<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Allah (c.c)</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/kategori/allah-cc/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>&#8230;.İslam&#8217;da Samimiyetin Önemi&#8230;</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/islamda-samimiyetin-onemi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/islamda-samimiyetin-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 09:14:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[Allahı zikretmek]]></category>
		<category><![CDATA[Bediûzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İhlâs]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kanun]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuran ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Mücâdele]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Suresi 37]]></category>
		<category><![CDATA[samimiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7079</guid>
		<description><![CDATA[  &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; İslam dininin temeli samimiyettir Dinin her hükmünün, Kur&#8217;an&#8217;ın her ayetinin, İslam ahlakının her yönünün temelinde var olan yapı budur Müslüman dinini samimiyetle öğreniyor ve Allah&#8217;a imanı ancak samimiyeti oranında yaşayabiliyor Müslümanlığı yaşamaya başladığımdan bu yana ihlasın Allah&#8217;ın gizli bir kanunu olduğunu, aklın ve kavrayışın bu gizli kanunun işlemesiyle elde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/01102.jpg"> <img class="alignnone size-large wp-image-7080" title="01102" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/01102-350x175.jpg" alt="" width="350" height="175" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İslam dininin temeli samimiyettir Dinin her hükmünün, Kur&#8217;an&#8217;ın her ayetinin, İslam ahlakının her yönünün temelinde var olan yapı budur Müslüman dinini samimiyetle öğreniyor ve Allah&#8217;a imanı ancak samimiyeti oranında yaşayabiliyor Müslümanlığı yaşamaya başladığımdan bu yana ihlasın Allah&#8217;ın gizli bir kanunu olduğunu, aklın ve kavrayışın bu gizli kanunun işlemesiyle elde edildiğini anladım</p>
<p>Samimiyetsizlik dinin dışında yaşayan her insanın hayatına bütün yönleriyle tam olarak hakim durumda Bu da insanlarda kavrayış güçlüğü, akılsızlık, duygusallık, sürekli yanlış yapma şeklinde ortaya çıkıyor Müslümanlar güçlü teşhis kabiliyeti, hızlı bir kavrayış, kolay yönlendirebilmelerini aklın üstündeki samimiyetsizliğin verdiği baskıyı kaldırmalarıyla elde ediyorlar</p>
<p><span id="more-7079"></span></p>
<p>Bu gün İslam ahlakının yeterince yaşanmadığı toplumlarda samimiyetsizlik insanları mutsuz, bencil ve hırslı yapıyor Halbuki İslam&#8217;ın getirdiği samimiyetin sınırları belirli değildir Müslüman sadece namazında, duasında, orucunda samimi olmaz Güçlü bir Allah korkusuna sahip olduğu için hayatının her safhasında Allah&#8217;ın rızasını gözetir Yaptığı bir ticaretten ya da alışverişten, mevki kazanmaya, okumakatan dostluk kurmaya kadar müslüman her tavrıyla sadece Alllah&#8217;ı hoşnut etmeye yönelir &#8220;Öyle adamlar ki, ne ticaret, nede alışveriş onları Allah&#8217;ı zikretmekten, dosdodru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten tutkuya kaptırıp alıkoymaz; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı günden korkarlar &#8220;(Nur Suresi 37) Bu da onun Kuran&#8217;la davranması yani olabilecek en akılcı ve dengeli tavrı göstermesi demektir</p>
<p>Bu nedenle bugüne kadar müslüman yönetici modeli hep örnek ve aranılan model olmuş, bu kişiler dünyanın her yanına adalet, güvenilirlik, akıl üstünlükleriyle nam salmışlardır Kur&#8217;an müslümana yaşamasını emrettiği hayatta iman etmeyen bir toplumun sahip olduğu bütün çarpık ahlak özellliklerini samimiyetle yıkan bir sistem getirmiş<br />
De ki: &#8220;Ben, dini yalnızca O&#8217;na halis kılarak Allah&#8217;a ibadet etmekle emrolundum &#8221; (Zümer Suresi, 11)<br />
Müslümanlar herkesin kardeşini kendi nefsine tercih ettiği, hataların hemen düzeltilip uyarıldığı doğallık ve dürüstlüğün hakim olduğu, mala ve mevkiye karşı düşkünlüğün kalmadığı, isyanın, çıkar çatışmasının, huzursuzluğun yaşanmadığı bir hayatı da kendi toplumlarına yaşatmıştır</p>
<p>Bediüzzamanın kitaplarını okurken onun da talebelerine hep güçlerini ihlasta, Allah&#8217;ın rızasını aramada ve haktan yana olmada bulmalarını öğütlediğini gördüm<br />
&#8220;Bu dünyada, özellikle ahiret için yapılan amellerde en önemli esas, en büyük kuvvet, en sarsılmaz dayanak noktası, hakikate giden en kısa yol, en çabuk kabul gören dua, en güçlü aracı, en yüksek özellik, en saf kulluk ihlastır &#8221;<br />
İşte Bediüzzamanın talebelerine tavsiye ettiği Kur&#8217;an ahlakını öğrenip yaşamaya başladıktan sonra ben de hizmetimde ve mücadelemde en büyük kuvvet ve dayanağı Allah&#8217;a olan samimiyette yani ihlasta buldum</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/islamda-samimiyetin-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam Zeynel Abidin (as)&#8217;ın Yüce Allah’a Sığınmakla İlgili Duası</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/imam-zeynel-abidin-asin-yuce-allah%e2%80%99a-siginmakla-ilgili-duasi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/imam-zeynel-abidin-asin-yuce-allah%e2%80%99a-siginmakla-ilgili-duasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Sep 2011 10:49:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>baysal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[Ehli Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[allaha dua]]></category>
		<category><![CDATA[allaha sığınmak]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[dualar]]></category>
		<category><![CDATA[imam zeynel abidin (as)]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Zeynel Abidin (as)'ın Yüce Allah’a Sığınmakla İlgili Duası]]></category>
		<category><![CDATA[sahife-i seccadiye]]></category>
		<category><![CDATA[sahife-i seccadiye de dualar]]></category>
		<category><![CDATA[sığınmak]]></category>
		<category><![CDATA[Yüce Allah]]></category>
		<category><![CDATA[yüce allaha sığınmakla ilgili dua]]></category>
		<category><![CDATA[zeynel]]></category>
		<category><![CDATA[zeynel (as)]]></category>
		<category><![CDATA[zeynel abidin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5742</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Allah’ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi sevdiğin tövbeye muvaffak et; sevmediğin günah alışkanlığından kurtar. &#160; Allah’ım, din veya dünya ile ilgili iki eksiklikle karşılaştığımız zaman eksikliği, fani oluşu çok hızlı olan (dünya) ile ilgili kıl; bekası çok uzun olan (din) hususunda da tövbeyi bize nasip et. (Allah’ım,) Biri seni bizden razı edecek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.islamiyol.com/imam-zeynel-abidin-asin-yuce-allah%e2%80%99a-siginmakla-ilgili-duasi.html/9tp91p3a-3" rel="attachment wp-att-5748"><img class="alignleft size-medium wp-image-5748" title="9tp91p3a" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/9tp91p3a2-300x157.jpg" alt="" width="245" height="157" /></a></p>
<p>Allah’ım, Muhammed ve âline salat eyle ve bizi sevdiğin tövbeye muvaffak et; sevmediğin günah alışkanlığından kurtar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah’ım, din veya dünya ile ilgili iki eksiklikle karşılaştığımız zaman eksikliği, fani oluşu çok hızlı olan (dünya) ile ilgili kıl; bekası çok uzun olan (din) hususunda da tövbeyi bize nasip et. (Allah’ım,) Biri seni bizden razı edecek, diğeri de seni bize karşı gazaba getirecek iki işe azmettiğimiz zaman bizi, seni bizden razı edecek işe yönelt ve seni bize karşı gazaba getirecek fiilde gücümüzü gevşet. Böyle durumlarda bizi kendi nefsimizin seçimiyle baş başa bırakma. Çünkü o, senin başarıya ulaştırdığının dışında, batılı seçer; senin esirgediğinin dışında, kötülüğü emreder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah’ım, hiç kuşku yok, sen bizi güçsüz bir şeyden yarattın; güçsüzlük üzere bina ettin ve yaratılışımızı hakir bir sudan başlattın. O halde, bizim bir gücümüz varsa, ancak senin gücünden kaynaklanmakta, senin yardımına dayanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öyleyse, kendi başarınla bize yardım et; kendi ıslahınla bizi ıslah et; kalp gözümüzü sevginle bağdaşmayan şeye kapa ve uzuvlarımızdan hiçbirini günahlara daldırma.</p>
<p>Allah’ım, Muhammed ve âline salat eyle ve kalplerimizin gizli niyetlerini, uzuvlarımızın hareketlerini, gözlerimizin işaretlerini ve dillerimizin konuştuğu sözleri sevabını gerektiren şeylerle ilgili kıl ki, mükâfatını hakkedecek bir iyiliği kaçırmayalım; cezalandırmanı gerektirecek bir kötülüğü de işlemeyelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/imam-zeynel-abidin-asin-yuce-allah%e2%80%99a-siginmakla-ilgili-duasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin aile hayatı</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-aile-hayati.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-aile-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Sep 2011 09:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[(c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[*Bir kısmını ailesine]]></category>
		<category><![CDATA[*Bir kısmını ibâdete]]></category>
		<category><![CDATA[*Diğer bir kısmını da kendisine olmak üzere 3’e ayırırdı.]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile reisi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[allah ın resulü]]></category>
		<category><![CDATA[burada öğrendiklerinizi onlarla paylaşın...”]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluk ve – Arkadaşlıktır.]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Muhammed’i tanımamanın]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v)]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz evinde zamanının:]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin aile]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimizin aile hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[“Ailenize dönün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5534</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimizin aile hayatını öğrenmek için O’nun nasıl bir reisi, nasıl bir koca, nasıl bir baba, sosyal ve beşeri ilişkilerinin nasıl olduğunu bilmemiz lâzım. O’nu tanıyacağız, tanıdığımız gibi yaşayacağız ki, mutlu olabilelim. Günümüzde aile fâcialarının tamamı Hz.Muhammed’i tanımamanın, O’nun tarzını tarz edinememenin sonucudur. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin nasıl bir koca olduğuna baktığımız zaman, O’nun gibi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/001.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-5535" title="001" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/001-350x263.jpg" alt="" width="350" height="263" /></a><br />
Peygamberimizin aile hayatını öğrenmek için O’nun nasıl bir reisi, nasıl bir koca,<br />
nasıl bir baba, sosyal ve beşeri ilişkilerinin nasıl olduğunu bilmemiz lâzım. O’nu tanıyacağız,<br />
tanıdığımız gibi yaşayacağız ki, mutlu olabilelim. Günümüzde aile fâcialarının tamamı<br />
Hz.Muhammed’i tanımamanın, O’nun tarzını tarz edinememenin sonucudur.</p>
<p>Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin nasıl bir koca olduğuna baktığımız zaman,<br />
O’nun gibi bir koca olma gayreti içinde çok şeyler öğreniriz.</p>
<p>Peygamberimiz evinde zamanının:</p>
<p>*Bir kısmını ibâdete,<br />
*Bir kısmını ailesine,<br />
*Diğer bir kısmını da kendisine olmak üzere 3’e ayırırdı.</p>
<p>Efendimiz, insanlara bildiğini anlatacak ilk kişilerin aile fertleri olduğunu göstermiştir.<br />
O, kendisine gelen heyetlere:<br />
“Ailenize dönün, burada öğrendiklerinizi onlarla paylaşın&#8230;” derdi.<br />
Efendimizin bu yönünden en çok Hz. Aişe (r.anhe) faydalanmıştır. Hz. Hatice (r.anhe) ile<br />
beraberliğinde göze çarpan en önemli nokta:<br />
– Dostluk ve<br />
– Arkadaşlıktır.</p>
<p>Hz. Hatice (r.anhe)’nin vefat ettiği yılın Peygamberimizin en çok üzüldüğü yıl “Hüzün yılı”<br />
olarak anıldığını biliyoruz.</p>
<p>Veda hutbesinde:<br />
“&#8230; Ey insanlar! Sizin kadınlar üzerinde bir takım haklarınız vardır. Onlar sizin haklarınıza<br />
özen göstermelidir. Onların da sizin üzerinizde hakları vardır.<br />
Onlara karşı iyi davranınız. l Eşlerinize şefkatle muamele ediniz&#8230;” buyurmuştur.</p>
<p><span id="more-5534"></span></p>
<p>Peygamberimiz hanımlarının:<br />
Hem hocası, Hem de kocası idi.<br />
Evi mektepti. O mektebin hocası Efendimiz, talebeleri de hanımları ve çocuklarıydı.</p>
<p>O, hanımlarıyla:<br />
Şaka yapmıştır.<br />
Koşu yapmıştır.<br />
Onlara espri yapmıştır.<br />
Onları gece namazına kaldırmıştır.<br />
Evde hanımlarına yardım etmiştir.<br />
Hanımlarıyla daima istişare ederdi.<br />
“Bir kimse eşine kin beslemesin, onun bir huyunu beğenmezse,<br />
başka huyunu beğenir” buyururlardı.<br />
“Mü’minlerin imanca en mükemmel olanı, ahlâkça en güzel olanı ve aile<br />
fertlerine yumuşak davrananıdır” beyanı bugün çok daha iyi anlaşılmaktdadır.<br />
O, hanımlara iyi davranmayı iyi Müslüman olmanın şartı saymıştır. Çünkü insanın<br />
hayatta en yakın olduğu kişi hanımıdır.</p>
<p>Peygamberimiz hanımlarıyla:</p>
<p>Sohbet ederdi.<br />
Onlara asla vurmadı.<br />
Hakaret etmedi.<br />
Olgunlukla yaklaştı.<br />
Maddi-manevi ihtiyaçlarını giderdi.<br />
Evlenirken mihirlerini verdi.<br />
Düğünlerinde velime (yemek) verdi.<br />
Hanımın ağzına konan lokmanın sevap olduğunu söylerdi.</p>
<p>Peygamberimize nasıl bir baba oldu diye baktığımızda,<br />
O’nda bizim için örnek hayatı buluruz.</p>
<p>Peygamberimiz:<br />
Çocukları çok severdi.<br />
Sadece kendi çocuklarını değil başkalarının çocuklarını da severdi.<br />
Bir defasında hasta Yahudi çocuğunu ziyaret etmişti. (Ebu Dâvud c/2. sf: 264.)</p>
<p>“Her çocuk Müslüman olarak doğar” buyurdu.<br />
Çocuklara selam verirdi. Onların hatırını sorardı. (Buhari, edep: 81, Müslim, selam: 15)<br />
“Bir baba evlâdına iyi bir terbiyeden daha güzel bir miras bırakmaz” buyururlardı.</p>
<p>İnsanlar zihinlerinde kimleri canlandırıyorlar, zihinlerinde kimler örnek olarak<br />
teşekkül ediyorsa, onlara benzemeye çalışacaklardır. Bizi Yaratan’ın bizden istediğini<br />
en doğru şekilde yapabilmek için O’nun elçisini adım adım izlemekten başka çâremiz<br />
yoktur. Mutluluğumuz da buna bağlıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-aile-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Takva ve Büyük Günahlar’dan kaçınma</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/takva-ve-buyuk-gunahlar%e2%80%99dan-kacinma.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/takva-ve-buyuk-gunahlar%e2%80%99dan-kacinma.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2011 12:49:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>baysal</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[büyük günahlar]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[takva nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5428</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve Ehl-i Beyti’nin hadislerinden anlaşıldığı gibi insanın kurtuluşuna vesile olacak şey takvadır. Takva lügatta korunmak ve sakınmak anlamına gelir. Şer’i açıdan takva bir insanın ahiretine zarar veren her şeyden sakınması ve Allah-u Teala’dan korkarak onun emir ve nehiylerine karşı gelmekten çekinmesidir. İmam Cafer-i Sadık (a.s) takvanın anlamı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/010014.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-5448" title="010014" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/010014.jpg" alt="" width="300" height="269" /></a></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve Ehl-i Beyti’nin hadislerinden anlaşıldığı gibi insanın kurtuluşuna vesile olacak şey takvadır. Takva lügatta korunmak ve sakınmak anlamına gelir. Şer’i açıdan takva bir insanın ahiretine zarar veren her şeyden sakınması ve Allah-u Teala’dan korkarak onun emir ve nehiylerine karşı gelmekten çekinmesidir. İmam Cafer-i Sadık (a.s) takvanın anlamı sorulunca şöyle buyurdu: “Takva Allah’ın emir ettiği her yerde hazır olman ve nehyetiği yerden uzak durmandır.” (Sefinet-ül Bihar, c.2, s.678)</p>
<p>Görüldüğü gibi takvanın iki yönü vardır. Birinci yönü Allah-u Teala’nın bütün emirlerini yerine getirmektir. İkinci yönü ise Allah-u Teala’nın haram kıldığı her şeyden kaçınmaktır.</p>
<p>Kur’anı Kerim takva hakkında şöyle buyurmaktadır:<br />
“Takvalı olanları kurtuluşa erdiririz.” (Meryem, 72)<br />
“İman edip takvalı olanlara dünya ve ahirette müjde vardır.” (Yunus, 63-64)<br />
“Allah takvalı olanlarla birliktedir.” (Nahl, 128)<br />
“Allah sadece takvalı olanların amellerini kabul eder.” (Maide, 27)<br />
“Allah takvalı olanları sever.” (Al-i İmran, 76)<br />
“Sizin Allah katında en değerli olanınız, en çok takvalı olanınızdır.” (Hucurat, 13)…</p>
<p>Resul-i Ekrem’den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: Kendi akrabalarına buyurdu ki demeyin ki Muhammet bizdendir, Allah onun sebebine bizi bağışlar; Allah’a ant olsun ki benim dostlarım sizin ve başkalarının içerisinden ancak takvalı olanlardır.”</p>
<p>Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Takva dinde doğruluğun ve sağlamlığın anahtarıdır. Ahiret için birikimdir. Her kötü huydan ve her felaketten uzaklaşmanın vesilesidir.”</p>
<p><span id="more-5428"></span></p>
<p>İşte görüldüğü gibi takva bu kadar önemlidir.<br />
Evet takva iki bölümden oluşmuştur. Farzları yerine getirmek ve günahlardan uzak durmak takvanın ikinci bölümü birinci bölümünden önce gelir. Zira günahlarla yapılan hayır ameller insanları manevi yönde ilerletmez. Zira Allah takvalılardan ve Allah’tan korkup günahlardan sakınanlardan amellerini kabul buyurur. Eğer günah olmazsa az ameller insana faydalı olur; onu manevi açıdan yüceltir, ilerletir. Ama günahla birlikte çok amelin bile faydası yoktur.<br />
Öte yandan bir çok büyük günahlar, insanın yaptığı hayırları batıl ve yok eder.</p>
<p>Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Haram bir lokmayı yemekten sakınmak iki bin sünnet namaz kılmaktan daha sevimlidir Allah katında.”</p>
<p>İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Bir dirhemi kendi sahibine geri çevirip onun rızası olmadan yememek, Allah katında yetmiş kabul olmuş hacca eşittir.”</p>
<p>Bir diğer hadiste ise şöyle buyurmuştur: “Haset etmek, aynı ateş odunu yakıp kül ettiği gibi imanı yakıp kül eder.”</p>
<p>Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdu: “Kim Subhanallah zikrini söylerse, Allah cennette onun için ağaç diker.” Kureyş’ten birisi “Ya Resulallah dedi, o zaman bizim cennette ağacımız bol olur”. Cevabında Resul-i Ekrem buyurdu ki: “Fakat kendi elinizle bu dünyadan bir ateş gönderip de onları yakmaya çalışmayın.” Yani yaptığımız günahlar, cennette kazandıklarınızı kaybetmemize sebep olur.<br />
Yine Resul-i Ekrem’den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: “Allah’ın bir meleği her gece Beyt-ül Mukaddes’in üzerinde şöyle seslenir: “Kim haram yerse, Allah farz ve müstehap hiçbir amelini kabul etmez.”</p>
<p>Yine şöyle buyuruyor: Eğer zayıflıktan yere çakılmış kazıklar gibi oluncaya dek namaz kılıp yontulmuş çubuklar şekline dönüşünceye kadar oruç tutsanız, sizi günahtan alıkoyacak takvaya sahip olmadığınız müddetçe Allah sizden kabul buyurmaz.”</p>
<p>Yine buyurmuştur ki: “Dinin aslı günahtan kaçınmaktır; günahtan kaçının, o zaman insanların en abidi sayılırsınız.”</p>
<p>Evet bütün bu hadislerden de anlaşıldığı gibi takva ve günahlardan kaçınmak bu kadar önemlidir. Günah insanlar için bir azap vesilesi olmakla birlikte, insanların iyi amellerini de batıl eder, dualarının kabulünü önler ve insanı kötü bir akıbete doğru sürükler. Allah-u Teala cümlemizi bütün günahlardan korusun.<br />
Burada size önce “kebair günahlar” denen büyük günahlarla küçük günahlar arasındaki farkı açıkladıktan sonra sürekli aklımızda bulunması ve dikkat etmemizi sağlaması için büyük günahların bir fihristini vereceğiz.<br />
Bir kere Allah’a karşı yapılan bütün günahlar önemli ve büyük sayılır. Zira Yüce Rabbimize karşı her türlü isyan ve günah önemlidir. Ancak günahları birbirine karşı kıyasladığımızda bazıları bazılarından daha önemlidir. Hatırlatılması gereken başka bir nokta şudur ki eğer günahlar sık sık yapılır ve alışkanlık haline gelirse büyük günah sayılır.<br />
Büyük günahların ölçüsü bazı hadislerde şöyle açıklanmıştır. Büyük günah Kur’an’da veya hadislerde hakkında azap vaadi verilen günahlardır. Ki bu günahlar bazı büyük alimlerin de sayıp açıkladığı gibi altmış küsür günahtan ibarettir.</p>
<p><strong>BÜYÜK GÜNAHLAR</strong></p>
<p>1- Allah’a şirk koşmak ve Riya<br />
2- Kalben Allah’tan ümidi kesmek, dualarının kabul olmamasını<br />
zannetmek.<br />
3- Amelen Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş gibi davranıp Allah’a kötü zanda bulunmak.<br />
4- Allah’ın mekrinden azap ve gazabından kendini emniyette görmek.<br />
5- Haksız yere adam öldürmek<br />
6- Anne baba haklarını çiğnemek ve onlara eziyet etmek onlara karşı görevlerini yerine getirmemek<br />
7- Sılayı rahim yapmamak, akrabalarla ilişkiyi kesmek, onlara karşı vazifesini yerine getirmemek.<br />
8- Yetim malı yemek<br />
9- Faiz yemek<br />
10- Zina yapmak<br />
11- Livata yapmak<br />
12- Yalan yere birisine zina suçu atmak<br />
13- Şarap içmek<br />
14- Kumar oynamak<br />
15- Günah olan şeylerle eğlenmek<br />
16- Haram müzik dinlemek veya söylemek<br />
17- Yalan söylemek<br />
18- Yalan yere and içmek<br />
19- Yalan yere şahitlik yapmak<br />
20- Hak yere şehadet vermekten kaçınmak<br />
21- Verdiği ahdi bozmak, sözünde durmamak<br />
22- Emanete hıyanet etmek<br />
23- Hırsızlık yapmak<br />
24- Alış veriş yaparken tartıda hıyanet etmek<br />
25- Haram yemek<br />
26- İslam’ı öğrenip yaşayabileceği bir yerden, öğrenemeyeceği ve yaşayamayacağı bir yere gitmek<br />
27- Zalimlere zulüm yapmaları için yardım etmek<br />
28- İmkanı olduğu halde mazlumlara yardım etmemek<br />
29- Sihir yapmak<br />
30- İsraf etmek<br />
31- Kibirlenmek ve başkalarına üstün davranmak<br />
32- Müslümanlarla savaşmak<br />
33- Mundar kan ve domuz eti yemek<br />
34- Bilerek namazı terk etmek<br />
35- Zekat ve humus vermemek<br />
36- Hac üzerine farz olduğu halde önemsemeyip hac görevini yerine getirmemek<br />
37- Farzlardan birisini terk etmek<br />
38- Küçük günahlarda ısrarlı olup tekrar tekrar yapmak<br />
39- Gıybet etmek<br />
40- Bir müminin haysiyetine dokunup onu rezil etmek<br />
41- Müslümanlara hile yapmak<br />
42- Müslümanların ihtiyacı olan şeyleri stok yapıp ileride daha da pahalansın diye satışa sunmamak<br />
43- Haset etmek, kıskanmak<br />
44- Bir mümine düşmanlık etmek<br />
45- Kadının kadınla cinsel ilişkide bulunası (eşcinsellik)<br />
46- Söz taşımak<br />
47- Fehşa ve zinaya aracı olmak ve deyyusluk yapmak. Deyyusluk kendi haberi olduğu halde haberi yokmuş gibi davranıp karısının zina yapmasına göz yummak.<br />
48- İstimna yapmak (mastürbasyon)<br />
49- Dinde bidat koymak, yani dinde olmayan bir şeyi ona eklemek veya dinde olan bir şeyin onda olmamasını iddia etmek<br />
50- Haksız yere bir hüküm vermek<br />
51- Haram aylarda yani recep, zilkade, zilhicce ve muharrem aylarında savaşmak<br />
52- İnsanları Allah yolundan alı koymak<br />
53- Nimete nankörlük yapmak ve naşükür düşmek<br />
54- Müslümanlar arasında fitne çıkarıp onları birbirlerine düşürmek<br />
55- Kafirlere silah satmak<br />
56- Bühtan etmek, yani yalan yere birisine bir kötülüğü isnad etmek<br />
57- Kur’an a saygısızlık yapmak<br />
58- Ka’beye saygısızlık yapmak<br />
59- Cami ve mescitlere saygısızlık yapmak<br />
60- Mukaddes türbelere saygısızlık yapmak<br />
61- Kerbela’dan alınan Hz. Hüseyin’in türbesine, toprağına saygısızlık yapmak.</p>
<p><strong>BÜYÜK GÜNAH OLMASI MUHTEMEL OLAN GÜNAHLAR</strong></p>
<p>Buraya kadar büyük günah oldukları kesin olan günahların fihristini verdik. Şimdi günah oldukları kesin olan, aynı zamanda büyük günah olmaları muhtemel olan günahların fihristini vereceğiz.<br />
1- Necis olmuş bir şeyi yemek veya içmek<br />
2- İyiyi kötüden ayırt edebilen birisinin gördüğü yerde avret yerini açmak (karı-koca müstesna).<br />
3- Başka birisinin avret yerine bakmak (yine karı-koca müstesna)<br />
4- Kıbleyi arkaya veya öne alarak ihtiyaç gidermek.<br />
5- Hayızlı, nifaslı veya cenabetli bir şekilde camide durmak.<br />
6- Erkeklerin halis ipekten elbise giymeleri ve altın takmaları.<br />
7- Kadının kendisini erkeğe benzetmesi ve erkeğin kendisini kadına benzetmesi.<br />
8- Başka kişilere şehvet gözüyle bakmak (karı-koca müstesna)<br />
9- Başkasının izni olmadan mektubunu okumak.<br />
10- İzni olmadan başkasının evinin içindeki mahrem yerlere (genellikle bakılmasını istemediği yerlere) bakmak.<br />
11- Saptırıcı kitap ve yayınları okumak, onlarla meşgul olmak.<br />
12- Canlı varlıkların heykelini yapmak.<br />
13- Namahrem birisinin bedenine dokunmak<br />
14- Zalim birisini övmek, hatta övgüyü hak etmeyen birisini övmek medh etmek veya kınamayı hak etmeyen birisini kınamak.<br />
15- Altın ve gümüşten olan kapları kullanmak<br />
16- İtinasızlık yüzünden cemaatle namaz kılmamak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/takva-ve-buyuk-gunahlar%e2%80%99dan-kacinma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmi Âzâm Duası</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/ismi-azam-duasi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/ismi-azam-duasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Jul 2011 12:04:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah rasulü]]></category>
		<category><![CDATA[allah u teala]]></category>
		<category><![CDATA[allah(c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Allahın isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[azam duası]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[İsmi Âzâm Duası]]></category>
		<category><![CDATA[ismi duası]]></category>
		<category><![CDATA[Kuranı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[nur muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili peygamberim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4960</guid>
		<description><![CDATA[Bismillâhirrahmânirrahiym. Yâ Cemîlu Yâ Allâh Yâ Karîbu Yâ Allâh Yâ Mücîbu Yâ Allâh Yâ Habîbu Yâ Allâh Yâ Raûfu Yâ Allâh Yâ Atûfu Yâ Allâh Yâ Ma’rûfu Yâ Allâh Yâ Latîfü Yâ Allâh Yâ Azîmü Yâ Allâh Yâ Hannânü Yâ Allâh Yâ Mennânü Yâ Allâh Yâ Deyyânü Yâ Allâh Yâ Subhânü Yâ Allâh Yâ Emânü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/07/adsız.bmp"><img class="alignnone size-full wp-image-4963" title="adsız" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/07/adsız.bmp" alt="" /></a><br />
Bismillâhirrahmânirrahiym.</p>
<p>Yâ Cemîlu Yâ Allâh<br />
Yâ Karîbu Yâ Allâh<br />
Yâ Mücîbu Yâ Allâh<br />
Yâ Habîbu Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Raûfu Yâ Allâh<br />
Yâ Atûfu Yâ Allâh<br />
Yâ Ma’rûfu Yâ Allâh<br />
Yâ Latîfü Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Azîmü Yâ Allâh<br />
Yâ Hannânü Yâ Allâh<br />
Yâ Mennânü Yâ Allâh<br />
Yâ Deyyânü Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Subhânü Yâ Allâh<br />
Yâ Emânü Yâ Allâh<br />
Yâ Bürhânü Yâ Allâh<br />
Yâ Sultânü Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Müste&#8217;ânü Yâ Allâh<br />
Yâ Muhsinü Yâ Allâh<br />
Yâ Mütealü Yâ Allâh<br />
Yâ Rahmânü Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Rahîmü Yâ Allâh<br />
Yâ Kerîmü Yâ Allâh<br />
Yâ Mecîdü Yâ Allâh<br />
Yâ Ferdü Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Vitru Yâ Allâh<br />
Yâ Ehadü Yâ Allâh<br />
Yâ Samedü Yâ Allâh<br />
Yâ Mahmûdu Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Sadıka&#8217;l-va’di Yâ Allâh<br />
Yâ Aliyyü Yâ Allâh<br />
Yâ Ganiyyü Yâ Allâh<br />
Yâ Şâfî Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Kâfî Yâ Allâh<br />
Yâ Muâfî Yâ Allâh<br />
Yâ Bâkî Yâ Allâh<br />
Yâ Hâdî Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Kâdiru Yâ Allâh<br />
Yâ Sâtiru Yâ Allâh<br />
Yâ Kahhâru Yâ Allâh<br />
Yâ Cebbâru Yâ Allâh</p>
<p>Yâ Gaffâru Yâ Allâh<br />
Yâ Fettâhu Yâ Allâh</p>
<p>(Eller açılır) Yâ rabbe&#8217;s-semâvâti ve&#8217;l-ard, yâ zelcelâli ve&#8217;l-ikrâm. Es’elüke bi hakkı hâzihi&#8217;l-esmâi küllihâ en tüsâlliye alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, verham Muhammeden kemâ salleyte ve sellemte ve bârekte ve râhimte ve terahhamte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhime fil alemin. Rabbenâ inneke hamîdun mecid. Birâhmetike yâ erhâme&#8217;r-râhimin. Velhamdü lillâhi rabbi&#8217;l-âlemin denir.</p>
<p>Tercüme-i İsm-i Âzam Duâsından bir bölümün anlamı:</p>
<p>Ey eşsiz ve sonsuz güzellik sahibi Allah! Ey her şeye her şeydan daha yakın olan Allah! Ey duâ ve ihtiyaçlara cevap veren Allah!</p>
<p>Ey kullarının gerçek sevgilisi olan Allah! Ey sonsuz şefkat sahibi olan Allah! Ey merhameti nihayetsiz olan Allah!</p>
<p>Ey kâinat çapında varlığı tanınmış olan Allah! Ey yarattıklarına karşı lütufları çok olan Allah! Ey sonsuz büyüklük sahibi olan Allah!</p>
<p>Ey kullarına karşı pek çok acıyan Allah! Ey bütün varlıklara iyilikte bulunan Allah! Ey amellerin karşılığını en güzel şekilde veren Allah!</p>
<p>Ey her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah! Ey kullarına güven veren Allah! Ey her yerde varlığının belgelerini gösteren Allah!</p>
<p>Ey Kâinatın hükümranlığını elinde tutan Allah! Ey bütün yardımların kaynağı olan Allah! Ey kullarına ihsan ve ikramda bulunan Allah!</p>
<p>Ey yüceler yücesi olan Allah! Ey rahmeti her şeyi kuşatan Allah! Ey âhirette dostlarını sonsuz rahmetiyle kucaklayan Allah!</p>
<p>Ey lütuf ve keremi bol olan Allah! Ey şânı yüce olan Allah! Ey dengi, ortağı olmayan Allah!</p>
<p>Ey eşi, benzeri olmayan Allah! Ey birliği ayrılmaz vasfı olan Allah! Ey bütün varlıkların sığınağı olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah!</p>
<p>Ey her türlü övgüye en lâyık olan Allah! Ey sözünde en doğru olan Allah! Ey her şeyden üstün ve yüce olan Allah!</p>
<p>Ey tükenmez hazineler sahibi olan Allah! Ey hastalıklara şifa veren Allah! Ey her şeye bedel kullarına yeten Allah!</p>
<p>Ey kullarını musibetlerden kurtarıp âfiyet ihsan eden Allah! Ey varlığı ebedî olan Allah! Ey dilediklerini hidayete erdiren Allah!</p>
<p>Ey her şeye kâdir olan Allah! Ey kullarının pek çok kusurların örten Allah! Ey her şeye karşı dâima üstün olan Allah!</p>
<p>Ey dilediğini yapabilen ve kırık gönülleri onaran Allah! Ey bağışlaması bol olan Allah! Ey dilediğine dilediği kapıları açan Allah!</p>
<p>Ey göklerin ve yerin Rabbi, ey celâl ve ikram sahibi! Bütün bu isimlerin hakkı için, senden İbrâhim’e ve İbrâhim’in âline salât, selâm, bereket, rahmet ve pek çok şefkat ihsan ettiğin gibi, Efendimiz Muhammed’e ve Muhammed’in âline –âlemlerde- salât ve merhamet ihsan etmeni diliyorum. Rabbimiz! Şüphesiz sen övgüye en lâyık olan Hamîd ve şânı yüce olan Mecîd’sin. Bunu sonsuz rahmetinle yap, ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/ismi-azam-duasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esmâ’ül Hüsnâ – El-Cebbar</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-cebbar.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-cebbar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 22:42:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Cebbar]]></category>
		<category><![CDATA[El Cebbâr]]></category>
		<category><![CDATA[esma]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ – El-Cebbar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4195</guid>
		<description><![CDATA[Mübalâğalı ism-i fâildir. CEBR ( جبر  ) kelimesi kırığı yerine getirip iyice sarmak, eksiği ıslah edip tamamlamak anlamındadır. Fıkıhta CEBÎRE bâbı vardır, sargılar, kırıkla üzerine abdest almanın şeklini anlatır. Ayrıca bu kelimede zor kullanarak iş yaptırmak anlamı da vardır. Araplar toplamak için yetişilemeyecek kadar yüksekteki hurmaya cebbâre (erişilemez, el uzatılamaz) derler. İbn Abbas (r.a) büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-4196" title="el_cebbar" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/06/el_cebbar-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" /></p>
<p>Mübalâğalı ism-i fâildir. CEBR ( جبر  ) kelimesi kırığı yerine getirip iyice sarmak, eksiği ıslah edip tamamlamak anlamındadır. Fıkıhta CEBÎRE bâbı vardır, sargılar, kırıkla üzerine abdest almanın şeklini anlatır. Ayrıca bu kelimede zor kullanarak iş yaptırmak anlamı da vardır. Araplar toplamak için yetişilemeyecek kadar yüksekteki hurmaya cebbâre (erişilemez, el uzatılamaz) derler. İbn Abbas (r.a) büyük padişah, melik anlamına da geldiğini söylemiştir.<br />
Bu kelimenin Allah’a (c.c) isim olarak verilişinde şu anlamlar mülâhaza edilmiştir:<br />
1–İnsanların eksikliklerini tamamlayan, ihtiyaçlarını gören, işlerini düzelten, bu konuda gerekli işlemleri gereği gibi yapmakta çok muktedir olan demektir. Esma-i Hüsna müfessirlerinin çoğu bu anlamı tercih etmişlerdir.<br />
2–Dilediğini zorla yaptıran, halkı kendi iradesine mecbur eden ,dilediğini ister istemez yaptıran, hükmüne karşı gelinmek ihtimali bulunmayan demektir. Bu anlamıyla bu ismin, kullara hiç irade vermez şeklinde anlaşılmaması lâzımdır.<br />
Allah’ın (c.c) teşriî emirleri kulların irade-i cüz’iyeleri ile meşruttur. Ama Allah (c.c), kulların bütün irade ettiklerini infaza mecbur da değildir. Kulun her istediğinin infazına Allah’ın (c.c) mecbur olmayışı da aslında kulların menfaatinedir. Allah (c.c) kullarını istediklerinin kendi menfaatine uygun olmadığında infaz etmediği gibi, menfaatlerine uygun olduğu halde istemediklerini de cebren infaz eder. İstemedikleri halde kulların karşılaştığı felâket, dert, belâ …. Gibi durumlar böyledir.<br />
Ayrıca Allah (c.c) kendi istediklerini, kullarını da istekli hale getirerek infaz eder. Hayırların tümünü bu bağlamda örnek verebiliriz.<br />
Allah (c.c) dilerse kulların iradelerini ellerinden alarak da kendi iradesini Cebbâriyeti gereği infaz eder</p>
<p>“Allah (c.c) kaza ve takdirini gerçekleştireceği zaman akıl sahiplerinin akıllarını alır da kazası ve takdirini öyle infaz eder. İş bitince da akıllarını iade eder ve pişmanlık gerçekleşir.&#8221;<br />
Dilerse iradelerini almamakla beraber, isteklerinin hilafına olarak kendi hüküm ve iradesini kahr ve zor ile üzerlerinde infaz ve icrâ eder. Asiler azaba ve cezaya yaklaşmadıkları halde zamanı gelince cezalarını çekmeye mecbur olurlar.<span id="more-4195"></span><br />
Kur’ân-ı Kerîm’de Cebbâr kelimesi Allah’tan (c.c) başka, insanlar için de kullanılmıştır. Kullanıldığında insanlardan nefyedilmiştir. Yani insanların cebbâr olmadıkları ifade edilmiştir. Bu kullanışlarda,<br />
1 Musallat anlamı,</p>
<p>“Sen onlar üzerine cebbâr değilsin.”  (Kâf 50/45)<br />
2–Allah’a (c.c) ibadet etmez, mütemerrid,</p>
<p>“Beni cebbâr kılmadı.”    (Meryem 19/32)<br />
3–Çok insan öldüren,</p>
<p>“Yakaladığınızda cebbârca yakalıyorsunuz.”   (Şuara 26/130)<br />
Mahlûkatını, meşîeti (dilemesi) istikametine zorlayan demek olan anlamını Katâde ifade etmiştir. Ancak bu anlama lisan açısından itiraz edilmiştir. (İf’âl babının sıfatının cebbâr şeklinde gelemeyeceğinden hareketle) Anlam bakımından da (zorlamadan münezzeh oluşu sebebiyle) Mu’tezile karşı olmuştur.<br />
Allah (c.c) iradesiyle yaratıkları üzerinde galip olduğu için onlara irade-i cüz’iyye vermekte bir sakınca görmemiş, özellikle vermesi O’nun cebbâriyetine işaret etmiş olur.<br />
Bu isim sırf düzeltmek anlamında kullanıldığı gibi sırf baskı ve zorlama anlamında da kullanılabilir. Gazalî, baskı ve zorlama anlamını ele alarak, “O öyle bir varlıktır ki dilediğini cebir yoluyla herkese icra edebilir. Hiç kimse ona hiç biçbir şey yapamaz, onun kudretinden kurtulamaz. O herkese cebreder, hiç kimse ise ona cebredemez. Bu hususta O’na hiç kimse eş olamaz” diye anlamlandırmıştır.<br />
Birbirinden farklı olan bu iki anlamı şu şekilde birleştirmek mümkündür. Bozulan, nizamdan çıkan  her şeyi yerine göre zor kullanarak ıslah eder.<br />
Buradaki cebir haksızlık ve zulüm gibi beşerî özellikler taşımaz. Yani Allah (c.c) sadece cebbâr değil, bütün semâsıyla birlikte cebbârdır. Zulme, haksızlıklara karşı olan, haklının yanında olan, yardımcı olan isimleriyle beraber cebbârdır. Allah (c.c) dilerse zorla da engel olur.<br />
Allah’ın (c.c) cebbâriyeti her şey üzerinde müşâhede edilir. Her yaratık O’nun belirlediği istikamet içerisinde hareket etmek zorundadır. O istediğinde doğmak, ömür sürmek, ölmek, yaşamak zorundadır. Dînî hususlardaysa insan diğer varlıklardan (zira diğer varlıklarda irade olmadığından bir şey dileyemezler) farklı olarak muhayyer bırakılmıştır.<br />
Rivâyete göre Rasûlullah (s.a.v) efendimiz namazlarda iki secde arasında</p>
<p>“Allah’ım beni bağışla, bana merhamet et, eksiklerimi tamamlayarak beni ıslah et, beni rızıklandır, bana afiyet ver, beni hidayet et, beni affet” şeklinde dua edermiş.<br />
Kullardan bu isme asılda lâyık olan uymaktan uyulmak derecesine yükselen, herkesten yüksek olan, kendisine uymaya herkesin mecbur olduğu veya herkesi uymaya mecbur bırakan, onlara faydası dokunan, onlardansa faydalanmaya ihtiyaç duymayana, herkes tarafından sevilen, görüldüğünde bire daha görülmek istenendir ki bu da peygamberdir. Peygamberimiz (s.a.v) bunu hadisinden kendisi şu şekilde ifade eder : “Musa sağ olsaydı bana uymaktan başka çaresi olmazdı. Ben âdemoğullarının efendisiyim, fakat bununla gururlanmıyorum.”</p>
<p>Bu ismi ile Allah (c.c)<br />
1–Kullarının eksik olan ibadetlerini ıslah edip tamamlar ve lütfundan tam olarak kabul eder,<br />
2–Kendi iradesini gerçekleştirmek için, kullarının arzularını muhatap alır ve onların arzularını artırarak iradesini infaz eder,<br />
3–Allah (c.c) iradesin erişilemez olandır,<br />
4–İradesine karşı durmak isteyenleri kahreder,<br />
5–Kullarına irade lutfetmek de O’nun cebbâriyeti gereğidir,<br />
6–Allah (c.c) iradesiz de değildir. O muradını kullarına bildirmiştir,. Kullar kendi iradeleriyle hareket ederler. Ama Allah (c.c) kullarının her iradelerini infaz  de edecek değildir,<br />
7–Kullarına irade vermesi de bu isim gereğidir,<br />
8–Kullarının, tamahlarını artırarak kendi irade etiğini yapmalarını temin eder.</p>
<p>Rasûlullah  Efendimiz(s.a.v) ise :<br />
1–Kendi iradesini Allah’ın (c.c) iradesine uyumlu hale getirmiş, Allah (c.c) neyi murad ediyorsa onu murad eder olmuştur,<br />
2–İnsanlar üzerinde bir zorba olmadığını beyan etmiştir,<br />
3–İnsanların eksiklerini, yanlışlıkların ıslah ederek düzeltir ve tamamlamaya çalışır<br />
4–İnanlarında birbirlerinin eksiklerini ıslah edip tamamlamalarını isterdi.</p>
<p>Kullara düşen ise :<br />
1–Islah-ı hâl için Allah’a (c.c) müracaat etmek, başka kapılara gitmemek. Bilmeli ki o murad etmezse gayrın ıslahı mümkün olmaz,<br />
2–İnsanların, söylediklerine itibar ettiği, sözünü dinlediği, dinlemek zorunda kalacağı mânevî saygınlık kazanmak,<br />
3-İnsanların eksiklerini gidermeğe çalışmak, derecelerini, bilgilerini yükseltmek, hallerini ıslah etmek,<br />
4–İnsanlardan bir şey beklemeyerek hep vererek, sözü dinlenilir, etki altına alınamaz, üzerinde söz sahibi olunamaz bir seviyeye ve otoriteye ulaşmak,<br />
5–İnsanların eğitiminde, iradelerini istikamet üzere geliştirmelerini temin etmek, farzlara müdahale etmemek, büsbütün de salıvermemek, baskıcı olmamak. Allah’ın (c.c) muradını erişebilecek tek murad olarak kabul edecek bir hale getirmek…<br />
6–İnsanlara zorba davranışlarda bulunmamak, isteklerimizi onlara, isteklerini de alarak, kazanarak uygulamalarını temin edecek bir tarzın sahibi olmak.</p>
<p><a href="http://www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/cebbar.html" target="_blank">Kaynak</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-cebbar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esmâ’ül Hüsnâ – El-Aziz</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-aziz.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-aziz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 22:39:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz]]></category>
		<category><![CDATA[El-Aziz]]></category>
		<category><![CDATA[esma]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ – El-Aziz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4191</guid>
		<description><![CDATA[İzzet veya İzz’den türemiştir. Güçlü ve üstün olmak, galip gelmek, güç, şiddet ve üstünlük, eşi ve benzeri bulunmayacak derecede değerli olarak anlamlarındadır. Azîz hiç bir zaman mağlup edilemeyen, eşi ve benzeri bulunmayan demektir. Gazalî’ye göre azîz, benzeri az bulunur, kendisine çok ihtiyaç duyulur, kendisine ulaşılması güç olur özelliklerine sahip olması lâzımdır. Bu üç manayı kendinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-4192" title="el_Aziz" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/06/el_Aziz-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></p>
<p>İzzet veya İzz’den türemiştir. Güçlü ve üstün olmak, galip gelmek, güç, şiddet ve üstünlük, eşi ve benzeri bulunmayacak derecede değerli olarak anlamlarındadır. Azîz hiç bir zaman mağlup edilemeyen, eşi ve benzeri bulunmayan demektir.<br />
Gazalî’ye göre azîz, benzeri az bulunur, kendisine çok ihtiyaç duyulur, kendisine ulaşılması güç olur özelliklerine sahip olması lâzımdır. Bu üç manayı kendinde toplamayana azîz demek mümkün olmaz. Benzeri az bulunan nice şeyler vardır ki kadri büyük olduğu halde faydası azdır. Kadri büyük, faydası çok, benzeri de bulunmayan nice şeyler vardır ki ulaşılması güç olduğundan azîz ismini alamazlar. Güneş ve dünya gibi ki faydası çok, kendilerine ihtiyaç şiddetli, ama ulaşmak zor değildir, her an seyredilebilir. Bu üç özelliğin kemâli de sözkonusudur. Benzerinin az bulunuşunun kemâli tek oluşudur. Bu da Allah (c.c ) olabilir. Kendisine ihtiyacın şiddetli olmasında kemâl, her hususta var oluşta, varlığın devam ve kemâlinde onsuz olmamasıdır ki bu da Allah’tır (c.c). O ulaşılamazdır, kendisi kendisini bilebilir. Biz onu onun bize anlattığı şekliyle bilebiliriz. O halde hakikatte azîz Allah’tır (c.c), başkası değil.<br />
İzzet, bir kimsenin başkaları karşısında bedensel, psikolojik, ekonomik, statü gibi yönlerden güçlü, baskı altın alınamaz konumda bulunması, saygın olmasıdır. Alçaklık, âcizlik anlamındaki zilletin karşıtıdır.<br />
İzzet şekil olarak kibre benzerse de mahiyet olarak ayrıdır. İzzet, insanın nefsinin hakikatini, kendi hakikatini tanıması, onu âcil kısmetler için hakarete düşürmeyip kerim ve kıymetli tutmasıdır. Kibirse kendini bilmemesi, kendisini bulunduğu konum üstünde tutmasıdır.<br />
İzzet, insanın başkalarınca mağlup edilmesine mani olan hal demektir. Bu “başkaları”, ihtiyaçları, ihtirasları, nefsi, hevası, alışkanlıkları, düşkünlükleri, hoşlandıkları, şeytan, nefis, diğer insanlar olabilir. Bunlara karşı yenilmemesidir.<span id="more-4191"></span><br />
İnsanın kendisini zilletten koruması hürriyet olarak da isimlendirilir. İnsanın kendisini zilletten koruması, kimsensin elindekine göz dikmeyiş (tokgözlülük) minnetsiz bir hayat yaşamak, yalnızca Allah’a (c.c) itimat ve izzeti böylece beklemesi ile mümkün olur. Allah’tan (c.c) başka hiç kimseden bir şey beklememek ve istememek, ve vermek izzet sahibi olmada çok önemlidir.<br />
Allah’ın (c.c) izzeti sadece kendisini zilletten koruyan bir izzet değil kendisine itimat edip dayananı da zillete düşürmeyen, yenilmeyen, yanılmayan, kendisiyle uğraşılamayan, hükmüne karşı gelinme ihtiyacı bulunmayan bir izzettir. İtimad edip vikâyesine sığınanları izzetiyle muazzez ve mükerrem kılar.<br />
İradesi bütün esbâb ve âmillere hakim, münazaa ve muhalefet edilmesi gayrı mümkündür. Onun için dalâlete düşürdüğünü yola getirecek, hidayete erdirdiğini de şaşırtabilecek hiçbir kudret ve irade bulunamaz.<br />
Kudretine direnme, karşı koyma ihtimali yok. Va’dini yerine getirir, kazasını infaz eder, kahreder de asla galip gelinemez. Hiçbir kayıt ve şartın tesiri altında bulunmayan, koyduğu kanunların bile tesirinde kalmayan, istediği harikaları yapan demektir.<br />
Âlemde her izzet kırılabilir, karşı konulabilir ancak onun izzetine karşı konulamaz, karşı koymak isteyenler sonun mağlup ve makhûr olurlar.<br />
İzzet bazı yerlerde kuvvet ve galebe manasında tefsir edilmiştir. Pejmürde halde bulunan bir kadın şöyle demiştir. Sen İslâm üzere değil misin? İşte o, o izzettir ki beraberinde zillet ve o servettir ki beraberinde fakr yoktur.<br />
Hz. Hasan’a (r.a) insanlar sende biraz kibir var zannediyorlar demişler de cevaben o kibir değil izzettir demiş ve şu âyeti okumuştur :<br />
“İzzet Allah’a (c.c) Resûlüne (s.a.v.) ve mü’minlere aittir.”   (Münafikûn <img src='http://www.islamiyol.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /><br />
Münafıkların izzeti yoktur, olsaydı âcil kısmetler için yalancılığa, nifaka tenezzül etmezlerdi, ahlâksızlık ve alçaklık yapmazlardı. Onlar  kibri izzet, izzeti kibir zannederler.<br />
Allah (c.c) mü’minleri izzete erdirmek için iki haslet beyan ediyor :<br />
1–Zikrullahtan asla gafil olmamak,<br />
2–İnfak.<br />
İlki rûhu güçlendirmek, ikincisi de fiilî olarak semeresini temin içindir. Asıl izzet yemekte değil yedirmekte, almakta değil vermektedir. Kur’ân’da azîz vasfı :<br />
1–Allah’ın (c.c) mutlak kudret ve üstünlüğünü, eşsizliğini belirten bir muhtevada kullanılmıştır.</p>
<p>“O sabahı aydınlatandır, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, azîz olan pek iyi bilen Allah’ın (c.c) tâ kendisidir.”    (En’am 96)<br />
2 – Galebe manasının ağırlık kazandığı muhteva,</p>
<p>“Allah’ın (c.c) âyetlerini, inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah (c.c) suçlunu hakkından gelen mutlak güç sahibidir.”   (Al-i İmran 4)<br />
3 – Nâdir olmak, eşi benzeri bulunmamak anlamı,</p>
<p>“Size kendinizden öyle bir resûl gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe 128)</p>
<p>“O eşsiz bir kitaptır.”   (Fussilet 41/41)<br />
Eşi, dengi bulunmayan anlamıyla tenzihî, güçlü, daimâ gelip anlamıyla da zatî sıfatlardan olur.</p>
<p>Bu ismin Allah (c.c) için ifade ettiği anlamlar :<br />
1–Varlığı var ederek yokluğa gücünü göstermiştir,<br />
2–Varlık üzerinde hükmünü yürütür, yürütmesine kimse, hiçbir şey engel olamaz,<br />
3–Yaptıklarından dolayı hesaba çekilemez, sorumlu tutulamaz,<br />
4–Koyduğu düzenin de mahkumu olmaz, düzenini de kimse bozamaz,<br />
5–Eşi, dengi, benzeri yoktur,<br />
6–İradesine karşı durulamaz, irade etiği bir şeyin olması için “ol” demesi yeterlidir. Hiçbir şey ona zor gelmez,<br />
7–Âzâlarda bir haksızlık, bağışlamasında izzetsizlik, isabetsizlik, tasavvur edilemez,<br />
8–Kendisine inananları, itimat ve tevekkül edenleri izlete düşürmez, mağlup ve mahcup etmez,<br />
9–Vikâyesini kabul edenleri mükerrem ve muazzez kılar,<br />
10–Hidayete erdirdiklerini şaşırtarak, şaşırttıklarını hidayete erdirecek, rızkını daralttıklarına rızkı açacak, açtıklarına da kapattıracak hiç kimse yoktur,</p>
<p>Peygamberimiz (s.a.v) için ifade ettiği anlamlar ;<br />
1–Allah (c.c), kendisine her türlü imkân ve gücü verdiği halde bu imkân gücünü kullanmamıştır,<br />
a- Tâif dönüşünde Mikâil (a.s) emrine âmadedir,<br />
b- Melik peygamber olabilecekken o kul peygamber olmayı seçmiştir,<br />
c- Dağların yanıbaşında altın olup da gezmesi teklifini kabul etmemiştir.<br />
2–İhtiraslarına, öfkesine, ihtiyaçlarına… karşı galipti. Yaptıklarını bunları tatmin için değil Allah’a (c.c) karşı kulluğunu gerçekleştirmek için yapardı.<br />
3–Eşi, benzeri bulunmaz bir insandı,<br />
4–Herkesin kendisine olan ihtiyacı en şiddetli ihtiyaçtır.</p>
<p>Bizim için ifade ettiği anlamlar ;<br />
1–İzzete erdirenin de, zillete düşürenin de Allah (c.c) olduğuna inanmak,<br />
2–İzzete, Allah’ (c.c) iman, zikrullah ve infak ile ulaşılacağını bilmek,<br />
3–Beşerî arzularımıza karşı hakim olmak,<br />
4–Allah’ (c.c) itimat ve tevekkül ederek, onun dışındaki varlıklara dalkavukluk ve müdahere de bulunmamak,<br />
5–İnsanlar için ihtiyaç duyulan, müracaat edilen bir insan olmak,<br />
6–Allah’ın (c.c) vikâyesine girerek azîz olabileceğine inanmak,<br />
7–Azîz olmak için Allah’tan (c.c) başkalarına müracaat etmemek,<br />
8–İslâm’ı izzet kabul etmek, başka izzete izzet olarak bile bakmamak,<br />
9–Gücümüzü olur olmaz yerlerde kullanarak, kullanmaya kalkarak zillete düşmemek.</p>
<p><a href="http://www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/aziz.html" target="_blank">Kaynak</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-aziz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esmâ’ül Hüsnâ – El-Müheymin</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-muheymin.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-muheymin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 20:48:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[El-Müheymin]]></category>
		<category><![CDATA[esma]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ – El-Müheymin]]></category>
		<category><![CDATA[Müheymin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4159</guid>
		<description><![CDATA[Bu ism-i şerif ile ilgili olarak söylenenler daha çok Kur’ân-ı Kerîm’de, Maide Sûresi 48. âyeti ve sözlük anlamından hareketle ulaşılanlardır. Biz de önce sözlük olarak anlamından sonra da Maide 48. âyetiyle ilgili olarak yapılan yorumlardan sözederek başlayalım. Bir gurup dil bilimcisine göre bu kelime HEYMENE “ هيمن ” dendir. Bir kimsenin bir şey üzerinde gözcü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-4160" title="MUHAY1" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/06/MUHAY1.gif" alt="" width="204" height="140" /></p>
<p>Bu ism-i şerif ile ilgili olarak söylenenler daha çok  Kur’ân-ı  Kerîm’de, Maide Sûresi 48. âyeti ve sözlük anlamından hareketle   ulaşılanlardır. Biz de önce sözlük olarak anlamından sonra da Maide 48.   âyetiyle ilgili olarak yapılan yorumlardan sözederek başlayalım.<br />
Bir gurup dil bilimcisine göre bu kelime HEYMENE “ <strong>هيمن</strong> ”  dendir. Bir kimsenin bir şey üzerinde  gözcü ve murakıp olması anlamında  olan bir kelimedir.<br />
Diğer bir gurup dilbilimcisine göre ise bozulmuş bir   kelimedir. Aslı  E’MENE-YÜE’MİNÜ-MÜE’MİNÜN olup bozularak MÜHEYMİN   olmuştur.<br />
Bunlardan başka sözlüklerde duadan sonra âmin demek, kuş   cinsinin yavrusu üzerine kanat germesi, bir nesneyi korumak gözetmek  gibi  anlamları da vardır.<br />
Mâide Sûresi  âyetine gelince : Âyet Yahudilerden söz edildiği bir  bağlamda gelmiştir.  Rasûlullah’a (s.a.v) , Yahudiler kendine bir sorun  getirdiklerinde hükmetme  konusunda muhayyer olduğu, hükmettiğinde  adaletle hükmetmesi gerektiği (42)  belirtilerek asılda yanlarında  Tevrat gibi bir kitabı bulunduranların Rasûlullah’ı  (s.a.v) hakem tayin  etmesinin tuhaflığı (43) anlatılıyor. Sonra kendisinde hüda  ve nûr  bulunan Tevrat’ı indirdiğini, onunla nebîler, rabbânîler ve ahbârın   hükümde bulunduklarını, aynı zamanda ona şahitler olduklarını, Allah’ın  (c.c)  indirdikleriyle hükmetmeyenlerin kâfirler olduklarını (44)  anlatır. Tevrat’ta  kısasın yazılı olduğunu kim kısas hakkından  vazgeçerse onun için bunun keffâret  olacağı ve indirdikleriyle  hükmetmeyenlerin zalimler oldukları anlatılır. (45)  ardından yanarlında  bulunan Tevrat’ı tasdikleyici olarak Meryem oğlu Îsâ’nın  (a.s)   gönderildiğini, ona İncil verildiğini, İncil’de hüdâ ve nûr  bulunduğu,  Tevrat’ı tasdikleyici olduğu, müttekiler için hüda ve mev’ize olduğu   anlatılır (46). Ehl-i İncil’in de Allah’ın (c.c) indirdikleriyle  hükmetmesi  gerektiği, hükmetmediği takdirde fâsıklardan olacakları  ifade edilir (47).  Ardından da Rasûlullah’ın (s.a.v) kendisinden  öncekileri tasdikleyici ve onlara  müheymin olan kitabı indirdiğini,  indirdiğiyle hükmetmesi, hak geldikten sonra  hevâlarına tâbi olmaması  gerektiği, hevâ için bir şir’a ve minhâc  belirlediğini, dileseydi  herkesi tek bir ümmet yapabilecek durumda olduğunu,  ama verdiği şeyler  konusunda bir imtihan için böyle yapmadığını anlatır ve  ardından da  hayırlara koşun, dönüşünüz Allah’adır (c.c) der (48). Aralarında   Allah’ın (c.c) indirdikleriyle hükmet ve hevâlarına tâbi olma. Allah’ın  (c.c)  indirdiklerinden bir kısmından da seni şaşırtmalarından da sakın  (49) der.<br />
Rasûlullah’a (s.a.v) indirdiği kitabın iki özelliğinden söz   eder, Musaddık, ve Müheymin.</p>
<p><span id="more-4159"></span><br />
Müfessirlerin Müheymin konusundaki yorumları :<br />
İbn-i Abbas’tan (r.a) mü’temenün aleyh (kendisine   güvenilen), emîn (Kur’ân kendinden önceki kitapların tümüne emîndir)  anlamları  rivayet edilmiştir. Cüreyc, İbn-i Abbas’ın (r.a)  yorumlayışına katılmış ve  Kur’ân’ın o kitaplardan muvafakat ettiğinin  hak, muhalefet ettiğininse bâtıl  olduğu yorumunu getirmiştir. Ayrıca  yine müfessirler şâhid, hâfız, murÂkıb  kendinden önceki kitaplara  hâkim, mü’min (başkalarını korkudan emîn kılmak  anlamından) şeklinde  anlamlandırmışlardır.<br />
İbn-i Kesîr  der ki : bu sözlerin hepsi birbirine yakındır. Müheymin  ismi de bunların  hepsini anlatır. Allah (c.c) bu kitabı kitapların en  şumullüsü, en büyüğü, en  mükemmeli olduğu için en son kitap kıldı.  Önceki kitapların güzelliklerini  topladığı, diğerlerinde bulunmayan  mükemmellikleri ihtivâ ettiği için şâhid,  emîn ve hâkim kıldı.<br />
Kitabın Müheymin oluşu, kendinden önceki kitaplarda beyan   edilen vaad ve vaîd sistemini (itaate mükâfat, isyana cezâ) koruyup  garanti  etmesiyle ilgili olmalıdır. Her sonra gelen kitap önceki  kitabın getirdiği bu  vaad ve vaîd sistemini aynen veya artırarak kabul  edilmiştir. Zannımca kitabın  önceki kitaba müheymin oluşu bu garantiyle  ilgilidir. Neshedilmiş şeraitlerin  veya hükümlerin neshinden önceki  uygulayıcılarının durumudur sözkonusu olan.  Aynı olayı Rasûlullah  (s.a.v) efendimizin hayatından kıblenin Mescid-i Aksâ’dan  Mescid-i  Haram’a tahvili meselesinde görüyoruz. Bir buçuk sene kadar devam eden   M. Aksâ’yı kıble olarak kabul etme işi M. Haram’a yönelme emriyle terk   edilince, daha önce oraya doğru namaz kılanların kıldıkları namazların  ve o  durumdayken ölenlerin durumu ihtilaf konusu olmuş, soru olarak da  sorulmuştu.  Cevabı da bizzat Allah (c.c) , Bakara 143’te <strong>“Allah  (c.c) imanınızı zayi edecek  değil”</strong> diye vermişti.<br />
Ulemanın  müheymin kelimesini anlamlandırırken “mümin” üzerinde  durmaları bu konuda  kitabın verdiği güvenle ilgilidir. “Hâfız” kelimesi  üzerinde durmaları da aynı  sistemi kulların menfaatlerine uygun  şekilde koruyor olmasıyla “rakîb”  kelimesiyle yorumlamaları bu  menfaatleri gözetiyor olması yakından ilgilidir.<br />
Özetlemek gerekirse Kitab’ın müheymin olması, önceki   kitaplarda beyan edilen vaad ve vaîd sistemini aynen muhafaza ediyor  olmasıdır.  (Allahü e’lem)<br />
Aynı zamanda Kur’ân-ı Kerîm’de Haşr Sûresi 59/23. âyetinde  ve  Esma-i Hüsna’nın sayıldığı hadis-i şerifte Melik, Kuddûs, Selâm,  Mü’min,  Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir isimleri arasında yer alır.  Mü’min anlamında  olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi mü’temen  (güvenilir), veya şâhid, veya kâim  (yaratıklarının amelleri, rızıkları  ve ecellerine kaim olan) anlamında olduğunu  söyleyenler de vardır.<br />
Her gönderdiği kitapta bir önceki kitaptaki vaadlerini   muhafaza eden, koruyan, gözeten, bu konuda güvenilir olan ve bu hususta  garanti  veren demek olur.<br />
Allah (c.c) Müheymin’dir ;<br />
1–Kitabı kendi muhafazasında tahrif ve tağyirden korur,<br />
2–Önceki kitapların itikad ve ameli vacip olan hususlarını   yeni kitaba taşıyarak kaybolmaktan ve tağyirden korur,<br />
3–Hakk’ı tashih ve tahrif ile tağayyiratı iptal ederek bu   kitabın tasdikinden geçmeyecek diğer kitaplar ve hükümlerle amelin caiz   olmayacağını beyan ederek kullarının amellerini korur.<br />
4–Neshettiği kitaplara göre amel edenlerin amellerini zayi   olmaktan korur,<br />
Halîmî, “Kıyamet günü itaat ehlinin sevaplarından hiçbir şey   eksiltmeyip mükâfatlarını verendir” der.<br />
Cübbâî ; “Eşya ve  varlıklar üzerine emîn olan”<br />
Zebîdî ; “Kur’ân’dan önceki kitaplarda ve Kur’ân’da  Allah’ın  (c.c) sıfatlarındandır. Başkasını korkudan emîn kılan yani  mümin veya emîn veya  şahîd “ demiştir.<br />
Hasan-ı Basrî (r.a) ; “Peygamberlerini kavlen ve fiilen   bizzat tasdik eden” der.<br />
Gazalî ; “Mahlûkatın amelleri, rızıkları, ecellerini bilip   muhafaza eder. Her muhafaza ile memur olana müheymin derler. Bir şeye  göz kulak  olan kişi o şeyin koruyucusu ve müheymindir” der.<br />
İbnülenbari, “Rızıklarını  vererek mahlukatı üzerinde  kâim  olan hakîm olan” der.</p>
<p>Bu ismin Allah (c.c) için ifade ettiği anlam,<br />
1–Kulların amelleri konusunda güvenilirdir. Korur ve  gözetir,  saklar,<br />
2–Rızık konusunda da güvenilirdir,<br />
3–Vaad ve vaîd sistemini bütün şeraitlerde muhafaza eder,</p>
<p>Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in nasibi ;<br />
1–Allah’a (c.c) rızık ve mel konusunda güvenirdi,  insanların  da bu hususlarda endişe etmemelerini isterdi,<br />
2–Yapılan her türlü amelin yapan için saklandığını  anlatırdı,<br />
3–İnsanları korur, gözetirdi, güvenilir bir kişi idi,</p>
<p>Kulların nasibi ;<br />
1–Kalbini koruyup gözetmesi,<br />
2–Amellerini yanlışlardan koruması, eksiklerini  tamamlaması,<br />
3–Etrafını koruyup gözetmesi,<br />
4–Güvenilir bir kişiliğe sahip olması. Bunun için önce   güvenir olması,<br />
5–Amelleri ve rızıkları konusunda asla Allah (c.c)  hakkında  endişeye düşmemesi.</p>
<p><a href="http://www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/muheymin.html" target="_blank"><strong>Kaynak</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-muheymin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esmâ’ül Hüsnâ – El-Mü&#8217;min</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-mumin.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-mumin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 20:43:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[El-Mü'min]]></category>
		<category><![CDATA[esma]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ – El-Mü'min]]></category>
		<category><![CDATA[Mü'min]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4153</guid>
		<description><![CDATA[Emn, ve emân masdarından. Kur’ân-ı Kerîm’de yalnız bir yerde geçer. Kelimenin bütün sözlük anlamları ve bunların çağrışımları dikkate alınarak anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Genel olarak da İNANAN (taşdik eden) ve GÜVEN VEREN anlamları etrafında yoğunlaşılmıştır. Her iki anlamla ilgili olarak Allah (c.c) hakkında ifade ettikleri hususlar şunlardır : GÜVEN VERİCİ : Bu  da umûmî ve hususi olmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-4156" title="Mumin" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/06/Mumin-300x212.jpg" alt="" width="300" height="212" /></p>
<p>Emn, ve emân masdarından. Kur’ân-ı Kerîm’de yalnız bir yerde geçer. Kelimenin bütün sözlük anlamları ve bunların çağrışımları dikkate alınarak anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Genel olarak da <strong>İNANAN </strong>(taşdik eden) ve <strong>GÜVEN VEREN</strong> anlamları etrafında yoğunlaşılmıştır. Her iki anlamla ilgili olarak Allah (c.c) hakkında ifade ettikleri hususlar şunlardır :<br />
<strong>GÜVEN VERİCİ :</strong> Bu  da umûmî ve hususi olmak üzere ikiye ayrılır. Umumîsinde hak ediş sözkonusu olmaksızın varlığın istifadesi sözkonusudur. Hususisindeyse insanın hak edişi ile istifadesi sözkonusudur.<br />
1–Allah (c.c), umumî olarak her varlığa bir güven vermiştir. Göğün üzerlerine düşmesinden, yerin yarılmasından, yıldızların düşmesinden, vahşi hayvanların saldırısından…<br />
2–İnsana, zulmetmeyeceğine dair bir gücen vermiştir. “Ey kullarım zulmü kendime haram kıldım, siz de birbirinize zulmetmeyin.” (Kudsi Hadis)<br />
3–Sünnetullah’ı  belirleyerek güven vermiştir.<br />
4–Ahirette kendisini tevhid eden kullarını azaptan uzak tutacağına dair güven vermiştir.<br />
<strong> TASDİK EDEN :</strong><br />
1–Allah (c.c) kullarına olan va’dini, dünyada aynen gerçekleştirerek tasdik eder.<br />
2–İnanan kullarının kendisi hakkındaki ümitlerini gerçekleştirerek tasdik eder.<br />
3–İnanan kullarının imanlarını tasdik eder.<br />
4–Kendisi, kendisinden başka ilâh olmadığını tasdik eder.<br />
<img class="aligncenter size-full wp-image-4154" title="mumin1" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/06/mumin1.gif" alt="" width="267" height="53" /><br />
5–Peygamberleri vahyi ve mücizeleriyle tasdik eder.<br />
6–Hesap günü Ümmet-i Muhammed’in diğer ümmetler hakkındaki şahitliklerini tasdik eder.<br />
Mutlak mümin (emin kılan) Allah’tır (c.c). bütün emn ü eman O’na râcidir. O vermedikçe kimse emniyet bulamaz. O, emniyet sebeplerini ve yollarını açıklamış, korku yollarını da kapatmıştır. “Lâilâhe illallah sözü benim kalemdir, her kim kaleme girerse azabımdan emîn olur” sözü ile insanı asıl korku olan ahiret korkusundan kurtaracak siperi de göstermiştir.<br />
Allah’ın (c.c) en büyük nimeti iman, sonra da emniyettir. İnsanın her an canı, malı, ırzı için korku ve endişe içinde olması insan için en büyük azap ve huzursuzluk olurdu. İnsanın kendisi gibi insanların hatta bütün varlıkların paylaştığı nimetleri nimet saymamak, nimet olduğunu fark etmemek gibi bir gafleti var. Halbuki O, mümin-i mutlaklığından bizi boşlukta duran bir dünyada, boşlukta duran sema ve yıldızların altında, dağların dibinde, denizlerin kıyısında bunların hiçbirisinin korkusunu duymaksızın emîn bir şekilde yaşatıyor. Yaşadığımız bir deprem korkusu bu emniyetin ne büyük bir nimet olduğunu bize göstermeye yeter. Nasıl kâinatta canlı, cansız bütün varlıklar O’nun verdiği emniyetten istifade ediyorlarsa, dünyada da halifesi olarak yarattığı insanın emniyetinden de herkes ve her şey istifade etmelidir. Mümin kelimesinin inanan insanı ifade eden anlamından çok güven veren anlamının gündeme getirilmesi bugün açısından oldukça önemlidir. Emniyet sosyal bir erdemdir, sosyal ilişkilere ortaya çıkar. Canlı ve cansız varlıklarla ilişkilerimiz emin olup olmadığımızı da yansıtırlar. İnsanın eminliği dürüstlüğü ile çok yakından ilgilidir. Kendi çıkarlarını öncelememek, başkalarının sahip olduklarına göz dikmemek, insanın güven verici olmasını da sağlar. Diliyle kendisine güvenilebileceğini ifade etse bile, diğer insanlar bu sözün doğruluğunu niyet ve yapıp ettikleriyle test ederler.</p>
<p>İmanın gereği, müminlerin birbirlerini sevmeleri, seleflerine dil uzatmamaları, kusurlarına bakmayıp mağfiretleri için duâ etmeleri, hiçbir mümine kin beslememeleridir.<br />
<span id="more-4153"></span>İbn-i Ömer den : Allah(c.c) bir kulu helâk etmeyi murad edince ondan <strong>HAYA</strong>’yı alır. Haya alındığında herkesin nefret ettiği biri olur. Böyle olunca da ondan <strong>EMANET </strong>alınır. Emanet alınınca hain tanınan biri olur. Bu defa da ondan <strong>RAHMET </strong>alınır. Rahmet alınınca da lânet edilen kovulmuş biri olur. Böyle olunca da <strong>İSLÂM BAĞI </strong>alınır. (Kütüb-i Sitte Terc. 17/7224)<br />
Müslüman, müslümanların elinden ve dilinden selâmette olduğu kimsedir. Mümin insanların kanları ve malları hususunda emîn oldukları kimsedir.<br />
Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki, komşusu tehlikelerinden emin olmayan kul cennete giremez.<br />
Belirli aralıklarla yapılan Dünya Değerler Araştırması verilerine göre Türkiye güven düzeyinin en düşük olduğu ülkelerden biri. 1990 da yapılan araştırmada “çoğu insana güvenirim” diyenlerin oranı %10 düzeyinde iken, 1997 de aynı araştırma tekrarlandığında düzey % 6,5 e gerilemiştir. Başka bir deyişle yedi senede birbirine güven duygusu % 35 azalmış durumda. 40 Ülke arasında Türkiye Brezilya’dan sonra insanların birbirine en az güvendiği ülke. Rusya’dan bile geride. Bunun etkisi her yerde (siyasi, ekonomik, askeri, ticari…) görüldüğü gibi gönüllü kuruluşlarda da ortaya çıkıyor. Güven bunalımı ortak hedefler doğrultusunda işbirliği  yeteneklerini kısıtlıyor. 1997 de yapılan PİAR Profil araştırmasına göre hiçbir toplumsal örgütlenmeye üye olmayanların sayısı % 90,8’dir.</p>
<p>Bu ismiyle Allah(c.c) :<br />
1–Varlıklara umumi güven vermiştir.<br />
2–Sünnetullah’ı bildirerek kudretine karşı güven vermiştir.<br />
3–Zulümden emin kılmıştır.<br />
4–İnananları ebedî azaptan emin kılmıştır.<br />
5–Vaadlerini gerçekleştirerek kendisini tasdik etmiştir.<br />
6–Kendisini tasdik etmiştir.<br />
7–Peygamberlerini mucizelerle tasdik etmiştir.<br />
8–İmanları tasdik ile kabul etmiştir.<br />
9–Hususî emniyetini (dünyada ve ahirette) kazanma yollarını göstermiştir.<br />
10–Korku sebeplerini de göstererek insanları özel emniyetini kazanmaya da teşvik etmiştir.</p>
<p>Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz :<br />
1–Dost düşman kendisinde emîndiler,<br />
2–Kendi çıkarını önceleyen bir davranışı olmamıştır,<br />
3–Kendisinden kimse kötülük, zarar görmemiştir.<br />
4–Kötülüğe kötülükle karşılık vermemiştir.,<br />
5–Tasdiki tamdır,<br />
6–İnsanlara vahyi ulaştırmada emîndir,<br />
7–Müminlerin birbirlerine güvenmeleri, güven vermeleri için buyruklar iletmiştir.</p>
<p>Mümine gereken :<br />
1–Tasdiki tam olmalı,<br />
2–Varlıklar elinden ve dilinden emîn olmalı,<br />
3–Güven duygusunu geliştirmeli, yaygınlaştırmalı,<br />
4–Kendi çıkarlarını öncelememeli,<br />
5–Başkalarının çıkarlarını öncelemeli,<br />
6–Eminliğini zedeleyecek her türlü söz ve davranıştan uzak olmalı.</p>
<p><a href="http://www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/mumin.html" target="_blank"><strong>Kaynak</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-el-mumin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esmâ’ül Hüsnâ – Es-Selam</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-es-selam.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-es-selam.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jun 2010 23:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[99 isim]]></category>
		<category><![CDATA[Es-Selam]]></category>
		<category><![CDATA[esma]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ'ül Hüsnâ]]></category>
		<category><![CDATA[esmaül hüsna hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[esmaül hüsna ilahi]]></category>
		<category><![CDATA[esmaül hüsna ile dua]]></category>
		<category><![CDATA[esmaül hüsna nedir]]></category>
		<category><![CDATA[esmaül hüsna oku]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ]]></category>
		<category><![CDATA[Esmâ’ül Hüsnâ – Es-Selam]]></category>
		<category><![CDATA[selam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4146</guid>
		<description><![CDATA[Asılda masdardır. Ayıplardan, âfetlerden uzak ve salim olmak anlamındadır. Masdarın lâzımî veya müteaddi oluşuna göre ayrı anlamları vardır. Kimisi lâzımî anlamı üzerinde kimisi de müetaddi anlamı üzerinde yoğunlaşmışlardır. Müteaddi olarak kullanıldığını gösteren âyetler: “Denildi ki : Ey Nuh sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selâm ve bereketlerle in. Kendilerini faydalandıracağımız sonra da bizden kendilerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-4147" title="Selam" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/06/Selam-300x190.jpg" alt="" width="300" height="190" /><br />
Asılda masdardır. Ayıplardan, âfetlerden uzak ve salim olmak anlamındadır. Masdarın lâzımî veya müteaddi oluşuna göre ayrı anlamları vardır. Kimisi lâzımî anlamı üzerinde kimisi de müetaddi anlamı üzerinde yoğunlaşmışlardır.<br />
Müteaddi olarak kullanıldığını gösteren âyetler:<br />
<img class="aligncenter size-medium wp-image-4148" title="selam1" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/06/selam1-300x55.gif" alt="" width="300" height="55" /><br />
“Denildi ki : Ey Nuh sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selâm ve bereketlerle in. Kendilerini faydalandıracağımız sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.”  (Hud 11/48)<br />
<img class="aligncenter size-medium wp-image-4149" title="selam2" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2010/06/selam2-300x37.gif" alt="" width="300" height="37" />“Ey ateş, İbrahim için serinlik ve esenlik ol dedik.”  (Enbiya 21/69)<br />
Müteaddi olarak düşünüldüğünde selâm kullarını her türlü tehlikelerden selâmete çıkaran selâmet arayanları selâmete erdiren, kendisinden selâmet beklenilen, her türlü selâmetin menbaı olan demektir.<br />
Allah’ın (c.c) ismi olarak SELÂM, ayıplardan, âfetlerden, kusurlardan, eksikliklerden, fena ve zevalden salim ve uzak olan, kullarını her türlü tehlikeden salim kılan, selâmete çıkarandır.<br />
Zât-ı ilâhî ayıp ve noksanlıklardan, sıfât-ı ilâhî mahlukatın sıfatlarına benzemekten, ef’âl-i ilâhî abesten, zulümden, hikmetsiz olmaktan salimdir.<br />
Allah’ın (c.c) selâm diye isimlendirilmesi salim diye isimlendirilmesinde daha beliğdir. Selâm ismi mahlukatını, zulmünden selâmetini gerektirmektedir. Böyle olunca da yüce Allah (c.c) zulmü ve şerri irade etmekten, onlarla isimlenmekten, o tür fiillerden ve onlara nisbet edilmekten selâmdır. Mahlukatını zulümden selâmete çıkarandır. Bundan dolayı yüce Allah (c.c) kadir gecesini selâm, cenneti dârüsselâm, cennet ehlinin birbirine tahiyyesini selâm diye vasıflandırmış ve velî kullarını selâm sözü ile övmüştür.<br />
Allah’ın (c.c) selâm ile isimlendirilmesinin şu şekilde izahı yapılmıştır ;<br />
1–Zâtı gereği vâcibü’l-vücûd olunca yok olmaktan, değişikliğe uğramaktan, zâtı ve sıfatları hususunda başkasına muhtaç olmaktan uzak ve salimdir. Böylesi bir sıfat ancak Allah’a (c.c) aittir.<br />
2–Mahlukatı O’nun zulmünden salim ve uzaktır. Kendisi dışındaki her şey aslında O’nun mülkü ve milkidir. Failin kendi mülkündeki tasarrufu asla zulüm olmaz. Halbuki zulüm ya âciz, ya câhil ya da muhtaç olandan sadır olur. Allah (c.c) ise bunlardan selîm ve uzaktır.<br />
3–Müberred der ki: Allah Teâlâ “selâm sahibi” manasına selâm ismini almıştır. Bu selâma kâdir olan sadece O’dur demektir. Binaenaleyh Hak Teâlâ ayıplıların ayıplarını örten, darda kalanların duâsına icabet eden ve mazlumların intikamını zalimlerden alandır.</p>
<p><span id="more-4146"></span><br />
Cenneti de dârusselâm şeklinde isimlendirilmesinin izahını yaparken âlimlerimiz Selâm’ın Allah Teâlâ’nın ismi olmasını; selâmet kelimesinin çoğulu olmasından hareketle orada müminlerin ölüm, hastalık, acı, belâ, şeytanî vesveseler, küfür, bid’at, yorgunluk gibi şeylerden uzak olmasını; Allah’ın (c.c), meleklerin ve müminlerin orada bu kelimeyle birbirlerini selâmlamalarını sebep olarak gösterirler.<br />
Kâdî der ki : Selâm kendisi ile eminliğin temin edildiği şey demektir. Selâmet nimetlerde ve âfetlerin ortadan kalkmasındadır sözü bu anlamı ifade eder.<br />
Gazalî, zâtı ayıptan, sıfatı noksanlıktan, fiileri şerden salim olandır. Allah (c.c) bizzât şerri murad etmekten salimdir. Ancak şerrin zımnında ondan daha büyük bir hayır gizlenmekte ise o takdirde murad eder. Asılda ortada sırf şer olma vasfını haiz bir şer de mevcut değildir. Her şerrin altında mutlaka bir de hayır yatmaktadır.<br />
Selâm usülü alışverişse selâm ismi, zimmetinde olan malın selâmetini Rabba havale ederek satma olduğu için öyle ümit edildiği için verilmiştir. Yılanın ısırdığı insana selîm adım denilmesi zehirden iyileşmek ısırılanın temel amacı olup bundan daha önemli bir amacı – o an için – bulunmadığı içindir. Tehlikelerle dolu olan bir mekânın selâm olmakla isimlendirilmesi de orada bulunanların temel amaçlarının oradan kurtulmak olmasındandır.<br />
Taberî : Yarattıkları kendisinin zulüm ve haksızlığından salimdirler.<br />
Kadı Beyzavî : Hertürlü eksiliklerden uzak olandır. Cennette kullarına selâm edendir.<br />
Nefsin dünyada ve ahirette hiçbir sıkıntıya maruz kalmaması, iki âlemde rahat ve mutlu olmasıdır. Ta’rifat.<br />
Nefsin selâmeti ona muhalefet etmektir, felâketi ise ona uymaktır. (Sülemî )<br />
SELÂMLAŞMA<br />
Selâmın teşriinden önce tahiyye vardı. Tahiyye, bir kimseye:</p>
<p>“Allah ömürler versin” diye duâ etme denir. Cahiliyede Araplar selâm yerine bu sözü söylerlerdi. Allah (c.c) ömürler versin şekli de bizde şuyû bulmuş bir duâdır bunlar bir duâdır ama mutlak olarak hayırlı bir duâ değildir. Hayat ve ömür her hal ve şartta selâmet ve saadeti gerektirmez, felâket içerisinde de geçebilir. Aslında tahiyye bir duâdır ama noksan bir duâ. Her şeyin başı baş selâmetidir.. Allah (c.c) ömürler versin diye duâ edilen şahıs sevindirilirse de bu bir gaflettir. Zira söyleyenin niyeti malum değildir, ya da hiç düşünmemiştir. Bundan dolayı İslâm bütün eksik tahiyyeleri selâma tebdil etmiş ve yerine dünya ve âhiret, selâmet ve müsalemet neşreden duâ ve iltifatını ikame etmiş olduğundan İslâm’da tahiyyye selâm olmuştur.<br />
Selâm’ın vaz’olunmasındaki hikmeti de,<br />
1–Karşılaşanların birbirlerinden duyacakları korkuyu izale,<br />
2–Müminin haline yakışan tevazu,<br />
3–Ta’zim,<br />
4–Duâ<br />
Müslümanların, aralarında selâmlaşmaları ilâhî bir emirdir :</p>
<p>“Bir selâm ile selâmlandığınız zaman siz de ondan daha güzeliyle selâm verin yahut verilen selâmı aynen iade edin. Şüphesiz Allah (c.c) her şeyi hesaplayandır.”  (Nisa 4/86)<br />
Âlimlerimiz bu âyete dayanarak selâmlaşmanın selâm kelimesiyle olması gerektiğinde ittifak etmiştir. Yine bu âyete dayanarak selâma karşılık vermenin farziyyetine hükmetmiştir.<br />
Esselâmü aleyküm diye verilen selâma başka bir tabirle mukabele caiz değildir. Mukabeleyi vacip kılan en aşağı sınır selâm vereni işitmektir, bu durumda cevabı hak etmiş olur.<br />
Kur’an gidilen yabancı evlere girerken selâm vermeyi emreder :</p>
<p>“Ey inananlar kendi evlerinizden başka evlere izin alıp halkına selâm vermeden girmeyin.”  (Nur 24/27)<br />
Hadiste de buna benzer buyruklar vardır. Kelede ibnu Hanbel anlatıyor : Safvan ibnü Ümeyye benimle Aleyhissalâtü vesselâm’a  süt, ağız ve bir miktar salatalık gönderdi. Aleyhissalâtü vesselâm o sırada Mekke’nin yukarısında idi. İzin istemeden selâm vermeden huzuruna girdim. Bana dön, esselâmü aleyküm, gireyim mi de buyurdu. Ben de öyle yaptım. (Tirmizî, Ebu Davud, Ktb.Sitte Terc. 10/172)<br />
Yine Kur’an kendi evlerimize girerken de selâm vermeyi emreder.</p>
<p>“Evlere girdiğiniz zaman Allah (c.c) tarafından kutlu güzel bir yaşama dileği olarak kendinize selâm veriniz.”  (Nur 24/61)<br />
Rasûlullah da (s.a.v) “Ey oğulcuğum ailene girdiğin zaman selâm ver ki selâmın hem senin üzerine hem de aile halkına bereket olsun.” (Tirmizi, Ktb.Sitte Trc. 10/172)<br />
Selâma işaretle mukabele yeterli olmadığı gibi bundan nehiy de vârid olmuştur. İşaretle selâm vermek de yasaklanmıştır. “Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeyin, çünkü Yahudilerin selâmı parmaklarla işarettir, hıristiyanların selâmı da avuçlarla işarettir.” (Tirmizi).<br />
Arapça olan bir söz dışında selâm olur mu? Selâm kelimesi dışında bir lafız kullanarak ifade edilen tahiyye müstehabın terkine girer.<br />
Özür yoksa selâma anında mukabele gerekir. Hem de daha güzeliyle. Selman (r.a) anlatıyor : bir adam Rasûlullah (s.a.v) a gelerek Esselâmü aleyke dedi. Rasûlullah (s.a.v) da ve aleykesselâm  ve rahmetullah diye cevap verdi. Sonra bir başkası geldi Esselâmü aleyke ve rahmetullah diye selâm verdi. Aleyhissalatü vesselâm buna da aleykesselâm ve rahmetullahi ve berekâtühü diye cevap verdi. Sonra bir başkası geldi ve esselâmü aleyke ve rahmetullahi ve berekâtühü diye selâm verdi. Aleyhisselâm bu zâta da aleyke diye cevap verdi. Adam : Falan ve filan gelip size selâm verdiler, siz de onlara bana söylediğinizden daha fazlasını söyleyerek mukabele ettiniz dedi. Rasûlullah (s.a.v) ona şu cevapta bulundu : Sen bize söyleyecek bir şey bırakmadın ki. Allah Teâla hazretleri “size bir selâm verildiği zaman ondan daha iyisiyle mukabele edin veya aynısıyla selâm verin” Nisa 86 buyurmuştur. Biz de aynısı ile mukabele ettik. Ktb. Sitte Terc. 10/181<br />
Selâmı ilk verenin tahiyyesi berekâtühü ile biterse başka kelimeler ilâve ile cevaplanması caizdir. Mağfiretühü ve rıdvanühü gibi. Ziyade edilen her kelime için sevap artar.<br />
Rasûlullah (s.a.v) selâma ilk başlayanın aleykesselâm ile başlamasını ölülere verilen selâm olduğu gerekçesiyle yasaklamıştır.<br />
Ehli kitaptan birilerine selâm verilmez. Zira selâm vermek duâ ve şeref vermektir. Onlar şereflendirilecek insanlar değildirler. Onların selâmlarına da karşılık olarak ve aleyküm şeklinde verin ki onlar sizin için ne istiyorlarsa siz de onlar için onu istemiş olursunuz.<br />
Kabristana girilince Aleyhissalâtü vesselâm</p>
<p>Karşılaşma halinde selâm vermek sünnettir. Kalabalık olunduğunda kifaî sünnettir. Ancak hepsi birden selâma katılırlarsa efdaldir. Selâma mukabele ulemanın ittifakıyla farzdır.<br />
Allah’a (c.c) en makul insan (evlânnâs) karşılaşmada selâma önce davranandır. (Tirmizî, Ebu Davud. Ktb. Sitte Trc. 10/177)<br />
Sünnet olan, yürüyenin oturana, binekte olanın yaya bulunana, at üstünde olanın merkepte olana, küçüğün büyüğe, azın çoğa selâm vermesidir. İmam A’zam’a göre selâm alan sesini çok yükseltmemelidir.<br />
Hutbe okurken, açıktan sesli Kur’an okurken, hadis rivayet ederken, ilim tedrisi anında, ezan ve ikamet esnasında selâma cevap verilmez.<br />
Oyun oynayanlara, şarkı söyleyenlere, kazayı hacet edenlere, hamamda veya başka yerde çıplak bulunanlara selâm verilmez.<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de 12 yerde Allah Teâlâ mümine selâm vermiştir :<br />
1–Nuh’a (a.s) selâm vermiş ve bundan mümine de pay ayırmıştır.</p>
<p>(Hud 11/48)<br />
2–Kadir suresinde Cebrâil’in (a.s) lisanıyla selâm vermiştir.</p>
<p>3–Mûsâ’nın (a.s) lisanıyla ümmeti Muhammed’e selâm vermiştir.</p>
<p>4–Hz. Muhammed’in (s.a.v) lisanıyla mümine selâm vermiştir. (Taha 47)</p>
<p>5–Hz. Peygambere (s.a.v) bizzât kendi lisanıyla selâm vermesini emir etmiştir. (Neml 59)</p>
<p>6–Ümmet-i Muhammed’e (s.a.v) sana selâm vermelerini emretmiştir.  (En’am 54)</p>
<p>7–Ölüm meleğinin lisanıyla   (Nisa 86)</p>
<p>8–Temiz ve temizlenmiş ruhlar tarafından.  (Nahl 16/32)<br />
(Vakıa 56/90)<br />
(Vakıa 56/91)<br />
9–Cennete bekçilerinin lisanıyla<br />
(Zümer 39/73)<br />
10–Ümmet-i Muhammed cennete girdiklerinde melekler -24<br />
(Ra’d 13/23)<br />
(Ra’d 13/24)<br />
11–Doğrudan doğruya vasıtasız olarak Cenâb-ı Hakk<br />
(Yasin 58)<br />
(Ahzab 44)<br />
12–Ezelde Allah Teâlâ selâm vermiş gibidir. Zira Allah (c.c) kendini vasfederken selâm olarak isimlendirmiştir. (Haşr 23)<br />
Selâm’ın faziletine dair, Abdullah ibni Selâm “Allah Rasûlünün (s.a.v)  geldiğini duyduğumda insanların oluşturmuş olduğu kalabalığa karıştım. Allah Rasûlünden (s.a.v) duyduğum ilk şey:</p>
<p>“Ey insanlar aranızda selâmı yayın. Yemek yedirin sıla-i rahimde bulunun ve insanlar uyurken siz geceleyin namaz kılın selâm ve esenlikle cennete girersiniz.” (Buhari, Tirmizi Tefsir-i Kebir 8/206)<br />
Biri bir başkasına falancaya benden selâm söyle dediğinde bu selâmı ilgili şahsa iletmek vacip olur.<br />
Önce selâma teşebbüs etmek tevazudandır.<br />
Bir kimseye mektupla selâm ulaştığında mektupla selâma karşılık vermesi farzdır<br />
Biriniz bir meclise gelince selâm versin. Kalkmak isteyince de selâm versin. Önceki sonrakinden evlâ değildir. (Tirmizi, Ebu Davud,)<br />
Rasûlullah’a (s.a.v) islâm’ın hangi ameli daha hayırlıdır diye sorulmuştu: &#8220;Yemek yedirmen, tanıdığın tanımadığın herkese selâm vermen&#8221; diye cevap verdi. (Ebu Davud Ktb. Sitte Trc.10/173)<br />
Allah’a (c.c) “selâm” kelimesiyle selâm vermek yasaklanmıştır. Rasûlullah (s.a.v) ile namaz kıldığımızda “Selâm Allah’ın (c.c) üzerine, selâm Cibril ve Mikail üzerine olsun” derdik. Rasûlullah (s.a.v) “Selâm Allah’ın (c.c) üzerine olsun demeyin. Zira Allah (c.c) Selâm’ın kendisidir. Ancak şöyle deyin. Tahiyyât …..Allah içindir.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud. Tirmizi, Nesai, Ktb. Sitte Trc. 8/472)<br />
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz İsra’da Cenab-ı Hakk’la karşılaştığında “selâm” kelimesi ile tahiyyede bulunmamış TAHİYYÂT, TAYYİBÂT ve SALAVÂT  ile tahiyyede bulunmuştur.<br />
Selâmlaşma milletlerin örfleri hakkında, özellikle fertlerin birbirlerine bakışı hakkında bilgi verir. Her milletin kendine has selâmlama biçimi vardır.<br />
Demişlerdir ki Nasârâ’nın tahiyyesi elini ağzına koymak, Yahudilerinki parmaklarla işaret etmek veya baş eğmek, Mecûsilerinki eğilmek, Araplarınki  hayâkellah demektir. Müslümanların birbirlerine tahiyyesi  Esselâmü aleyküm, daha güzeli esselâmüaleyküm ve rahmetullah, en güzeli esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü’dür.</p>
<p>Selâmlaşmak fertlerin birbirlerini<br />
1-Konumlandırmalarını ifade eder,<br />
2–Potansiyel iletişimi başlatmaktır,<br />
3–Karşı tarafa elinde ve dilinden selâmette olacağının ilânıdır,<br />
4–Değer vermedir,<br />
5–Verdiği değeri göstermedir,<br />
6–Karşı taraftan da selâmet beklediğinin ifadesidir,<br />
7–Emniyet telkinidir,<br />
8–Selâmette olacağına selâm olan Allah’ı (c.c) şahit tutmadır (bir meclisten ayrılırken selâm vermek dillerinden selâmette olmayı istemek, dilinden selâmette olacaklarını bildirmektir.)<br />
9–Allah’tan (c.c) her türlü ayıplardan, kötülüklerden, eksikliklerden… her tür hoşlanılmayan durumlardan uzak bulunmasını istemektir,<br />
10–İyilik yapmaktır,<br />
11-İyilik yapmaya mecbur bırakmaktır.<br />
12- Daha güzelini yapmaya mecbur bırakmaktır,<br />
13–Allah (c.c) ile benzer işi yapmaktır (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü demiştir, İsrâ da)<br />
14–Rasûlullah’ın (s.a.v) sünnetine ittikâdır.<br />
15–Cennet’te gerçekleşen bir olayın hatırasını özlemle yaşatmaktır.<br />
(Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki :Allah Teâlâ hazretleri Hz. Âdem’i (a.s) kendi sureti üzere ve boyunu da altmış zira olarak yaratınca “Git şu oturan meleklere Selâm ver, onların seni nasıl selâmlayacaklarına da dikkat et, dinle. Zira o selâm senin ve zürriyetinin selâmı olacaktır dedi. Bunun üzerine âdem (a.s) onlara gidip Esselâmü aleyküm diye selâm verdi. Melekler de Esselâmü aleyke ve rahmetullah dediler ve selâma mukabele ederken “ve rahmetullah” sözünü ilâve ettiler. Cennete her giren Hz. Âdem suretinde (ve boyu da altmış arşın boyunda) olacak. Halk şu ana kadar boyca “hep eksilmektedir. (Ebu Hüreyre : Buhari, Müslim .Ktb. Sitte Trc. 10/177)<br />
16–Özellikle yeni yetişen gençlere örnek olmaktır,<br />
17–Kalbini karşısındakilere gönül rahatlığıyla açmaktır,<br />
18–Endişeleri izale etmektir.<br />
19–Çevredeki insanlara iki Müslüman arasındaki muhabbetin ızharıdır,<br />
20–İslâm düşmanlarını ve şeytanı çatlatmaktır (Yahudiler sizi selâmınız ve âmin demeniz sebebiyle kıskandıkları kadar başak bir şeyde kıskanmazlar. (Hadis)<br />
21–Bir müslümanın etrafında hazır bulunan melekleri, özellikle kiramen kâtibin meleklerini memnun etmektir,<br />
22–Kurulacak iletişim düzeyini belirlemektir,<br />
23–Emr-i Rasûle imtisaldir, Rasûlullah (s.a.v) bize şu yedi şeyi emretti : Hasta ziyaretini, cenazeye iştirak etmeyi, aksıran hayır dilemeyi, zayıf ayardım etmeyi, mazluma yadımcı olmayı, selâmı yaygın hale getirmeyi ve yemin edenin yeminin yerine gelmesini temin etmeyi. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai. R.Salihin 849)<br />
24–Birbirimizi sevmemizi sağlamaktır. Ebu Hüreyre’den : Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız. (Müslim. Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace. R. Salihin. 849.) 25–Sevap kazanıp sevap kazandırmaktır,<br />
26–Allah’a (c.c) en yakın insan olmayı arzulamaktır, İnsanların en makbulü ve ona ne yakın olanı önce selâm verendir. (E.Davud, Tirmizi, R.Salihin. 857)<br />
27–Bereket istemektir. Yavrucuğum kendi ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki sana ve ev halkına bereket olsun. (Tirmizi R. Salihin 863,)<br />
28–Dargınlıkları giderir: “bir mümin din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir. Üç gün geçmişse onunla karşılaşıp selâm versin. Eğer selâmını almazsa olamayan günaha girmiş olur. Selâm veren ise küs durmaktan çıkmış olur. (Ebu Davud. R. Salihin 1601)<br />
29–Sadaka vermektir,<br />
30–Yakın geleceğin kestirilmesidir,<br />
31–Her şeyin iyi olacağının ifadesidir, cennete girme vesilesidir….<br />
Selâm ismi, Cenâb-ı Hakk’ın zâtıyla sıfatlarıyla, fiilleriyle, isimleriyle ilgili olarak, onarlın tümünün selâma aykırı, selâmı zedeleyerek, selâmetlerini lekeleyecek durumlardan uzak olduğunu anlatır. Hadiyse esma açısından baktığımızda esmanın her birinin en temel özelliğinin “selâm olmak” olduğunu söyleyebiliriz. Örneklendirecek olursak Allah (c.c) rezzak’tır. Rezzak ismi selâmdır, eksiklikten, hikmetsizlikten selâmettedir. Tecelli olarak da (fiil şeklinde gerçekleşmede) her türden noksanlıktan selâmette olduğu anlatılmış olur.<br />
Allah’ın (c.c) zâtında gördüğümüz selâm Allah (c.c) ile ilgili hususlarda görülecektir. zât itibarıyla selâm olandan selâmdan başka bir şeyin sûdûru mümkün olmaz. Sıfatları da ona ait fiiller olduğundan, isimleri de ona isimler olduğundan eserleri de ona ait eserler olduğundan hep selâmdırlar.<br />
Bütün âlimler Allah’tan (c.c) zulmü ve diğer çirkin şeyleri nefyetme hususunda icma ederler. Allah’ın (c.c) yaratmasında (kudret ve iradesinde) hayırdan başka bir şey bulunmaz. Allah (c.c) selâmdır ve selâm kendisinden beklenilendir. Kâinatta şerrin görünmesi irade-i ilâhî’yenin çoğu işlerde insanî iradeye tâbi olmasından ve insanî iradenin de şerri irade etme özelliğindendir. Kulların iradesine tâbi olmayan ilâhî irade şerden ve diğer eksikliklerden selâmettir.</p>
<p>“Allah’ım sen Selâmsın Selâmet de sendendir. Ey celâl ve ikram sahibi sen münezzehsin.” (Müslim. Tirmizi, Ebu Davud, Nesaî.)</p>
<p>Bu ismin Allah (c.c) hakkında ifade ettiği anlamlar:<br />
1–Allah (c.c) zât, sıfat, esmâ, ef’âl ve âsar itibarıyla selâmdır,<br />
2–Her türlü selâmetin menbaıdır : selâmeti istediğine istediği zaman tevzi eder,<br />
3–Selâmet sadece kendisinden beklenir,<br />
4–Değişmekten, eksilmekten, bozulmaktan selâmettedir,<br />
5–Âhirette cennette kullarına selâm edecektir,</p>
<p>Aleyhissalâtü Vesselâm hakkındaki tecellîsi :<br />
1–Bulunduğu her yer selâmet yurduna dönüşür,<br />
2–Allah (c.c)  kendisiyle herkesi selâmete erdirmiştir,<br />
3- Canlı cansız, mümin kâfir herkesin kendisinden selâmette olduğu, selâmet beklediği bir peygamberdir,<br />
4–İnsanlar hakkında tam bir kalb-i selîm sahibidir, kalben bile insanlara buğzetmez, suizanda bulunmazdı,<br />
5–Müslüman olanın elinden ve dilinde insanların selâmette olduğu kişi olduğunu söylerdi,<br />
6–İnsanları yapacağı kötülüklerden uzak tutmanın yani kötülüğünü insanlardan engellemenin sadaka olduğunu söylerdi.</p>
<p>“Rasûlullah (s.a.v) Her müslümanın sadaka vermesi gerekir buyurdu. Kendisine, ya bulamayan olursa ? diye soruldu. Eliyle çalışır, hem şahsı için harcar hem de tasadduk eder cevabını verdi. Ya çalışacak gücü yoksa ? diye soruldu, bu durumda, sıkışmış bir ihtiyaç sahibine yadım eder dedi. Buna da gücü yetmezse ? dendi. Marufu veya hayrı emreder dedi. Bunu da yapmazsa ? diye tekrar sorulunca : Kendini başkasına kötülük yapmaktan alıkor. Zira bu da bir sadakadır buyurdu” (Ktb. Sitte Terc. 2/542)<br />
7–Elinden, dilinden geçmişte yaşayanlar, gelecekte yaşayacak olanlar, yaşadığı dönemde yaşayanlar hep selâmette idiler,<br />
8–Müminler arasında tahiyyenin (birbirlerine karşı saygı belirtme ifadesinin) içinde selâm kelimesi geçen bir tür olması gerektiğini beyan etmiştir.<br />
9–Müminler arasında selâmlaşmanın onlar için ne kadar önemli anlamlar ifade ettiğini beyan etmiştir.</p>
<p>Müminlerin bu isimden nasipleri :<br />
1–Selâm’ın Allah (c.c) olduğuna, Allah’tan olduğuna iman,<br />
2–Allah’tan (c.c) selâm’dan başka bir şey gelmeyeceğine iman,<br />
3–Kalb-i selîm (selâmette) olan bir kalbe sahip olmak : Geçmişe, hale ve geleceğe doğru hiçbir kimseye, hiçbir varlığa karşı suizan, hased, kin, buğz, nefret, düşmanlık, itham … gibi hislerin bulunmaması. Allah (c.c), insanlar, melekler, kaza, kader hakkında hüsnüzan sahibi olmak,         4–İnsanların kötülüğünden selâmette oldukları, giderek kötülük beklemedikleri daha da ilerisinde kendisinden iyilikten aşk bir şey beklemedikleri Müslüman olmak,<br />
5–Allah’ın (c.c) uzak olmamızı istediği her hususta uzak olabilmeyi, selâmete kalabilmeyi mutlak anlamda selâm olan Allah’tan (c.c) beklemeliyiz. Bu hususlarda O’ndan başkasının bizi selâmete çıkaramayacağı bilincinde bulunmalıyız,<br />
6–Dînimizi her türlü şüphe ve bid’atlerden, nefsanî arzu ve isteklerden selâmette tutmalıyız,<br />
7–Müminler arasında selâmlaşmayı bir şiar olarak yaşatabilmenin gayreti içinde olmak,<br />
8–Müslim olarak, müslimin çevresini selâmete taşıyan, çıkaran, götüren anlamında olduğunu hiç unutmamak.</p>
<p><a href="http://www.birlikvakfi.org/esma/yazilar/selam.html" target="_blank"><strong>Kaynak</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/esma%e2%80%99ul-husna-%e2%80%93-es-selam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

