Kategori Arşivi: Hâc ve Umre

Teşrik Tekbiri

Teşrik; doğuya doğru gitmek, parlamak, eti güneşe sermek demektir.

Teşrik tekbiri, Kurban bayramı günlerinde farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerdir. Kurban Bayramının ilk gününe “yevm-i nahr“, diğer üç güne ise “eyyâmü’t-teşrîk (teşrîk günleri)” denir. Bayramdan bir gün önceki güne de “arefe günü” denir.

Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, yirmiüç farz namazının arkasından birer defa;

Teşrik Tekbirini Dinle:

Go get Adobe Flash Player!

 

tesrik-tekbiri

“Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd”

diye tekbir getirilir ki, buna “teşrîk tekbiri” denir.

Anlamı şöyledir:
“Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Allah’tan başka ilâh yoktur. O Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Hamd Allah’a mahsustur”.

Tekbirlerin bu şekli Hz. Ali ve Abdullah b. Mes’ûd (r. anhümâ)’ya dayanır.

Devamı »

İman Hac İle Korunur

İman Hac İle Korunur

Sözlük anlamı, mutlak kasıt, ziyareti kasdetmek, muazzam bir şeyi kasdetmek olan hac, dinde; ibadet maksadıyla, Arafat’ta belirli vakitte bir süre durmaktan, daha sonra Beytullah’ı usûlüne göre ziyaret etmekten ibaret olan hem mali hem bedeni olarak yapılan bir ibadettir. İslâm’ın beş temel şartından biridir.1 Belirli bir zamanda, belirli yerleri, belirli işleri yaparak ziyaret etmektir diye tarif edilmiştir. Buradaki belirli zaman hac ayları olan Şevval, Zilka’de ve özellikle zilhicce aylarıdır.

Belirli yerler, Kabe, Arafat ve çevresidir. Belirli işler ise ihram, vakfe, tavaf gibi işlerdir.

Hac, Kitap ve sünnetle bildiren çok faziletli bir ibadettir. Müslüman, ergin, akıllı, hür ve gücü yeten her kişiye ömründe bir kere farzdır. Bununla beraber bedenin sağlıklı ve sağlam olması, gerekli maddi güce sahip olunması, yol emniyetinin bulunması, belirli vakitlerde Arafat’ta vakfe ve Kabeyi tavafta bulunması, kadınlar için yanında kocası veya mahrem bir akrabasının bulunması ve iddetli olmaması da haccın edasının şartlarıdır.

Hac ibadeti, kişiye kazandırdığı birçok güzel huy, haslet, sevab ve saadetlerle beraber, dünyanın dört bir yanından renkleri, dilleri, ülkeleri, kılık ve kıyafetleri, zevkleri, adetleri ayrı ama din kardeşliğinde birleşmiş müslümanları bir araya getirir. Tanışıp görüşmelerine, bilişip sevişmelerine, ekonomik bakımdan bütünleşmelerine, maddi manevi meselelerinin birbirlerine anlatılması ve çözüm yollarının araştırılmasına, İslâm düşmanlarını tanıma, hile ve desiselerini öğrenme, tuzaklarından kurtulma yollarını birbirlerine irşad ve tavsiyeler ile düşmanları karşısında birlik ve beraberlik içinde güçlü ittifaklar kurulup tek saf halinde durulmasına zemin hazırlar. Düşmanlarının ayrılık ve fitne tohumları ekmelerine karşılık meseleleri karşılıklı konuşarak, anlaşarak halletmelerine, tam bir eşitlik ve kardeşlik içinde siyasi, iktisadi, içtimai, ilmi, askeri meselelerini halletmelerine vesile olur.2 Özellikle iki cihan savaşıyla siyaseten mağlub edilerek parçalanan İslâm dünyasının İslâm dışı sistemlerle birbirlerine karşı bir güven bunalımında, hatta düşman kamplarda birbirlerine tehdit oluşturan, siyasi iktisadi, askeri, ilmi ve teknik açıdan geri kalmış bir İslâm dünyasının bu gün haccın önemini kavramaya her asırdan daha muhtaç olduğunu görüyoruz. Devamı »

Hac İlmihali - Diyanet İşleri Bakanlığı

hacrehberi2

Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ
Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi
Mehmet KESKİN
Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi
Doç. Dr. Halil ALTUNTAŞ
Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi
ANKARA-2007

Devamı »

Hikmetleriyle Hac ve Umre

Hikmetleriyle Hac ve Umre

Hikmet nedir?

Kur’an-ı Kerim’de hikmetten şöyle bahsedilmektedir: “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çok hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.”1 Kelime anlamı olarak hikmet, anlayış, gerçeği bilme, düşünme yeteneği, sezgi gücü, düşünce planında kalmayıp eyleme dönüşen yararlı ve derin bilgi anlamlarına gelmektedir. İmam Şafiide “Hikmet”i “sünnet” olarak yorumlamaktadır. Cenab-ı Hak da hikmet sahibidir ve hikmetine göre hareket eder. Böylece O’nun fiilleri sade hikmet ve adalet olup, emrettiği her işte mutlaka güzellikler bulunmaktadır. İslam dini, ahlâk ve âdâbı güzelleştirmeye vesile olan faydalı ilimleri öğrenmeyi teşvik etmektedir. Çünkü ilim, Allah’ı tanımayı, Allah’ı tanıma da tefekkür ve tezekkürü (ibadeti) gerektirir. İbadetler de nefis terbiyesi ile kötü huylardan arınıp yüce ahlâkla güzelleşmeyi sağlar. Meselâ namaz; Allah’ın büyüklüğünü hatırlayıp, nefsi hesaba çekip, gönlü açan, dünya sevgisinin kapladığı gafleti yok edip, her türlü günahtan korunmaya vesiledir. Zekât; din kardeşleriyle kaynaşmayı arttırıp, yardımlaşma duygusunu da harekete geçirir. Oruç; şefkat ve cömertlik hislerini ortaya çıkarır. Hac ise; ihrama girerken büründüğü peştemal ile kabre girerken bürüneceği kefenin aynı olduğu duyumunu kazandırır. Arafat meydanı da; mahşer meydanındaki gibi herkesin eşit seviyede olduğu hissini öğretir ve yaşatır. Demek ki ibadetlerdeki asıl hikmet, ahlâk ve ruh güzelliğini olgunlaştırarak insanı cennete ehil hale getirmektedir.

Hac ve Umre
Hac, kelime olarak “Allah’a yönelme, günahlardan arınma, Hak yolunda feragat gösterme ve meşakkatleri göğüsleme”2 manasına gelmektedir. Dini kavram olarak da “Ka’be ve civarındaki kutsal olan özel yerleri, belirli vakit içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etme” anlamını taşımaktadır. Umre ise, hac günleri dışında Ka’be’ye yapılan ziyareti ifade etmektedir. Umre, senenin her zamanında yapılabilen ve Hanefî alimlerine göre, ömürde bir defa yapılması sünnet-i müekkede olan bir ibadettir. Devamı »

Kâbe ve İnsan

Uzun bir yolculuktayız…

Büyük bir kervan içinde akıp gidiyoruz. Her şey akıyor, çocukluğumuz, gençliğimiz, yaşlılığımız, dostlarımız, düşmanlarımız…

İçinde yaşadığımız dünya, nehirler, dağlar, bulutlar, gezegenler, yıldızlar, galaksiler, bütün âlem… Hiçbir şey durmuyor…

Yönsüz yolculuk bir savrulmadır, bir kopuş. Bu sonsuz hareket içinde sahih bir yön edinmek ve oraya yönelmek bu yüzden önemli.

Müslümanın yönü Kâbe’dir, yönelişi orayadır. Ve eğer güç yetirebilirse hayat yolculuğunda yolunu bir kez oraya düşürmelidir.

Aklımız ermeye başladığında fark ettiğimiz ilk şeylerden biri sürekli bir akış hali. Durduramadığımız, asla durduramayacağımız bir yolculuk devam edip gidiyor. Her şey ayarlanmış, her varlık bir program dahilinde akıyor, bir şeye, bir yere gidiyor.

İlk insan, ilk yolculuk

İnsanın yolculuğu ilk insanla yani babamız Âdem a.s.’la başladı. Cennet’ten başladı. Şeytanın ilk babamızla anamızı aldatması ile yol gözüktü. Yüce Mevlâ, onların tevbesini kabul buyurdu. Ama ilâhi takdir onları cennetten çıkartıp dünyaya yerleştirdi. Devamı »

Hacda Takvâ

HACDA TAKVÂ

Hac, hem malî hem de bedenî yönü bulunan yorucu bir ibadettir. Fakat müttakî bir kulun haccında, beden ve maldan başka rûhun orada olması, oradan bir şeyler alması lâzımdır.

Kefene benzeyen ihram ile geçirilen o birkaç günden sonra kefen iklimini hiçbir zaman unutmamak da zarurî. Şeytanı taşlarken, Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-’ın fedakârlığını düşünmek gerekli. Aynı şekilde hayatın her safhasında sâlih amellerle şeytanı taşlamayı unutmamalı. “  / Eûzu billâhi mine’ş-şeytânirracîm” lâfzındaki hikmeti yaşamalı.

Yine; “Hacda refes yok, fısk yok, cidal yok!” buyuruluyor. Fıska, Allâh’tan uzaklaştıracak şeylere; cidale, mücadele ve kavgaya meyil olmamalı. Bunları bütün hayatımıza teşmil edebilmek ise hacda takvâya erebilmenin neticesidir. Devamı »

Osmanlı Devrinde Hacc Nasıl Yapılırdı?

“Hacı Kafileleri - Şam ve Mısır Mahmilleri”

“Her sene, gerek Osmanlı memleketlerinden ve gerek diğer İslâm ülkelerinden hal ve vakti ve sıhhati müsait olan binlerce müslüman Mehd-i İslâm olan Mekke-i Mükerreme’ye giderek evvelâ müminlerin kıblegâhı olan, Beytullah, yani Kâbe’ye ve ondan sonra Medine-i Münevvere’ye uğrayıp, Ravza-i Mutahhara denilen Cenâb-ı Peygamber’in kabirlerini ziyaret ettikten sonra memleketlerine dönerlerdi ki bu gün de aynı tarz devam etmektedir.

“Osmanlı memleketlerinden her sene devletçe birinci derecede ehemmiyet verilen iki kafilenin Hacca gitmesi âdetti. Bunlardan Şam Mahmili denilen Mahmil, Şam’dan, Mısır Mahmili denilen Mahmil, Mısır’dan hareket ederdi. Anadolu’dan, Rumeli’den ve diğer yerlerden gelen ziyaretçiler kafilenin hareketine kadar Şam’da toplanmış olurlardı. Sürre Emini yolda kendisine iltihak edenlerle beraber Şam’a gelirdi. Hacıların su ihtiyaçlarını temin için Üsküdar’dan itibaren, birinci ve ikinci olmak üzere enderunlu iki Sakabaşı tayin olunur ve bunların gözetilmeleri için, yol üzerindeki vali, beylerbeyi, kadı ve naiblere bir fermanla emrolunurdu. Devamı »

Büyük İslam İlmihali - Ömer Nasuhi Bilmen / Hac Konusu

Hac İle Umrenin Mahiyetleri
Haccın Nevileri
Haccın Rükünleri
Tavafın Mahiyeti ve Nevileri

Haccın Farz Olmasının Şartları
Haccın Yapılmasını Gerektiren Şartlar
Haccın Sıhhatinin Şartları
Mikat İle İlgili Bilgiler
Haccın Farziyetinin Sebebi ve Edasınhaccın edası,ın Fevrî Olup Olmadığı
Haccın Farziyetindeki Şer’î Hikmetler Devamı »

Resûlullah Efendimizin Kabrini Ziyaret

            Hac yolculuğunda bulunanların Medine-i Münevvere’ye giderek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin Mescid-i Şeriflerini ve Kabr-i Saadetlerini ziyaret etmeleri pek önemli bir görevdir.
Bazı alimlerin açıklamalarına göre, önce hac görevini yerine getirmeli ve bu sebeble Yüce Allah’ın bağışlaması ile günahlardan arınmalı da ondan sonra Hazret-i Peygamberin ziyaretine gitmelidir. Bununla beraber Hac yapmadan önce Medine-i Münevvere’ye gidilebilir.
            Şam yolcuları gibi, Mekke’ye gitmek üzere yolları Medine-i Münevvere’ye uğrayanlar için önce Peygamber Efendimizi ziyaret etmek bir görevdir. Allah’ın rahmetine kavuşmaya bir vesiledir. Bunu bir an önce yapmamak bir gevşeklik sayılır. Bu ziyaret, namazların evvellerinde olan sünnetlere benzer. Bu durumda hac ve umre için ihram sonraya bırakılmış olur. Mekke’ye gidileceği zaman, Medine’liler gibi Zülhuleyfe’den ihrama girilir. Medine halkının Mikat’ı Zülhuleyfe’dir.
            Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin nur dolu Kabri Saadetlerini ziyaret, Allah rızasına kavuşmanın en faziletlisi ve en şereflisidir. Nasıl olmasın ki, bütün kâinat, o şanı büyük peygamberin nurundan yaratılmıştır. Bütün beşeriyetin en büyük ve en muhteşem rehberi (öncüsü) O’dur. Bütün insanlara Yüce Allah’ın hak dinini, mübarek kitabını tebliğ ederek onları hakdan, faziletten ve gerçek medeniyetten haberdar eden O’dur.
            Hazret-i Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, şanı yüksek bir Peygamderdir ki, onun temiz hayatı, bütün işleri ve kutsal sözleri bütün insanlık âlemini hayrete düşürecek bir fazilet ve hikmet kaynağıdır.
O, öyle değeri yüksek bir peygamberdir ki, bütün insanlığın selâmet ve mutluluğuna çalışarak yeryüzünde en mutlu bir devrim meydana getirmiştir.
O, öyle büyük bir peygamberdir ki, saadet dolu kabrinde her an İlâhî nurlar parıldayıp durmaktadır.
O, öyle yüksek bir varlıktır ki, onun saadet Mescidi bir güven yeri olup nurlu kabri ile mübarek minberi arası Cennet bahçelerinden hoş bir bahçedir.
O, öyle yüce bir Peygamberdir ki, mübarek vücudunun topraklarına sonsuz bir şeref ve üstünlük vermiş olduğu pak belde, İlâhî vahyin son tecelli yeri olup içinde İslâmiyetin binlerce kutsal anılarını ve şerefli olaylarını saklamaktadır. Artık hayat ve yaşantısı kutsal olan Peygamberin şeref dolu kabirlerini ziyaret etmek önemli bir görev olmaz mı? Devamı »

İhsarla İlgili Meseleler

           İhsar, lûgatta, bir kimseyi istediği yere ulaşmaktan alıkoymak ve hapsetmek manasınadır. Din deyiminde: “Hac için ihrama girmiş bir kimsenin, Arafat’da vakfe ile Ziyaret tavafından alıkonması, Umre için ihrama girmiş olanın da tavafdan engellenmesi” demektir. Bu şekilde engellenen kimseye “Muhsar” denir.
Hac yolunda bulunan kadının kocası veya mahremi ölürse, o kadın “muhsar” sayılır.
            İhsar, bir nevi zorunlu cinayet sayılır. Onun için bundan dolayı kurban kesilmesi ve bu şekilde ihramdan çıkılması gerekir. Bu kurbana “İhsar demi” denir.
Örnek: İhrama girmiş olan kimse, bir hastalıktan veya düşmandan veya parasının tükenmesinden dolayı haccını yerine getiremezse, Harem bölgesinde kesilmek üzere Mekke’ye bir koyun veya onun parasını gönderir. Bunun kesileceği saat arkasından ihramdan çıkmış olur.
           İhsardan dolayı ihrama son vermek için, İmam Azam ile İmam Muhammed’e göre, yalnız kurban kesilmesi yeterlidir. Ayrıca traş olmak veya saçları kısaltmak gerekmez. İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiî’ye göre, traş olmak veya saç kısaltmak da gerekir. Bunlar hac işlerindendir.
Bir görüşe göre de, Harem bölgesi içinde meydana gelen bir ihsardan dolayı ihramdan çıkmak için traş olmak veya saç kısaltmak gerekir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hudeybiye’de böyle yapmıştır.
           Muhsar’a ait kurbanın nahr (kurban kesme) günlerinin içinde kesilmesi, İmam Azam’a göre şart değildir; bu günlerden önce ve sonra da kesilebilir.
           Bir muhsar fakir olsa bile, kurban kesmedikçe ihramdan çıkamaz. Devamı »