<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Sahâbe-i Kîram</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/kategori/islam-buyukleri/sahabe-i-kiram-islam-buyukleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Selman Farisi (r.a)</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/selman-farisi-r-a.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/selman-farisi-r-a.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 18:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>baysal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Hendek savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[hz. muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ıranlı sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[islami yol]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe-i Kiram]]></category>
		<category><![CDATA[sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[selman]]></category>
		<category><![CDATA[Selman Farisi]]></category>
		<category><![CDATA[Selman Farisi (r.a)]]></category>
		<category><![CDATA[Selman farisi hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[selman farisi kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7234</guid>
		<description><![CDATA[Seçkin ve meşhur sahabilerden biri. İran asıllı olup, İsfahan&#8217;ın Cayy kasabasında doğmuştur. Bir rivayete göre de doğum yeri Râmehürmüz&#8217;dur. Doğum tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Selman (r.a)&#8217;ın müslüman olmadan önceki ismi, Mabah b. Buzahşan&#8217;dır. Müslüman olduktan sonra Selman ismini almıştır. Künyesi Ebu Abdullah&#8217;tır. Ona nesebi sorulduğu zaman; &#8220;Ben; Selman b. İslam&#8217;ım&#8221; demiştir (İbn Sa&#8217;d Tabakâtül Kübra, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/selman-farisi-r-a.html/thumbs_muhammed-20" rel="attachment wp-att-7238"><img class="alignleft size-full wp-image-7238" title="thumbs_muhammed" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/thumbs_muhammed3.jpg" alt="" width="160" height="170" /></a>Seçkin ve meşhur sahabilerden biri. İran asıllı olup, İsfahan&#8217;ın Cayy kasabasında doğmuştur. Bir rivayete göre de doğum yeri Râmehürmüz&#8217;dur. Doğum tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Selman (r.a)&#8217;ın müslüman olmadan önceki ismi, Mabah b. Buzahşan&#8217;dır. Müslüman olduktan sonra Selman ismini almıştır. Künyesi Ebu Abdullah&#8217;tır. Ona nesebi sorulduğu zaman; &#8220;Ben; Selman b. İslam&#8217;ım&#8221; demiştir (İbn Sa&#8217;d Tabakâtül Kübra, Beyrut (t.y.), IV, 75; İbnul-Esir, Üsdül-Ğabe, II, 417; İbn Hacer el-Askalani, rel-İsâbe, Bağdat (t.y.), ll, 62). Selman (r.a)&#8217;ın babası Mecusiliğe aşırı bağlı olan bir köy ağası (Dikhan) olup büyük bir çiftliğe sahipti. Onun evinde bir ateşgede vardı ve onda ateşin sönmeden sürekli yanmasını sağlama işiyle Selman (r.a) ilgileniyordu. Babasının ona karşı olan sevgisi çok aşırıydı. Bu yüzden onu, kendisine bir zarar gelmesin diye eve kapatmıştı. Bu arada Selman (ra), Mecusiliğin gerçek bir din olup olamayacağı hakkında düşünmeye başladı. Ancak o kendi deyimiyle, bir köle gibi eve hapsedildiğinden, dışarıdaki olaylardan pek haberdar değildi ve bu yüzden Mecusiliği diğer dinlerle karşılaştırma imkanından yoksun bulunmaktaydı. <span id="more-7234"></span>Bir ara babası, işleri yoğunlaşınca onu tarlalardan birisine bakması için göndermek zorunda kaldı. Öte taraftan onu, kendisi için her şeyden değerli olduğunu söyleyerek işini bitirince gecikmeden eve dönmesi için uyardı. Bölgede az da olsa Hristiyan bulunmaktaydı. Yola çıkan Selman (r.a), bir kilisenin yanından geçerken, içerde ibadet edenlerin durumu dikkatini çekti ve içeri girerek onları izlemeye başladı. O, evde hapsedilmiş olduğu için bu insanların dini hakkında hiç bir bilgiye sahip değildi. Selman (r.a) tarlaya gitmekten vazgeçerek, büyük bir merak içerisinde, akşama kadar orada kalmış ve bu dinin Mecusilikten daha hayırlı olduğu kanaatine vararak, onlara bu dinin kaynağının nerede olduğunu sormuştu. Onunla ilgilenen hıristiyanlar, dinleri hakkında onu bilgilendirmişler ve bu dinlerinin kaynağının Suriye de olduğunu söylemişlerdi. Selman (r.a), eve dönmekte gecikince babası endişelenmiş ve onu bulmak için adamlar göndermişti. Eve dönen Selman (r.a), başından geçen olayı babasına anlattı. Babası ise ona, gördüğü dinde hiç bir hayrın bulunmadığını ve atalarının dininin, karşılaştığı dinden daha iyi ve üstün olduğunu söyledi. Selman (r.a) babasına karşı çıkarak, hıristiyanlığın kendi dinlerinden üstün olduğu konusunda onunla tartışmaya başladı. Babası, onun bu durumundan telaşlandı ve ayaklarından bağlayarak onu hapsetti. Selman (r.a), kilisedeki Hıristiyanlarla irtibat kurarak, Suriye tarafına gidecek bir kervan hazır olduğu zaman, kendisine haber vermelerini istedi. Böyle bir kervan hazır olduğu zaman, kendisine verilen haber üzerine evden kaçtı ve bu kervana katılarak Suriyeye gitti. Burada bir rahibin hizmetine girdi ve ondan Hıristiyanlığın esaslarını öğrenmeye başladı. Ancak bu rahib, kötü bir kimseydi. O, insanları sadaka vermeye teşvik ediyor, fakat topladığı bu sadakaları yerlerine sarfetmeyerek kendisi için biriktiriyordu. Bu rahib ölünce, Selman (r.a), onun yerine geçen rahibe tabi oldu. Bu kimse zühd ve takva sahibi bir zattı. Ona büyük bir sevgiyle bağlanan Selman (r.a), ölümü yaklaştığı zaman; kendisine kimi tavsiye edebileceğini sordu. Rahip ona, tabi olunabilecek tek kişiyi tanıdığını, onun da Musul&#8217;da bulunduğunu söyledi. Selman (r.a), Musul&#8217;a gidip, bu kimseye tabi oldu. Onun ölümü yaklaştığı zaman da ondan yine kimin gözetimine girmesi gerektiği hususunda tavsiye istedi. Bu zat ona, üzerinde bulundukları itikadta hiç kimseyi tanımadığını, ancak, Nusaybin&#8217;de bulunan bir âlime tabi olabileceğini söyledi. Selman (r.a) doğruca Nusaybine gitti. Nusaybin&#8217;deki rahibin yanında bir müddet kaldıktan sonra, onun da ölüm döşeğine yattığını gören Selman (r.a), yine kime uyabileceğini sordu. Bu kimse, ona, uyulabilecek tek bir kimseyi tanıdığını ve onun Rum diyarında, Ammuriye&#8217;de bulunduğunu söyledi. O ölünce Selman (r.a), Ammuriye&#8217;ye gitti. Ammuriye&#8217;de bir müddet kaldıktan sonra burada yanında kaldığı rahibin ölümü yaklaştığı zaman ondan da kime tabi olacağı konusunda vasiyette bulunmasını istedi. Bu kimse ona, yeryüzünde tabi olunabilecek bir kimsenin var olduğunu bilmediğini söyledi ve şöyle ekledi: &#8220;Ancak bir peygamberin gelmesi yakındır. O, İbrâhim&#8217;in dini üzere gönderilecek ve kavminin arasından hicret edip, içinde hurma bahçeleri olan iki harra arasındaki bir yere gidecektir. Onun peygamber olduğunu belirten alâmetleri vardır: O, hediye edilen şeyleri yer, sadaka olarak hiçbir şeyi kabul etmez. İki omuzu arasında da nübüvvet mührü bulunmaktadır. Görünce onu tanırsın. O ülkeye gidip ona katılmayı başarabileceğine inanıyorsan bunu yap&#8221; (Ahmed b. Hanbel, V, 442-443; İbn Sa&#8217;d, IV, 77-78; İbnul-Esîr, Üsdül-Ğâbe, II, 417-418). Selman (r.a), burada bir müddet kaldıktan sonra, Kelb kabilesinden bir tüccarla karşılaştı. Ondan, ülkesi hakkında bilgi aldı ve bahsedilen nebinin bu bölgedeki bir yerden çıkması gerektiğine kanaat getirerek, kendisini bir ücret karşılığında birlikte götürmesini istedi. Selman (r.a)&#8217;ın teklifini kabul eden Kelbli Arap onu yanına alarak Hicaz&#8217;a doğru yola çıktı. Ancak, Vadil-Kura&#8217;ya geldiklerinde bu kimse Selman (r.a)&#8217;a ihanet etti ve onu köle olarak bir Yahudiye sattı. Vadil-Kura&#8217;da hurmalıkları gören Selman (r.a), kalbi mutmain olmamakla birlikte, Ammuriye&#8217;deki rahibin kendisine tarif ettiği yerin burası olmasını arzuluyordu. Vadil-Kura&#8217;da bir müddet kaldıktan sonra, efendisinin amcasının oğlu olan Kureyzaoğulları&#8217;ndan bir kimse tarafından satın alınarak Medine&#8217;ye götürülen Selman (r.a), burayı görünce, hocasının kendisine bahsettiği beldeye geldiğini anlamıştı. Rasûlüllah (s.a.s) Mekke&#8217;de peygamberlikle görevlendirilip Medine&#8217;ye hicret edene kadar köle olarak hurma bahçelerinde çalışmış ve sürekli meşgul tutulduğu ve serbest olarak kimseyle konuşamadığı için, onun varlığından haberdar olamamıştı. Rasûlüllah (s.a.s) Kuba&#8217;ya geldiği zaman Yahudiler, Evs ve Hacrec&#8217;in ona iman etmesine kızıyor ve bunu bir türlü hazmedemiyorlardı. Selman (r.a), hurma bahçesinde bir ağacın tepesinde çalıştığı sırada Yahudilerden birisi gelmiş ve ağacın altında oturan Selman (r.a)&#8217;ın sahibine (Evs ve Hacrec&#8217;i kastederek); &#8220;Allah Benu Kayle&#8217;ye lânet etsin. Vallahi onlar şu anda, Mekke&#8217;den bu gün gelen bir adamın etrafında toplanmış bulunuyor ve onun nebi olduğuna inanıyorlar&#8221; dedi. Selman (r.a) şöyle demektedir: &#8220;Ben kendi kendime; &#8220;bu kesinlikle o peygamberdir&#8221; dedim. Öyle bir titremeye başladım ki; ağacın altında duran sahibimin üzerine düşeceğim korkusuna kapıldım. Süratli şekilde ağaçtan aşağı inip; &#8220;Ne diyor? Bu haber nedir?&#8221; diye sordum. Bunun üzerine efendim bana şiddetli bir yumruk attı ve; &#8220;Bundan sana ne! İşinin başına dön&#8221; diye bağırdı. Ben ona; &#8220;Sadece duyduğum bu haberin ne olduğunu anlamak istemiştim&#8221; dedim. Akşam olunca Selman (r.a), biriktirmiş olduğu bir miktar yiyeceği alarak, Kuba&#8217;da bulunmakta olan Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in yanına gitti ve ona; &#8220;Senin salih bir kimse olduğunu duydum. Yanınızda ihtiyaç sahibi olan arkadaşlarınız var. Sizin halinizi duyduğum zaman, bunları size vermemin daha iyi olacağını düşündüm&#8221; dedi ve getirdiklerini Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in yanına koydu. Rasûlüllah (s.a.s), ashabına; &#8220;Yiyin&#8221; dedi. Ancak kendisi bunlardan yemedi. Selman (r.a), sadaka kabul etmediğini gördüğü zaman kendi kendine; &#8220;Bu alametlerin biridir&#8221; dedi. Daha sonra Rasûlüllah (s.a.s) Medine&#8217;ye geçti. Selmân (r.a) tekrar bir şeyler hazırlayarak Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in yanına gitti ve getirdiklerinin sadaka olmadığını, sadece kendisine hediye olarak vermek istediğini söyledi. Onun sahabeleriyle birlikte bunlardan yediğini görünce ikinci alametin de onda var olduğuna kani oldu. Bir zaman sonra Selman (r.a) tekrar Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in yanına gitti. Rasûlüllah (s.a.s) ashabıyla birlikte oturmaktaydı. O, onlara selam verdikten sonra, Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in etrafında dolaşmaya başladı. Onun, bildiği bir şeyi araştırdığını anlayan Rasûlüllah (s.a.s) ridasını kaldırdı. Selman (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in sırtındaki mührü gördüğü zaman Ammuriye&#8217;deki rahibin kendisine bahsettiği mührün aynısı olduğunu anladı ve onu öperek ağlamaya başladı. Rasûlüllah (s.a.s) onu yanına oturtarak halini sordu. Selman (r.a), oraya ulaşıncaya kadar başından geçen olayları anlattığı zaman, Rasûlüllah (s.a.s) ve orada bulunan sahabiler bunu hayretler içerisinde dinlemişlerdi (İbn İshak, es-Sîre, Neşr: M. Hamdullah, İstanbul 1981, 66; Ahmed b. Hanbel, V, 442-443; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 77-79; İbnul-Esîr, Üsdül-Ğabe, II, 418-419; Muhammed b. Hasan ed-Diyarbekrî, Tarihul-Hamis, Beyrut (t.y), I, 351-352; Ahmed b. Hafız el-Hakemî, el-Kısasul-İslâmiye, (muhtemelen) Riyad 1976, I,187-189). Selman (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;e geldiği zaman Arapçayı meramını anlatacak ölçüde bilmiyordu. Onunla Farsçayı bilen bir tercüman aracılığıyla konuşmuş olduğu rivayet edilmektedir (Diyarbekrî, a.g.e., I, 352). Selman (r.a)&#8217;ın İsfahan&#8217;daki köyünde başlayan ve müslüman olup kölelikten kurtuluncaya kadar başından geçen bu olayları Ahmed b. Hanbel, İbn Sa&#8217;d, İbnul-Esir ve diğerleri, onun kendi anlatımıyla İbn Abbas&#8217;dan rivayet etmektedirler. İbn Sa&#8217;d'ın Kurre el-Kindî&#8217;den naklettiği başka bir rivayette ise Selman (r.a)&#8217;ın bu kıssası farklı bir şekilde anlatılmakta ve onun, İslam&#8217;a ulaşan yolculuğu esnasında, hıristiyan hocaların vasiyetleriyle, Hıms&#8217;a gittiği; yine buradan tavsiye üzerine Kudüse ulaştığı; burada kendisine tarif edilen zatı bulup ondan ilim tahsil ettiği; bu kimsenin ona son peygamberin çıkacağı yer ve önceki rivayetlerde geçen alametleri bildirmesi üzerine Hicaz&#8217;a doğru hareket ettiği ve sonunda Araplardan bir topluluk tarafından köle edilip Medine&#8217;de bir kadına satıldığı nakledilmektedir (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 71-72; diğer rivayetler için bk. el-Hâkim, el-Müstedrek, Beyrut (t.y.), III, 598, vd.). İbnul-Hacer, Selman (r.a)&#8217;ın müslüman olana kadar hakkında nakledilen kıssaların birbiriyle farklılıklar arzettiğini, bunların arasını telif etmenin güç olduğunu söylemektedir (Askalanî, a.g.e., II, 62). Selman (r.a), Hicret&#8217;in beşinci yılına kadar köle olarak yaşamıştır. Bundan dolayı o, Hendek savaşından önceki gazalara iştirak edemedi. Uhud savaşı öncesinde Rasûlüllah (s.a.s) ona, efendisiyle mükâtebede bulunmasını söyledi. Selman (r.a), bunun üzerine efendisine giderek onunla, üçyüz hurma fidanı temin edip dikmek ve kırk ukıye (1600 yüz dirhem) altın vermek şartıyla anlaştı. Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s), Sahabilere: &#8220;Kardeşinize yardım edin &#8221; dedi. Sahabiler güçleri miktarınca fidan temin ederek üç yüz tane fidanı ona verdiler. Rasûlüllah (s.a.s), ona: &#8220;Selman, git çukurlarını kaz. Dikmeye sıra geldiği zaman onları sen dikme, bana haber ver. Onları kendi ellerimle yerlerine koyayım&#8221;dedi. Selman (r.a), çukurların kazılma işini Sahabîlerin yardımıyla bitirdi. Rasûlüllah (s.a.s), bahçeye giderek bütün fidanları yerine koydu. Bu fidanlardan hiç bir tanesi kurumamıştı. Daha sonra, Rasûlüllah (s.a.s) Selman (r.a)&#8217;ı yanına çağırarak, efendisine ödemesi gereken kırk ukıye altını ödemesi için ona yumurta büyüklüğünde bir altın külçesi verdi. Selman (r.a): &#8220;Bu benim ödemem gereken miktarı nasıl karşılar ya Rasulallah?&#8221; demekten kendini alamadı. Rasûlüllah (s.a.s) ona, Ey Selman! Allah onunla senin borcunu karşılayacaktır&#8221; dedi. Selman (r.a) şöyle demektedir: &#8220;Nefsim elinde olan Allah&#8217;a yemin ederim ki, onunla kırk ukiyelik ödemem gereken miktarı ödedim&#8221;. Artık böylece Selman (r.a) hürriyetine kavuşmuş oluyordu (Ahmed b. Hanbel, V, 443-444; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 79-80; Diyarbekri, I, 468; İbnül-Esîr, Üsdü&#8217;l-Ğabe, II, 419; onun azad edilmesi hakkında değişik rivayetler için bk. Diyarbekrî, a.g.e., I, 469). Selman (r.a)&#8217;ın katıldığı ilk savaş Hendek savaşıdır. Müşrikler, müttefiklerle birlikte oluşturdukları on bin kişilik bir orduyla birlikte Medine&#8217;ye doğru harekete geçtikleri zaman, Rasûlüllah (s.a.s), şehir içinde kalarak bir savunma savaşı vermeyi kararlaştırmıştı. Ancak, Medine&#8217;nin çevresinde düşmanın şehre girişini engelleyecek her hangi bir sur yoktu. Bu durum şehrin savunulmasını oldukça güçleştiriyordu. Yapılan istişareler esnasında Selman (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;e, &#8220;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü! Biz İranda muhasara edildiğimiz zaman şehrin etrafında bir hendek kazarak kendimizi savunurduk&#8221; deyip hücuma açık bölgede bir hendek kazılması görüşünü ileri sürmüştü (Taberi, Tarih, II, 566). Bu görüş Rasûlüllah (s.a.s) tarafından uygun bulunmuş ve derhal hendeğin kazılması için faaliyete geçilmişti. Selman (r.a), kuvvetli bir kimseydi ve kazı işinde oldukça verimli çalışmaktaydı. Ensar grubu, Selman (r.a)&#8217;ı sahiplenerek, &#8220;Selman bizdendir&#8221; dediler. Bunun üzerine muhacirler; &#8220;Hayır Selman bizdendir&#8221; demeye başladılar. Bunu duyan Rasûlüllah (s.a.s); &#8220;Selman bizdendir. O ehl-i beytimdendir&#8221; diyerek onu ehl-i beytine dahil etmiştir (Taberi, aynı yer; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 83). Selman (r.a), daha sonraki bütün savaşlarda Rasûlüllah (s.a.s) ile birlikte bulunmuştur. Mekkeli müşrikler, Medine önlerine geldikleri zaman şehirle aralarındaki hendeği gördüklerinde şaşırmışlardı. Çünkü Araplar daha önce böyle bir savunma usulünden habersizdiler. Müşrikler, bu hendeği geçmeyi denedilerse de başaramadılar. Savaşın kazanılmasında hendeğin rolü o kadar büyük olmuştur ki, bundan dolayı Hendek savaşı olarak adlandırılmıştır. Selman (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in yanından vefat edinceye kadar ayrılmadı. Hz. Ebu Bekir (r.a)&#8217;ın Halifeliği zamanında da Medine&#8217;de bulunmuştur. Ömer (r.a) devrinde İslâm ordusu İran&#8217;ın fethi için harekete geçtiği zaman Selman (r.a) da bu orduya katıldı. Selman (r.a) İran asıllıydı. Bundan dolayı düşman ordusunun durumunu çok iyi biliyordu. Ayrıca Farsların İslâm dinini kabul ederek dalaletten kurtulmalarını şiddetle arzulamaktaydı. İranlılar, Kadisi&#8217;ye yenilgisinden sonra Medain&#8217;de toplanmışlardı. Müslümanlar Dicle nehrinin kenarına geldikleri zaman, karşıya geçmek için hiç bir şey bulamadılar. Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, karşı sahile bir öncü birliği gönderip geçiş güvenliğini sağladıktan sonra, bütün orduya nehri geçme emrini verdi. Ordu topluca, suları kabarmış bir şekilde akan Dicle nehrine daldı. Sa&#8217;d (r.a)&#8217;in yanında Selman (r.a) bulunmaktaydı. Sa&#8217;d (r.a), dua ediyor ve Allah Teâlâ&#8217;nın dostlarına yardım edeceğini, dinini üstün kılacağını ve Allah Teâlâ&#8217;ya isyan eden bir topluluğun iyiliğe (İslâm&#8217;a) galebe çalamayacağını söylüyordu. Nehrin ortasında oldukça heyecanlı bir halde bulunan Sa&#8217;d (r.a)&#8217;a, Selman (r.a) şöyle demekteydi: &#8220;İslâm yepyenidir. Allah, karaları nasıl müslümanların emrine vermişse, denizleri de onların emrine verecek güçtedir. Allah&#8217;a yemin ederim ki müslümanlar nehre nasıl akın akın girmişlerse nehirden öylece akın akın çıkacaklardır&#8221;. Gerçekten Selman (r.a)&#8217;ın dediği olmuş ve müslüman ordusu hiç kayıp vermeden karşı kıyıya geçmişti (Taberi, Tarih, IV, 11-12; İbnul-Esîr, el-Kâmil fi&#8217;t-Tarih, II, 511-512). İranlı askerler dehşet içerisinde, onların nehri geçişlerine bakıyorlar ve kendi kendilerine; &#8220;Şeytanlar geliyor. Vallahi bizim savaştığımız bu topluluk cinlerden başkaları değildir&#8221; demekteydiler (Taberi, II, 514). İranlı askerler kaçarak Kisra&#8217;nın sarayına sığınıp direnmeye devam ettiler. Buraya gönderilen öncü birliğinin komutanı Selman (r.a)&#8217;dı. O, surun önüne geldiği zaman, İslamın emrettiği şekilde onları üç defa müslüman olmaya, kabul etmezlerse cizye ödemeye davet etti. Selman (r.a) onlara şöyle diyordu: &#8220;Ben de aslen sizden biriyim. Size acıyor ve yumuşak davranıyorum. Eğer müslüman olursanız bizim kardeşlerimiz olarak aynı haklara sahip olursunuz. Bunu kabul etmez, dininiz de kalmak isterseniz, bize itaat ederek cizye ödersiniz. Bunu da kabul etmezseniz, diğerleri gibi sizinle savaşırız&#8221; (Taberi, a.g.e., IV,14). Selman (r.a), meselenin Arapların Acemlere hâkimiyeti meselesi olmadığını onlara anlatabilmek için, &#8220;Sizden biri olduğum halde Araplar bana itaat ediyor&#8221; diyerek (İbn Hanbel, V, 444) ikna etmeye çalışıyordu. Selman (r.a) ilk iki şartı kabul etmemeleri üzerine onlara üç gün düşünmeleri için mühlet verdi. Üçüncü gün sarayda bulunan askerler teslim olmayı kabul ettiler ve böylece Kisra&#8217;nın muhteşem sarayı müslümanların eline geçmiş oldu (Taberi, a.g.e., IV). Daha önce Behuresirdekileri de o İslâm&#8217;a davet etmişti. Ancak buradakiler, cizye vermeyi de reddedince savaşılarak mağlup edilmişlerdi (Taberi, aynı yer). Sa&#8217;d (r.a) Medâin&#8217;de karargah kurmuştu. Ancak buranın havası, İslâm askerlerine iyi gelmemiş, iklim değişikliğinden dolayı yüzlerinin renkleri değişmişti. Bu durumu öğrenen Ömer (r.a), Sa&#8217;d'a haber göndererek, müslümanların yaşamalarına uygun bir yer tesbit edilmesi için Selman (r.a) ile Huzeyfe (r.a)&#8217;ı görevlendirmesini istedi. Bu yer ile Medine arasında ulaşım kolaylığını engelleyecek bir nehrin bulunmamasını özellikle vurguladı. Bölgede araştırmalarda bulunan Selman (r.a) ve Huzeyfe (r.a), sonunda Kufe üzerinde karar kıldılar ve burada ordugah şehri inşa edildi (17/638) (Taberi, a.g.e., IV, 40-41; İbnul-Esir, el-Kamil fit-Tarih, II, 527-528). Selman (r.a) İran&#8217;ın fethi için devam eden askerî harekâtlarda aktif olarak rol almıştır (Taberi, IV, 305; İbnul-Esir, el-Kâmil fit-Tarih, III, 132). Selman (r.a), Hz. Ömer (r.a) döneminde Medâin valiliğinde bulunmuştur. Selman (r.a), Hicri 36 yılında Medain&#8217;de vefat etmiştir (İbnul-İmad, Şezerâtu&#8217;z-Zeheb, I, 44; İbn Hacer, a.g.e., II, 63; İbnul-Esîr, Tarih, III, 287; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., VI,17). Ancak onun ölüm tarihi hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır. Hz. Osman (r.a)&#8217;ın hilafetinin sonlarına doğru, (35) veya 37 yılında vefat ettiği rivayet edilmekte; hattâ Hz. Ömer zamanında öldüğü de söylemektedir (İbnul-Esîr, Üsdü&#8217;l-Ğabe, II, 421). İbn Hacer, onun ölümü ile ilgili farklı tarihleri verdikten sonra, Enes (r.a)&#8217;den, İbn Mes&#8217;ud&#8217;un, ölüm döşeğindeki Selman (r.a)&#8217;ı ziyaret ettiği şeklindeki rivayeti delil alarak, İbn Mes&#8217;ud&#8217;un 34. yıldan önce vefat ettiğini, dolayısıyla Selman (r.a)&#8217;ın ölümünün 33. veya 32. yılında olması gerektiği görüşünü ileri sürmektedir (İbn Hacer, a.g.e., II, 63). Onun iki yüz elli ile üç yüz elli sene yaşadığı şeklinde rivayetler bulunmakta ve raviler iki yüz elli sene yaşadığının şüphe götürmez olduğunu söylemektedirler (el-Askalanî, a.g.e., II, 62; İbnul-Esîr, Tarih, II, 287; Üsdül-Ğabe, 421). İbn Hacer, Zehebî&#8217;nin rivayetlerini değerlendirdikten sonra, onun ancak seksen yıl kadar yaşamış olabileceği kanaatine vardığını nakletmektedir (İbn Hacer, aynı yer) ki, gerçeğe yakın olan da budur. Selman (r.a)&#8217;ın mezarı, Bağdad&#8217;ın 30 km doğusunda Medain harabeleri civarından akan Deyale ırmağının kenarındadır. Onun bulunduğu yer Selman-ı Pak (temiz Selman) olarak isimlendirilmiştir. Onun mezarının içinde bulunduğu cami IV. Murad tarafından tamir ettirilmiştir. Selman (r.a), ilim, fazilet ve zühd bakımından Ashabın en önde gelen simalarından birisi olup, Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;e yakınlığıyla tanınmaktadır. Hz. Aişe (r.an), şöyle demektedir: &#8220;Bir çok geceler Selman (r.a) Rasûlüllah (s.a.s) ile yalnız kalırlardı. Bu beraberlik o kadar sürerdi ki Rasûlüllah (s.a.s) hanımlarından birinin yanına bile girmezdi&#8221; (İbnul-Esir, Üsdül-Ğabe, II, 420). Rasûlüllah (s.a.s), Hendek savaşı esnasında onun ehl-i beytinden olduğunu ilân etmişti. Hz. Ali (r.a) onun hakkında; &#8220;Ona evvelkilerin ve sonrakilerin ilmi verilmiştir. Onda bulunan bu ilme ulaşılamaz&#8221; demiştir. Başka bir zaman da: &#8220;O bizim ehl-i beytimizdendir. Aranızdaki konumu Lokman Hekim gibidir. İlk ve son kitabı okumuştur. Sonu olmayan bir denizdir&#8221; demiştir. Muaz (r.a) kendisine gelenlere ilmi, aralarında Selman (r.a)&#8217;ın da bulunduğu dört kişiden talep etmelerini söylemiştir. Onun ilmi hakkında yapılan övgüler Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in söylediği; &#8220;Selman ilme doyuruldu&#8221; (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 85). Sözüne dayandırılmaktadır. Selman (r.a), Ebu Derdâ&#8217; (r.a)&#8217;ın gece boyu namaz kıldığı ve sürekli oruç tuttuğunu gördüğü zaman onu bundan alıkoyup hazırlanan yemekten yiyerek orucunu bozması konusunda ısrar etmiş ve ona; &#8220;Üzerinde gözünün hakkı vardır, ailenin hakkı vardır. Bazen oruç tut, bazen tutma; bazen namaz kıl, bazan ara ver&#8221; (bunları nafile olan ibadetleri için söylemiştir). Ebu&#8217;d-Derdâ&#8217; bu durumu Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;e ilettiği zaman o; &#8220;Selman senden daha âlimdir&#8221; dedi ve bunu üç kere tekrarladı (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 85-86). Hz. Ömer (r.a), ona büyük bir saygı gösterirdi. Ümmetin idaresinin sorumluluğu altında ezilen Ömer (r.a), duyduğu bir endişesini dile getirerek Selman (r.a)&#8217;a şöyle sormuştu: &#8220;Ben bir melik (kral) miyim, yoksa halife miyim?&#8221;. Selman (r.a) ona şöyle karşılık verdi; &#8220;Eğer sen müslümanların toprağından bir dirhemden az veya fazla bir para alır, sonra onu, haksız bir şekilde sarfedersen, sen halife olmayıp bir melik olursun&#8221; (Taberi, a.g.e., IV, 211; İbnu&#8217;l-Esir, Tarih, III, 59). Hz. Ömer (r.a), fey gelirlerini taksim ederken, Selman (r.a)&#8217;a dört bin dirhem hisse ayırmıştır. Bazı kimseler, &#8220;Halifenin oğlu (Abdullah) üç bin beşyüz dirhem alıyor, bu Farslı ise dört bin dirhem alıyor&#8221; diyerek bu durumu garipsemişlerdi. Oradakiler: &#8220;Selman, Rasûlüllah (s.a.s) ile Abdullah&#8217;ın katılmamış olduğu bir çok savaşa katılmıştır&#8221; diyerek cevapladılar (İbn Sa&#8217;d, IV, 86). Başka bir rivayette, Ömer (r.a), Fey gelirlerinden müslümanlara maaş bağlamak için Divanul-Atâ&#8217;yı tesis ettiği zaman, Sahabiler için İslâm&#8217;daki öncelikleri ve katıldıkları savaşları göz önüne alarak bir gruplandırma yaptığı; Selman (r.a)&#8217;ı, Hasan (r.a), Hüseyin (r.a) ve Ebu Zer ile birlikte olmadıkları halde Bedir ehlinden sayarak alacakları miktarı beş bin dirhem olarak kararlaştırdığı bildirilmektedir (Taberi, a.g.e., III, 614). Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Cennet üç kişiyi özler. Ali, Ammar ve Selman&#8221; (Tirmizi, Menâkıb, 34). Selman (r.a), son derece mütevazi ve kanaatkar bir hayat yaşamıştır. O, Medain&#8217;de vali bulunduğu ve çoğu devlet memurlarından fazla gelire sahip olduğu halde günlük yaşamı, son , derece sadeydi. O, köle olduğu zaman nasıl giyinir ve nasıl gezerdiyse Medain valisi olduğu zaman da aynı hal üzere devam etmişti. O, eline geçen parayı tasadduk eder ve kendi emeğiyle ürettiği şeylerden başkasını yemezdi. Tanımayan birisinin, onun vali olduğunu anlaması mümkün değildi. Medain sokaklarında yürürken Suriye tarafından gelen bir tüccar, üzerinde alelade bir aba ile gördüğü Selman&#8217;ı çağırarak yüklerini taşımasını istedi. O, hiç tereddüt etmeden yükleri sırtına aldı ve adamla birlikte yürümeye başladı. Onu bu halde görenler, &#8220;Bu validir&#8221; dediklerinde adam; &#8220;Seni tanımıyordum&#8221; diyerek özür diledi. Selman (r.a) ona, &#8220;Hayır bunları evine kadar götüreceğim&#8221; diyerek yoluna devam etti (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 88; buna benzer diğer bir olay için bk. aynı yer). Bazı kimselerin giyiminden dolayı kendisine dil uzatmaları ve hafife almalarına karşı hiç bir tepki göstermemiştir. Bir defasında iki genç asker yanından geçerlerken, onu göstererek; &#8220;Emiriniz budur&#8221; diyerek gülüyorlardı. Selman (r.a)&#8217;ın yanındaki adam ona, &#8220;Ey Ebu Abdullah! Şunların ne dediğini görüyor musun?&#8221; dedi. Selman (r.a) ona şöyle dedi: &#8220;Onları bırak. Hayır ve şer bu günden sonradır. Eğer toprak yemeyi becerebilirsen onu ye de, iki kişiye dahi olsa emir olmaktan kaçın. Mazlumun ve sıkışık durumdaki kimselerin duasından sakın. Çünkü onların duaları ile Allah Teâlâ arasında perde yoktur&#8221; (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 87-88). Selman (r.a) çok cömert bir kişiliğe sahipti. Eline geçen her şeyi fakirlere bölüştürürdü (İbnul-Esîr, Üsdül-Ğâbe, II, 420). O, hiçbir zaman sadaka kabul etmemiştir. Çoğu zaman eline geçen parayla hemen et alır ve onu pişirerek, hadis ehlini çağırır ve birlikte yerlerdi (İbn Sa&#8217;d, IV, 9). Selman (r.a), ölüm döşeğine yattığı zaman, ziyaretine giden Medain valisi Sa&#8217;d b. Malik ve Sa&#8217;d b. Mes&#8217;ud onu ağlarken buldular. Neden ağladığını sorduklarında o şöyle cevap vermişti: &#8220;Rasûlüllah (s.a.s) bizden bir ahid aldı. Hiç birimiz onu koruyamadık. O bize şöyle demişti: &#8220;Sizin dünyadaki geçimliliğiniz bir yolcunun azığı kadar olsun &#8220;. Onun ilmi ve takvası diğer sahabileri de etkilemekteydi. Zira onu ziyarete giden Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, kendisine nasıl davranması gerektiği şeklinde tavsiyede bulunmasını istemişti (İbn Sa&#8217;d, a.g.e., IV, 90-91). Selman (r.a), sık saçlı, uzun boylu bir kimseydi. Onun Medâin&#8217;de Bukeyre adında bir hanımı vardı (İbn Sa&#8217;d, IV, 92). Selman (r.a), Medine&#8217;deyken Hz. Ömer (r.a)&#8217;in kızını ondan istediği, fakat, Amr b. el-Âs&#8217;ın bu konuda Selman (r.a)&#8217;ı kızdırması üzerine bundan vazgeçtiği nakledilmektedir (İbn Abdırrabbih, Ikdu&#8217;l-Ferid, Beyrut 1949, VI, 90). Ancak onun ailesi hakkında açık rivayetler bulunmamaktadır. Sufiler, Selman (r.a)&#8217;ı Ashabul-Suffe ile birlikte tasavvufun kurucularından biri olarak kabul ederler. Bir çok tarikat silsilesi ona dayandırılmaktadır. O, Rasûlüllah (s.a.s)&#8217;in berberliğini yaptığı için Futuvvet teşkilatına bağlı berberlerin piri olarak kabul edilmekteydi. Selman (r.a)&#8217;ın sahip olduğu haklı şöhreti, bütün müslümanların ona karşı içten bir sevgi duymalarına sebep olmuştur. Sünnî müslümanlar onun adını büyük bir sevgiyle anarlar. Ehli beytten sayılması, Şiilerin ona karşı farklı bir ilgi göstermelerine sebep olmuştur. Hacdan dönen Şiiler Kerbela&#8217;dan sonra onun mezarını ziyaret etmeyi ihmal etmezler. Ayrıca, Şiiler, Hz. Ali ve Ehli Beyt hakkıntla rivayet olunan hadislerin çoğunu ona isnad ederler. Gulat-ı Şia ekollerinde ise o, ilahî sudur sırasında Ali (r.a)&#8217;den hemen sonra yer alır. Nusayriler ise onu, üç gizli harften biri kabul ederler. Nusayriliğin teslis akidesini ifade eden ayn, mim ve sin harflerinden ayn Ali&#8217;yi, mim Muhammed (s.a.s)&#8217;i, sin ise Selman&#8217;ı ifade eder. Mana (Ali), ism (Muhammed) bab ise Selman&#8217;dır. Buna göre o Nusayrî teslis akidesinin kapısı (bab) olup, üçüncü had&#8217;dır. Durzîler ise, Kur&#8217;an&#8217;ın Selman&#8217;a vahyolunduğuna, Peygamberin Kur&#8217;an&#8217;ı ondan aldığına inanmaktadırlar. Bu ekoller, oluşturdukları inanç sistemlerinde diğer bir kaç sahabi ile birlikte Selman (r.a)&#8217;ı temel unsur olarak kullanmışlar ve ona çeşitli fonksiyonlar yüklemişlerdir. Bu mezheplerin gerçekte mutedil Şia ile alakaları yoktur. Zira muhtevâlarındaki inanç prensipleri gözönüne alındığı zaman İslamî şahsiyetlerin isimlerini kullanarak putperest bir inanç sistemi meydana getirdikleri görülecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/selman-farisi-r-a.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. HAMZA (r.a)</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hz-hamza-r-a.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hz-hamza-r-a.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 22:36:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>baysal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Allahın aslanı]]></category>
		<category><![CDATA[Hamza]]></category>
		<category><![CDATA[Hz hamza]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. HAMZA (r.a)]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. hamzanın hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.hamza kim]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimizin amcaları]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber efendimizin amcası]]></category>
		<category><![CDATA[sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[Şehidlerin efendizi]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud Şehîdleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yer ağlıyordu hamzaya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7219</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Hz. Peygamber&#8217;in amcası, Şehidlerin efendisi. Künyesi; Ebn Ya&#8217;la veya Ebû Ammâre; Lakabı; Esedullah (Allah&#8217;ın Aslanı)dır. Babası Abdulmuttalib, annesi Hâle&#8217;dir. Hz. Hamza, Peygamberimizin amcalarının en küçüğüdür. Doğumdan bir kaç gün sonra, Peygamberimizi emziren Ebû Lebeb&#8217;in câriyesi Süveybe daha önceleri Hz. Hamza&#8217;yı da emzirmiş olduğundan, Hamza Peygamberimizin süt kardeşi idi. Hz. Hamza, orta boylu, güçlü kuvvetli, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.islamiyol.com/hz-hamza-r-a.html/fdsf" rel="attachment wp-att-7221"><img class="alignleft size-full wp-image-7221" title="fdsf" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/fdsf.jpg" alt="" width="185" height="160" /></a></p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;in amcası, Şehidlerin efendisi.</p>
<p>Künyesi; Ebn Ya&#8217;la veya Ebû Ammâre; Lakabı; Esedullah (Allah&#8217;ın Aslanı)dır. Babası Abdulmuttalib, annesi Hâle&#8217;dir.</p>
<p>Hz. Hamza, Peygamberimizin amcalarının en küçüğüdür. Doğumdan bir kaç gün sonra, Peygamberimizi emziren Ebû Lebeb&#8217;in câriyesi Süveybe daha önceleri Hz. Hamza&#8217;yı da emzirmiş olduğundan, Hamza Peygamberimizin süt kardeşi idi.</p>
<p>Hz. Hamza, orta boylu, güçlü kuvvetli, heybetli, onurlu bir sahabîdir. Hz. Hamza (r.a) iyi bir avcı, keskin nişancı, Kureyş&#8217;in en şereflilerindendir. Mazlumlara yardım etmeyi seven cesur bir savaşçıydı. Av dönüşü evine gitmeden Ka&#8217;be&#8217;yi tavaf edecek kadar kutsal kabul ettiği değerlere saygılı, karşılaştığı şahıslara selâm verip sohbet etmesini seven mürüvvetli bir insandı. Onun gençlik dönemine ait bilgilerimiz yok denecek kadar azdır (İbnu&#8217;l-Esîr, İsdit&#8217;l-Gâbe, II, 52).</p>
<p><span id="more-7219"></span>Peygamberimiz yakınlarına İslâm&#8217;ı tebliğ etmiş olmasına rağmen, Hz. Hamza henüz müslüman olmamıştı. Ebû Cehil&#8217;in Peygamberimize yaptığı bir hakaret sonucunda müslüman olmuştur. Peygamberimiz bir gün Safâ tepesinde iken Ebû Cehil ve arkadaşları onun yanına gelirler. Ebû Cehil Peygamberimize hakaret eder. Abdullah b. Cüdâ&#8217;nın câriyesi bu olayı seyredin av dönüşü Kabe&#8217;ye uğramayı âdet edinen Hz. Hamza&#8217;ya anlatır. Hz. Hamza, eve gitmeden Ebû Cehil&#8217;in yanına uğrayarak elindeki yayı Ebû Cehil&#8217;in kafasına çalar, başını yaralar ve hakaret eder. Bir gün sonra da Allah Rasûlünün yanına giderek (Bi&#8217;set&#8217;ten iki yol sonra) müslüman olur.</p>
<p>Hz. Hamza&#8217;nın müslüman olması Peygamberimizi çok sevindirmiştir. Onun İslâm&#8217;a girmesiyle müslümanlar güçlendi. Müşrikler rahatsız oldular.</p>
<p>Mekke müşrikleri, hicretten sonra da rahat durmadılar. Peygamberimizin ve müslümanların Medine&#8217;den çıkarılması için Abdullah b. Übeyy, Hazreç ve Evs kabilesi müşrikleriyle ilişki kurdular. Müslümanların hac yollarını da kapadılar.</p>
<p>Müşriklerin gözlerini korkutmak, Şam ticaret yollarını keserek onları sıkıntıya düşürmek gerekiyordu. Peygamberimiz bu amaçla Hz. Hamza&#8217;yı Sifu&#8217;l-Bahr&#8217;a gönderdi. Otuz kişilik bir kuvvetle Hz. Hamza belirtilen yere vardı. Müşriklerin kervam Sifu&#8217;l-Bahra gelmişti. Kervanda Ebû Cehil de bulunuyordu. Üçyüz kişilik bir kuvvetleri vardı.</p>
<p>Hz. Hamza, müşriklerle çarpışmak istiyordu. Yanında bulunan müslümanlar da aynı duyguyu yaşıyorlardı.</p>
<p>Henüz müşrik olan Mecdi b. Amr b. Cühenî bu iki grubun arasına girdi. Hem müslümanlarla hem de müşriklerle görüştü. Sonunda iki tarafı çarpışmaktan vazgeçirdi.</p>
<p>Bundan Sonra Hz. Hamza&#8217;yı Bedir savaşında görüyoruz. Bedir savaşında Utbe, Vefid, Şeybe meydana çıktılar. Çarpışmak için er dilediler. Hz. Hamza, Şeybe ile çarpıştı. Bir hamlede Şeybe&#8217;yi öldürdü. Daha sonra Utbe&#8217;yi ve Tuayma b. Adiyy&#8217;i öldürdü.</p>
<p>Hz. Hamza, Bedir savaşında kahramanca savaştı. Allah ve Rasûlünün hoşnutluğunu kazandı.</p>
<p>Bedir savaşında Hz. Hamza (r.a)&#8217;nın etkinliği ileri boyutlara ulaştı ve müşriklere karşı amansız bir savaş verdi. Hârisû&#8217;t-Temîmî, HzHamza&#8217;nın Bedir&#8217;deki durumunu anlatan bir rivayetinde şöyle diyor: &#8220;Hamza b. Apdülmuttalib(r.a)&#8217;in, Bedir savaşında üzerinde, deve kuşu olan kim&#8221; diye sordu. &#8220;Hamza b. Abdulmuttalib&#8221; diye cevap verildi. O müşrik: &#8220;Ne yaptıysa O bize yaptı&#8221; diye mırıldandı&#8221; (M. Yusuf Kandehlevi, Hadislerle müslümanlık, ll, 553).</p>
<p>Hz. Hamza, Bedir Savaşını mütekaib Kaynukoğulları gazvesine katıldı.</p>
<p>Peygamber Medine&#8217;ye geldiğinde Yahudilerle anlaşma yapmıştı. Yahudiler, Bedir savaşını müslümanların kazanmasını hazmedemediler.</p>
<p>&#8220;Siz savaşın ne demek olduğunu bilmeyen adamlarla çarpıştınız&#8221; dediler. Savaş için fırsat kollamaya başladılar.</p>
<p>Kaynuka gazvesi&#8217;nin genel sebebi bir kadına karşı yapılan terbiyesizliktir. Kadıncağız bazı eşyalarını Kaynuka pazarında sattıktan sonra bir kuyumcuya giriyor. Kuyumcu yahudi kadının eteğinin alt kısmını üst kısmına bir dikenle iğneliyor. Kadıncağız ayağa kalktığında üzeri açılıyor. Utanıyor, sıkılıyor, feryat ediyor, çevresinden yardım istiyor. Kadının yardımına koşan müslümanlar Yahudiyi öldürüyor. Yahudiler de müslümanın başına üşüşüyorlar ve onu şehid ediyorlar.</p>
<p>Öldürülen müslümanın akrabaları Peygamberimizden yardım istiyorlar. Bunun üzerine-Peygamberimiz Yahudilerden antlaşmanın yenilenmesini istedi. Yahudiler Peygamberimizin bu isteğini reddettiler.</p>
<p>Bu olay üzerine Peygamberimiz beyaz sancağım Hz. Hamza&#8217;nın eline verip Kaynukaoğullarının üzerine gönderdi. Kaynukaoğulları Yahudileri bekledikleri yardıma kavuşamayınca teslim olmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Bedir savaşı&#8217;nın acısını unutmayan Kureyşliler yeniden savaş için hazırlığa başladılar. Bir yıl önceki kervanın gelirini savaş için harcamaya karar verdiler. Savaş için değişik müşrik kabilelerden yardım isteyerek büyük bir kuvvet oluşturdular.</p>
<p>Bu kez de Kureyş&#8217;in kadınları da katılacaktı. Bedir Savaşı&#8217;nın bozgunla bitmesi sebebiyle müşrik kadınlar erkeklerini suçluyorlardı. Bedir&#8217;in matemini tutarak erkekleri savaşa teşvik ediyorlardı.</p>
<p>Cübeyr b. Mut&#8217;i'nin Vahşi adında Habeşli bir kölesi vardı. Bu köle harbe (Habeşlilere özgü bir mızrak) atmakta oldukça maharetli idi. Hz. Hamza, Cübeyr b. Mut&#8217;im&#8217;in amcası Tuayma b. Adiyy&#8217;i Bedir savaşında öldürmüştü. Cübeyr, amcasının acısını unutmamıştı. Kölesi Vahşi ile konuştu. Hz. Hamza&#8217;yı öldürmesi şartıyla kendisini serbest bırakacağını bildirdi.</p>
<p>Peygamberimiz, Medine&#8217;nin içinde kalmayı, savunma savaşı yapmayı düşünüyordu. Bedir Savaşı&#8217;na katılmayanlar düşmanla yüz yüze gelmek, Medine dışında savaşmak istiyorlardı. Peygamberimiz Ashabın bu tavrı karşısında Medine dışında savaşılmasına karar verdi.</p>
<p>Hz. Hamza&#8217;da Medine dışında savaşılmasına taraftardı. Hattâ Peygamberimize &#8220;sana, kitabı indirmiş olan Allah&#8217;a yemine eder, and içerim ki, bu kılıcıma Medine dışında Kureyş müşrikleriyle çarpışmadıkça yemek yemeyeceğim&#8221; demişti.</p>
<p>Hz. Hamza Cuma günü oruçlu idi. Cumartesi müşriklerle karşılaştığı zaman da oruçlu bulunuyordu.</p>
<p>Peygamberimiz, sabahleyin &#8220;Rüyada, meleklerin, Hamza&#8217;yı yıkadıklarını gördüm&#8221; diye buyurdu. Uhut bölgesine varıldı, orduya savaş düzeni verildi. Kureyş&#8217;in birinci bayraktarı Talha b. Ebî Talha, Hz. Ali tarafından, ikinci bayraktarı Osman b: Ebî Talha da Hz. Hamza tarafından öldürüldü. Sancaktarların ölmesi Kureyş&#8217;i şaşkına çevirdi. Sarsıldılar, sendelediler. Halid b. Velid&#8217;in saldırıları da sonuç vermedi: Müşrikler, kaçışmaya başladılar. Hz. Hamza Uhud günü &#8220;ben Allah&#8217;ın Arslanıyım&#8221; diyerek kıhç salladı. Sâfvân, Hz. Hamza&#8217;yı savaşırken görüyor, &#8220;Ben, bugüne kadar kavmini öldürmeye onun kadar hırslı bir kimse daha görmedim&#8221; buyuruyor. Uhud savaşında müşriklerin çoğunu Hz. Hamza öldürmüştür.</p>
<p>Kureyşliler bozguna uğrayıp kaçmaya başlayınca Peygamberimiz tarafından görevlendirilen okçular yerlerini bırakmaya başladılar. Birbirlerine &#8220;ne duruyorsunuz? Allah, düşmanı bozguna uğrattı. Siz de, müşriklerin ordugahına giriniz. Kardeşlerinizle birlikte ganimet toplayınız&#8221; dediler. Diğer bir kısmı bu teklife itiraz ettiler. &#8220;Siz Rasûlullah&#8217;ın: Bizi arkamızdan koruyunuz! Sakın yerinizden ayrılmayınız! Bizim öldürüldüğümüzü görürseniz de yardımımıza koşmayınız! Ganimet topladığımızı görürseniz de, bize katılmayınız! Bizi arkamızdan koruyunuz&#8221; buyurduğunu bilmiyor musunuz?&#8221; dediler.</p>
<p>Okçular, komutanları Abdullah b. Cübeyr&#8217;i dinlemediler; &#8220;ganimetten nasibimizi alacağız&#8221; diyerek yerlerini terkettiler. Abdullah b. Cübeyr&#8217;in yanında çok az bir kuvvetin kaldığını gören Halid b. Velid bu fırsatı değerlendirmek istedi. Kuvvetlerini bir araya topladı, okçuların üzerine yürüdü. Abdullah b. Cübeyr, kendilerine doğru bir kuvvetin geldiğini görünce arkadaşlarına dağılmamalarını söyledi. Müslüman okçular, üzerlerine gelen Kureyş müşriklerini ok yağmuruna tuttular. Okları bitinceye kadar kahramanca savaştılar. Abdullah b. Cübeyr, okları bitince mızrağı ile savaştı. daha sonra kılıcını kınından sıyırdı. Şehid düşünceye kadar çarpıştı. Diğerleri de aynı şekilde savaştılar. Kureyş&#8217;in süvarileri insanlığa yakışmayan bir davranışla Abdullah b. Cübeyr&#8217;in karnını deştiler, barsaklarını döktüler.</p>
<p>Okçuların yerlerini bırakması, kalan kısmının şehid edilmesiyle müslümanlar gâfil avlandılar. Hem arkadan, hem önden kuşatıldılar. Müslümanlar şaşkınlıkla birbirlerine kılıç sallamaya başladılar.</p>
<p>Hâris b. Amr kızı ile Utbe&#8217;nin kızı Hind de Hz. Hamza&#8217;yı öldürmesi için Vahşi&#8217;yi. teşvik ediyorlardı. Vahşi, açık dövüşmekten korkuyor, gizli dövüşmeyi tercih ediyordu.</p>
<p>Vahşi, Uhud Savaşındaki durumu şöyle açıklıyor: &#8220;Halk arasında Ali&#8217;yi aradım. Çok uyanık, girişken, çevik, çekingen ve etrafına çok bakınan bir adamdı. Kendi kendime:&#8221;benim aradığım adam bu değildir&#8221; dedim. O sırada Hamza&#8217;yı gördüm. Halkı kasıp kavuruyor, kesip biçiyordu. Fırsat kollamak için kayanın arkasına gizlendim. Bir ara Şiba&#8217;b. Ümmü Emmâr &#8220;var mı benle çarpışacak bir yiğit&#8217; diyerek meydan okuyordu. Hamza ona: &#8220;Allah ve Rasûlüne sen misin meydan okuyan&#8217; dedi. Göz açtırmadan, bacaklarından vurdu yere serdi. Sel suları arkalarına eriştiği sırada ayağı kayıp düşünce mızrağımı fırlatıp attım; böğründen vurdum.&#8221;</p>
<p>Hz. Hamza&#8217;yı Şehid eden Vahşi daha sonra bir kenara çekilir. Hind üzerindeki takılarını çıkarır Vahşi&#8217;ye verir. Hz. Hamza&#8217;nın yanına gelen Hind, onun burnunu, kulaklarını keser, cesedine işkence yapar, hatta ciğerini bile çiğneyerek parçalar.</p>
<p>Vahşi müslüman oluşunu anlatırken: &#8220;Mekke&#8217;nin fethinden sonra Mekke&#8217;ye gelerek Rasûl-i Ekremi gördüm. Bana dedi ki: &#8220;Sen Vahşi misin?&#8221; Ben cevap verdim: &#8220;Evet&#8221; Hamza&#8217;yı sen mi öldürdün? buyurdular. &#8220;Öyle oldu&#8221; dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü buyururdular ki: &#8220;bana yüzünü göstermemen mümkün mü? Ben de çıkıp gittim. Rasûlullah&#8217;ın vefatından sonra yalancı peygamber Müseyleme ortaya çıktı. Belki bu herifi öldürürüm de günahımı öderim, diye düşündüm. Müslûmanlarla birlikte Yemâme&#8217;ye gittim ve bildiğiniz gibi Mûseyleme&#8217;yi öldürdüm (Sahihi Buharî, V, 36, 37).</p>
<p>Allah Rasûlünün Hz. Hamza&#8217;ya derin bir sevgisi vardı. Bu sevgiden dolayı elinde olmayarak &#8220;Vahşi&#8221;ye karşı olumsuz bir tutum içinde olmaktan da çekiniyordu. Bu sebeple de Vahşi&#8217;yi görmek istememişti.</p>
<p>Peygamberimiz, Hz. Hamza&#8217;nın şehit olduğunu öğrenince onun başı ucuna gelir ve dua eder. Hz. Hamza, kız kardeşi Safiyye&#8217;nin getirdiği bir hırka ile kefenlendi. Peygamberimiz, amcası Hamzâ&#8217;nın cenaze namazını kıldırdı. Hz. Hamza, Uhud&#8217;a defnedildi.</p>
<p>Hz. Peygamber&#8217;den iki veya dört yaş büyük olan Hamza, öldürüldüğünde elli yedi yaşında idi. Hz. Peygamber (s.a.s) öldürülen her şehid ile beraber Hamza&#8217;nın namazını tekrarlamış; o gün yetmiş iki defa onun cenaze namazını kıldırmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in ilk cenaze namazı kıldığı şehidin de Hz. Hamza olduğu söylenmiştir. Hz. Hamza&#8217;nın eşi, çocukları Medine&#8217;de olmadığı için şehâdetine ağlanmamış bunu gören Hz. Peygamber &#8220;Hamza&#8217;nın niye ağlayanları yok&#8221; buyurmuştur. Bunu duyan Ensâr önce Hamza için sonra kendi şehidleri için ağlamaya başlıyorlar. Tarihçi Vâkıdî (V. 207/223) benim zamanıma kadar bu adet devam etmekteydi diye naklediyor (İbnü&#8217;l-Esir, Usdü&#8217;l-Gâbe, II, 51, 55).</p>
<p>Hz. Hamza, bir gün Peygamber Efendimize gelerek Cebraîl (a.s)&#8217;ı asli yapısıyla görmek istediğini bildirdi. Peygamberimiz, Hz. Hamza&#8217;ya &#8220;O&#8217;nu görmeye dayanabilir misin?&#8221; diye sordu. Hz. Hamza, &#8220;Evet, dayanabilirim&#8221; diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz &#8220;otur, öyleyse&#8221; buyurdular. Cebrail (a.s.) müşriklerin Kâbe&#8217;yi tavaf edecekleri zaman elbiselerini üzerine koymakta oldukları kütüğe indi. Peygamberimiz Hz. Hamza&#8217;ya &#8220;Kaldır gözünü, bak&#8221; dedi. Hz. Hamza&#8217;ya bakıp, Cebrail&#8217;in zebercede yeşil cevhere benzeyen ayaklarını görünce bayıldı. Arkasının üzerine düştü. Bu olayı İbn Sa&#8217;d Tabakat&#8217;ında anlatmaktadır.</p>
<p>Hz. Hamza Peygamber (s.a.s)&#8217;den şu hadisi rivâyet etmiştir: &#8220;Şu duayı hiç bırakmayın; &#8220;Allahümme inni es&#8217;eluke bismike&#8217;l-a&#8217;zam ve rıdvânıke&#8217;lekber&#8221; (İbn Esîr, Usdü&#8217;l-Gâbe, II, 55).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hz-hamza-r-a.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asım Bin Sabit</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/asim-bin-sabit.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/asim-bin-sabit.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 14:15:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pehlivan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Bin Sabit]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Bin Sabit hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Bin Sabit hayatını oku]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Bin Sabit kim]]></category>
		<category><![CDATA[Asım Bin Sabit kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[din kültürü ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Muayt]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Muayt kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[hz Asım Bin Sabit]]></category>
		<category><![CDATA[islami yol]]></category>
		<category><![CDATA[ödev]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe-i Kiram]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabelerin hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[Ukbe bin Ebi Muayt]]></category>
		<category><![CDATA[Ukbe bin Ebi Muayt kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7107</guid>
		<description><![CDATA[Arıların koruduğu sahâbî Asr-ı saâdette küfür ve şirk karanlıklarından kurtulup, İslâm nûruna kavuşanların hayatlarında, tamamen bir değişiklik oluyor ve eski hayatlarıyla alâkalı her şeyi terk ediyorlardı. Müslüman olmadan önceki hayatlarını hatırlatan bir hâdise onlara büyük bir ızdırap veriyordu. Bu durum Akabe bî&#8217;atından önce Müslüman olan Medîneli Âsım bin Sâbit&#8217;te de kendini göstermişti. Âsım Müslüman olduktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" title="muhammed" width="300" height="233" class="alignleft size-medium wp-image-7016" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Arıların koruduğu sahâbî</span></p>
<p>Asr-ı saâdette küfür ve şirk karanlıklarından kurtulup, İslâm nûruna kavuşanların hayatlarında, tamamen bir değişiklik oluyor ve eski hayatlarıyla alâkalı her şeyi terk ediyorlardı. Müslüman olmadan önceki hayatlarını hatırlatan bir hâdise onlara büyük bir ızdırap veriyordu. Bu durum Akabe bî&#8217;atından önce Müslüman olan Medîneli Âsım bin Sâbit&#8217;te de kendini göstermişti.</p>
<p>Âsım Müslüman olduktan sonra, hiç bir müşrike dokunmamaya ve müşriklerden hiçbirini de kendine dokundurmamaya karar vermişti. Bu kararında sâbit olması için de devamlı olarak Allahü teâlâya duâ ediyor, yalvarıyordu.</p>
<p><span id="more-7107"></span>Taşla saldırırız</p>
<p>Âsım bin Sâbit Bedir savaşına katılmış, büyük kahramanlık göstermişti. Peygamber efendimiz, Bedir gazâsının gecesinde Eshâb-ı kirâma nasıl harp edileceğini, harpte hangi usûlü takip edeceklerini sordu. Asım bin Sâbit eline yayı ve oku alarak dedi ki:</p>
<p>- Yâ Resûlallah, Kureyş kavmi 100 metre veya daha yaklaştıkları zaman yayla okları kullanırız. Kureyşliler, bize taş yetişecek kadar yakınımıza geldikleri zaman taşla mücâdele ederiz. Mızrak yetişecek kadar yakınımıza geldikleri zaman, mızrak kırılıp parçalanıncaya kadar mızrakla mücâdele ederiz. Kırılınca mızrağı bırakır, kılıçlarımızı sıyırır ve kılıçla çarpışmaya tutuşuruz.</p>
<p>Peygamber efendimiz bunu beğendiler ve buyurdular ki:</p>
<p>- Harbin îcâbı budur. Bu tarzda çarpışılması lâzımdır. Çarpışan ve vuruşan Âsım&#8217;ın çarpışması gibi çarpışşın!</p>
<p>Bedir harbi bu şekilde yapıldı ve meleklerin de yardımıyla Allahü teâlâ zafer ihsân eyledi. Âsım bin Sâbit bu gazâda Kureyş&#8217;in ileri gelenlerinden Ukbe bin Muayt&#8217;i öldürdü. Bu Ukbe Mekke&#8217;de Peygamberimizi boğmaya kalkmış ve hayatına son vermek için çalışmış azıl müşriklerden idi.</p>
<p>Peygamberimizin hicreti üzrerine:</p>
<p>- Ey Kusvâ (Peygamberimizin devesinin adı) adındaki devenin binicisi! Hicret edip bizden uzaklaştın. Fakat pek yakında beni atlı olarak karşında göreceksin. Mızrağımı size saplayıp, onu kanınızla sulayacağım. Kılıçla hiç örtülü yerinizi bırakmayacağım, ma&#8217;nâsına gelen beytler söyledi.</p>
<p>Peygamberimiz onun bu sözlerini işitince:</p>
<p>- Allahım! Onu yüzü koyun, burnunun üzerine düşür! diyerek duâ etti.</p>
<p>Ukbe bin Ebi Muayt, Bedir&#8217;de Kureyş ordusunun yenildiği anladığı zaman, kaçıp kurtulmak için atını sürdü. Fakat hayvan hiçbir şey yokken birden ürkmüş ve Onu yere vurmuştu. Resûlullahın duâsı gerçekleşmişti. Abdullah bin Seleme de onu esir etmişti.</p>
<p>Bir tek ben öldürülüyorum</p>
<p>Peygamberimiz Âsım bin Sâbit&#8217;e Ukbe&#8217;nin cezâlandırılmasını emretti. Ukbe dedi ki:</p>
<p>- Yazıklar olun sana ey Kureyş cemâ&#8217;atı. Şunlar arasında neden bir tek ben cezâlandırılıyorum?</p>
<p>Peygamberimiz buyurdu:</p>
<p>- Allah ve Resûlüne olan düşmanlığından dolayı cezâlandırılıyorsun.</p>
<p>- Yâ Muhammed! Kavminden herkese yaptığını bana da yap. Onları öldürürsen beni de öldür. Onlara emân verirsen bana da emân ver. Onlardan kurtulmaları için para alırsan, onlar gibi benden de al. Yâ Muhammed! Sen beni öldürürsen, küçüklere kim bakacak?</p>
<p>- Onları Allaha bırak. Ey Âsım git onun cezâsını ver!</p>
<p>Âsım bin Sâbit gidip Ukbe&#8217;nin cezâsını verince Peygamberimiz buyurdu ki:</p>
<p>- Vallahi; Allahı, Resûlünü ve Kitâbını inkâr eden, Peygamberini işkenceden işkenceye uğratan senden daha kötü bir adam bilmiyorum.</p>
<p>Âsım bin Sâbit, Uhud&#8217;da da bulundu ve Resûlullahın has okçularından idi. Bu savaşta Resûlullahın yanından bir an bile ayrılmayan, O&#8217;nunla beraber sebât eden bahtiyarlardandı. Bu gazâda müşriklerin sancaktarlarından Müsâfi bin Talhâ ile kardeşi Hâris bin Talhâ&#8217;yı ok ile öldürdü.</p>
<p>Bunların anneleri Sülâfe binti Sa&#8217;d, Hz. Âsım&#8217;ın kafatasından şarap içmeyi nezrederek yemîn etti ve Onun başını kendisine getirene yüz deve vermeyi vaad etti.</p>
<p>Öğretmenler heyeti</p>
<p>Uhud savaşında ba&#8217;zı yakınları ölen müşrikler de, Müslümanlardan bunların intikamını almak istediler. Alçakça bir plân hazırladılar. Hemen de plânı tatbike koydular. Bu maksatla bir heyet Medîne&#8217;ye giderek Resûlullahın huzuruna çıkıp ricada bulundular:</p>
<p>- Yâ Resûlallah! Bizim kabîlelerimiz, İslâmiyeti kabûl ettiler. Yalnız Kur&#8217;ân-ı kerîm öğretmenine ihtiyâcımız var. Lütfen bize; İslâmiyeti, Kur&#8217;ân-ı kerîmi öğretecek kimseler yollar mısınız?</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz kendilerine, 10 kişilik bir öğretmenler heyeti yolladılar. Başlarında, Âsım bin Sâbit hazretlerinin bulunduğu bu heyette, Mersed bin Ebî Mersed, Hâlid bin Ebî Bükeyr, Hubeyb bin Adiy, Zeyd bin Desinne, Abdullah bin Târık, Muattib bin Ubeyd de bulunuyordu.</p>
<p>Bu öğretmenler kâfilesi, geceleri yürüyerek, gündüzleri gizlenerek Hüzeyl kabîlesi topraklarında, Reci&#8217; suyu başında, seher vakti konakladılar&#8230;</p>
<p>Bu sırada yanlarında bulunan Adal ve Kare kabîlesi heyetinden biri, bir bahane ile yanlarından ayrıldı. Hemen Lıhyanoğularına gidip haber verdi.</p>
<p>Çok geçmeden kâfilenin etrâfı sarıldı. 200&#8242;den fazla silâhlı eşkıyâ oradaydı. &#8220;Bize öğretmen lâzım!&#8221; diyenler, çekip gittiler. O güzîde Müslümanları, eşkiyâ ile karşı karşıya bıraktılar&#8230;</p>
<p>Lıhyanoğulları mensupları, esir ticâreti ile geçinirlerdi. Bu sebeple, &#8220;Teslim olun! Canınızı kurtarın!&#8221; teklifinde bulunuyorlardı. Asıl niyetleri onları Mekke&#8217;de köle olarak satmaktı. Böylece çok para kazanacaklardı. Çünkü Mekkeli müşrikler kendilerine demişlerdi ki:</p>
<p>- Yakaladığınız her Müslüman için, değerinden fazla para öderiz!</p>
<p>Bunu Müslümanlar da duymuşlardı. Âsım bin Sâbit, Mersed bin Ebî Mersed ve Hâlid bin Ebî Bükeyr:</p>
<p>- Hiç bir zaman müşriklerin ne sözlerini, ne de akidlerini kabûl ederiz, diyerek müşriklerin tekliflerini reddettiler.</p>
<p>Âsım bin Sâbit dedi ki:</p>
<p>- Ben hiçbir zaman müşriklere el sürmemeye ve müşriklerden hiçbirini de kendime dokundurmamaya karar vermiştim. Onların sözlerine kanarak kâfirlere teslim olmam.</p>
<p>Sonra ellerini açarak şöyle duâ etti:</p>
<p>- Allahım! Peygamberini durumumuzdan haberdâr et!</p>
<p>Ölmekten korkmayız</p>
<p>Allahü teâlâ, Hz. Âsım&#8217;ın duâsını kabûl buyurdu ve Resûlullah efendimiz onlardan haberdar oldu.</p>
<p>Âsım bin Sâbit müşriklere haykırdı:</p>
<p>- Biz ölmekten korkmayız! Çünkü dînimizde basiretliyiz. Ölünce şehîd olur Cennete gideriz!</p>
<p>Müşriklerin ileri gelenlerinden Süfyân bağırdı:</p>
<p>- Ey Âsım, kendini ve arkadaşlarını zâyi etme, teslim ol!</p>
<p>Âsım bin Sâbit ok atmak suretiyle cevap verdi. Ok atarken:</p>
<p>- Ben güçlüyüm hiç eksiğim yok. Yayımın kalın teli gerilmiştir. Ölüm hak, hayat boş ve geçicidir. Mukadderâtın hepsi başa gelicidir. İnsanlar er-geç Allaha rücû edicidir. Eğer ben sizinle çarpışmazsam anam üzüntüsünden aklını kaybeder, ma&#8217;nâsında şiirler söylüyordu.</p>
<p>Senin dînini korudum</p>
<p>Hz. Âsım&#8217;ın sadağında yedi ok vardı. Attığı her ok ile bir müşriki öldürdü. Oku bitince birçok müşriği mızrağıyla delik deşik etti. Öyle bir an oldu ki mızrağı da kırıldı. Hemen kılıcını sıyırdı, kınını kırıp attı. Bu, &#8220;ölünceye kadar döğüşeceğim, teslim olmayacığım&#8221; ma&#8217;nâsına gelirdi. Sonra da şöyle duâ etti:</p>
<p>- Allahım! Ben bugüne kadar senin dînini koruyup hıfzettim, sakladım. Senden bu günün sonunda, benim etimi, vücudumu koruyup, hıfzetmeni niyâz ediyorum.</p>
<p>Çünkü Uhud&#8217;da öldürdüğü iki kardeş olan Hâris ve Müsâfi&#8217; bin Talhâ&#8217;nın anneleri Hz. Âsım&#8217;ın kafatasından şarap içmeye yemîn etmiş ve kafasını getirene yüz deve vermeyi vaad etmişti. Müşrikler bunu biliyorlardı.</p>
<p>Âsım bin Sâbit&#8217;in ve diğer Eshâbın Allah Allah nidâları, dağları inletiyordu. İkiyüz kişiye karşı on mücâhid ölesiye çarpışıyor, yanlarına yaklaşanlar yaptıklarının cezâsını görüyorlardı. Âsım bin Sâbit en sonunda iki ayağından yaralanıp yere düştü. Kâfirler, Âsım bin Sâbit&#8217;ten o kadar korkmuşlardı ki yere düşünce bile yaklaşamadıkları için uzaktan ok atarak şehîd ettiler.</p>
<p>O gün orada mevcut bulunan on sahâbîden yedisi şehîd oldu, üçü esir edildi. Lıhyanoğulları Sülâfe binti Sa&#8217;d'a satmak için Âsım bin Sâbit&#8217;in başını kesmek istediler. Fakat Allahü teâlâ, Hz. Âsım bin Sâbit&#8217;in duâsını kabûl buyurdu ve mübârek cesedine müşrikler el süremediler.</p>
<p>Allahü teâlâ bir arı sürüsü gönderdi. Bulut gibi Âsım bin Sâbit&#8217;in üzerinde durdular. Hiç bir müşrik yanına yaklaşamadı.</p>
<p>- Bırakın akşam olunca arılar onun üzerinden dağılır, biz de başını alırız, dediler.</p>
<p>Akşam olunca Allahü teâlâ hiç bulut yok iken bir yağmur gönderdi. Görülmemiş bir yağmur yağdı. Sel geldi ve Âsım bin Sâbit&#8217;in cesedini alıp götürdü. Cesedin nerede olduğu bilinemedi. Ne kadar aradılarsa da bulunamadı. Bunun için müşrikler Âsım bin Sâbit&#8217;in hiçbir yerini kesmeye muvaffak olamadılar.</p>
<p>Lıhyanoğulları O&#8217;nu taşa tuttular. Sonunda O&#8217;nu da şehîd ettiler. Hubeyb bin Adî ile Zeyd bin Desinne&#8217;yi Mekkelilere sattılar. Onlar da bu iki sahâbîyi asarak şehîd ettiler.</p>
<p>Allah kulunu korur</p>
<p>Arıların, Âsım&#8217;ı korudukları hâdisesi zikredildiği zaman Hz. Ömer buyurdu ki:</p>
<p>- Allahü teâlâ elbette mü&#8217;min kulunu muhâfaza eder. Âsım bin Sâbit, sağlığında müşriklerden nasıl korundu ise Allahü teâlâ da ölümünden sonra onun cesedini muhâfaza edip müşriklere dokundurmadı.</p>
<p>Bunun için Âsım bin Sâbit anılırken, &#8220;Arıların koruduğu kimse&#8221; diye anılırdı.</p>
<p>Eshâb-ı kirâmın muhâriblerden olan Âsım&#8217;ın, babası Sâbit, künyesi Ebû Süleymân&#8217;dır. Annesi Şemûs binti Ebî Âmir&#8217;dir. Doğum tarihi belli değildir. Âsım, hicretten önce îmân etmiştir. Ensârdan, ya&#8217;nî Medînelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/asim-bin-sabit.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amr İbn Cemuh</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/amr-ibn-cemuh.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/amr-ibn-cemuh.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 13:04:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>baysal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Amr İbn Cemuh]]></category>
		<category><![CDATA[Amr İbn Cemuh hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Amr İbn Cemuh kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Avuç Sahâbînin Yazdığı Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sahabae]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe'nin Üç Aylar Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe-i Kiram]]></category>
		<category><![CDATA[sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7104</guid>
		<description><![CDATA[Amr ibnu Cemuh, cahiliyede Yesrib ileri gelenlerinden, Celemeoğullarının efendilerinden, Medine cömertlerinden, karakter sahibi biriydi. Cahiliye devrinde soylu kişilerin evlerinde put bulundurma adeti vardı. Bunu her sabah ve akşam puttan uğur dilemek, törenlerde kurban kesmek, saygı duruşunda bulunarak felaket anlarında sığınmak vb. şeyler için yaparlardı. Amr&#8217;ın putu da Menat idi. Onu kaliteli bir ağaçtan yapmıştı. Saygıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img class="alignleft size-medium wp-image-7016" title="muhammed" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a>Amr ibnu Cemuh, cahiliyede Yesrib ileri gelenlerinden, Celemeoğullarının efendilerinden, Medine cömertlerinden, karakter sahibi biriydi.</p>
<p>Cahiliye devrinde soylu kişilerin evlerinde put bulundurma adeti vardı. Bunu her sabah ve akşam puttan uğur dilemek, törenlerde kurban kesmek, saygı duruşunda bulunarak felaket anlarında sığınmak vb. şeyler için yaparlardı. Amr&#8217;ın putu da Menat idi. Onu kaliteli bir ağaçtan yapmıştı. Saygıda kusur etmez, ona en güzel kokuları sürerdi.</p>
<p>Mus&#8217;ab ibnu Umeyr (r.a.)&#8217;ın Medine&#8217;ye davetçi olarak gelmesinden kısa bir zaman sonra insanların bir çoğu İslam&#8217;a girdiler. O sırada altmış yaşını geçmiş olan Amr ibnu Cemuh&#8217;un oğulları Muavvez, Muaz, Hallad ve eşi Hind de ondan gizli bir şekilde iman ettiler.</p>
<p><span id="more-7104"></span>Kocası ve ondan başka birkaç kişinin dışında kimsenin şirkte kalmadığını gören Hind (r.a.) sevip saydığı kocasının şirk üzere kalmasını asla isteyemezdi. Amr ibnu Cemuh ise çocuklarının atalarının dininden çıkıp Müslüman olmalarından korkuyordu. Karısına: &#8220;Hind, çocukları sakın şu Mus&#8217;ab&#8217;la görüştürme&#8221; dedi. Kadın: &#8220;Olur ama o adamın anlattıklarını oğlun Muaz&#8217;dan dinlemek ister misin?&#8221; dedi. O: &#8220;Vay be haberim yokken Muaz da mı dinden çıktı?&#8221; diye sordu. Hind: &#8220;Hayır, Mus&#8217;ab&#8217;ın bazı toplantılarına katılıp söylediklerinden bazılarını öğrenmiş&#8221; cevabını verdi. Amr: &#8220;Muaz&#8217;ı bana çağır&#8221; dedi. Muaz babasının huzuruna gelip ona Fatiha suresini okuyunca, aralarında şu konuşma geçti:</p>
<p>-Bu söz ne kadar şahane, ne kadar güzel. Bütün sözleri böyle mi?</p>
<p>-Hepsi birbirinden güzel babacığım! Sen de ona biat eder misin? Halkın tamamı ona biat etti.</p>
<p>-Menat&#8217;a danışmadıkça bir şey yapmam. O ne derse öyle yaparım.</p>
<p>-Babacığım Menat konuşmaz ki onun dili ve aklı yok. O sadece bir ağaç.</p>
<p>-Sana söyledim ona danışmadan atalarımın dininden vazgeçmem.</p>
<p>Derken Amr ağaçtan yontma putun huzuruna geçip saygıyla fikrini sordu. Cevap alamayınca da onu kızdırdığını zannedip bir kaç gün öfkesinin dinmesini beklemeye karar verdi. Bu esnada çocukları da düşünmeye başladılar. Derken putu alıp Selemeoğullarının tuvalet çukurlarından birine attılar.</p>
<p>Amr buna çok hiddetlendi arayıp putu buldu. Temizleyip kokular sürdü ve aynı yerine koydu. Aynı durum günlerce tekrar etti derken en son gün Amr, Menat&#8217;ın boynuna kılıcını astı ve: &#8220;Ey Menat! Bunları sana kimin yaptığını bilmiyorum. Eğer sen de hayır varsa işte kılıç kendini koru&#8221; dedi. Ancak aynı durum o gece de tekrarlanınca artık onu tuvalet çukurundan çıkarmadı ve: &#8220;Vallahi sen tanrı olsaydın bir tuvalet çukurunda olmazdın&#8221; dedi ve İslam&#8217;a girdi. Amr İslam&#8217;ı tanıdıkça cahiliyede geçen dakikaları için pişmanlık gözyaşları döküyordu. Artık o da iman ve İslam&#8217;ın fedakar bir hizmetçisi, davanın yılmaz bir bekçisiydi her mümin gibi.</p>
<p>Uhud savaşı için cihada çağrı yapıldığında üç oğlu gibi Amr ibnu Cemuh da cihad için hazırlanmaya başladı. Halbuki Amr (r.a.) o anda çok yaşlı ve bir ayağı tamamen sakat idi. Bu yüzden çocukları onun mazur olduğunu anlatıp cihada katılmamasını istediler. Bunun üzerine baba oğullarını şikayet için Resulullah (s.a.s.)&#8217;in huzura çıktı ve: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü, şu benim oğullarım topal olduğumu bahane ederek beni bu hayırlı işten alıkoymak istiyorlar. Vallahi ben topallığımla cennete girmek istiyorum&#8221; dedi. Resulullah (s.a.s.) oğullarına: &#8220;Ona engel olmayın. Herhalde Allah (c.c.) ona şehitlik verecek&#8221; buyurdu.</p>
<p>Ordunun hareket vakti gelince Amr (r.a.) hiç dönmeyecekmiş gibi hanımına veda etti, sonra kıbleye yönelip şöyle dua etti: &#8220;Allah&#8217;ım! Bana şehitlik ver. Beni şehitliği kaybetmiş olarak aileme döndürme.&#8221; Savaşın kızışıp müşriklerin Resulullah (s.a.s.)&#8217;i kuşattığı sırada o tek ayağı üzerinde sıçrayarak cihada devam ediyordu. Oğlu Hallad&#8217;la beraber Resulullah (s.a.s.)&#8217;i koruyan müminlerin ön safında çarpışırken bir taraftan da: &#8220;Ben cenneti istiyorum, ben cenneti istiyorum&#8221; diyordu. Derken ikisi de şehid olup cenneti garantileyenlere katıldılar.</p>
<p>Dersler ve İbretler</p>
<p>1. Çağdaş ve çağdışı cahiliyenin putçuluktaki benzerliği</p>
<p>Bu iki cahiliyenin tüm safhalarında ciddi benzerlikler olduğu gibi putçulukta da benzerlik vardır. Ancak önceki cahiliye hem teori hem pratikte tapınma kastıyla putçuluk yapıyordu. Günümüz cahiliyesi ise tapınma düşüncesi taşımadığını söylese de yaptığı tapınmadır.</p>
<p>Bir diğer fark da şu: Eski cahiliye o günün ilkel şartlarında inanarak putlara tapıyordu. Günümüz cahiliyesi ise inanmadığı halde inadına putçulukta ısrar ediyor. Çok daha kötüsü ise günümüz cahiliyesinin, geçmişin cahiliyesinin tam tersine başkalarını da putçuluğa mecbur etmeleridir. Sonuç olarak günümüz cahiliyesi çok daha şedit, daha dayatmacı, daha vahşi ve dolayısıyla daha ilkeldir.</p>
<p>2. Evde heykel bulundurma cahiliye adetlerindendir</p>
<p>Günümüzde mütedeyyin aileler de dahil olmak üzere niceleri vitrinlerinde kedi, köpek, at, noel baba ve benzeri heykeller bulundururlar. Bu cahiliye adeti kesin haramdır. Zaten tapınma kastıyla olursa şirk olur. Kabartma olmayan tam boy canlı resimleri ise mekruhtur. Yalnızca kız çocukların oynadığı bebekler müstesnadır. Bunlar çocukta annelik duygu ve şefkatini geliştirdiğinden cevaz verilmiştir.</p>
<p>3. Davet ve davetçiliğin önemi</p>
<p>Davet ve tebliğ cihadın en müessir ve günümüzde en mümkün olan kısmıdır. O yüzden asla ihmal edilmemeli. Mus&#8217;ab&#8217;ları bekleyen Amr&#8217;lar gibi günümüzde yüz milyonlarca insanın davet ve tebliğ beklediği sırada Mus&#8217;ab yolunun yolcuları olması gerekenlerin ihmalkarlık ve tembellikleri affı zor bir hatadır.</p>
<p>4. Aile boyu davetçilik ve davetçilikte dayanışma</p>
<p>Amr&#8217;ın ailesinde bu örneği net olarak gördüğümüz gibi aslında diğer ashab da böyleydi. Anneler, babalar, çocuklar, kısaca ailenin her ferdi İslam&#8217;ın davetçisi, davet yolunda diğerlerinin yardımcısı ve tamamlayıcısıydı. Biz de bu yönde kendimize çeki düzen vermeliyiz.</p>
<p>5. Davada hikmet, siyaset ve sır</p>
<p>Hikmet, gerekeni gerektiği şekilde gereken zaman ve zeminde ifa etmektir. Amr&#8217;ın müşrik olduğu ve İslam&#8217;a kininin olduğu sırada, hanımı Hind&#8217;in çocuklarının sırrını koruduğunu ve imanlarını açıklamayı da hikmet ve siyasetle yaptığını görmekteyiz.</p>
<p>Tabii hikmet ayrı şey davadan taviz verme ve olur olmaz anlarda İslam&#8217;ın gerçeklerini eğip bükme ayrı şeydir. Hikmetle tavizi iyi anlayıp birbirine karıştırmamak gerekir.</p>
<p>6. Şirk ve cehalet inadı insanı kör, sağır ve ahmak eder</p>
<p>Öyle ki şirk inadına kapılan taş, tahta, tunç ve benzeri nesnelerden yapılan putların kendilerine bir fayda veya zarar verebileceği zehabına kapılır. Bazen de tüm uyarı ve gerçeklere rağmen bu konuda ısrar edecek kadar ahmaklaşır. İnsan şirk ve cahiliyeye bulaşmayıversin, asır yirminci de olsa otuzuncu da olsa yine aynı körlük ve sağırlık devam eder. Günümüz cahiliyesinin geçmiştekinden bir farkı da tevhid yolunu her vesileyle tıkayıp tahammül etmeyişi ve herkesi aynı körlük ve sağırlığa icbarıdır.</p>
<p>7. Kendini koruyamayan putlar, başkalarının haklarını elbette koruyamaz</p>
<p>Aynı mesajı İbrahim (a.s.)&#8217;ın putları kırması kıssasında da net olarak görürüz. Özellikle son asır yalnızca putların ve putlaştırılanların kendilerinin değil aynı zamanda onların yıllarca insanlara dayattığı fikir ve sistemlerin de ne denli kof, neticesiz ve insanlık için baş belası olduğunu iyice gün yüzüne çıkarmıştır. Komünist Rusya güdümündeki nice ülkelerde heykellerin boynuna ipler bağlanıp yıkıldı. Ama putçuluk hala tamamıyla yıkılamadı. Bazı ülkelerde ise hem putlar hem de putçuluk saltanatını devam ettiriyor.</p>
<p>Yıllarca nurlu lakabıyla anılan, çok yetkili biri çıkıp Kur&#8217;an&#8217;ın iki yüz otuz küsur ayetinin bugün işlevinin olamayacağını iddia ediyor ve hemen akabinde de &#8220;Allah&#8217;ın işine karışanı Allah (c.c.) çarpar&#8221; diyorsa bu çağımızdaki fikri çelişkileri ve sapmaları anlamamıza yeter.</p>
<p>8. Davet ve tebliğde ısrar etme</p>
<p>Amr (r.a.)&#8217;ın hanımı ve çocuklarının davette ısrar edişlerinin örneğini açık olarak görüyoruz. Her sahabinin işi ve mesleği ne olursa olsun önce en mükemmel bir davetçiydi. Onlar davetin hakkını verdiklerinden dolayıdır ki kısa sürede İslam o kadar geniş coğrafyaya yayılmıştır. Onların mirasyedileri olan bizler ise, evlerimizin içine dahi İslam&#8217;ı hakkıyla yerleştiremiyoruz. En yakınlarımız olan akraba, komşu ve arkadaşlarımıza karşı dahi davet ve tebliğin hakkını veremiyoruz.</p>
<p>9. Hizmette yarış</p>
<p>10. Örnek aile ve örnek baba</p>
<p>11. Mukaddesat uğrunda bedel ödeme örneği</p>
<p>Bu örnek ailenin tüm bireyleriyle davet hizmetinde koşturduğunu görmekteyiz. Cihada çağrı yapıldığında ise yetmişlik ve üstelik gayet sakat ve mazur olan baba da dahil aile bireylerini cihad meydanında görüyoruz. Bu örnek aile hizmet yarışında öylesine gayretlidir ki savaş kızışıp dava liderinin hayatı tehlikeye düştüğünde onun uğrunda canlarını feda ederek dava uğrunda bedel ödemekten de çekinmemişlerdir.</p>
<p>İşte onlar ve işte biz. Can bir yana dava uğrunda mallarımızdan fedakarlıkta dahi çok geride kalan bizlerin hali gerçekten çok hazindir.</p>
<p>12. Cihad ve şehadet aşkının en mükemmel enerji olması</p>
<p>13. Şehadeti arzulamanın önemi</p>
<p>Şehadet her sahabinin duasıydı. İmanı kavrayan her müminin de rüyası olmalıdır</p>
<p>Sadece kuru kalabalıklar oluşturan tembel ve pısırık sağlamlardansa Amr ibnu Cemuh (r.a.) misali topal yiğitler yeğdir ve bugün onlara çok ihtiyaç var. Yalnızca Filistin, Keşmir ve Çeçenistan&#8217;da değil her yerde o yiğitlere ihtiyaç var. Rabbim o yiğitlerin hayatıyla hayat bulanlardan eylesin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/amr-ibn-cemuh.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amir Bin Füheyre</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/amir-bin-fuheyre.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/amir-bin-fuheyre.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 21:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pehlivan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Amir Bin Füheyre]]></category>
		<category><![CDATA[Amir Bin Füheyre hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Amir Bin Füheyre kim]]></category>
		<category><![CDATA[Amir Bin Füheyre kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Amir Bin Füheyre nedir]]></category>
		<category><![CDATA[bedir ashabı]]></category>
		<category><![CDATA[Bilâl-i Habeşî]]></category>
		<category><![CDATA[Bilâl-i Habeşî ezan]]></category>
		<category><![CDATA[Bilâl-i Habeşî kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[kızgın güneş]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Meleklerin defnettiği sahabi]]></category>
		<category><![CDATA[Meleklerin defnettiği sahabi kim]]></category>
		<category><![CDATA[Meleklerin defnettiği sahabi kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[taviz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7055</guid>
		<description><![CDATA[Meleklerin defnettiği sahâbî Âmir bin Füheyre hazretleri, Tufeyl bin Abdullah’ın çobanıydı. Nice yıllar herşeylerini kaybedip, insanlıklarını unutmuş kimselere hizmet etti. Ama bütün hizmetlerinin karşılığı, sadece karın tokluğuydu. Belki karınlar toktu, fakat rûhlar açtı. Günler böyle ızdıraplar içinde geçip gitti. Nihâyet beklenen İslâm güneşi, Mekke’de doğdu ve etrafa yavaş yavaş ışıklarını saçmaya başladı. İslâmla müşerref olanlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img class="alignleft size-medium wp-image-7016" title="muhammed" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Meleklerin defnettiği sahâbî</span></p>
<p>Âmir bin Füheyre hazretleri, Tufeyl bin Abdullah’ın çobanıydı. Nice yıllar herşeylerini kaybedip, insanlıklarını unutmuş kimselere hizmet etti. Ama bütün hizmetlerinin karşılığı, sadece karın tokluğuydu. Belki karınlar toktu, fakat rûhlar açtı.</p>
<p>Günler böyle ızdıraplar içinde geçip gitti. Nihâyet beklenen İslâm güneşi, Mekke’de doğdu ve etrafa yavaş yavaş ışıklarını saçmaya başladı. İslâmla müşerref olanlar, Onun ma’nevî lezzetini tattılar.</p>
<p>Önem vermedi</p>
<p><span id="more-7055"></span>Tadını alan bir daha onu bırakamadı. İnsan, kalbe giren bu İlâhî aşktan ayrılabilir miydi? Bu İlâhî aşka tutulanlardan biri de Âmir bin Füheyre hazretleriydi. Fakat köleydi ve sözde efendisi vardı. Kalbinde duyup, vücudunun bütün zerrelerinde hissettiği îmân lezzetini açıklayamazdı.</p>
<p>Âmir, “Bu vücut mutlaka birgün toprak olacak, nefsin elinde bir oyuncak olan bu beden mutlak çürüyecek, öyleyse bu dünyada bu kadarcık işkenceye dayanıversin” diye düşündü. Bu düşünce zinciri akıp gitti. Artık Âmir bin Füheyre hazretleri, yüce dînin emirlerini yerine getirmeye başladı. Kınayanın kınamasından; kızanın kızmasından çekinmedi. Bu yüzden çeşitli işkencelere mâruz kaldı.</p>
<p>Bilâl-i Habeşî ile birlikte ağır işkencelere uğratılmış, kızgın güneş altında saatlerce bekletilmişti. Bütün bu işkencelere rağmen îmânından zerre kadar ta’vîz vermemiş, hak dînden geri dönmemişti. Bilâhare Hz. Ebû Bekir, onu satın alarak âzâd etti.</p>
<p>Bu sırada müşrikler iyice azıttılar. Müslümanlara her türlü işkenceyi, ezâ ve cefâyı yapmaktan geri durmadılar. Nihâyet İlâhî izin geldi. Allahü teâlânın Resûlü, en yakını Hz. Ebû Bekir ile Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicret edeceklerdi. Bu emirle iki sâdık dost yola çıktılar. Sevr mağarası önüne geldiklerinde Mekke çalkalanmakta, her taraf aranmaktaydı. Resûlullaha yardımcı olanın canı tehlikedeydi.</p>
<p>Bütün bunlara mukâbil Âmir bin Füheyre hazretleri, Hz. Ebû Bekrir&#8217;e âit sütlü davarları uygun vakitlerde mağaranın önüne getirdi. Peygamber efendimiz ve Hz. Ebû Bekir’in yiyecek ve içeceğini temin etti. Böylece onlarla beraber hicret etme şerefine de kavuştu.</p>
<p>Resûlullah efendimiz, Mekke’den Medîne’ye hicret eden Müslümanları birbirine kardeş yaptığında, Âmir bin Füheyre’yi de Ensâr’dan Hâris bin Evs ile kardeş yaptı.</p>
<p>Bedir eshâbından oldu</p>
<p>Hicretten sonra, Medîne’de bir araya gelen Müslümanlar, gittikçe artarak kuvvetlenmekteydi. Bu vaziyet, müşrikleri iyice endişelendirdi. Nihâyet Müslümanlarla müşrikler arasında Bedir ve Uhud gibi savaşlar oldu.</p>
<p>Âmir bin Füheyre hazretleri bu savaşların her ikisine katılmak saâdetine kavuştu. Her iki savaşta da Müslümanlar az olmasına rağmen, kendilerinden kat kat fazla olan düşmanı mağlûb ettiler. Bununla beraber müşrikler boş durmadılar.</p>
<p>Hicretin dördüncü senesi, Necd Şeyhi Ebû Berâ, Medîne’ye gelip, Resûlullaha mürâcaat etti. Kabîlesine dînî bilgileri öğretmesi için muallimler istedi. Yetmiş kişilik bir heyet hazırlanıp gönderildi.</p>
<p>Yetmiş kişilik muallimler heyeti, Bi’r-i Maûne’de kuşatıldılar. Müslümanlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca kılıçlarına sarıldılar. Ancak düşman çok kalabalıktı. Ebû Berâ’nın kardeşinin oğlu Âmir’in tertiplediği bu alçakça hareket netîcesinde, Ümeyye oğlu Amr’ın dışında oradaki Müslümanların hepsi şehîd oldu.</p>
<p>Vaziyeti bir başkaydı</p>
<p>İslâma hizmet etmek için giderken, uğradıkları saldırıda, şehîd olanlar arasında yer alan, Âmir bin Füheyre’nin vaziyeti daha bir başkaydı.</p>
<p>Şehîd edilişi sırasındaki gördükleri hâdiseyi, müşriklerin, kısa akıllarıyla anlamaları, kavramaları zordu. Azgın müşriklerin, sırtından saplamış oldukları mızrak, göğsünü yarıp çıkmıştı. Kanlar fışkırmaktaydı. Bu kan, alelâde bir insan kanı değil, Resûl-i ekremin müsâadesiyle İslâmı ve Kur’ân-ı kerîmi öğretmek için yola çıkmış bir sahâbînin mübârek kanıydı.</p>
<p>Cebbâr bin Sülmâ anlatır:</p>
<p>(Müslümanlardan, beni İslâm dînîne da’vet eden birine, arkasından mızrağımı sapladım. Mızrağımın demirinin onun göğsünden çıktığını gördüm. Bu esnada kendisinin, “Vallahi kazandım” dediğini işittim.</p>
<p>Kendi kendime,”Adamı öldürdüğüm hâlde, kazandığı ne acaba” dedim. Mızrağımı çıkarıp Dahhâk bin Süfyân’a gittim. Âmir’in sözünü naklettim. Dahhâk, “Onun maksadı, Cenneti kazandım demektir” dedi ve Müslüman olmamı tavsiye etti. Ben de Müslüman oldum. Müslüman olmama Âmir’den işittiğim söz ve kendisinin göğe yükseltilmesi oldu.)</p>
<p>Cebbâr ve oradaki müşrikler, Âmir bin Füheyre hazretleri şehâdet şerbetini içtiği zaman, onun semâya doğru kaldırıldığını görmüşlerdi. Böyle garip hâller olup, Âmir bin Füheyre hazretlerinin rûhu da Cennete uçup gitti. “Kurtuldum” sözünü duyan Cebbâr da müşrik topluluğu içinde tek îmâna gelen kimse oldu.</p>
<p>Allahü teâlânın hikmetidir ki, hâdise netîcesinde birisi şehîd olmuştur, diğeri ise hidâyete ermiştir. Âmir bin Füheyre şehîd olduğu sırada 40 yaşındaydı.</p>
<p>Bi’r-i Maûne’de müşrikler tarafından kuşatılan İslâm irşâd ekibi şehîd olacaklarını anlayınca, dediler ki:</p>
<p>- Yâ Rabbî! Resûlullah efendimize durumumuzu haber verecek, burada senden başka kimsemiz yoktur. Selâmımızı ona ulaştır yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Resûlün vâsıtasıyla kavmimize haber ver ki: Biz Rabbimize kavuştuk. Rabbimiz bizden hoşnut oldu ve bizi de hoşnut kıldı.</p>
<p>Rableri onlardan râzı oldu</p>
<p>Cebrâil aleyhisselâm gelip durumu Resûlullah efendimize bildirdi ve dedi ki:</p>
<p>- Onlar, Rablerine kavuştular, Rableri onlardan râzı, hoşnut oldu ve onları da hoşnut kıldı.</p>
<p>Resûlullah efendimiz Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesi üzerine; “Ve aleyhisselâm&#8221; buyurdular ve hutbeye çıkarak, müşriklerin, Müslümanlara yaptığı bu ihâneti, Eshâb-ı güzînin bu şekilde pusuya düşürülmesini, onların şehîd olduklarını Medîne’de Eshâb-ı kirâma bildirdiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/amir-bin-fuheyre.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ammar Bin Yasir</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/ammar-bin-yasir.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/ammar-bin-yasir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 21:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pehlivan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Resulü]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Resulü hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Resulü sahabeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Bin Yasir]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Bin Yasir hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Bin Yasir imam ali]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Bin Yasir kim]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Bin Yasir kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Bin Yasir sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Bin Yasir tarafı]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Bin Yasir yolu]]></category>
		<category><![CDATA[İbnül-Esir]]></category>
		<category><![CDATA[îman]]></category>
		<category><![CDATA[iman nedir]]></category>
		<category><![CDATA[islami davet]]></category>
		<category><![CDATA[islami davet nedir]]></category>
		<category><![CDATA[islamidavetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[Sümeyye ve eşi Yâsir]]></category>
		<category><![CDATA[Tabakatül Kübra]]></category>
		<category><![CDATA[Tabakatül Kübra ekle]]></category>
		<category><![CDATA[Tabakatül Kübra nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Üsdül-Ğâbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7048</guid>
		<description><![CDATA[AMMÂR B. YÂSİR Müşriklerin büyük işkencelerine duçar olan ilk sahabilerden biri. Adı Ammâr, künyesi Ebû Yakazan, babası Yâsir, annesi Sümeyye idi. Kaynaklarda nesebi şöyle kaydedilir: Ammâr b. Yâsir b. Âmir b. Mâlik b. Kinâne b. Kays b. Hasin b. el-Vedim b. Sa&#8217;lebe b. Avf b. Hârise b. Âmir el-Ekber b. Yamğ b. Anes b. Mâlik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img class="alignleft size-medium wp-image-7016" title="muhammed" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a></p>
<p>AMMÂR B. YÂSİR</p>
<p>Müşriklerin büyük işkencelerine duçar olan ilk sahabilerden biri. Adı Ammâr, künyesi Ebû Yakazan, babası Yâsir, annesi Sümeyye idi. Kaynaklarda nesebi şöyle kaydedilir: Ammâr b. Yâsir b. Âmir b. Mâlik b. Kinâne b. Kays b. Hasin b. el-Vedim b. Sa&#8217;lebe b. Avf b. Hârise b. Âmir el-Ekber b. Yamğ b. Anes b. Mâlik el-Anesi elKahtânî. (İbnü&#8217;l-Esîr, Üsdü&#8217;l-Gâbe,IV, I, 44).</p>
<p><span id="more-7048"></span>Ammâr&#8217;ın babası, aslen Kahtanlı&#8217;ydı. Öz yurdu Yemen&#8217;di. Yâsir, Yemen&#8217;den çıkarak Mekke&#8217;ye geldi. Yanında oğulları Hâris ve Mâlik de vardı. Burada Mahzumoğullarının müttefiki oldu, Ebu Huzeyfe b. el-Muğîre el-Mahzûmî&#8217;nin cariyelerinden Sümeyye ile evlendi. İşte Ammâr, bu evlilikten doğmuştur. Ebû Huzeyfe, Ammâr&#8217;ı çok severdi. İkisi adeta büyükbaba ve torun gibiydiler (İbn Sa&#8217;d, Tabakâtü&#8217;l-Kübrâ,III, 247).</p>
<p> Ebû Huzeyfe&#8217;nin ölümünden sonra Mekke&#8217;de İslâmî davet gittikçe ilerledi. Resulullah (s.a.s.) Erkam b. Ebi&#8217;l-Erkam&#8217;ın evinde bulunduğu sırada Süheyb-i Rûmî Hz. Peygamber&#8217;e giderek müslüman oldu. Suheyb, yakın arkadaşı Ammar&#8217;ı da Allah Resulü&#8217;ne götürüp onun da müslüman olmasını sağladı. Ammâr, Resulullah&#8217;ın huzurundan çıktıktan sonra evine gelip, anne ve babasına da İslâm&#8217;ı anlattı. O gün onlar da İslâm&#8217;a girdiler.</p>
<p>Buhârî&#8217;nin rivayetine göre Ammâr der ki: &#8220;Resulullah (s.a.s.)&#8217;ı gördüğüm zaman etrafında beş köle, iki kadın ve Ebû Bekir (r.a.) vardı. Aslında Ammâr&#8217;ın İslâm&#8217;a girdiği günlerde müslümanlar daha fazlaydı. Fakat, bunlar, müslümanlıklarını açığa vurmadıkları için Ammâr&#8217;ın onları sayamaması tabiidir. Bu sırada müslümanlar Kureyş&#8217;in zulmünden çekindikleri için dinlerini açıkça ortaya koyamıyorlardı (İbnü&#8217;l-Esîr, Üsdü&#8217;l-Ğâbe, IV, 44).</p>
<p>Ammâr, Mekke&#8217;de yabancı bir adamdı. Annesi cariye ve babası da Kureyşli değildi. Bunun içindir ki, onun bu şehirde malı ve mülkü olmadığı gibi, iktidar ve nüfuzu da yoktu. Annesi, Mahzumoğullarının cariyelerindendi. Müslüman olunca efendileri çileden çıkmış ve ona türlü türlü işkence ve cefalar çektirmişlerdi. Fakat iman şuuru, ilk müslümanların kalbinde o kadar derin bir şekilde yerleşmişti ki, bunlar imanları yüzünden uğradıkları her mihnet ve meşakkati nimet sayıyorlardı.</p>
<p>İman, onların iliklerine işlemişti ve bu yüzden İslâm uğrunda hiç bir şeyden korkmuyorlardı. İşte İslâm tarihinde ilk şehid Ammâr&#8217;ın annesi Sümeyye oldu. Sümeyye ve eşi Yâsir Mekke yöneticileri olan müşrikler tarafından aynı günde şehit edilmişlerdi.</p>
<p>Ammâr bir gün Hz. Peygamber&#8217;e kendisinin ve ailesinin uğradığı eza ve cefadan bahsetti. Resulullah (s.a.s.)&#8217;da ona: &#8220;Sabrediniz, sabrediniz, siz Ammâr&#8217;lar, Allah&#8217;ın lütfuna mazhar olacaksınız.&#8221; buyurdu. Başka bir gün de Resulullah, Ammâr ailesini Cennet&#8217;le müjdelemişti.</p>
<p>Bir gün müşrikler Ammâr&#8217;ı gaddarca işkencelere uğrattılar, yapmadıkları eza tatbik etmedikleri işkence kalmadı. Hz. Ammâr, bu korkunç ve dayanılmaz işkenceden kurtulmak için, onları hoşnut edici birkaç söz söylemek zorunda kaldı. Kâfirler, mustas&#8217;af ve himayesiz bir adama yaptıkları eza ve cefalarla söylettikleri sözlerden memnun olarak onu serbest bıraktılar. Hz. Ammâr, müşriklerin elinden kurtulur kurtulmaz, koşa koşa Resulullah&#8217;ın huzuruna vardı ve olanları anlattı. Kendisini kızgın kumlara yatırdıklarını ve kuyuya sarkıttıklarını, eğer Lât ve Uzza lehinde ve Resulullah aleyhinde konuşursa bırakacaklarını, aksi takdirde öldüreceklerini; durumun ciddiyetini görünce de sırf kendini kurtarmak için diliyle bazı şeyler söylemek zorunda kaldığını anlattı. Bunları anlatırken bir taraftan da gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Bu manzara karşısında Resul-u Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurdu!</p>
<p>-Ammâr! kalbine sor, kalbini nasıl hissediyorsun ?</p>
<p>-Ya Resulallah, kalbim, imanın verdiği zevkli duygularla dopdolu!</p>
<p>-Ammâr! tekrar böyle muamelede bulunurlarsa, sen de onların dediklerini yap (Nesâi, İmân, 17)</p>
<p>Resulullah&#8217;ın bu ruhsatı vermesinin ardından şuayet-i kerime nazil oldu.</p>
<p>&#8220;İnandıktan sonra Allah&#8217;ı inkâr eden, kalbi imanla yatışmış olduğu hâlde inkâra zorlanan değil, fakat küfre göğsünü açan, küfürle sevinç duyan kimselere Allah&#8217;dan bir gazap iner. İşte onlar için büyük bir azap vardır.&#8221; (en-Nahl, 16/106).</p>
<p>Böylece müminlere tehlike karşısında kurtuluş için diliyle inkâr eder gibi davranma ruhsatı verilmiştir (İbn Sa&#8217;d, Tabakât, III, 248).</p>
<p>Ammâr&#8217;ın annesi ve babası İslâm davasının ilk şehitleridir. Bu itibarla Ammâr âilesinin İslâm tarihindeki mevkii çok büyüktür. Hz. Ammâr, anne ve babasının İslâm davası uğrunda şehit olduklarını görmekle imanı daha da artmış, müşriklerin bütün eza ve cefalarına göğüs germişti. Bütün ashab onun bu fedakârlığını, herkes için bir ibret numûnesi olan hâllerini yâd ederlerdi. Sâid b. Cübeyr ile Abdullah b. Abbâs (r.a.) Ammâr&#8217;ın ancak en dayanılmaz işkencelere uğradığı anlarda müşriklerin elinden kurtulmak için birkaç söz söylediğini beyan ve ifadede birleşirler. Hz. Ammâr, uğradığı bütün bu müşkülleri, giriftâr olduğu bütün işkenceleri derin bir sabırla karşılamış kalbinde yerleşen tevhîd inancı, bir lahza bile sarsılmamış; çölün kızgın kumları, kızgın kayaları sırtını ve göğsünü yaktığı veyahut sular içine daldırılarak boğulmak istendiği zamanlarda bile kalbi hep kelime-i tevhid ile çarpmıştı.</p>
<p>Ammâr b. Yâsir&#8217;in Habeşistan hicretine katılıp katılmadığı konusunda ihtilaf vardır. Bazılarına göre, iki Habeş hicretinde de bulunmuştur. Hz. Ammâr Medine&#8217;ye ilk hicret edenlerden idi. Hz. Ammâr, Medine&#8217;de Hz. Münzir b. Abdülmübeşşirin misafiri oldu. Resulullah (s.a.s.) Medine&#8217;ye gelince, onu, Hz. Huzeyfe b. Yemân el-Ensârî ile kardeş yaptı. Ammâr, bu din kardeşinin verdiği arazî parçasında çalıştı. (İbn Sa&#8217;d, Tabakât, III, 249).</p>
<p>Resulullah&#8217;ın Medine&#8217;ye gelmesi üzerine ilk yapılan iş, mescid inşasıydı. Resulullah bizzat ashabıyla beraber bu inşaattà çalıştılar. Ammâr da bütün gücünü sarfederek herkes bir taş getiriyorsa o iki taş getirip, sürekli şu sözleri terennüm etmişti: &#8220;Biz müslümanlar, mescidler inşa ederiz!.. &#8221;</p>
<p>Ebu Sâid el-Hudrî der ki: Hepimiz mescid için birer taş taşıdığımız hâlde, Ammâr ikişer taş taşıyordu. Resulullah, onu görünce üzerindeki tozları silkeleyerek şöyle buyurmuştu: &#8221; Vah Ammâr vah! Seni azgın bir topluluk öldürecektir. Sen onları Hakk&#8217;a davet ederken, onlar seni Cehennem&#8217;e çağıracaklar. &#8221;</p>
<p>Yine bir defa, başka bir münasebetle Resulullah şöyle buyurmuştur: &#8220;Eyvah, Sümeyye&#8217;nin oğlunu azgın bir topluluk öldürecektir. &#8221; (İbn Sa&#8217;d, Tabakât, III, 252).</p>
<p>Ammâr b. Yâsir Bedir gazasından başlayarak Tebük gazasına kadar Rasûlullah&#8217;ın bütün cihad hareketlerine katıldı. Her savaşta gösterdiği cesaretle varlığını ortaya koydu. Hiç bir gün Resul-u Ekrem&#8217;in gazvelerine katılmaktan geri durmadı. Resulullah&#8217;ın vefatından sonra, Hz. Ebu Bekir (r.a.) devrinde yapılan önemli cihat harekâtlarında da aynı şecaat ve cesaretle savaştı. Hz. Abdullah İbn Ömer* der ki: Yemâme&#8217;de mürtedlere karşı yapılan savaşta öyle bir yiğit gördüm ki, düşmanların saflarını yerle bir ediyor, etrafındaki bahadırlara &#8220;Cennet ilerdedir!&#8230;&#8221; diyordu. Araştırdım, bu bahadır insanın Ammâr b. Yâsir olduğunu öğrendim. İşte bu bahadır mümin Yemâme savaşında bir kulağını kaybetmişti.</p>
<p>Resulullah, Ammâr&#8217;ı çok sever ve korurdu. Bir gün Ammâr, Hâlid İbn Velîd ile tartışmış, Resulullah bu tartışmayı duymuş ve Hâlid (r.a.) Resulullah&#8217;a Ammâr&#8217;ı şikâyet yollu ve ağır sözlerle ithama başlayınca Ammâr ağlamıştı. Bunun üzerine Resulullah: &#8220;Kim Ammâr&#8217;a düşmanlık ederse Allah&#8217;a düşmanlık etmiş olur. Ammâr&#8217;a düşman olanın düşmanı Allah&#8217;tır.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, IV, 89, 90) buyurmuştu. Hâlid İbn Velîd (r.a.) olayın devamını şöyle anlatmıştır. &#8220;Resulullah&#8217;ın yanından çıktım. Ammâr&#8217;ın hoşnutluğunu kazanmaktan başka bir arzum kalmamıştı. Yolda Ammâr&#8217;a kavuştum ve onun gönlünü almağa çalışıp kendimi affettirdim.&#8221;</p>
<p>Hz. Ammâr, Hz. Ömer (r.a.) devrinde Kûfe valiliğine tayin olundu. Hz. Ömer, tayin için yazdığı emirnamede şöyle demişti:</p>
<p>&#8220;Size Ammâr b. Yâsir&#8217;i emir, Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;u öğretici olarak tayin ettim. Her ikisi de Bedir&#8217;e katılanlardandır. Onları dinleyiniz ve onlara itaat ediniz. İbn Mes&#8217;ud&#8217;u, yanımda alıkoymayı tercih ettiğim halde, sizi kendi nefsime takdim ettim ve onu size gönderdim. Osman b. Hanif&#8217;i de Irak&#8217;a gönderdim. Bunların yevmiyeleri bir koyundur. Onun yarısını Ammâr&#8217;a verin ve kalanını da diğer ikisi arasında taksim edin. &#8221; (İbn Sa&#8217;d, Tabakât, III, 252).</p>
<p>Hz. Ammâr, bir sene dokuz ay kadar Kûfe&#8217;yi mükemmel bir şekilde idare etti, fakat bir süre sonra Kûfe&#8217;nin ileri gelenlerinin isteklerine boyun eğmemesi yüzünden, hoşnutsuzluk ile karşılaştı. Hz. Ammâr&#8217;ın tutumundan şikâyetçi olan Kûfe&#8217;liler isteklerini sürekli Hz. Ömer&#8217;e bildirip durdular. Onun, vazifesini yürütme kudretinde olmadığım ve ona itimat etmeyeceklerini söylediler. Sonunda Hz. Ömer, Ammâr&#8217;ı azlederek, yerine Ebu Musa&#8217;l-Eş&#8217;âri&#8217;yi tayin etti. Kûfelilerin Ammâr aleyhinde söyledikleri: Onun siyasete vâkıf olmadığı, kifâyetsiz olduğu ve memuriyetin sorumluluğunu takdir etmediği gibi şeylerdi. Hz. Ömer (r.a.) Hz. Ammâr&#8217;ı azlettikten sonra: &#8220;Azlolunmaktan üzüldün mü?&#8221; diye sormuştu. Hz. Ammâr: &#8220;Valiliğe tayin olunmaktan memnun olmamıştım, fakat azlimden de müteessir oldum ! ..&#8221; dedi .</p>
<p>Hz. Osman devrinde, karışıklıklar başladığı zaman; müminlerin emiri Hz. Osman (r.a.) bunun sebebini öğrenmek için belli başlı bölgelere en güvenilir sahabîleri teftişle görevlendirdi. Bu arada Hz. Ammâr&#8217;ı da Mısır&#8217;a gönderdi. Hz. Ammâr, Mısır&#8217;da olup bitenleri araştırıp, inceleyerek sonucu Halife&#8217;ye bildirecekti. Basra, Kûfe, Şam gibi önemli merkezlere gönderilenler, vazifelerini yerine getirerek sevindirici haberlerle döndükleri hâlde Hz. Ammâr, çok gecikti. Hatta Medine&#8217;de onun akıbeti hakkında endişeler bile belirmişti. Nihayet Mısır valisi Abdullah b. Ebi&#8217;s-Serh, yazdığı mektupta Halîfeye durumunu bildirdi. Vali mektubunda şöyle diyordu: &#8220;Ammâr b. Yâsir&#8217;i, Mısır&#8217;da bir grup kendisine çekerek, etrafında toplandı.&#8221;</p>
<p>Cemel olayından sonra Hz. Ali, Muaviye&#8217;ye karşı hareket edince iki taraf Sıffîn mevkiinde buluştular. Hz. Ammâr, Halife Hz. Ali&#8217;nin ordusunda yer aldı. Bu savaşta en çok gayret gösteren ve canla başla çarpışan Hz. Ammâr idi. Amr b. el-Âs, Muâviye ordusundaydı. Muharebenin en şiddetli anında Ammâr, ilerleye ilerleye Amr b. el-Âs&#8217;ın yanına varmış ve aralarında şöyle bir konuşma olmuştu:</p>
<p>Ammâr:</p>
<p>-&#8221;Amr! Mısır valiliğini ele geçirmek karşılığında dinini sattın!&#8221; Amr:</p>
<p>&#8220;-Hayır, öyle bir şey yok, fakat ben, Hz. Osman&#8217;ın katillerine kısas uygulanmasını istiyorum demişti.&#8221;</p>
<p>&#8220;-Ben seni nasıl tanıyorsam, senin hakkında öylece şehadet ederim. Sen Allah için böyle bir şey yapmazsın. Belki bugün ölmezsen, yarın öleceksin. Herkese niyetine göre hakkı verildiği zaman sana ne verileceğini düşün. Sen, bugün İslâm devletinin bayrağını taşıyan adama karşı, Resulullah&#8217;ın hayatında da üç defa savaşa katıldın. Bu da dördüncüsüdür. Senin bu seferki hareketin daha öncekilerden daha iyi ve doğru değildir!&#8230;&#8221; (İbn Sa&#8217;d, Tabakât, III, 259).</p>
<p>Bilindiği gibi Amr b. el-Âs, Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında müşrik ordusu saflarındaydı. Kendisi Hendek muharebesinden sonra müslüman olmuştu. İşte Hz. Ammâr, ona bunu ima etmek istiyordu. Sıffin günlerinin birinde, güneş batmak üzereydi ve savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. İftar zamanı geldi ve oruçlu olan Ammâr çevresindekilere: &#8220;Bana bu dünyadaki son rızkımı veriniz!..&#8221; diye seslendi. Ona bir miktar süt getirdiler. Ammâr sütü içtikten sonra: &#8220;Bugün dostlara kavuşacağım, Muhammedi&#8217;me, arkadaşlarına varacağım,&#8221; dedi. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) ona: &#8220;Ammâr, senin dünyada son rızkın süt olacaktır.&#8221; demişti. İşte bu gün Ammâr, onu hatırladı. Olanca gücüyle Muâviye tarafına saldırdı. Bu sırada İbn-i Câdiye adında biri onu yaralayarak yere düşürdü ve Ammâr şehit oldu. Ammâr&#8217;ın şehit olması üzerine ortalık karıştı. Herkes ne yapacağını şaşırdı. Zaten akşam olduğundan savaş da durmuştu (İbnü&#8217;l Esîr, Üsdü&#8217;l-Ğâbe, III, 134).</p>
<p>Hz. Ali tarafında bulunan Abdurrahman es-Sülemî, Ammâr&#8217;ın şehit olduğu akşam Muâviye&#8217;nin ordugâhına gitti. Zaten, akşamları savaş bittikten sonra iki tarafın adamları birbirleriyle konuşmayı alışkanlık hâline getirmişlerdi. Muâviye, Amr b. el-Âs, Ebu&#8217;l-Aver ve Abdullah b. Amr b. El-Âs, oturmuş konuşuyorlardı. Amr b. el-Âs&#8217;ın oğlu Abdullah babasına: &#8220;Ammâr&#8217;ı niçin öldürdünüz? Resulullah&#8217;ın onun hakkında ne dediğini bilmiyor musunuz?&#8221; dedi. Amr b. el-Âs: &#8220;Ne buyurdu?&#8221; diye sordu. Abdullah&#8217;da şu açıklamayı yaptı: Medine Mescidi inşa olunurken, en çok çalışan Ammâr&#8217;dı. Herkes bir taş taşırken o, iki taş taşıyordu. Resulullah Ammâr&#8217;ı okşamış ve yüzündeki tozları silerken şöyle buyurmuştu: &#8216;Sümeyye&#8217;nin oğlu, herkes birer taş taşırken, sen fazla ecir kazanmak için ikişer taşıyorsun. Bununla beraber seni, azgın bir topluluk katledecektir!. Oğlunun bu sözlerini duyan Amr şaşkına dönmüştü. Muâviye araya girerek durumu kurtardı: &#8220;Ammâr&#8217;ı biz öldürmedik, onu buraya getiren ve herkesi çadırından evinden çıkartıp, buraya yollayanlar öldürdü!.&#8221; Böylece Muâviye, kendini de teselli etmek istemiştir (İbn Sa&#8217;d, Tabakât, III, 252; İbnü&#8217;l-Esîr, el-Kâmil fi&#8217;t-Tarih, III, 311; İbn Hacer, el-İsâbe, II, 513).</p>
<p>Hz. Ali, Ammâr&#8217;ın şehit olduğunu öğrenince çok üzüldü: &#8220;Allah, Ammâr&#8217;a rahmet eylesin. O. Resulullah&#8217;ın etrafında dört-beş kişi varken müslüman oldu. O da, anne ve babası da Allah&#8217;ın mağfiretine mazhar olacaklardır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), Ammâr ailesini Allah&#8217;ın mağfiretiyle müjdelemişti.&#8221; dedi. Sonra şunları ekledi: &#8216;Ammâr&#8217;ın katili elbette Cehennem&#8217;liktir.&#8221; Bundan sonra Ammâr, teçhiz ve tekfin edilerek Kûfe mezarlığına defnolundu. Şehit olduğu zaman doksanbir yaşında idi.</p>
<p>Hz. Ammâr, üstün ahlâka sahipti. Hayatta hiçbir debdebe ve sefâhate boyun eğmemişti. Zühd ve takva sahibiydi. Fitne ve fesattan sakınmakla beraber, onun elinde olmayarak bu olaylara karışması, uğradığı ilâhî bir imtihandı. Son derece sade yaşayan mütevâzî bir zattı. Toprak üzerinde yatmayı, en rahat döşekte yatmaya tercih ederdi.</p>
<p>Hz. Ammâr, Hz. Ali&#8217;nin en hararetli taraftarıydı ve onun bütün muharebelerine iştirak etmişti. Kendisine bu davranışının mahiyeti sorulduğunda, davasının müdafaasını yapmayarak sadece hakikati söylemişti. Ubad, Ammâr&#8217;a şunu sormuştu:</p>
<p>-Ey Ebâ Yakazan! Sizin bu hareketiniz kendi görüş ve içtihadınızın meyvesi midir? Yoksa size Resulullah&#8217;ın bu konuda bir vasiyeti mi vardır?</p>
<p>Ammâr, şu dürüst cevabı vermişti:</p>
<p>-Resulullah, herkese ne vasiyette bulunduysa bize de aynısını vasiyet etti. Şimdiki davranışımız kendi ictihadımızdır (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 263).</p>
<p>Ammâr bu cevabı vererek, gerek kendisinin bir tarafa katılarak o tarafın davasına hizmet etmekte ve gerekse Hz. Ali&#8217;nin siyasi hasım tanıdığı taraflara karşı harb şıkkını seçmekte, sadece ve sadece kendi görüş ve ictihadlarına uyduğunu göstermiştir. Gerçek olan bir husus vardır ki, o da Hz. Ali ve Hz. Ammâr&#8217;ın kanaatlarında, görüş ve ictihadlarında samimi oldukları ve İslâm devletinin varlığını korumağa gayret ettikleridir. Her ikisi de tuttukları yolun doğruluğuna kani idiler ve bu yolda sebatla yürüyorlardı. Hz. Ammâr, tercihinin doğru olduğuna inanmasaydı, o yolda bir adım bile atmazdı. İslâm devletinin menfaatini Hz. Ali&#8217;ye iltihakta gördü; yaşının ilerlemiş olmasına rağmen, ona arka çıkmaktan geri kalmayıp, nihayet savaş alanında can verecek derecede fedakârlık ve sebat gösterdi.</p>
<p>Daha önce Hz. Ammâr&#8217;ın akîdesi uğrunda müşriklerden gördüğü işkencelere nasıl göğüs gerdiğini ve gözleri önünde annesiyle babasının müşrikler tarafından nasıl şehit edildiklerini kaydetmiştik. Ammâr, bu derin ve samimi imanını, İslâmî farzları ifa ile ve gece-gündüz ibadet ve taatla çalışarak takviye ederdi. İbn Abbâs şöyle der: &#8220;Şu ayet-i kerîme Ammâr hakkında nazil olmuştur: &#8220;O ki, gecelerini sücûd ve kıyam ile geçirerek ahiretten korkar ve Allah&#8217;ın rahmetini ümit eder.&#8221; (ez-Zümer, 39/9).</p>
<p>Gerçekten Hz. Ammâr, daima huzur ve huşu&#8217; içinde yaşayan, namazlarında bu halden zerre kadar ayrılmayan bir sahabî idi.</p>
<p>Ebu Vâil şöyle anlatır. Hz. Ammâr, bir gün bize son derece veciz ve beliğ bir konuşma yaptı. Sonra minberden indi. Ona: &#8220;Ya Ebâ Yakazan! Çok beliğ ve veciz söyledin, biraz daha uzatsaydın olmaz mıydı?&#8221; diye sorduğumuzda şu cevabı verdi: &#8220;Resulullah&#8217;ın şu sözleri söylediğini duydum: &#8220;Bir adamın namazında uzunluk, hutbesinde kısalık, onun fıkıhtaki âlimliğini gösterir. Onun için namazı uzatınız, hutbeleri kısaltınız. Beyanda cezbedici bir özellik vardır. &#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 264).</p>
<p>Hz. Ammâr; hiç bir namazını kazaya bırakmazdı.O, bir zamanlar su bulunmayan bir yerde gusûle ihtiyaç duydu, bir hayvanın yerde sürünmesi gibi topraklarda sürünüp teyemmüm ederek namazını eda etti Hz. Ammâr, daha sonra bu durumu Resulullah&#8217;a anlatınca o da, Ammâr&#8217;a teyemmümü öğretti.</p>
<p>Ammâr Kûfe&#8217;deki valiliği sırasında cuma namazında Yâsin Suresi&#8217;ni okurdu. Bilhassa hutbelerinde son derece kısa, veciz ve beliğ sözlerle yetinir ve böylece Resulullah&#8217;ın sünnetine uyardı.</p>
<p>Ammâr b. Yâsir uzun boylu, beyaz tenli, gayet yakışıklıydı. İslâm&#8217;ın yücelmesi, yeryüzünde hakim olması için büyük gayretler gösteren bu sahabi, İslâm devletinin varlığına gölge düşmesin ve İslâm toplumunun vahdeti zedelenmesin diye katıldığı Sıffîn olayında şehit olmakla, kendisinden sonraki nesle örnek olmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/ammar-bin-yasir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akil bin Ebi Talib</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/akil-bin-ebi-talib.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/akil-bin-ebi-talib.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 20:55:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pehlivan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Akil bin Ebi Talib]]></category>
		<category><![CDATA[Akil bin Ebi Talib hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Akil bin Ebi Talib hayatını indir]]></category>
		<category><![CDATA[Akil bin Ebi Talib hayatını oku]]></category>
		<category><![CDATA[Cahiliyye devri]]></category>
		<category><![CDATA[Cahiliyye devri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ebu yezid]]></category>
		<category><![CDATA[HADİS-İ ŞERİF]]></category>
		<category><![CDATA[HADİS-İ ŞERİF nedr]]></category>
		<category><![CDATA[HADİS-İ ŞERİF oku]]></category>
		<category><![CDATA[harama düşme ihtimali]]></category>
		<category><![CDATA[harama düşme ihtimali nedir]]></category>
		<category><![CDATA[îman]]></category>
		<category><![CDATA[İnsân]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatı oku]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatları oku]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7045</guid>
		<description><![CDATA[Ben seni iki cihetten seviyorum.. Birincisi, yakın akrabamsın, ikincisi, amcamın seni çok sevdiğini bildiğim için. HADİS-İ ŞERİF Eshâb-ı kirâmdan. Resûlullah’ın (s.a.v.) amcasının oğlu. Hz. Ali ve Ca’fer-i Tayyar’ın (r.a.) büyük kardeşidir. Ca’fer-i Tayyar”dan (r.a.) on, Hz. Ali’den yirmi yaş büyük olup, üçü de aynı anadandır. Künyesi Ebû Yezîd’dir. Hz. Akil başlangıcından beri İslâm’a yakınlık duyuyordu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" title="muhammed" width="300" height="233" class="alignleft size-medium wp-image-7016" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Ben seni iki cihetten seviyorum.. Birincisi, yakın akrabamsın, ikincisi, amcamın seni çok sevdiğini bildiğim için.</span> HADİS-İ ŞERİF</p>
<p>Eshâb-ı kirâmdan. Resûlullah’ın (s.a.v.) amcasının oğlu. Hz. Ali ve Ca’fer-i Tayyar’ın (r.a.) büyük kardeşidir. Ca’fer-i Tayyar”dan (r.a.) on, Hz. Ali’den yirmi yaş büyük olup, üçü de aynı anadandır. Künyesi Ebû Yezîd’dir. Hz. Akil başlangıcından beri İslâm’a yakınlık duyuyordu. Peygamberimize karşı da aşırı bir sevgisi vardı. Ancak müşriklerin baskı ve işkencesinden çekindiği için, bu düşüncesini açığa vuramıyordu. Akîl , müşriklerin Peygamberimize yaptıkları işkenceleri ve buna karşı Peygamberimizin sebâtına yakından şâhid oldu. Bununla ilgili bir hâtırasını şöyle anlatır :</p>
<p><span id="more-7045"></span>&#8220;Kureyş&#8217;in ileri gelenleri babama gelerek, &#8216;Yeğenin bize üzücü şeyler söylüyor, putlarımıza sataşıyor. Onu bundan vazgeçirsen iyi olur&#8217; dediler. Babam da benden Resulullahı bulup getirmemi istedi. Gittim, onu buldum. Yorgunluktan doğru dürüst yürüyemiyordu. Benden yardım istedi. Biraz sonra babamın yanına geldik. Müşrikler hâlâ oradaydı. Babam Resulullaha hitaben, &#8216;Yeğenim, sana olan sevgimi biliyorsun. Bunlar senin kendilerini üzdüğünü söylüyorlar. Bundan vaz geçsen iyi olur&#8217; dedi. Resulullah gözlerini semâya kaldırdı, &#8216;Güneşi görüyor musunuz?&#8217; diye sordu. Onlar, &#8216;Evet görüyoruz&#8217; dediler. Resulullah, &#8216;Allah&#8217;a yemin ederim ki, benim bu dâvâdan vaz geçmem, birinizin güneşten bir parça ile ateş yakışı kadar imkânsızdır&#8217; dedi. Babam onun bu kararlılığını görünce, &#8216;Yemin ederim ki, yeğenim hiçbir zaman yalan söylememiştir. Aklınızı başınıza alın ve gidin&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>Akîl bin Ebî Talib, mekke müşrikleri baskı yaptıkları için, Bedir savaşında istemeyerek onların yanında yer aldı. Müslümanlar onu esir aldılar. Kendisi fakir idi. Kurtuluş fidyesini ödeyecek durumu yoktu. Peygamberimizin isteği üzerine O’nun için, fidyesini esirler arasında bulunan ve o sırada henüz Müslüman olmayan amcası Abbâs bin Abdülmuttalib tarafından ödedi.</p>
<p>Akîl’in (r.a.) İslâmı kabul edişi, Hudeybiye anlaşmasından sonra olmuştur. Müslüman olduktan sonra, Medine-i Münevvere’ye hicret etmiştir. Böylece muhacirlerden olmuştur. Akil (r.a.) Mûte gazasına iştirak etti. Ancak dönüşünde uzun süren bir hastalığa yakalandı ve bu sebeple Mekke, Huneyn ve Taif gazalarına iştirak edemedi. Daha sonra, tekrar Mekke’ye yerleşti. Ancak zaman zaman Resûlullah’ı (s.a.v.) ziyâret eder, hizmette kusur etmezdi. Bu bakımdan, Resûl-i Ekrem’den (s.a.v.) birkaç hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir.</p>
<p>Akil (r.a.) hicretten önce fakir idi. Hicretten sonra daha da fakirleşti. Resûlullah (s.a.v.) bu durumu görünce Hayber seferinden sonra, kendisine yıllık bir maaş bağladı. Akil’in (r.a.) başka geliri olmadığından geçimini yalnız bu maaşla temin ediyordu.</p>
<p>Rivâyet edilir ki, Akil (r.a.) borçlanmıştı. O zaman halife olan kardeşi Hz. Ali’nin yanına gitti. Hz. Ali ona borcunu sordu. 40.000 dirhem olduğunu söyleyince, ödeyecek parası olmadığından ona bir şey veremedi. Sonra öderiz buyurdu.</p>
<p>Akil bin Ebû Tâlib, Peygamberimizi (s.a.v.) çok severdi. Her fırsatta Resûlullah’a olan bağlılığını ve sevgisini gösterdi. Resûlullah (s.a.v.) da onu severlerdi. Akil hazretlerine buyurdu ki: “Yâ Ebâ Yezîd! Ben seni ik cihetten seviyorum. Birincisi, yakın akrabam olduğun için, ikincisi, amcamın seni sevdiğini bildiğim için.” buyurarak iltifat ederdi. Bu iltifat onu çok sevindirirdi.</p>
<p>Hz. Akil, Resûlullah’ın kıymetli sünnetine uymakta çok dikkatli ve titiz idi. Çevresindekilere, cahiliyye âdetlerinden uzaklaşmalarını tavsiye ederdi. Akil bin Ebî Tâlib, nesebler (soylar) üzerinde geniş bir bilgiye sahipti. İyi ve kötü soylar, onlarla ilgili olay ve tarihleri çok iyi bilirdi. Bu sebeple , Hz.Ömer mal dağıtımı için düzenli bir defter tutmak istediğinde Ebu Akîl ile birlikte bu işi bilen bir kaç kişiyi tayin etmişti. Cahiliyye devrine dair, örf ve adetler, meşhûr günler, hikâye ve destanlar hakkında derin bilgisi vardı. Bu yüzden komşu kabileler arasında hürmet ve saygı görürdü. Bu konuda sorulan suallere geniş ve doyurucu cevaplar verirdi. Müslüman olduktan sonra cahiliyye devrine ait âdetlerin hepsini terk etmişti. Cahiliyye âdetlerini iyi tanıdığından, neleri terk edeceğini de gayet iyi biliyordu. Çünkü, şerri, günahı, harâmı bilmeyenin, tanımıyanın, o kötülüğe, harâma düşme ihtimali her zaman mevcuttur. Ama tanırsa, ondan kendisini muhafaza etmesi mümkündü. Evlendiği zaman kendisini, &#8220;Çoluk çocukla birlikte kutlu olsun &#8221; diye tebrik ettiler. Hz.Akîl müdahale etti. Tebriğin sünnete uygun omasını istiyordu. Onlardan &#8220;Allah hanımının bereketini sende ve senin üzerinde kılsın&#8221; demelerini sitedi. Çünkü Resulullah evlenenleri böyle tebrik ederdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/akil-bin-ebi-talib.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adî Bin Hâtim Tâî</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/adi-bin-hatim-tai.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/adi-bin-hatim-tai.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 20:49:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pehlivan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Adî bin Hâtim]]></category>
		<category><![CDATA[Adi bin Hatim hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Adi bin Hatim kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Adî Bin Hâtim Tâî]]></category>
		<category><![CDATA[adi bin hatim tai hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Adî Bin Hâtim Tâî kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Âilece cömert olan sahâbî]]></category>
		<category><![CDATA[Âilece cömert olan sahâbî kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Ganîmet]]></category>
		<category><![CDATA[Hâtim Tâi]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyyet]]></category>
		<category><![CDATA[Rakusiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Rakusiyye nedir]]></category>
		<category><![CDATA[reis]]></category>
		<category><![CDATA[Tay kabîlesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7040</guid>
		<description><![CDATA[Âilece cömert olan sahâbî Eshâb-ı kirâm efendilerimiz, Peygamber efendimizin emriyle zaman zaman Medîne dışındaki kabîlelere seferler düzenler, buralardaki halkı İslâma da&#8217;vet ederlerdi. Da&#8217;veti kabûl etmiyenlerle savaş yapılır, ganîmet ve esir alınırdı. Tay kabîlesi üzerine yapılan seferde, reisleri, Adî bin Hâtim kaçtı. Kardeşi Sefâne esir alındı. Kendisine çok iyi muâmele yapıldı. Çünkü babası meşhûr cömertlerdendi. Onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img class="alignleft size-medium wp-image-7016" title="muhammed" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Âilece cömert olan sahâbî</span></p>
<p>Eshâb-ı kirâm efendilerimiz, Peygamber efendimizin emriyle zaman zaman Medîne dışındaki kabîlelere seferler düzenler, buralardaki halkı İslâma da&#8217;vet ederlerdi. Da&#8217;veti kabûl etmiyenlerle savaş yapılır, ganîmet ve esir alınırdı.</p>
<p>Tay kabîlesi üzerine yapılan seferde, reisleri, Adî bin Hâtim kaçtı. Kardeşi Sefâne esir alındı. Kendisine çok iyi muâmele yapıldı. Çünkü babası meşhûr cömertlerdendi. Onun cömertliğine hürmeten, kızına iyi muâmele yapıldı.</p>
<p>Bu melik değildir</p>
<p><span id="more-7040"></span>Peygamber efendimiz, Sefâne&#8217;yi kardeşini bulup getirmesi için serbest bıraktı. O da kardeşini bulup başından geçenleri anlattı. Kardeşi Adî bin Hâtim, kardeşinin anlattıklarından cesâret alarak, Medîne&#8217;ye gitti. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır:</p>
<p>Medîne&#8217;ye vardığımda, Resûlullah efendimiz Mesciddeydi. Huzûruna varıp, selâm verdim. Bana:</p>
<p>- Kimsiniz, buyurdu. Ben de:</p>
<p>- Adî bin Hâtim&#8217;im, dedim.</p>
<p>Beni alıp evine götürdü. Yolda giderken, yaşlı bir kadın, ihtiyaçlarını arz etti. Onunla ilgilenip, ihtiyaçlarını giderdi. Bu hâli görünce, &#8220;Bu, melik değildir&#8221; dedim.</p>
<p>Eve varınca, içi lifle dolu bir minder gösterip, &#8220;Buraya oturun!&#8221; buyurdu. Ben oturmak istemedim. Israr edince mecbûren oturdum. Kendisi de yere oturdu. Kendi kendime, &#8220;Vallahi bu melik olamaz, melik olan kimse bu kadar tevâzu ehli olamaz!&#8221; dedim. Sonra bana:</p>
<p>- Yâ Adî bin Hâtim, Müslüman ol ki, selâmette olasın, buyurdu. Ben de:</p>
<p>- Benim dînim vardır, dedim. Bunun üzerine:</p>
<p>- Senin dînini senden daha iyi bilirim. Sen Rakusiyye dîninden değil misin? Kavminin dörtte bir ganîmetini yemiyor musun? Bu senin dîninde sana helâl değildir, buyurdu. Ben içimden:</p>
<p>- Vallahi doğru söylüyor. Bilinmiyen şeyleri biliyor. Bu peygamberdir, dedim. Sonra buyurdu ki:</p>
<p>- Yâ Adî bin Hâtim, seni İslâma girmekten alıkoyan nedir? Seni &#8220;Lâ ilâhe illallah&#8221; demekten uzaklaştıran nedir? Allahtan başka ilâh var mı? Neden çekiniyorsun? Seni, Allah büyüktür demekten alıkoyan nedir?</p>
<p>Bu sözleri büyük bir huşû içinde dinledim. Bu kadar güzel yüzlü, tatlı sözlü bir kimse yalancı olamazdı. Hemen Kelime-i şehâdet getirip Müslüman oldum.</p>
<p>Beni tanıdınız mı?</p>
<p>Resûlullah sonra beni, kabîleme İslâmiyeti anlatmak ve onların zekâtlarını toplamak için geri gönderdi. İlk zekât toplıyan ben oldum. Kabîlemin Müslüman olmasına vesîle oldum.</p>
<p>Birgün kabîlemden birkaç kişi ile beraber, Hz. Ömer&#8217;in huzûruna gitmiştik. Kendisine sordum:</p>
<p>- Beni tanıdınız mı?</p>
<p>- Evet tanıdım! Sevgili Peygamberimize kavmin inanmadığı bir zamanda sen inandın, vefâkâr oldun! Kavmin sana zulmettikleri zaman onlara sabreden sensin! Muhakkak ki, kabîlesinde ilk zekâtı toplayıp, Peygamber efendimizi sevindiren de sensin.</p>
<p>Adî bin Hâtim hazretleri, dünyaya hiç kıymet vermez, kazandığını fakîrlere dağıtırdı. Peygamber efendimizin huzuruna gittiğinde ona yanında yer verirdi. Kendisine iltifatlarda bulunurdu.</p>
<p>Allahü teâlâ ona uzun bir ömür verdi. Hz. Ali&#8217;nin vefâtından çok sonra 120 yaşında Kûfe&#8217;de vefât etti. Ölünceye kadar, İslâmiyeti yaymak için çırpındı. Vaktini hiç boşa geçirmezdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/adi-bin-hatim-tai.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdullah Zülbicadeyn</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/abdullah-zulbicadeyn.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/abdullah-zulbicadeyn.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 20:43:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pehlivan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah bin Mesud]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Zülbicadeyn]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Zülbicadeyn hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Zülbicadeyn kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Abdüuzza]]></category>
		<category><![CDATA[Abdüuzza anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdüuzza putu]]></category>
		<category><![CDATA[cahiliye dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Cahiliye dönemi ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Cahiliye dönemi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret]]></category>
		<category><![CDATA[İki elbise sahibi manasına gelen ZÜLBİCADEYN]]></category>
		<category><![CDATA[îman]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatı oku]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[şehadet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7037</guid>
		<description><![CDATA[Saadet asrının mimarı, iki cihan güneşi Resulullah Efendimiz (s.a.v) , Kur&#8217;an hakikatlerini cihanşümül bir sesle ilan ederken, Cahiliye Devrinin kökleşmiş batıl adet ve itikadlarını da temizliyordu. İnsanlık tarihi içinde böylesine muazzam bir inkılabın eşine rastlanmamıştı. Adet ve inançlarına, gelenek ve itikadlarına taasup ölçüsünü dahi aşan bir inatçılıkla bağlı olan Cahiliye Devri insanlarının dem ve damarlarına, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img class="alignleft size-medium wp-image-7016" title="muhammed" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a></p>
<p>Saadet asrının mimarı, iki cihan güneşi Resulullah Efendimiz (s.a.v) , Kur&#8217;an hakikatlerini cihanşümül bir sesle ilan ederken, Cahiliye Devrinin kökleşmiş batıl adet ve itikadlarını da temizliyordu. İnsanlık tarihi içinde böylesine muazzam bir inkılabın eşine rastlanmamıştı. Adet ve inançlarına, gelenek ve itikadlarına taasup ölçüsünü dahi aşan bir inatçılıkla bağlı olan Cahiliye Devri insanlarının dem ve damarlarına, yep yeni bir iman aşısını yaparken, o Yüce Peygamber (s.a.v) hep kendisine emredilen &#8220;İstikamet üzere ol&#8221; ilahi hitabına bağlı kalmıştı.</p>
<p><span id="more-7037"></span>Kendilerini tabiatın dışına çıkarmış, ferdi ve içtimai hayatı insanî özlerinden ziyade, hayvanî hususiyetlerine bina etmiş müşrik ve münkirler, Hz.Peygamberin (s.a.v) getirdiği habere karşı isyan ve şiddet içinde bulunduklarında, onu defalarca öldürmeye, yok etmeye, ona işkence ve azap vermeye kalktıklaında, o , Kur&#8217;ani düsturların dışına çıkmamıştı. Hz.Peygamber (s.a.v) putperestliğe karşı tavrı, bütün batıl inançları olduğu gibi, inkar ve şirkin sembolik ifadesi olan putları da ortadan kaldırmayı gerektiriyordu. Cahiliye Devri insanları, içlerindeki batıl inançların dışa taşan işareti olarak putları kudsî görüyor ve ibadet ediyorlardı.</p>
<p>İşte, Cahiliye döneminin inançlarını hatırlattığı ve putlara kul olmak manasını taşıdığı için Peygamberimizin (s.a.v) ismini değiştirdiği şahıslardan biri de, Abdullah Zülbicadeyn idi (r.a). Suffe medresesinin bu muhterem talebesinin İslama girmeden önce, &#8220;Uzza&#8221; isimli putun kulu manasına gelen Abdüuzza idi. Müslüman olduğunda Resulullah Efendimiz, &#8220;Hayır, sen Abdüluzza değil, Abdullah&#8217;sın&#8221; buyurarak onun ismini değiştirdi. (1)</p>
<p>Abdullah Zülbicadeyn (r.a) yetimdi. Amcasının yanında kalıyordu. Amcası ona çeşitli ikramlarda bulunurdu. Bir gün Abdullah&#8217;ın Müslüman olduğunu öğrenince çok kızdı. Abdullah&#8217;ı yanına çağırdı ve &#8220;Duyduğuma göre, sen Muhammed&#8217;e tabi olmuşsun. Eğer bundan vaz geçmezsen, sana verdiğim elbiseler dahil, bütün ikramlarımı, hediyelerimi geri alırım.&#8221; dedi. Hz.Abdullah onun bu tehditine aldırış etmedi. Pervasız bir şekilde, &#8220;Evet amca, ben Müslümanım&#8221; cevabını verdi.</p>
<p>Bunun üzerine amcası, üzerindeki elbiselere varıncaya kadar ona verdiği herşeyi geri alarak annesine gönderdi. Annesi de kalın bir elbise verdi. Abdullah üzerindeki bu elbiseyle Resulullaha giderken yolda elbisesi ikiye ayrıldı. O da, elbisenin bir kısmını belinden alt tarafına, diğer kısmını sırtına aldı. Öylece Resulullahın huzuruna gitti. Başından geçenleri Peygamberimize anlattı. Onun bu fedakarlığı Resulullahı çok duygulandırdı. Ona iltifatta bulundu. Ayrıca, &#8220;İki elbise sahibi&#8221; manasına gelen &#8220;ZÜLBİCADEYN&#8221; lakabını verdi. Bundan böyle Hz.Abdullah bu lakabıyla birlikte anılacaktı.</p>
<p>Hz.Abdullah Müslüman olduktan sonra, devamlı Resulullah ile beraber kalmayı arzu etti ve ondan bir dakika olsun ayrılmak istemedi. Resulullah ile beraber kaldıktan sonra gece gündüz Kur&#8217;an okur, dua ve ibadetle meşgul olurdu. Bazı günler Resulullahın kapısına gider, oturur, tesbih ve tekbirle vakit geçirirdi. Hz.Ömer (r.a.) Resulullaha giderek, bu hareketin riya olup olmadığını sorduğunda, Hz.Peygamber, &#8220;Ey Ömer, bırak onu. O, Allah&#8217;a dua eden, yalvaran kalbi yanıklardandır.&#8221; (2) buyurdu.</p>
<p>Hz.Abdullah, Resulullah ile birlikte Tebük Seferine katıldı. Çok büyük kahramanlıklar gösterdi. Sonunda şehid oldu. Kabir kazma ve defin işiyle Peygamberimiz, Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ömer meşgul oldu. Peygamberimiz onun naşını kabre koyduktan sonra, &#8220;Ey Allah&#8217;ım, ben ondan razıyım, Sen de ondan razı ol&#8221; diye dua etti.</p>
<p>Peygamberimiz onun vefatından müteessir olmuştu. Bunu gören Sahabiler , &#8220;Ya Resulullah, Abdullah&#8217;ın vefatına üzüldünüz&#8221; dediler. Peygamberimiz, &#8220;Evet çünkü o Allah ve Resulünü seviyordu&#8221; buyurdu.</p>
<p>Orada hazır bulunan Sahabilerden Abdullah bin Mes&#8217;ud (r.a.) der ki: &#8220;Vallahi, ben ondan onbeş yıl önce Müslüman olmuştum. Keşke şimdi şu kabrin sahibi ben olsaydım.&#8221; (3)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/abdullah-zulbicadeyn.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Abdullah Bin Süheyl</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/abdullah-bin-suheyl.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/abdullah-bin-suheyl.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 20:39:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>pehlivan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Bin Süheyl]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Bin Süheyl kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Bin Süheyl nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Bedir'de babasına karşı savaşan sahâbî]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Cendel]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Cendel kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke müşrikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke müşrikleri kim]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke müşrikleri kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müslümanlar alemi]]></category>
		<category><![CDATA[müşrik]]></category>
		<category><![CDATA[müşrik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[yemame]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7030</guid>
		<description><![CDATA[Bedir&#8217;de babasına karşı savaşan sahâbî Abdullah bin Süheyl ilk Müslüman olanlardandır. İkinci Habeşistan hicretine kadar Müslümanlığını gizledi. Sonra Habeşistan’a hicret eden kâfileye o da iştirak etti. Habeşistan’dan dönüşünde, babası tarafından hapsedilip, işkence yapılmış, Müslümanlıktan vazgeçmeye zorlanmıştı. Bu yüzden çok şiddetli eziyet ve sıkıntılara mâruz kaldı. Çâresiz kalarak babasının sözüne uymuş gibi göründü. Aslında, istemiyerek îmânını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img class="alignleft size-medium wp-image-7016" title="muhammed" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a></p>
<p>Bedir&#8217;de babasına karşı savaşan sahâbî</p>
<p>Abdullah bin Süheyl ilk Müslüman olanlardandır. İkinci Habeşistan hicretine kadar Müslümanlığını gizledi. Sonra Habeşistan’a hicret eden kâfileye o da iştirak etti. Habeşistan’dan dönüşünde, babası tarafından hapsedilip, işkence yapılmış, Müslümanlıktan vazgeçmeye zorlanmıştı. Bu yüzden çok şiddetli eziyet ve sıkıntılara mâruz kaldı. Çâresiz kalarak babasının sözüne uymuş gibi göründü. Aslında, istemiyerek îmânını gizlemişti.</p>
<p>Peygamberimizin ve Müslümanların çoğunluğu Medîne’de bir araya gelmişler, gün geçtikçe güçlenmekte ve durumları iyiye doğru gitmekteydi.</p>
<p><span id="more-7030"></span>İşine yaramıştı</p>
<p>Mekke müşrikleri bunu bir türlü hazmedemiyorlar ve en kısa zamanda, Müslümanları ve İslâmiyeti yok etmek istiyorlardı. Bu yüzden Bedir Muharebesine büyük bir intikam hırsıyla hazırlanmışlardı. Bu Abdullah bin Süheyl’in işine yaramıştı. Bedeni müşrikler arasında ama, rûhu Resûlullah ve Müslümanlarla beraberdi. Şirk ve küfür ordusu arasında bulunmak istemiyordu ama, Resûlullaha kavuşmak için bir müddet sebredecekti.</p>
<p>Bu arada, babası kendisini zaman zaman kontrol ediyor, fakat Abdullah bin Süheyl, iç dünyasında olup bitenleri, rûhunda yaşadığı ve tattığı lezzeti, babasına ve etrafındakilere aslâ hissettirmiyordu. Günler böyle geçti. Babası, onda anormal bir durum, İslâmiyete dâir bir belirti görmediğinden, artık onun hakkında şüphesi kalmamıştı.</p>
<p>Hâlbuki o, onların kirli ve insanlıktan uzak dünyasından, Resûlullahın Cennet misâli huzûrlarına, onun mübârek sohbetlerine, Müslümanların o saâdet ve mutluluk dünyasına nasıl kavuşacağının plânlarını yapmaktaydı.</p>
<p>Abdullah bin Süheyl, sanki başka âlemde yaşamakta, müşriklerden çok çok uzaklarda bulunmaktaydı. Onun durumundan, kimsenin haberi yoktu. Müşriklerin, Müslümanlardan birkaç misli fazla olan küfür ve şirk ordusu, Bedir’e varmış, bütün techizatı yerleştirmiş, muharebeye hazır duruma gelmişti. Karşılıklı tek tek vuruşmalar bitmiş, iki ordu birbirine girmişti. Harp iyice kızışmıştı.</p>
<p>Hakkımda hayırlı kıldı</p>
<p>Abdullah bin Süheyl için tam zamanı idi. İslâm ordusu saflarına geçebilirdi. Fırsatı kaçırmadı ve Müslümanların saflarına katıldı. Böylece, günlerden beri hayâli ile yaşadığı dünyanın içine girmişti. Şimdi başka bir hava teneffüs etmeye başlamıştı. Bu, rûhlara hem gıda ve hem de şifâ olan bir hava idi. O, Allahü teâlânın sevgilisinin yanında, onunla yan yana cihâd ediyordu. Ne büyük saâdetti. Kıyâmete kadar hayırla, duâ ile anılacakların arasına girmişti.</p>
<p>Babası Süheyl, onun bu hareketine çok kızmış ve ağır laflar söylemişti. Abdullah ise babasına, “Allahü teâlâ bunu benim hakkımda çok hayırlı kıldı” diye cevap verdi. Abdullah bu esnâda 27 yaşında idi.</p>
<p>Abdullah bin Süheyl artık yerinde duramıyordu. Aslanlar gibi, şirk ordusunun üzerine atıldı. Sanki önceki Süheyl değildi. Diğer Sahâbe-i kirâm gibi o da kahramanca savaştı. Sonunda müşriklerin şirk ordusu perişan oldu. Abdullah’ın babası da esîr düşmüş, daha sonra fidye ile kurtulmuştu.</p>
<p>Abdullah bin Süheyl, Bedir’den sonra Uhud ve Hendek gazâlarına katılmış, Hudeybiye antlaşmasında da hazır bulunmuştur. Fakat bu antlaşma sırasında gördüğü manzara, onun kalbine bir hançer gibi saplanmış ve çok üzülmüştü. Çünkü bu antlaşmada, Mekkeli müşrikleri, babası Süheyl temsil etmiş ve antlaşmaya “Allahın Resûlü” ifâdesinin yazılmasına itiraz ederek demişti ki:</p>
<p>- Biz senin Resûlullah olduğunu kabûl etseydik seninle savaşmazdık.</p>
<p>Müslümanları üzmüştü</p>
<p>Onun bu kaba hareketleri Abdullah’ı çok üzmüştü. Resûlullah efendimiz, onun bütün şartlarını kabûl etmişti. Antlaşma imzalanmadan önce olan bir olay da, bütün Müslümanları üzmüş, Resûlullah efendimiz de mahzûn olmuştu.</p>
<p>Çünkü, Abdullah bin Süheyl’in küçük kardeşi Ebû Cendel Müslüman olmuştu. Bu yüzden Mekke’de zincire vurulup, hapsedilmişti. Ancak bir yolunu bulup kaçmış, Hudeybiye antlaşması imzalanırken, kendini Resûlullahın mübârek ayaklarının dibine atarak demişti ki:</p>
<p>- Beni kurtar yâ Resûlallah!</p>
<p>Fakat müşriklerin temsilcisi olan babası Süheyl oğlunu orada görünce, Ebû Cendel’i boynundan tutup dedi ki:</p>
<p>- Yâ Muhammed! Antlaşmamız üzerine bana geri çevireceğin insanların ilki budur!</p>
<p>Resûlullah efendimiz, onu teslim etmek istememişti. Bunun üzerine Süheyl diretti:</p>
<p>- O zaman antlaşmayı imzalamam!</p>
<p>Ancak Resûlullah bu antlaşmanın yapılmasını, birçok sebepten dolayı istiyorlardı. Bütün taleplere rağmen, müşrikler tekliflerinden vazgeçmedi.</p>
<p>Ebû Cendel’in, babasına teslim edilirken söylediği sözler, bütün Müslümanların gözlerini yaşartmıştı. Başlangıcı Müslümanların aleyhine gibi görünen Hudeybiye antlaşması, daha sonra, Müslümanların lehine netîce vermiş, Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde bu antlaşmayı, Feth-i Mübîn diye vasıflandırmıştır. Ebû Cendel hazretleri de, bilâhare kurtulmuş, sağ sâlim Medîne’ye dönmüştür.</p>
<p>Hudeybiye antlaşmasından iki sene sonra, Abdullah bin Süheyl Mekke’nin fethinde de bulundu. Mekke fethedilmiş, öldürülecek olanların listesi yapılmıştı. Bunların arasında, Abdullah bin Süheyl’in babası da vardı. Babasına dayanamamıştı.</p>
<p>Ben de şehîd olsaydım</p>
<p>Babasının öldürülmemesi için teşebbüste bulundu. Durum Resûlullaha arz edildi. Resûlullah efendimiz Hz. Abdullah’ın bu istirhâmını kabûl etti. Babasına bir emannâme verildi. Daha sonra babası Süheyl bin Amr Müslüman oldu. Sahâbelik şerefine nâil oldu. O kadar ihlâslı bir Müslüman oldu ki, Resûlullahın âhırete teşrifleri sırasında konuşmaları ile, birçok kimsenin, dinden dönmesine mâni oldu.</p>
<p>Abdullah bin Süheyl, Yemâme’de Cevaş muharebesinde şehîd olmuştu. Hz. Ebû Bekir, Kureyş ve Mekke’nin ileri gelenleriyle birlikte, oğlunun şehâdetinden dolayı, babası Süheyl’e tâziyede bulunmuşlardı. Oğullarına her türlü işkenceyi daha önce yapmış olan Süheyl dedi ki:</p>
<p>- Keşke ben de şehîd olsaydım. Resûlullah efendimiz bana, şehîdin, âilesinden 70 kişiye şefâ’at edeceğini bildirdi. Ben oğlumun benden önce kimseye şefâ’at etmiyeceğini umuyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/abdullah-bin-suheyl.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

