilen direğin yanına varmalı, orada da namaz kılarak salât-selâm etmeli.<br />
Resûl-ü Ekrem Efendimiz, Mescid-i Saadet&#8217;de daha minber yapılmadan mihrab civarında bulunan hurma ağacından bir direğe dayanarak hutbelerini okurlardı. Hicretin sekizinci yılında minber yapılınca hutbelerini bu minberden söylemeye başlamıştı. Hazret-i Peygamberin o direkten ayrılışından dolayı bu mübarek direk bir mucize olarak inilti yapmakla Hazret-i Peygamber Efendimiz minberden inerek onu kucaklamış ve sükûnete kavuşturmuştu. Halen onun bir nişanı olan bu direk, Hazret-i Peygamberin emri ile minberin altına gömülmüştür.<br />
<strong> <img src='http://www.islamiyol.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8-)' class='wp-smiley' /> </strong> Ziyaretçi, bundan sonra da Bakî mezarlığına gitmeli. Fatımetüzzehra (radıyallahu anha) validemizin mescidinde namaz kılmalıdır. Bu mezarlıktaki mübarek şehidlerin ve İslâm mücahidlerinin, birçok Ashab-ı Kiram&#8217;ın kabirlerini ziyaret etmeli, özellikle orada gömülü bulunan Hazret-i Abbas&#8217;ın, Hazret-i Osman&#8217;ın, Peygamberin pak zevceleri validelerimizin ve muhterem mahdumu Hazret-i İbrahim&#8217;in, Hazret-i Hasan ile Zeynül Abidin ve Muhammed Bakır ile Caferi Sadık Hazretlerinin kabirlerini ziyaret edip onların fazilet ve çalışmalarını düşünmeli, onların güzel çalışmalarına ve iyi ahlâklarına kavuşma dileğinde bulunmalıdır.<br />
Peygamber Efendimizin halası ve Zübeyr İbni Avvam&#8217;ın annesi Hazret-i Safiyye ile Hazret-i Ali&#8217;nin annesinin kabirleri de Bakî kabristanı yanındadır.<br />
<strong>9-)</strong> Bundan sonra Uhud dağı tarafına giderek Şehidlerin Efendisi Hazret-i Hamza (radıyallahu teâlâ anh) ile diğer Uhud şehidlerinin mübarek kabirlerini ziyaret etmeli. Ondan sonra cumartesi günü Kuba Mescidine gidip iki rekât namaz kılmalı. Kapısının yanında bulunan Eris kuyusunun suyundan içmelidir. Daha sonra da Sel dağının bir parçası üzerinde bulunan Mescid-i Fethi ziyaret etmelidir.<br />
Resulü Ekrem Efendimiz her cumartesi günü Kuba Mescidine giderdi. Bu mübarek mescidin ilk taşlarını önce Peygamber Efendimiz, sonra Hazret-i Sıddık, sonra Hazret-i Ömer, sonra Hazret-i Osman koymuştur. Peygamber Efendimizin mübarek yüzükleri Hazret-i Osman&#8217;ın elinden hilâfeti sırasında bu &#8220;Eris&#8221; kuyusuna düşmüş ve bir daha bulunamamıştı.<br />
<strong>10-)</strong> Sonuç: Bir hac yolcusu Medine-i Münevvere&#8217;de bulundukça buradaki mukaddes makamları ziyaret etmeli. Özellikle Mescid-i Resûl&#8217;e devam etmeli, orada namazlarını kılmalıdır. Resulü Ekrem&#8217;in Kabr-i Saadetlerini ziyaret etmeyi büyük bir nimet ve ganimet bilmelidir.<br />
Hazret-i Peygamber Efendimizin komşularına bir şeyler ikram etmeli. Mekke-i Mükerreme&#8217;ye veya memleketine gideceği zaman Hazret-i Peygamberin mescidinde iki rekât namaz kılarak veda etmeli. Dilediği hayırla dualarda bulunarak tekrar tekrar salât ve selâm okuyarak hürmetlerini arzetmeye çalışmalıdır. Bunları yapmak müstahab, güzel görülmüştür.<br />
Feyiz ve yardımına nihayet bulunmayan Allah Tealâ Hazretlerinden niyaz ederiz ki, bu ziyaret şerefine bizleri de kavuştursun, amîn&#8230;</p>
<p><strong>(1)</strong> &#8220;Sana selâm olsun, ey Resûlüllah&#8217;ın halifesi! Sana selâm olsun, ey Resûlüllah&#8217;ın arkadaşı, mağarada dostu, seferlerde yoldaşı, gizli işlerde sırdaşı. Yüce Allah sana hayırlı mükâfatlar versin.&#8221;<br />
<strong>(2)</strong> &#8220;Sana selâm olsun, ey müminlerin emiri, ey müslümanların yardımcısı! Sana selâm olsun, ey müşriklerin topluluğunu dağıtıp perişan eden! Bizlere olan iyiliklerinden dolayı Yüce Allah sana hayırlı mükâfatlar versin.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: Büyük İslam İlmihali &#8211; Ömer Nasuhi Bilmen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/resulullah-efendimizin-kabrini-ziyaret.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İhsarla İlgili Meseleler</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/ihsarla-ilgili-meseleler.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/ihsarla-ilgili-meseleler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 May 2009 16:33:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hâc ve Umre]]></category>
		<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hac ibadeti]]></category>
		<category><![CDATA[ihsar]]></category>
		<category><![CDATA[ihsar nedemektir]]></category>
		<category><![CDATA[İhsarla İlgili Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[lügatte ihsar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3221</guid>
		<description><![CDATA[           İhsar, lûgatta, bir kimseyi istediği yere ulaşmaktan alıkoymak ve hapsetmek manasınadır. Din deyiminde: &#8220;Hac için ihrama girmiş bir kimsenin, Arafat&#8217;da vakfe ile Ziyaret tavafından alıkonması, Umre için ihrama girmiş olanın da tavafdan engellenmesi&#8221; demektir. Bu şekilde engellenen kimseye &#8220;Muhsar&#8221; denir. Hac yolunda bulunan kadının kocası veya mahremi ölürse, o kadın &#8220;muhsar&#8221; sayılır.             İhsar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>           <em>İhsar, lûgatta, bir kimseyi istediği yere ulaşmaktan alıkoymak ve hapsetmek manasınadır. Din deyiminde: &#8220;Hac için ihrama girmiş bir kimsenin, Arafat&#8217;da vakfe ile Ziyaret tavafından alıkonması, Umre için ihrama girmiş olanın da tavafdan engellenmesi&#8221; demektir. Bu şekilde engellenen kimseye &#8220;Muhsar&#8221; denir.</em><br />
Hac yolunda bulunan kadının kocası veya mahremi ölürse, o kadın &#8220;muhsar&#8221; sayılır.<br />
            İhsar, bir nevi zorunlu cinayet sayılır. Onun için bundan dolayı kurban kesilmesi ve bu şekilde ihramdan çıkılması gerekir. Bu kurbana &#8220;İhsar demi&#8221; denir.<br />
Örnek: İhrama girmiş olan kimse, bir hastalıktan veya düşmandan veya parasının tükenmesinden dolayı haccını yerine getiremezse, Harem bölgesinde kesilmek üzere Mekke&#8217;ye bir koyun veya onun parasını gönderir. Bunun kesileceği saat arkasından ihramdan çıkmış olur.<br />
           İhsardan dolayı ihrama son vermek için, İmam Azam ile İmam Muhammed&#8217;e göre, yalnız kurban kesilmesi yeterlidir. Ayrıca traş olmak veya saçları kısaltmak gerekmez. İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiî&#8217;ye göre, traş olmak veya saç kısaltmak da gerekir. Bunlar hac işlerindendir.<br />
Bir görüşe göre de, Harem bölgesi içinde meydana gelen bir ihsardan dolayı ihramdan çıkmak için traş olmak veya saç kısaltmak gerekir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hudeybiye&#8217;de böyle yapmıştır.<br />
           Muhsar&#8217;a ait kurbanın nahr (kurban kesme) günlerinin içinde kesilmesi, İmam Azam&#8217;a göre şart değildir; bu günlerden önce ve sonra da kesilebilir.<br />
           Bir muhsar fakir olsa bile, kurban kesmedikçe ihramdan çıkamaz.<span id="more-3221"></span><br />
(İmam Şafiî&#8217;nin bir görüşüne göre, fakir olan muhsar, kurban yerine on gün oruç tutar. Yine İmam Şafiî&#8217;ye göre ihsar kurbanı, ihsarın meydana geldiği yerde de kesilebilir.)<br />
           Bir kimse, Kıran Hacca niyet ederek ihrama girdikten sonra hacdan engellenirse (muhsar olursa), Harem bölgesinde kesilmek üzere iki adet kurban gönderir. Bunlardan biri farz haccı, diğeri de umresi içindir. Böyle iki kurban kesilmedikçe ihramdan çıkmış olmaz.<br />
           Hac veya umreden engellenen bir muhrim, gönderdiği kurban ile ihramdan çıktıktan sonra aynı mevsimde hacca veya umreye imkân bulsa, alıkonduğu hacca veya umreye bedel hac veya umre etmesi gerekir. Bunlardan birini yapmadıkça ihramdan çıkmış olmaz. Çünkü bu muhrim, başlamış olduğu bir haccı veya umreyi kaçırmış olan kimse gibi sayılır.<br />
           Kıran Hacca niyet etmiş olan kimse, hac ile umreden engellendiği cihetle Harem bölgesinde kesilmek için kurban gönderip de ihramdan çıktıktan sonra, engeller kalktığı için Harem&#8217;e gidip umresi ile haccını yapmaya imkân kazansa, üzerine bir hac ile iki umre gerekir. Bunlardan bir hac ile bir umre kaza olarak gerekir. Çünkü bunlar ihrama girmesi ile kendisine gerekli olmuştur. Diğer bir umre de, bunlara ait ihramdan çıkmış olmakdan dolayı gerekir. Bu farz hac ile iki umre, değişik zamanlarda yapılabilir.<br />
           Yalnız umre için ihrama giren bir insan, umrenin rükünleri olan tavaf ile sa&#8217;ydan engellenecek olsa, ihramdan çıkmak için Harem bölgesine bir kurban gönderir, bu umresini de ileride imkân bulduğu zaman kaza eder. Bu umreye &#8220;Umretü&#8217;l-Kaza&#8221; deriz.<br />
(İmam Malik&#8217;e göre, umre yapan kimse, ihsardan dolayı kurban kesmekle ihramdan çıkmış olmaz; çünkü umrenin vakti belli günler değildir, kaçırılmasından korkulmaz.)<br />
           İhramda olan kimse hacdan engellenmekle kurban gönderip de, ondan sonra engelin kalkması sebebiyle haccı yapmaya imkân kazansa, hemen haccını yerine getirmeye başlar, çünkü aslı yerine getirmeye imkân bulmuştur. Bu durumda kurbanına daha kesilmeden yetişirse, ona sahib olur ve onu istediği gibi kullanabilir. Çünkü onu kesme zorunluğundan kurtulmuştur.<br />
           Bir insan Arefe günü Arafat&#8217;da durduktan (vakfe yaptıktan) sonra, ziyaret tavafından ve diğer hac işlerinden engellense, bununla muhsar olmaz. Çünkü haccını tamamlamaya imkânı vardır, kaçırılmasından korkulmaz. Ziyaret tavafı her zaman yapılabilir.<br />
Aksine olarak Arafat&#8217;da vakfeden engellendiği halde, yalnız ziyaret tavafına muvaffak olan kimse de muhsar değildir; çünkü haccı kaçıran kimse, tavaf ile ihramdan çıkmış olur. İhsardan dolayı kurban gerekmez. Kaçırmış olduğu haccı kaza etmesi gerekir.<br />
           Mikattan farz hacca veya adadığı hacca veya nafileye niyet ederek ihrama giren kimse, arefe günü zevalden sonra Bayram gününün fecrine kadar bir an bile olsa, Arafat&#8217;da bulunmazsa (vakfe yapmazsa), hac kaçırılmış olur. Artık ihramdan çıkması için umre yapması ve bu haccı da gelecek yıl kaza etmesi gerekir. Bu umre için de ayrıca ihram gerekmez. O kaçınlan haccın ihramı buna da yeterlidir. Bu umreye başlayınca telbiyeye son verir.<br />
Bu kimse eğer Kıran hacca niyet etmişse, iki defa umre yapması gerekir. Onun için iki defa tavaf eder ve iki defa da Safa ile Merve arasında sa&#8217;y eder. Bunların birincileri, niyet edilmiş olan hac ile umreye bedeldir. İkincileri de, haccın ihramından çıkmak içindir. Bu ikinci umreye başlayıp Hacer-i Esved-i selâmlaması anında telbiyeye son verir.<br />
           Bedel (naib) olarak ihrama giren kimse, hacdan engellense, Harem&#8217;e gönderilecek olan kurbanın bedelini ödemek âmire gerekir. Çünkü âmirinin adına bu işe katlanmıştır. Bundan kurtulmak için âmirinin yardımına ihtiyacı vardır. Bu durumda naib, âmirinin malından yapmış olduğu harcamaları ödemesi gerekmez. Çünkü bu bir arızadır, naibin isteğiyle olan iş değildir. Fakat bir naib, hac yasaklarından birini kendi iradesiyle yapacak olursa, gereken kurbanın bedeli kendisine ait olur. Çünkü yasak olan o işi, kendi iradesi ile yapmıştır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: Büyük İslam İlmihali &#8211; Ömer Nasuhi Bilmen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/ihsarla-ilgili-meseleler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

