Kur'an'ın Işığında…
Hikmetleriyle Hac ve Umre
Hikmet nedir?
Kur’an-ı Kerim’de hikmetten şöyle bahsedilmektedir: “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çok hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.”1 Kelime anlamı olarak hikmet, anlayış, gerçeği bilme, düşünme yeteneği, sezgi gücü, düşünce planında kalmayıp eyleme dönüşen yararlı ve derin bilgi anlamlarına gelmektedir. İmam Şafiide “Hikmet”i “sünnet” olarak yorumlamaktadır. Cenab-ı Hak da hikmet sahibidir ve hikmetine göre hareket eder. Böylece O’nun fiilleri sade hikmet ve adalet olup, emrettiği her işte mutlaka güzellikler bulunmaktadır. İslam dini, ahlâk ve âdâbı güzelleştirmeye vesile olan faydalı ilimleri öğrenmeyi teşvik etmektedir. Çünkü ilim, Allah’ı tanımayı, Allah’ı tanıma da tefekkür ve tezekkürü (ibadeti) gerektirir. İbadetler de nefis terbiyesi ile kötü huylardan arınıp yüce ahlâkla güzelleşmeyi sağlar. Meselâ namaz; Allah’ın büyüklüğünü hatırlayıp, nefsi hesaba çekip, gönlü açan, dünya sevgisinin kapladığı gafleti yok edip, her türlü günahtan korunmaya vesiledir. Zekât; din kardeşleriyle kaynaşmayı arttırıp, yardımlaşma duygusunu da harekete geçirir. Oruç; şefkat ve cömertlik hislerini ortaya çıkarır. Hac ise; ihrama girerken büründüğü peştemal ile kabre girerken bürüneceği kefenin aynı olduğu duyumunu kazandırır. Arafat meydanı da; mahşer meydanındaki gibi herkesin eşit seviyede olduğu hissini öğretir ve yaşatır. Demek ki ibadetlerdeki asıl hikmet, ahlâk ve ruh güzelliğini olgunlaştırarak insanı cennete ehil hale getirmektedir.
Hac ve Umre
Hac, kelime olarak “Allah’a yönelme, günahlardan arınma, Hak yolunda feragat gösterme ve meşakkatleri göğüsleme”2 manasına gelmektedir. Dini kavram olarak da “Ka’be ve civarındaki kutsal olan özel yerleri, belirli vakit içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etme” anlamını taşımaktadır. Umre ise, hac günleri dışında Ka’be’ye yapılan ziyareti ifade etmektedir. Umre, senenin her zamanında yapılabilen ve Hanefî alimlerine göre, ömürde bir defa yapılması sünnet-i müekkede olan bir ibadettir.3 Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de ARAPÇA BİR “Gitmeye gücü yetenlerin Ka’be’yi ziyaret etmeleri, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır”4 buyurmaktadır. Dolayısıyla sağlık ve servet yönünden haccetme imkanına sahip Müslümanların ömürlerinde bir defa haccetmeleri farzdır. Hacc, sahih rivayete göre hicretin 9. yılında farz kılınmış, Peygamberimiz (s.a.v) de h. 10. yılda hac farizasını eda etmiştir. Yine râcih görüşe göre Umre’ye “Hacc-ı Asgar” (küçük hac), hac mevsimindeki hacca veya Hz. Peygamber’in haccına “Hacc-ı Ekber” (büyük hac) denilmektedir. Halk arasında söylenilen Arefe günü Cuma’ya rastlayan hac mevsimine, “Hacc-ı Ekber” denilmesi ise sahih bir kaynağa dayanmamaktadır. Enes b. Malik (r.a.) kanalıyla gelen rivayette Peygamber Efendimizin dört umre yapığı haber verilmektedir.5 Ayrıca İmam Malik, umrenin bir yıl içinde birden fazla yapılmasını mekruh saymıştır. Çünkü ona göre umre tüm insanlara her sene için tek olarak sünnet-i kifayedir.6 Tüm ibadetlerde olduğu gibi hac ve umre ibadetlerinde de bir takım hikmetler bulunmaktadır.
Hz. Adem ve Hz. İbrahim hatıraları
Öncelikle hac, o şerefli yerlerde büyük peygamberleri hatırlama ve hatıralarını yâd etme yönüyle özel bir davettir. Çünkü insanlığın atası olan Hz. Âdem ve eşi Hz. Havvâ validemiz cennetten çıkarıldıktan sonra o mukaddes yerlerde Allah’ın kapısına sığınarak uzun müddet ağlamışlar duâ ve tövbede bulunmuşlardır. Bunun neticesi olarak tövbeleri Arafat’ta kabul olunmuştur.
Yine Hz. İbrahim (a.s), oğlu Hz. İsmaîl (a.s) ve eşi Hz. Hâcer’le beraber Allah’ın emrine uyarak ve O’ndan gelen meşakkatli imtihana sabrederek orada en büyük şerefi kazanıp Allah’ın rızasına ulaşmışlardır.
Nitekim bugün onların hatırasına hac ve umre menasiki olarak Safa ile Merve arasındaki sa’y bunu hatırlatmaktadır. Çölün ortasındaki zemzem suyu Cenab-ı Hakkın kullarına karşı merhametini ve lutfunu göstermektedir.
Yine Hz. İbrâhîm’e en sevgili oğlu Hz. İsmâîl’in kurban edilmesi Allah tarafından burada emredilmiş, hattâ Hz. İsmail babası ile birlikte düğüne gider gibi kurban olmaya gitmekle Allah’a karşı olan teslimiyetini arzetmiştir. Bu sırada Mîna vâdisinde, İsmali’i kandırmaya çalışan lânetli şeytan, Hz. İbrahim tarafından taşlanmış ve kovulmuştur. Bugün Mina’da kesilen kurbanlar ve cemarâttaki taşlamalar bir anlamda kişiye musallat olacak şeytanî duyguların bertaraf edilmelerini hatırlatmaktadır.
Sultan’a sığınma
Hacca gidenler sanki Ka’be’ye iltica etmişlerdir. Nasıl ki insanlar, felaket veya düşman saldırısı gibi bir şeye karşı direnemedikleri vakit, Sultan’ın himayesine sığınırlar. O felaketin tesirine göre her biri yalın ayak ve sırtı çıplak toz toprak içinde dua edip yardım isterler. Bu esnada yollarda rastladıkları hizmetçi ve saray adamları gibi kimselere hatta hayvan ve bitkilerin bulunduğu Sultan’ın çiftliğine son derece dikkatle saygı gösterip hiç kimseyi incitmemeye çalışırlar. Sultan’ın sarayına varınca da derin bir sessizlik ve sukunet içinde beklemeye başlarlar. Sonra huzura izin istemeye uygun bir vakit buluncaya kadar sarayın etrafında dolaşırlar. Maksatlarını ifade edebilmek için en anlamlı sözlerle Sultan’ı övmeye başlarlar. Ardından Sultan’ın elini öpmek için izin isterler. İzin verilince de bu lutfu, isteklerinin yerine getirilmesine işaret sayarlar. İşte Hacerü’l-Esved’i istilam belki bunları hatırlatmaktadır.7 Böylece sevinç ve kemal-i edeple Sultan’ın huzurundan ayrılırlar. Şu halde hac ve umre için Ka’be’yi tavaf için yola çıkan kimsenin hali, şeytanın günah oklarına karşı kendini koruyamayan, dolayısıyla manevi iltica talep eden bir mülteci durumuna benzemektedir.
Özel Misafirlik
İnsan bu âlemde, büyük bir sefere çıkmış yolcu gibidir. Bu yolculuk esnasındaki hac ve umre ise özel bir misafirliği ifade eder. Misafirlerin istekleri de reddedilmeyen dualar arasındadır.8 Hikmet sahibi Cenab-ı Hak, sanki hac ve umre ile kullarını özel olarak davet etmiş, yüce kapısında yalvarmalarını ve himayesine girmelerini istemiştir. Bunun için de yeryüzünde Mekke’de mukaddes olarak belirlediği yere “Beytullah” ismini vermiştir.9 Kul, hac ve umre ziyaretiyle sanki Allah’ın bu özel mekan ve davetine artık “Lebbeyk Allahümme lebbeyk lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk lâ şerike lek (Buyur Allahım buyur! Huzuruna geldim, emrine hazırım. Senin eşin ve ortağın yoktur. Sana yöneldim, hamd senin, nimet senin, mülk de senindir. Eşin ve ortağın yoktur) diyerek, samimiyetle icabet etmektedir. Zira ağaçların ve taşların birlikte iştirak ettiği telbiye ile ihrama giren bir mü’min,10 Rahman’ın özel misafiri olarak, “Duyûfu’r-Rahman” unvanını almıştır. Nitekim hadiste: “Hac ve umre yapanlar Allah’ın elçileridir (misafirleridir). Onlar Allah’a dua etseler, derhal dualarına Allah cevap verir. Eğer kendileri için af ve mağfiret talep ederlerse Allah hemen mağfiret eder”11 buyrulmaktadır.
Dünyevî ve uhrevî faydalar
Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, İkinci Arapca “insanlar arasında haccı ilan et” şeklinde haccın ilan edilmesini bildirdikten sonra hemen akabinden Üçüncü Arapca liyeşhedû menâfia lehüm “Ta ki kendilerine ait birçok menfaatlere şahid olsunlar”12 buyurmaktadır. Dolayısıyla haccın hem dünyevi, hem de uhrevi yönüne işaret edilmektedir. Dünyevi olanlar, ticari ve sosyal faaliyetler münasebetiyle, Müslümanlar arasındaki ekonomik ve toplumsal gelişmeyi sağlamaktadır. Uhrevi olanlar ise günahlara tövbe ile Allah’ın af ve mağfiretine nâil olmaktır. Nitekim Peygamberimiz bu hususa şöyle işaret etmektedir: “Bir kimse hacceder ve hac esnasında kötü söz söylemez, eline ve gözüne sahip olur (büyük günahlardan çekinir, küçük günahları işlemekte israr etmezse), o kimse günahlarından arınarak (kul hakkı hariç) annesinden doğduğu günkü gibi hac ibadeti vesilesiyle memleketine tertemiz döner.”13 Yine bir başka hadiste hac ve umrenin manevi faydası şöyle haber verilmektedir: “Hac ve umreyi peş peşine yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşteki pası yok ettiği gibi, fakirliği ve günahları yok eder. Makbul hac (içinde masiyet olmayan) için karşılık, ancak cennettir”.14
Bu niyet ve düşünceler içinde haccını eda eden mü’minleri tebrik ediyoruz. Ne mutlu Rahman’ın bu özel iltifatına nâil olan kullara! Ne mutlu Ka’be’yi, Arafat’ı, Makam-ı İbrahim’i ve Hacerü’l-esved’i usulüne uygun olarak ziyaret edip buralarda ibadet edenlere! Müjdeler olsun hac ibadetinden sonra memleketine günahsız dönebilenlere!
Dipnotlar: 1) Bakara 2/269. 2) Komisyon, Dini Kavramlar Sözlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, s.210. 3) Bkz. Mevsılî, el-İhtiyar, I, 157. 4) Al-i İmran 3/97. 5) Enes b. Mâlik (r.a) Peygamberimizin dört umre yaptığını haber vermiştir. Bu umreler şöyledir: 1. H. 6. yıldaki Hudeybiye umresi ki müşrikler Müslümanların Mekke’ye girmesine izin vermemişlerdi. Buna aynı zamanda “ihsar” anlamında “engelleme” de denir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Naciye b. Cündüb ile hedy kurbanlarını Harem bölgesine (Mekke’ye) göndermiş, kurbanlıklar kesildikten sonra (veya bir rivayette kurbanlar Hudeybiye’de kesildikten sonra) ashab traş olup ihramdan çıkmışlar ve böylece umre sevabını almışlardır. 2. Hudeybiye kaza umresi ki anlaşma gereği bir yıl önce yapılamayan umre ertesi yıl yapılmıştır. 3. H. 8. yıl Huneyn ganimetlerinin taksimi senesi Ci’rane’den ihrama giyilerek yapılan umredir. 4. Hz. Peygamber’in Veda haccı ile yaptığı umredir ki bu aynı zamanda hacc-ı kırandır. (Bkz. Buhari, Umre, 3.) 6) Bkz. Abdurrahman el-Cezîrî, Kitabü’l-Fıkh ala’l- mezahibi’l-erbaa, I, 687. 7) Peygamberimiz Hacerü’l-Esved’in önemini şöyle haber vermektedir: “Allah’a yemin olsun ki! Allah Haceru’l-Esved’i kıyamet günü gören iki göz ve konuşan bir ağız olarak haşredecektir. Burada kendisine hak üzere (usulüne uygun) istilam edenlere şahitlik edecektir.” (Tirmizi, Hac,113). Nasıl insanda hafıza kuvveti var ve nice malumat orada muhafaza ediliyor, öyle de Cenab-ı Hakkın yaratmasıyla Hacerü’l-Esved’de böyle bir fonksiyon olması gayet tabiidir. Sanki o taş, binlerce “video bandı” veya “cd” diskleri gibi kendisini istilam edenlerin resim ile seslerini kaydetmekte dolayısıyla öbür âlemde, bunları gösterebilecektir. Yine hadiste “Kim Hacerü’l-esved’e dokunur, karşı karşıya gelirse, sanki Rahman’ın eline dokunmuş gibi olur” (İbn Mace, Menasik, 32) şeklindeki teşbihle Hacerü’l-Esved’in Allah katındaki manevi değeri anlatılmak istenmiştir.
Bkz. Tirmizi, Birr, 7. 9) Kur’an’da Ka’be şöyle anlatılmaktadır: “İbadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekke’deki Kâbe olup, pek feyizli ve insanlar için hidayet rehberidir. Kim Beytullah’a girerse korkudan emin olur… (Bkz.Al-i İmran 3/96-97). Kâbe’nin ilk banisinin Hz. Âdem olduğu Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’in ise Kâbe’yi bu temel üzerine bina ettiği rivayet edilir. Kâbe’ye Beytullah (Allah’ın evi), Mescid-i Haram (bazı yasakları olan) ve Beytü’l-Atik gibi isimler verilmiştir. Atik, eski veya yepyeni ve değerli anlamına da gelir ki, şerefli ve saygı değer ev demektir. (Bkz. Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, V, 487) 10) Hadiste telbiyenin fazileti şöyle haber verilmektedir: “Telbiyede bulunan hiçbir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç ve toprak (hatta çadırlar ve evler) onunla birlikte telbiyede bulunmasın. (Peygamberimiz eliyle işaret ederek) bu iştirak arzın şu (en uzak) yerine kadar devam eder” (Tirmizi, Hacc, 14) 11) İbn Mace, Menasik, 5. 12) Hac 22/28. 13) Buhârî, Hac, 4. 14) Tirmizi, Hac, 2 ¢
Altınoluk Dergisi / Dr. M. Selim Arık