25 Şubat 2009
Hristiyanlara Göre Hazret-i Îsâ’nın Çarmıha Gerilmesinin Sebebi
Hristiyanlara göre, Âdem -aleyhisselâm- ve Havvâ vâlidemiz cennette iken yasak meyveden yiyerek insanlık suçu işlemişlerdir. (Tekvin, 3/24) Bu sebeple Allâh Teâlâ, onların neslinden gelen çocukların hepsini ateşte yanmağa mahkûm etmiştir. Ancak Hazret-i Îsâ, insanlara acıdığı için, haç üzerinde çarmıha gerilmek sûretiyle bütün insanların suçunun kefâretini üzerine almış, kendini bu uğurda fedâ etmiştir. Böylece insanlar, kendilerine mîras kalan bu günahtan kurtulmuşlardır. (Romalılara Mektup, 3/23-26)
İşin aslının böyle olmadığını Allâh Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle bildirir:
وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَى مَرْيَمَ بُهْتَانًا عَظِيمًا
(156)
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينً
(157)
“İnkâr etmelerinden, Meryem’in üzerine büyük bir iftirâ atmalarından ve «Allâh’ın elçisi Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük!» demeleri yüzünden (onları lânetledik). Hâlbuki O’nu ne öldürdüler; ne de astılar. Fakat (öldürdükleri) onlara Îsâ gibi gösterildi. O’nun hakkında ihtilâfa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak O’nu öldürmediler.” (en-Nisâ, 156-157) Devamı »
25 Şubat 2009
Dört İncîl’deki Tenâkuzlar
Bu mevzuya girmeden önce şunu hatırlatalım ki, yeryüzündeki bütün dinlerden sâdece İslâmiyet, Hristiyanlığın temel inancı olan Hazret-i Îsâ’nın babasız olarak iffetli ve dindar bir bâkireden doğduğunu kabûl etmektedir. İslâm Peygamberi Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ashâbına, Hazret-i Îsâ’nın, Allâh’ın büyük bir peygamberi olduğunu ve cehâlet batağına saplanan insanlığa doğru yolu göstermek için gönderildiğini öğretmiştir. İslâm, Hazret-i Îsâ’nın vaz’ ettiği gerçek dîne hiçbir zaman saldırmamış, bilakis O’na, annesi Meryem’e ve İncîl’e inanılması ve hürmet edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Ancak bu kabûl ve hürmet, Hazret-i Îsâ’nın ve getirdiği dînin tahrîf edilmemiş aslî hâllerine yöneliktir.
Bu kısa hatırlatmanın ardından aslî hüviyetini kaybetmiş olan günümüzdeki İncîl’lerin değerlendirilmesine geçebiliriz:
Yazılış târihleri husûsunda ittifak eden iki müellif bile bulunmayan dört İncîl’i Îsâ -aleyhisselâm- ne görmüş ne de yazdırmıştır. Bunun içindir ki onlarda bulunan sayısız yanlışlık, tenâkuz ve tahriflerin hiçbiri gözden kaçmaz. Gerçekten beşerî mütâlaalarla âdeta ulvîlikten ayıklanmış olan İncîl’ler; anlaşılmaz ve çelişkili bilgilerle doludur. Devamı »
25 Şubat 2009
Yuhanna
Dördüncü İncîl Yuhanna’yı, Hazret-i Îsâ’nın arkadaşı ve havârîsi olan Zebede ve Salome oğlu Yuhanna’nın yazdığı ileri sürülür. Ancak araştırmacılar, bu İncîl’de İskenderiye felsefe mektebinden alınmış ve temeli yine Yunan felsefesine dayanan mantık fikrinin açıkça görülmesine bakarak, onun Yuhanna isimli başka biri tarafından yazıldığını ifâde etmektedirler. Çünkü havârî Yuhanna’nın, Yunan felsefesiyle yetişmiş ve onun tesirinde kalarak bunu İncîl’e bile aksettirmiş olması mümkün değildir. Öte yandan bu İncîl’i yazan Yuhanna’nın gâyesinin, Hazret-i Îsâ’nın ulûhiyetini ispatlamak olması da, onun Rûhullâh’a gerçekten îmân etmiş bir havârî olmadığını ortaya koymaktadır.
M.S. 90-110 yıllarında yazıldığı söylenen Yuhanna İncîli’nde vahiyle alâkalı hiçbir bilgiye rastlamak mümkün değildir. Bu İncîl’de havârîler, Hazret-i Îsâ’ya “Yâ Rab!” şeklinde hitâb ederler. Bu itibarla Yuhanna, Hristiyanlığı tahrîf eden yahûdî Pavlos’un bıraktığı yerden işe devâm eden bir kimse hüviyetindedir. Dolayısıyla M. P. Roguet, Yuhanna’nın kaleme aldığı bu İncîl hakkındaki fikrini şöyle açıklar: Devamı »
25 Şubat 2009
Luka
Bu üçüncü İncîl’i yazan Luka’nın asıl mesleği hekimliktir. Rasûllerin İşleri kitabını da bu şahıs yazmıştır.
Luka, yazdığı İncîl’i Yunanlılar için kaleme almıştır. Ancak kitabı, ciddî ölçüde târihî yanlışlıklar ve hatâlarla doludur. O, İncîl’ini yazarken, Markos’tan istifâde etmiş, ayrıca ilâhî olmayan başka eserlerden, hattâ sözlü kaynaklardan da faydalanmış, birçok meseller eklemiştir. Bu sebeple M. P. Kannengiesser, onun hakkında: “Gerçek bir romancı!” demektedir. Devamı »
25 Şubat 2009
Markos
Markos, önce kısa bir İncîl yazmış, sonra bunu genişletmiştir. Ancak daha sonraları bu İncîl’in dörtte üçü kaybolmuş ve Markos, tekrar daha önceki koleksiyonlardan istifâde ederek şimdiki İncîl’ini yazmıştır. Bu durum karşısında hristiyan müelliflerin, onu Petrus ve Pavlos’a öğrenci yaparak, yazmış olduğu bu İncîl’e güven ve îtimat temin etmeye çalışmaları boşunadır.
Şüphesiz Markos İncîli’nin gerçek müellifi hakkında da birçok istifhamlar mevcuttur. Bazılarına göre bu İncîl’i Markos değil, Petrus yazmıştır. Devamı »
25 Şubat 2009
Matta
Matta, Roma İmparatorluğu adına vergi toplayan bir yahûdî olarak, İncîl’ini yahûdî asıllı hristiyan cemaat için yazmıştır. Bu İncîl’in M.S. 65 yıllarında yazıldığı söylenmektedir. Bu İncîl, bir bakıma Hazret-i Îsâ’nın İsrâîl târihini tamamladığını ispatlamak gâyesiyle kaleme alınmıştır. Ancak birtakım araştırmacılar, eldeki Matta İncîli’ni yazan şahsın Matta olmadığını ve onun, ismi meçhul Filistinli bir yahûdî tarafından yazıldığını ileri sürmektedirler. Gerçekten de dikkatle incelendiğinde görülmektedir ki bu İncîl, Hristiyanlık’tan daha çok Yahûdîliğin düşünce sistemini aksettirmektedir. Devamı »
25 Şubat 2009
Dört İncîl’in Mâhiyeti
Cenâb-ı Hakk’ın Îsâ -aleyhisselâm-’a göndermiş olduğu İncîl-i Şerîf elbette ki haktır ve her mü’minin “âmentü” esasları içinde ifâde edilen “ve kütübihî” (ve kitaplarına da inandım) gerçeğine dâhildir. Bu hususta Allâh Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de bazı beyânlarından evvel “Tevrât’ta ve İncîl’de de yazdığımız gibi…” buyurmaktadır. Dolayısıyla asıl İncîl, Kur’ân-ı Kerîm gibi ilâhî bir hidâyet rehberidir.
Ancak daha evvel de çeşitli vesîlelerle temâs ettiğimiz üzere, hristiyan kilisesi, Îsâ -aleyhisselâm-’ın hayâtı ve öğrettikleri husûsunda son derece ciddî bir budama işlemi gerçekleştirmiştir. Bu budamanın ilk kestiği parça da ana gövde olmuş, dînin temeli olan tevhîd, Hristiyanlık’tan çıkarılmıştır. Devamı »
25 Şubat 2009
Teslîs (Üç Tanrı) İnancı
Teslîs, hristiyanların “Baba, oğul ve Rûhu’l-Kudüs” üçlüsünden oluşan tanrı inançlarını ifâde eden bir kavramdır. Aslında Hristiyanlık, umûmiyetle tek Tanrı’ya inanan dinler arasında zikredilir. Hristiyanlığın dayandığı “Eski Ahid”de titiz bir şekilde üzerinde durulan tevhîd inancı, hristiyanların merkezi olan Kudüs’te aralarında sıkışıp kaldığı Hint ve Yunan kültürünün etkisiyle, tevhîde aykırı bir şekle dönüşmüştür.
Teslîsin Hristiyanlığa girmesi hayli sonra olmuştur. 325 yılında toplanan İznik Konsülü’nde henüz teslîs inancı yoktu. Orada sadece Baba ve Oğul’un Tanrı olduğundan ve onların aynı cevherden olduklarından bahsediliyordu. Daha sonra 381 yılında toplanan Konstantinopolis Konsülü ise, Rûhu’l-Kudüs’ü de Tanrılığa ilâve edip(!) teslîs inancını kabûl ederek, hristiyanlardan “üç uknum”a, yâni üç unsurlu tek ulûhiyete tapınmalarını istedi. Devamı »
25 Şubat 2009
BUGÜNKÜ HRİSTİYANLIK
Daha evvel de ifâde ettiğimiz gibi Hristiyanlık, Îsâ -aleyhisselâm-’dan sonra birçok beşerî tesir ve müdâhalelere mâruz kalmıştır. Bunun içindir ki, Kur’ân-ı Kerîm’de ehl-i kitâb hakkında “Dinlerini parça parça edenler.” (er-Rûm, 32) tâbiri kullanılmıştır. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:
“…Mesîh’in ümmeti, O’nun sünnet ve hidâyeti üzere iki yüz sene kaldılar (sonra dinlerini bozup istikâmetlerini değiştirdiler).” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII. 207)
Gerçekten Hristiyanlık, kendi din adamları tarafından bozulmuş ve günümüze ilk şeklinde mevcut olan tevhîd akîdesinden tamâmen tecrîd edilerek gelmiştir. Devamı »
17 Şubat 2009
Âhiret Telâkkîsi
Tevrât’ta âhiret ile ilgili açık ve net bir bilgi yoktur. Sonraki nüshalarda günahkârların cehenneme gideceği, dînin emirlerine riâyet eden insanların cennete gideceği inancı vardır. Ancak yahûdî târihine bakarsak, ilk dönemlerde âhiret telâkkîsine rastlamak pek mümkün değildir. Tevrât’ta ölenler için “Günlerine doymuş olarak atalarıyla birlikte uyudu.” ibâresi kullanılmaktadır. (Tekvîn, 47/30; Tesniye, 31/16)
Daha sonraları Benî İsrâîl arasında “Ölenler ne olacak?” sorusu tartışılmaya başladı. Ve ölenlerin “şeol” ölüler diyârına gittiği inancı yerleşti.
Yahûdîlikte ölüm sonrası diriliş, mükâfât ve mücâzât ilk defa Danyel Kitâbı 12/2’de, açık ve net olarak ifâde edilir. Danyel, (M.Ö. 586-538) Bâbil esâreti döneminde Bâbil’de yaşamıştır.
Yahûdîlikte âhiretle ilgili inançlar daha çok Talmut’ta yer almaktadır. Buna göre; Benî İsrâîl, dâimî olarak cennette kalacaktır. Günahkâr olan İsrâîloğulları ise, cehennemde sâdece oniki ay kalacak, sonra onlar da cennete gireceklerdir.
Yahûdî olmayanların ise, hepsi cehenneme girecek ve ebediyyen azâb içinde kalacaklardır. Çünkü yahûdîlik perspektifinden bakıldığında, yahûdî olmayanların hepsi putperesttir. (Roş Ha-Şana, 17a)