İman Hac İle Korunur

Sözlük anlamı, mutlak kasıt, ziyareti kasdetmek, muazzam bir şeyi kasdetmek olan hac, dinde; ibadet maksadıyla, Arafat’ta belirli vakitte bir süre durmaktan, daha sonra Beytullah’ı usûlüne göre ziyaret etmekten ibaret olan hem mali hem bedeni olarak yapılan bir ibadettir. İslâm’ın beş temel şartından biridir.1 Belirli bir zamanda, belirli yerleri, belirli işleri yaparak ziyaret etmektir diye tarif edilmiştir. Buradaki belirli zaman hac ayları olan Şevval, Zilka’de ve özellikle zilhicce aylarıdır.

Belirli yerler, Kabe, Arafat ve çevresidir. Belirli işler ise ihram, vakfe, tavaf gibi işlerdir.

Hac, Kitap ve sünnetle bildiren çok faziletli bir ibadettir. Müslüman, ergin, akıllı, hür ve gücü yeten her kişiye ömründe bir kere farzdır. Bununla beraber bedenin sağlıklı ve sağlam olması, gerekli maddi güce sahip olunması, yol emniyetinin bulunması, belirli vakitlerde Arafat’ta vakfe ve Kabeyi tavafta bulunması, kadınlar için yanında kocası veya mahrem bir akrabasının bulunması ve iddetli olmaması da haccın edasının şartlarıdır.

Hac ibadeti, kişiye kazandırdığı birçok güzel huy, haslet, sevab ve saadetlerle beraber, dünyanın dört bir yanından renkleri, dilleri, ülkeleri, kılık ve kıyafetleri, zevkleri, adetleri ayrı ama din kardeşliğinde birleşmiş müslümanları bir araya getirir. Tanışıp görüşmelerine, bilişip sevişmelerine, ekonomik bakımdan bütünleşmelerine, maddi manevi meselelerinin birbirlerine anlatılması ve çözüm yollarının araştırılmasına, İslâm düşmanlarını tanıma, hile ve desiselerini öğrenme, tuzaklarından kurtulma yollarını birbirlerine irşad ve tavsiyeler ile düşmanları karşısında birlik ve beraberlik içinde güçlü ittifaklar kurulup tek saf halinde durulmasına zemin hazırlar. Düşmanlarının ayrılık ve fitne tohumları ekmelerine karşılık meseleleri karşılıklı konuşarak, anlaşarak halletmelerine, tam bir eşitlik ve kardeşlik içinde siyasi, iktisadi, içtimai, ilmi, askeri meselelerini halletmelerine vesile olur.2 Özellikle iki cihan savaşıyla siyaseten mağlub edilerek parçalanan İslâm dünyasının İslâm dışı sistemlerle birbirlerine karşı bir güven bunalımında, hatta düşman kamplarda birbirlerine tehdit oluşturan, siyasi iktisadi, askeri, ilmi ve teknik açıdan geri kalmış bir İslâm dünyasının bu gün haccın önemini kavramaya her asırdan daha muhtaç olduğunu görüyoruz. Hâlâ İslâm coğrafyasında esir veya müstemleke ülkelerin veya işgal altında yakılan yıkılan ülkelerin bulunduğu bu günde haccı daha bir idrak etmemiz gerekmektedir.

Haccın din açısından da büyük önemi vardır. Hac; harcanan nafakanın yediyüzle katlanarak karşılığının verildiği, mebrur, makbul olanı için mükafatın ancak cennet olduğu, herkesle beraber özellikle yaşlıların, güçsüzlerin ve kadınları cihadı sayıldığı, fakirliği ve günahları gideren, insanı anadan doğma gibi günahsız bırakan, meleklerin binitlilerle musafaha ettiği yayalarla kucaklaştığı, yapanlarının Allah’ın ehli sayıldığı, binitlilerin her adımına yetmiş, yayaların ise yediyüz sevap aldığı, şeytanın vazgeçirmek için en çok uğraştıkları, etrafından başlayıp dünyanın sonuna kadar sağından ve solundan taş ve toprakların kendisiyle telbiye getirip kendilerine dua ettikleri, yolunda ölenin telbiye getirerek cennete gireceği, duaları, istiğfarları makbul kılan, Allah’ın emanetinde kılan, harcadıkları her dinara binlerce karşılık verdiren, su-i hatimeden ve fakirlik belasından koruyan, insana maddi ve manevi sıhhat ve afiyet veren, Allah’a, meleklerine de göstererek kullarını öldüren, ailesinden dörtyüz kişiye şefaat etme yetkisi verdiren, senesinde ölürse cennete girme müjdesi verdiren, yolunda ölene hesap verdirmeyen, üstünde borcu olduğu halde ölürse Allah’ın ödeyeceği, sağlık ve sıhhatı Allah’ın ahdinde olan ve ölürse mağfireti hakka erdiren, her zikri yerle gök arasını dolduran ve müjde ile karşılık verdiren, her ameline yüzbinlerce sevap yazdıran, Allah’a, ehline nazar ettiren, oturup Kabe’ye bakana bile 40 sevab verdiren, yapanı değil, yapanın kendisine dua ettiği kişiye bile af ve mağfirete biiznillah vesile olan bir büyük ibadettir.3

Her nimetin bir külfeti olacaktır. Yapana bu kadar ecir ve sevap verilen haccı terk edene de elbette ki büyük bir tehdit gelecektir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim kendisini Beytullah-il Haram’a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse onun yahudi veya hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zira, Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Oraya yol bulabilen insana, Allah için Kabe’yi haccetmesi gereklidir.” (Al-i İmran 97)4

Görüldüğü gibi, gücü yetip de hacca gitmeyen çok ağır bir üslubla tehdit edilmiştir. Doğrusu mü’minlerin iliklerine işleyen, kalbini titreten, yüreğini ağzına getiren bir üslubtur bu. Allah korusun, ne demek yahudi ve hıristiyan olarak ölmek! Malum, bir müslüman küfre dönmeyi “bir ateş çukuruna girip diri diri yanmaktan daha çirkin görür.”5 Alimler bunu şöyle açıklıyorlar; “maddi imkana rağmen farz olan haccı terketmek ya bunun vacip olduğunu inkar ve istihfafdan gelir, bu ise küfürdür, ya da ilahi emre isyandan gelir. Öyle ise küfre düşürerek yahudi ve hıristiyan derekesine inme tehlikesi ile başbaşadır.
Haccı terkedenlerin özellikle yahudi ve hıristiyanlara benzetilmesi, onların kitaplarıyla amel etmemelerinden ileri gelir. Zira haccı yapmayan müslüman da, kitabının emrini terketmiş olmakla aralarında bir müştereklik hasıl olmaktadır.

Resûlullah (s.a.) haccı emreden ayeti okuyarak, hac etmeyenin bu emr-i ilahi’yi inkar ve ona isyan ettiğine ve dolayısıyla beyan ettiği tehdide delil getirmiş olmaktadır.6

Haccetmeyenlerin ehl-i kitaba benzetilmelerinin bir yönü de, onların hacca pek aldırış etmediklerindendir.7 Nitekim, Haccı farz kılan ve Efendimizin delil olarak kllandığı bu ayetin son cümlesi şöyledir: “Kim inkar ederse bilsin ki, doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir.”8 Yani, hiç kimseye ihtiyacı yok, her şey O’na muhtaçtır. Bu ayetin tefsirinde Said bin Mansur İkrime’den rivayetle şöyle der: “Kim İslâm’dan başka bir din arzulayıp isterse, ondan asla kabul olunmayacaktır.”9 ayeti nazil olunca, yahudiler; “biz de müslümanız” dediler.10 Allah onları susturmasını istediğinde Peygamberimiz onlara: “Allah, Beytullah’a bir yol bulabilen müslümanların haccetmesini farz kıldı” deyince “Bize farz kılmadı” diyerek haccaetmekten kaçındılar. Bunun üzerine Allah: “Kim inkar eder (kafir olursa bilsin ki Allah âlemlerden müstağnîdir.”11 buyurdu.12

Ayetin bu son cümlesinin hac emrini takiben gelmesi gerçekten düşündürücüdür. Elmalılı Hamdi Efendi şöyle bir yorum getirir; “Bu; “Her kim küfrederse şüphesiz ki Allah…” ayetindeki “küfür”den maksadın, görüldüğü üzere haccı inkar etmek mânâsına olmak ihtimali bulunmakla beraber, tefsir bilgilenlerinin çoğunun açıklamasına göre, “kudreti varken haccı terketmek”, mânâsınadır ki, bununla namazı terketmek, zekâtı terketmek gibi haccı terketmek de kâfire yakışır bir isyan demek olduğu ağır bir tarzda gösterilmiştir.”13

Hasan-ı Basrî’nin, Hz. Ömer’den rivayet ettiği şu söz de dikkat çekicidir: “İstiyorum ki şu beldelere bir kısım insanlar göndereyim. Onlar da, güçleri yettiği halde hacca gitmeyen insanları tesbit ederek onları (yahudi ve hırıstiyanlardan aldığımız vergi olan) cizye vergisi yüklesinler. Onlar müslüman değildirler, onlar müslüman değildirler.”14

Doğrusu Hz. Ömer’in bu sözleri, ayetin son cümlesi nazar-ı itibara alınırsa, gayet uygun düşmektedir. Evet Rabbımızın da Hz. Peygamberin ve Hz. ömer’in de, bu ifadeleri: “Tağliz; şiddet ve tehditle mübalağa” olarak alınsalar da15, işin ciddiyeti ortadadır. Zira Peygamberimiz “İslâm’da hac” yapmamak yoktur.”16 buyurmuştur. Burada “hac yapmama” kelimesinin aslı “saruret’dir. Bunun değişik anlamını izah eden İbrahim Canan Hoca efendi neticede şöyle söylemektedir: “Görüldüğü üzere “İslam’da saruret yoktur” hadisi, hac yapabilecek güçte olan kimseye, kadın olsun erkek olsun hac etmemek için ileri sürülebileceği her çeşit mazeret kapısını kapamaya müteveccihtir.”17

Bütün bunlar bize şu hadise hemen uymamızı gerektirir:

Hac yapmak isteyen acele davransın.”18 Beyhaki şu ziyadeyi getirir. “Zira sizden hiçbir kimse, başına ne gelecek bilemez; hastalanacak mı, fakir duruma mı düşecek?”19

Bu ve benzeri hadislerden, haccın fevri, yani farz olur olmaz hemen gecikmeden yapılmasını anlayan müctehitlerimiz olmuştur. Ebu Hanife, İmam Malik ve bir kısım Şafiî ulemasının görüşü bu. Ancak, İmam Şafiî, Evzaî, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed, bazı deliller serdiyle haccın ömr olduğunu söylemişlerdir.
Tahdis-i nimet olur inşaallah, hamdolsun bizzat yaşadık, fakirin de kanaati odur ki, bu ibadet özellikle genç işidir. Memleketimizde “yaşlanınca gidelim ki günahlarımız affedilsin” anlayışı, nereden baksanız yanlıştır. Bir kere yaşlılar, orada cidden perişan olmaktadırlar. İkincisi, bu anlayışta, yaşlılığa kadar hac ile affolunmasına mağruren günah işlemeye bir cür’et var ki çok çirkindir. Hem de o yaşlara ya çıkılır ya çıkılmaz, çıkılsa da belki imkan elden kaçar da insan yanar… “Yaşlanınca gitmek; orada kalmak ve ahirette devamlı hac sevabıyla birlikte ashab-ı kiram ile kalmak içindir” diye bir mazeret de dinlenemez. Zira böylesine ince duygular besleyen bir emr-i ilahiye ve nebeviyeye hemen imtisalen acele olarak hacca gider. Kaldı ki, şeytanlar da, hacıyı ve mücahidi yolundan engellemek için var gücüyle çalışırlar. Hadis-i şerifde buyurulmuştur ki; “İblis’in şeytanlardan azgın ve şımarık yâranı vardır. Onlara der ki:

- Aman hacılara ve mücahidlere dikkat edin ve onları yollardan saptırın”20

Allahu Tealâ, Adem (a.s.)e vadetti ki “Ey Adem, başına gelen gelmeden beytimi haccet, Adem:

- Başıma ne gelecek ya Rab! Allah buyurdu:

- Bilmediğin bir şey. O da ölümdür. Adem.

- Ölüm nedir? dedi

Allah:

- Onu ileride tadacaksın, buyurdu21

Bu tavsiyeye uymaya biz daha muhtacız. Bu konuda şu hadis de bizi ikaz eder: “Bir kimsenin, kendisine Beytullah’ı hac ettirecek veya kendisine zekâtı vacip kılacak bir malı olur da bunları yapmazsa, ölüm anında “ric’at” (geri dönme) yi ister. “İbni Abbas (r.a.) bu hadisi okuyunca, meclisteki bir adam:

- Allah’tan kork ey İbni Abbas! “Geri dönüşü” ancak kafirler istemez mi? dedi. İbn Abbas da:

- Sana bunu Kur’an’dan okuyacağım: “Ey iman edenler! sizi mallarınız ve çocuklarınız Allah’ı anmaktan alıkoymasın; böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır. Birinize ölüm gelib de: “Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam” diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan infak edin harcayın. Bir kimsenin eceli gelince, Allah onu asla geri bırakmaz. Allah işlediklerinizden haberdardır.”22 Adam:

- Zekâtı icab ettiren nedir? diye sordu. ibn Abbas:

- Mal ikiyüz veya daha çok dirheme ulaşınca, dedi. Adam:

- Haccı icab ettiren nedir? diye sorunca,

- Azık ve deve, diye cevap verdi.”23

İbn Abbas’ın da belirttiği gibi24 bu ayet-i kerime müslümanlar için gerçekten acı bir olaya parmak basmakta. Çünkü Allah katında bir hayır uman veya ahiretini güzel gören hiç bir mü’min, dünyaya geri dönüşü ve ecelinin ertelenmesini istemez. Zira ahiret daha sevimlidir ona. Korkmaz Allah’a kavuşmaktan. Bunun bir istisnası şehitlerdir. Ancak onlar da dünyada yaşamak için değil, yeniden cihad ederek tekrar şehit olmak için dünyaya dönüş isterler. İbret alabilsek, gerçekten “….ceğim, ….cağım” diyerek hayırlı işlerini erteleyenlerin helak olduklarını görebiliriz.

Şu kudsî hadisde geçen mahrumiyetin şümulünü de iyi hesaplamak gerek: “Allah-u Teala buyuruyor: “Bir kul ki, cismine sıhhat, rızkına da genişlik verdim, üstünden de beş yıl geçtiği halde hâlâ bana haccetmeğe gelmezse, şüphesiz ki çok mahrumdur.”25

Bahsi daha önce geçen bir hadisin benzeri de şöyledir: “Bir kimseyi, açık bir ihtiyaç veya zalim bir sultan veya alıkoyan ve hastalık mâni olmaksızın haccetmeden ölürse, isterse yahudi olarak ölsün, isterse hırıstiyan.”26

İmanın korunması için amelde acele edip ihmal etmemek, dolayısıyla ecel geldiği vakit onu bir terhis belgesi, bir şeb-i arûs bilerek ahirete arzu ile göçecek bir takva ve ruh yüceliğine, maneviyat ve iman zenginliğine ermek gerek. “İşitmemiş oldukları halde işittik diyenler gibi olmayın27 ayetinden ibret alarak ayetlerin üstüne “kör ve sağırlar olarak kapanmamak”28 gerekir. Yoksa her ifratçı, ömrünü israf eden gafil, ölüm gelince pişman olur, kaybettiğini tedarik için ömür ister, yalvarır Allah’a, sızlanır ama, heyhat ki fayda vermez. Eceli gelene, kim olursa olsun mühlet verilmez.29

Yazar:Cemal Nar - Altınoluk Dergisi

 

Dipnotlar:1. A. Davudoğlu. Müslim Şerhi 5/274 i. Canan, a.g.e. 5/277 Zuhayli, a.g.e. 3/8 H. Döndüren a.g.e. s. 559 2. H. Döndüren a.g.e. s. 562 i. Canan a.g.e. 5/277 3. Bu sayılanlar çeşitli hadislerde belirtilen sevabların bir kısmıdır. Mesela bak. Kenz’ül Ummal 5/4 ve sonraları, i. Canan, a.g.e. 5/297 hn: 1178. Ali el Kari Mirkad 5/3915 hn: 2521 Hadisin sıhhatini beyan hususunda bak: Kenzul Ummal 5/11809 5/22 hn: 11877 4. Tirmizi Hac, 3 (812) Mirkad 5/396-397 5. Buhari, iman 9, 14. ikrah 1; Müslim, iman 67 (43), Tirmizi, iman 10 (2626). Nesâî, iman 3 (8-96) İbn Mace, Fiten 23 (4033) i. Canan 2/246 6. i. Canan a.g.e. 5/297-298. Ali’yyül Karî, Mirkat 5/395-396 hn: 2521 7. Mirkad. 5/395. 8. Al-i imran 97 9. Al-i imran 85 10. Yahudilerin “Biz de Müslümanız” demeleri, çağımızda islam’ı çağdışı görerek şeriatı beğenmedikleri, dindarları “dinci, radikal müslüman, kökten dinci, fundaman-talist, şeriatçı” diye hakir gördükleri halde, sıkışınca “biz de müslümanız” demelerini hatırlatıyor. 11. Al-i imran: 9712. Muhtasar-u Tefsir-i İbn Kesir 1/30313. Elmalılı, Azim neş. 2/402 14. Muhtasar İbn Kesir 1/303 15. Sabuni. Safvet’üt tefâsir 1/219 Mirkat 5/395 16. Ebu Davud Hac 3. (1729) i. Canan 5/298 17. i. Canan 5/299. 18. Ebu Davut. Menasık 6 (1732 i. Canan 5/299 19. i. Canan 5/300. Kenz-ul Ummal 5/5-24. hn: 11851-11889. 20. Kenz’ül Ummal, 5/5-16 (11794, 11854) 21. Kenz’ül Ummal, 5/16 hn: 11852 22. Münafikûn 9-11 23. Tirmizi Tefsir 64 hn: 3316. 5/418 Kenz’ül Ummal 5/20 hn: 11868 24. Zuhayli 28/231 25. Kenz’ül Ummal 5/5,7 hn: 11789, 11856,11857, 11858. 26. Darimi’den Mirkad 5/405 hn: 2535 Kenz’ül Ummal 5/16 hn: 11853 27. Enfal: 21 28. Furkan, 73 29. Sabunî, Safvet-üt Tefâsir s. 3/388