Kategori Arşivi: Sahâbe-i Kîram

Hz.Fatıma(r.a)’nın İsimleri

Sıddıka; çok tasdik eden (Allah”ın selâmı ona olsun). Hz. Fatıma babasının sözlerini tasdik eder, onları davranışlarıyla da doğrulardı. Sözlerini eksiksiz yerine getirirdi. O, es-Sıddıkatu”l-Kübra idi. Torunu İmam Sadık”tan da rivayet edildiği gibi, asırlar onun marifeti ekseninde döndüler.

Mübareke: Ondan çok hayır kaynaklandığı için bu ismi almıştır. Kur”ân onu Kevser diye isimlendirir. Bunun nedeni de Hz. Peygamber”in (s.a.v) soyunun onun aracılığıyla devam etmesidir. Ya da Allah”ın, Resul”üne verdiği çok hayrın en önemli göstergelerinden biridir. Nitekim Kevser Suresi”nde buna değinilir.

İbn Abbas, Peygamberimizin (s.a.v) şöyle dediğini rivayet eder: “Kızım Fatıma beşerî bir huridir. Hayız kanı görmez, Allah onu ve sevenlerini ateşten koruduğu için ”Fatıma” adını almıştır.”[1]

Resulullah (s.a.v) bir diğer hadiste de şöyle buyuruyor: “Fatıma, insan hurilerdendir. Cenneti özlediğimde, onu öperdim.”[2]

Enes b. Malik”in annesi şöyle der: “Fatıma, dolunay gibiydi. Ya da bulutların ardından çıkan güneş gibiydi. Kızıla çalan bir beyazlığı vardı. Saçları simsiyahtı. İnsanlar içinde Resulullah”a (s.a.a) en çok benzeyen oydu.”[3]

Her türlü kirden ve pislikten arındığı için, kendisine Tahire lakabı verilmişti. Nitekim Kur”ân-ı Kerim Tathir Ayeti”nde onun her türlü kirden temizlenmiş olduğuna tanıklık etmiştir.

Hz. Fatıma”nın bir lakabı “Raziye“, bir diğeri de “Merziyye“dir. Çünkü o, kendisi için takdir edilen dünyanın acılarına, zorluklarına, musibetlerine ve bunlardan dolayı alacağı sevaba razıydı. Kur”ân-ı Kerim”in “İnsân Suresi”nde haber verdiği gibi, Rabbinin katında razı olunmuş biriydi. Rabbi, onun çabasından razı olmuş ve onu en büyük korkudan emin kılmıştı. O, haklarında “Allah onlardan razıdır, onlar da Allah”tan razıdırlar.”[4] buyurulanlardan biridir. Rabbinden çok korktuğundan kuşku yoktur; onun hayatı bunun tanığıdır.

Resulullah (s.a.v) ona “Ümmü Ebîha” yani “Babasının Anası” lakabını takmıştı. Bu, onun değerine, saygınlığına yönelik bir işaretti. Çünkü hiç kimseyi, Peygamberimiz (s.a.v), onu sevdiği kadar sevmiyordu. Hiç kimse Peygamber (s.a.v) yanında onun derecesine ve konumuna yetişememiştir. Hz. Peygamber (s.a.v), ona, evlâdın annesine yaptığı muamelenin aynısını yapıyordu. Nitekim o da, Hz. Peygamber”e (s.a.v) annenin evlâdına davrandığı gibi davranıyordu. Çünkü Peygamber”i (s.a.v) kucaklıyor, yaralarını sarıyor ve acılarını hafifletiyordu.
————————————————————-
[1]- Tarih-i Bağdad, 12/331, Hadis no: 6772
[2]- Tarih-i Hatib el-Bağdadî, 5/87; el-Gadîr, 3/18
[3]- el-Müstedrek, Hakim, 3/161
[4]- Mâide, 119

Kaynak

Hz.Peygamber(s.a.v)’in gözünde Hz.Hatice(r.a)

Hatice, kadınlar içinde Hz. Muhammed’in (s.a.a) davetine ilk inanan kimseydi. Onun kutsal hedefleri uğrunda sahip olduğu her şeyi feda etti. Bütün servetini Hz. Resulullah’ın (s.a.a) önüne koydu ve şöyle dedi: Sahip olduğum her şey senin önünde ve senin emrindedir. Allah sözünün yücelmesi ve dininin yayılması uğruna bu malı dilediğin gibi kullan.
Hz. Peygamber’le birlikte Kureyş’in işkencelerine, boykotuna, kuşatmasına katlandı. Kuşkusuz Hatice’nin bu benzersiz ihlâsı, bu samimi imanı, bu içten sevgisi, Resulullah’tan (s.a.a) gerekli karşılığı alacaktı. Hak ettiği sevgiyle, ihlâsla ve saygıyla karşılık görecekti. Resulullah (s.a.a) onu öylesine derin bir sevgiyle seviyordu ki, ona o denli vefa duygusuyla bağlıydı ki, bu sevgi Hatice’nin ölümünden sonra da devam etti. Diğer eşlerinden hiç kimse Hatice’nin yerini tutamadı. Nitekim Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
Ümmetimin kadınlarının en hayırlısı, Hatice bint-i Huveylid’dir.[1]
Aişe’nin şöyle dediği rivayet edilir:
Hz. Resulullah’ın (s.a.a) yanında Hatice anıldığı zaman, onu övmekten ve onun için bağışlanma dilemekten üşenmezdi. Bir gün yine onu andı. Bu, kıskançlık duygularımın kabarmasına neden oldu. Dedim ki: “Bir kocakarı değil miydi? Allah sana ondan daha iyisini vermedi mi?” Peygamber (s.a.a) bu sözümden dolayı o kadar öfkelendi ki, saçlarının ön tarafları titriyordu. Dedi ki:
“Allah’a yemin ederim ki, ondan daha iyisi bana verilmiş değildir. İnsanların inkâr ettikleri bir zamanda o bana inandı, insanların beni yalanladıkları bir sırada o beni doğruladı. İnsanların beni her şeyden yoksun bıraktıkları bir sırada o sahip olduğu her şeyi benim için harcadı. Diğer eşlerim beni evlâttan yoksun bırakırken, Allah ondan bana evlât bahşetti.”
Aişe diyor ki: “Bunun üzerine kendi kendime şöyle dedim: Allah’a yemin ederim ki, bir daha onun hakkında kötü bir şey söylemeyeceğim.”[2]
Bir rivayette Cebrail’in (a.s) Resulullah’a (s.a.a) inip şöyle dediği yer alır:
Yanına gelen Hatice’dir. Rabbinin selâmını ona söyle. Onu cennette gürültüsü olmayan ve bitkinliğin yaşanmayacağı kamıştan bir evle müjdele.[3]
Hz. Peygamber (s.a.a) ona derin bir saygı beslediği ve takdir ettiği için onun arkadaşlarına da saygı gösterir ve onlara ikramda bulunurdu. Nitekim Enes şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber’e bir hediye verildiği zaman şöyle derdi:
Bu hediyeyi falan kadının evine götürün. O Hatice’nin arkadaşıydı. Hatice onu severdi.[4]
Rivayet edilir ki: Peygamber efendimiz (s.a.a) bir koyun kestiği zaman, “Bunu Hatice’nin arkadaşlarına gönderin.” derdi. Aişe bunun sebebini sorduğunda ise, “Ben, onun sevdiklerini severim.” derdi.
Rivayet edilir ki: Bir gün, Hz. Peygamber (s.a.a) Aişe’nin evinde bulunurken bir kadın gelir. Hz. Peygamber (s.a.a) bu kadını karşılar, onunla sıcak ve samimi bir şekilde ilgilenir. Bir an önce kadının ihtiyacını gidermeye çabalar. Aişe buna şaşırır. Resulullah (s.a.a) şöyle der: “Bu kadın Hatice yaşarken bize gelip giderdi.” Devamı »

Bilâl el-Habeşî (r.a)

Peygamberimizin Müezzinleri (Bilâl el-Habeşî)

Miladî 7. asrın başlarında Mekke’de İslâm ışığıyla aydınlanmış pırıl pırıl bir zenci yürek vardı:
Bilâl b. Rebah el -Habeşî…
Ümeyye b.Halef’in, şirkin zifiri karanlığında katranlanmış kalbi, kölesinin mütevazî gönlündeki aydınlığı, İslâm ışığını sezdi. Öfkesinden küplere bindi. Ne demekti? Efendinin izni olmadan Bilâl nasıl putları terkeder, nasıl İslâm’ı seçerdi? Hesap vermeliydi…
Mekke gündüzünün öğle sıcağında alev alev yanan kumlara, Bilâl’in siyah tenli, temiz yürekli ince ve fakat mutlaka çıplak vücudu gömülmeliydi.. Üzerine kalkmayacağı ağırlıkta koca taşlar dizilmeliydi. Ümeyye b. Halef böyle düşünüyor ve düşündüğünü de en küçük bir acıma hissetmeden uyguluyordu.
Bilâl, müslüman olduğunu ilan eden ilk yedi kişiden işkenceye tabi tutulanlararasında bulunuyordu.
Dayanılmaz işkenceler altında yanan, kavrulan Bilâl, tek bir kelime fısıldayabiliyordu: Ehad, ehad ,ehad… Allah bir, Allah bir, Allah bir…
İşkence ağırlaşıyor ama cevap değişmiyordu. Saatler geçiyor fakat cevap yine değişmiyordu. Sadece ehad, ehad, ehad diyordu.
Ümeyye işkence üzerine işkence deniyor, Bilâl de ise cevap hiç mi hiç değişmiyordu. Sanki Bilâl, kum denizini, Mekke ufkunu bir şeylere şahit tutmak istiyordu. Zira kaynaklar işkence gören müslümanlardan sadece Bilâl’in, müşriklerin istedikleri sözleri söylemediğini kaydediyordu. Onlara (inne lisani la yuhsinuhu) ” dilim dönmüyor” diye direniyor52 fakat o sadece ehad, ehad, ehad diyordu.
Kaç gün sürdü, kaç kez tekrarlandı bu işkence? Kimsenin bildiği yoktu. Bilâl de unutmuştu. Onu, tarih ” dini üzere musırr” (Kâne şahihan alâ dinih) olarak bulmuştu. 53
Ümeyye’nin kudurduğu, Bilâl’in ehad ehad diye soluduğu bir gündü. İlk müslüman, müslümanların hamisi Ebu Bekr göründü. Ümeyye laf anlamazdı. Katrânî kalbine bir şeyin tesir etmesi imkasızdı. Belki kesesi laf anlardı. “satar mısın?” dedi, Ebû Bekr,” bu köleyi bana”
7 ukiyye ver götür, dedi Ümeyye.. Ebu Bekir:
- Salıver Bilâl’i, gel al paranı, diye gürledi.
Yaralı ve bitkin vücudu, dipdiri kalbi, dilinde ehad , ehad kelimeleriyle doğruldu Bilâl’in ince ve genç bedeni..
Ebu Bekr, büyük bir nezaketle;
-Allah için hürsün Bilâl! dedi. Bilâl: Devamı »

Efendimiz’in Kayınvalidesi, Hz. Ebu Bekir’in Eşi Ümmü Ruman (r.a)

efendimize28099in-kayinvalidesi-hz-ebu-bekirin-esi-ummu-ruman-raÜmmü Ruman (r.a) Mekke’ye sonradan gelip yerleşen bir ailenin, asıl adı Zeynep olan kızıdır. Kadın sahabilerin belki de en kutlu, en mutlu olanıdır. Çünkü o, alemin yaratılış sebebi fahr-i kainat Efendimiz’e (s.a.v) kayınvalide, sadık dost diye anılan Hz. Ebu Bekir’e (r.a) eş ve Hz. Aişe (r.a) gibi bir peygamber hanımına, Rasul’ün incisine anne olmuştur…

Ümmü Ruman daha İslam’ın geldiği ilk günlerde Müslüman olmuş ve Hz. Ebu Bekir’i (r.a) yalnız bırakmamıştır. Kocası ile birlikte müşriklerin işkencelerine sabretmiş ve ona desteğini esirgememiştir. Hz. Ebu Bekir’in en sadık dostu olduğu Peygamberimiz’i pek çok kez evinde misafir etme bahtiyarlığına eren Ümmü Ruman bundan her zaman büyük mutluluk ve onur duymuştur.

“Aişe’yi koruyup ona iyi muamele etmenizi tavsiye ederim” Devamı »

Efendimiz’e Annelik Yaptı; Ebu Talib’in Eşi Fatıma Binti Esed

efendimize28099e-annelik-yapti-ebu-talibin-esi-fatima-binti-esedHz. Ali’nin annesi, Efendimiz’in amcası Ebu Talib’in eşi Fatıma binti Esed Mekke’deki Haşimoğulları kabilesindendi. Amcasının oğlu Ebu Talib ile evlenmiş, bu evlilikten Talib, Akil, Cafer ve Ali adında dört oğlu; Ümmü Hani, Cümane, Rayta ve Esma adında da dört kızı dünyaya gelmişti. Henüz sekiz yaşındayken dedesi vefat eden Efendimiz (s.a.v), amcası Ebu Talib’in himayesi altındaydı. Gerek amcası gerekse yengesi Fatıma (r.a), Efendimiz’e manevi bir baba ve annelik yaparak yetimlik acısını tattırmamaya gayret ediyorlardı.

Yengesi Fatıma, daha ilk günden Efendimiz’i kendi çocuklarından ayırt etmemiş, hatta ona daha çok ilgi, sevgi ve şefkat göstermişti. Onda diğer çocuklarda olmayan bir hal olduğu hemen her gün dikkatini çekiyordu. Yemeğe oturduklarında kendi çocukları önlerindekini çekiştirirken, o yemeğini edeple yiyordu. Fatıma, bazen onun bir şey yemediğini görünce yemeği beğenmediğini düşünüyor ve onun beğeneceği yemekleri yapıyordu. Efendimiz evde yokken onun yemeğini ayırmaya dikkat ederdi. Öyle ki, karı koca, kendi çocuklarından önce onu doyurup gözetirlerdi. Devamı »

Ümmü Sinan (radıyallahu anhâ)

Ümmü Sinan radıyallahu anha, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizle Hayber savaşına katılan kahraman bir hanım sahâbî!..

Hazreti Safiyye radıyallahu anha annemizin mutlu gününde beraber olan,düğün hazırlıklarında candan koşturan, onun saçını başını tarayan, güzel kokular sürerek elbisesini giydiren ve ona en yakın hizmet etme fırsatını yakalayan bir bahtiyar!..
Devamı »

Hazreti Osman ra’ın Hanımı Nâile Binti Ferâfisa Radıyallahu anhâ

Nâile binti Ferâfisa radıyallahu anha , Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin iki kerîmesinin vefatından sonra Hazreti Osman radıyallahu anh ile evlenen bahtiyar bir hanım sahâbi…

Âsîler tarafından evi muhasara altına alınan Hazreti Osman (r.a)’ın , şehit edilirken yanından ayrılmayan vefakâr ve fedakâr bir eşi…

Evin içine giren gözü dönmüş kişilere nezaketle direnen, onları nasihatla uyaran, sözü müessir, ifadesi güçlü, lisanı fasih bir hatip…

Isyankârların hücumlarına ve kılınç darbelerine karşı korkusuzca karşı koyan, parmaklarını kaybeden, kahraman, cesur bir hanım…

Kendisine hürmet edilen , halk içinde itibarı yüksek, anlayışlı, zeki, yufka yürekli, şâir ruhlu bir bahtiyar…
Devamı »