<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Şehîd</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/etiket/sehid/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>«Dua» Şahit Ol Zikrimize Allah&#8217;ım</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-sahit-ol-zikrimize-allahim.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-sahit-ol-zikrimize-allahim.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2009 10:56:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[eş şehid]]></category>
		<category><![CDATA[esmaül hüsna ile dua]]></category>
		<category><![CDATA[Şahit Ol Zikrimize Allah'ım]]></category>
		<category><![CDATA[Şehîd]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3731</guid>
		<description><![CDATA[Eş- Şehîd: Allah (azze ve celle) insanların orada bulunmadıkça bilemedikleri şeyleri Bilen, Gören ve haberdar Olandır. Allah (azze ve celle) Şehîd&#8217;dir; kendisine şahitlik yapılandır. Şahadet kelimesiyle kullar, O&#8217;nun bir olduğuna şahitlik etmekte, böylece Kendisine ibadet etmeyi kabul ettiklerini göstermiş olmaktadırlar. Allah&#8217;ın şahîd olmadığı hiçbir şey yoktur. Meydana gelen her şey İlahi plânda gözlenmekte, izlenmekte ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Eş- Şehîd</strong>: Allah (azze ve celle) insanların orada bulunmadıkça bilemedikleri şeyleri Bilen, Gören ve haberdar Olandır.<br />
Allah (azze ve celle) Şehîd&#8217;dir; kendisine şahitlik yapılandır.<br />
Şahadet kelimesiyle kullar, O&#8217;nun bir olduğuna şahitlik etmekte, böylece Kendisine ibadet etmeyi kabul ettiklerini göstermiş olmaktadırlar.<br />
Allah&#8217;ın şahîd olmadığı hiçbir şey yoktur.<br />
Meydana gelen her şey İlahi plânda gözlenmekte, izlenmekte ve asla unutulmamaktadır.<br />
Her şeye şahîd Olan Allah&#8217;ın (azze ve celle) Şahîdliği ise bu kavramı en ileri mertebede İlahi plânda mevcut ve geçerli olduğu anlamına gelir.<br />
Büyük küçük her şey Allah&#8217;ın (azze ve celle) murakabesi altındadır. Allah&#8217;ın (azze ve celle) İlahi gözetimi dışında kalmak hiçbir şey ve hiçbir kimse için mümkün değildir.<br />
Şehîd Allah&#8217;ın (azze ve celle) açık gizli bütün yapılanları Bilen, görülmeyenleri Gören, işitilmeyenleri İşiten, her fısıltıyı Duyan Adıdır.<br />
Kullara düşen Allah&#8217;ın (azze ve celle) Şehîd Adının idrakinde olarak O&#8217;na isyan etmekten korkmak ve yaptığı gizli açık her günahtan sonra tevbe ederek Allah&#8217;ın (azze ve celle) bağışlayacağını ümit etmektir.<br />
Allah (azze ve celle) gerçekten bu dünyada ve âhirette her türlü gizliliğe ve fısıltılara şahîd olan tek Varlıktır.<br />
Şahîd olan Allah&#8217;ın (azze ve celle) Varlığının altında insan tek bir an bile yalnız değildir!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde Şahîd Olandır.&#8221;<br />
(Hac Suresi 17. Âyet Meali)
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">Ey yerin göğün Sahibi!<br />
Ey kalplerin Sahibi!<br />
Ey bugünün ve yarının Sahibi!<br />
Ey her şeyi Gören!<br />
Ey her şeyi Duyan!<br />
Ey her şeyi Bilen!<br />
Ey her şeye Şahit Olan!<br />
Ey Şehîd!<br />
Ey yoluna ram olduğum Allah!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Şahîd olarak Allah yeter.&#8221;<br />
(Nisa SSuresi 79. Âyet Meali)<span id="more-3731"></span>
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Senin Bir ve Tek Olduğuna şahitlik ederim Allah&#8217;ım!</strong><br />
Kulun ve Resulün Muhammed Mustafa&#8217;nın (Sallallahu aleyhi ve sellem) son Peygamber olduğuna şahitlik ederim.<br />
İndirdiğin Kitaba bütün varlığımla şahitlik ederim Rabb&#8217;im!<br />
İndirdiğin Kuran&#8217;ın hürmetine;<br />
Dinini yalnız Sana hasrederek yaşayanlardan eyle bizi!<br />
Bizi yüce Kuran&#8217;ın hâdimi yap Rabb&#8217;im!<br />
Okuduğumuz Kuran şahit olsun en dar günümüzde bize!<br />
En dar günümüzde Sen şahit ol bize Rabb&#8217;im!<br />
Sen ki kalbimizden geçeni de Bilen;<br />
Sen ki fısıltılarımızı bile Duyansın!<br />
Kalbimizi Senden özge her şeye kapat Rabb&#8217;im!<br />
Ve aç kalbimizi Sana!<br />
<strong>Aç kalbimizi Rabb&#8217;im Kuran&#8217;a!</strong><br />
Kalbimizi aç Resulullah&#8217;a! (Sallallahu aleyhi ve sellem)<br />
Resulullah&#8217;ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) merhametiyle;<br />
Resulullah&#8217;ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) şefkatiyle;<br />
Resulullah&#8217;ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) imanıyla dolsun kalbimiz!<br />
Ve Meleklerin şahit olsun buna!<br />
Gecenin bittiği, gündüzün başladığı yerde birleşip şahitlik yapan Meleklerini<br />
Boş gönderme hanemizden hiçbir sabah!<br />
Her sabah şahit olsun Meleklerin Namazımıza!<br />
Şahit olsun Meleklerin her an duamıza!<br />
Duamıza âmin desin Meleklerin!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Hangi işi yaparsan yap Kuran&#8217;dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahîdiz.<br />
Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiçbir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan büyük!<br />
Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.&#8221;<br />
(Yunus Suresi 61. Âyet Meali)
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">Seni görüyormuş gibi ibadet etmemizi nasip et bize Rabb&#8217;im!<br />
Ki, biz seni göremesek de, Sen her an Görensin bizi!<br />
Bütün gizlilikleri, incelikleri, sırları Bilen yalnız Sensin!<br />
Şahîd olduğun günahlarımızı affet Rabb&#8217;im Şehîd Adınla!<br />
Sen her şeye Şahit&#8217;sin Rabb&#8217;im!<br />
Ve ne çok günahımız var bizim!<br />
<strong>Rabb&#8217;im!</strong><br />
Şimdi ağlamak vaktidir!<br />
Kalbimizi yıkamak vaktidir şimdi.<br />
Büyük küçük demeden bütün yaptıklarımızın, yüzümüze okunacağı O Gün gelmeden<br />
Tevbe etmemizi nasip et Sana!<br />
Bağışla bizi Şehîd Adınla!<br />
Gökte ay ve güneş durdukça;<br />
Yıldızlar durdukça gökte<br />
Kalbimiz Senin zikrinle şâd olsun Allah&#8217;ım!<br />
Ve Sen Şahit ol Zikrimize Şehîd Adınla!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz.<br />
Ve biz ona şah damarından daha yakınız.&#8221;<br />
(Kaf Suresi 16. Âyet Meali)
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Ey Yüce Yaratıcı!</strong><br />
Ey nefsimin fısıldadıklarını bile Bilen!<br />
Ey şah damarımdan daha yakın bana!<br />
Ey bana benden daha yakın!<br />
Ey Şehîd!<br />
Ey Allah!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Sen ki her şeyin Sahibisin!<br />
</strong>Sen ki her şeyi gören ve Gözetensin!<br />
Sen ki yegâne Koruyucumsun benim Rabb&#8217;im!<br />
Dualarım şahidim olsun Dergâhında!<br />
Sen kabul et dualarımı Rabb&#8217;im!<br />
<strong>Günahlarımı bağışla!</strong><br />
Beni ateşin azabından koru!<br />
Vicdanımdan akseden Sesin,<br />
Susmasın son nefesime kadar!<br />
Şah damarımdan daha yakın olan Adının hâdimi yap beni!<br />
Beni Senin pür-ü pâk Dininin hadimi yap!<br />
Herkesin tek tek hesaba çekileceği O Gün,<br />
Büyük küçük demeden yaptıklarımızın sayılıp döküleceği O Gün,<br />
<strong>Rabb&#8217;im!</strong><br />
Ne olur aleyhimde şahitlik yapmasın ellerim!<br />
Dilim aleyhimde şahitlik yapmasın!<br />
Gözlerim şahitlik yapmasın aleyhimde!<br />
Elimi, dilimi, gözümü haramdan muhafaza eyle Rabb&#8217;im!<br />
Merhamet kalemiyle defterleri tutan Meleklerin,<br />
Aleyhimde şahitlik yapmasınlar ne olur!<br />
İman ettiğim Şehîd Adının hürmetine;<br />
Az amelime çok sevaplar veren Güzel Adların hürmetine;<br />
Beni hesap Gününde yalnız,<br />
Hesap gününde beni ne olur Sensiz bırakma!<br />
<strong>Âmin! Âmin! Âmin!</strong></p>
<pre style="text-align: center;">Neşe KUTLUTAŞ</pre></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-sahit-ol-zikrimize-allahim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehidler ve Onlara Ait Hükümler</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/sehidler-ve-onlara-ait-hukumler.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/sehidler-ve-onlara-ait-hukumler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 20:07:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Nâmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Şehîd]]></category>
		<category><![CDATA[şehid olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Şehîdler]]></category>
		<category><![CDATA[Şehidler ve Onlara Ait HükümlerŞehidler ve Onlara Ait Hükümler]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>
		<category><![CDATA[şehit olanlara ait hükümler]]></category>
		<category><![CDATA[şehit olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitler]]></category>
		<category><![CDATA[şehitliğin kısımları]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=2552</guid>
		<description><![CDATA[Şehidler ve Onlara Ait Hükümler        Şehidlik büyük bir derecedir. Allah yolunda canını veren bir müslümana &#8220;Şehîd&#8221; denir, çoğulu Şüheda&#8217;dır. Böyle bir adama şehîd denilmesi, ya cennete gireceğine şahidlik yapıldığı veya ölümü anında birtakım rahmet meleklerinin hazır bulunduğu veya kendisi Yüce Allah&#8217;ın manevî huzurunda hazır olarak rızıklanacağı içindir. Şehîd kelimesi, Şahid sözüne denk olup hazır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şehidler ve Onlara Ait Hükümler</strong><br />
       Şehidlik büyük bir derecedir. Allah yolunda canını veren bir müslümana &#8220;Şehîd&#8221; denir, çoğulu Şüheda&#8217;dır.<br />
Böyle bir adama şehîd denilmesi, ya cennete gireceğine şahidlik yapıldığı veya ölümü anında birtakım rahmet meleklerinin hazır bulunduğu veya kendisi Yüce Allah&#8217;ın manevî huzurunda hazır olarak rızıklanacağı içindir.<br />
Şehîd kelimesi, Şahid sözüne denk olup hazır manasını taşır. Şehîdler üç kısma ayrılırlar:<br />
<strong>1-)</strong> Hem dünya, hem de âhiret bakımından şehid olanlar. Bunlar birer hükmî şehiddirler.<br />
<strong>2-)</strong> Yalnız dünya bakımından şehid olanlar. Bunlar da birer hükmî şehiddirler.<br />
<strong>3-)</strong> Yalnız âhiret bakımından şehid olanlar. Bunlar da birer hakîkî ve uhrevî şehiddirler. Böylece şehidler üç kısımdır.<span id="more-2552"></span></p>
<p><strong>1-)</strong> Mükellef ve taharet üzere bulunduğu halde, kendisine haksız yere yapıldığı bilinen bir tecavüzle öldürülmüş olan ve bundan dolayı da varislerine diyet olarak bir mal verilmesi gerekmeyen herhangi bir müslümandır. Gayrimüslimlerle veya yol kesicilerle yapılan çatışma sonunda öldürülüp cünüb bir halde bulunmamış olan akıl sahibi ve büluğ çağına ermiş bir müslüman, böyle bir şehiddir.<br />
<strong>2-)</strong> Savaş meydanında gözünden kan gelmiş olmak gibi, üzerinde öldürülme alâmeti olduğu halde ölü bulunan bir müslüman da böyle bir şehiddir.<br />
Yine, malını, canını, ırzını ve diğer müslümanları veya müslümanların koruması altında bulunan gayrimüslimleri korurken kılıç ve kama gibi parçalayıcı bir silâhla haksız yere derhal öldürülmüş bulunan mükellef ve tahir bir müslüman da böyledir.<br />
Bu gibi şehidler birer kâmil şehiddir. Hem dünya, hem de âhiret bakımından şehiddirler. Bunlardan her birine &#8220;Hükmi Şehid&#8221; denir. Bu gibi şehidlerin hükmü, yıkanmaksızın, yalnız namazları kılınıp elbiseleri ile gömülmektir.<br />
Bu muhterem şehidlerin Allah katında dereceleri pek yüksektir. Hak yolunda şehid olanlar, sonsuz bir hayata sahibdirler. Bunlar sonsuz bir âlemde daima rızıklandırılacaklardır. Bunların bu özellikle ve seçkinliklerinden dolayıdır ki, ayrıca yıkanmaları gerekmemekte ve kanlı elbiseleri kendileri için bir seçkinlik nişanı bulunmaktadır. O kan bir ibadet eseridir, giderilemez. Ancak kendilerine dışardan bir pislik değmişse, o giderilir. Bir de kefen olmaya elverişli bulunmayan kürk, palto, ayakkabı ve kalpak gibi kaba şeyler üzerinden alınır. Zırh ve silâhları da çıkarılır. Geri kalan elbiseler sünnet mikdarından fazla ise, azaltılır. Elbiseleri noksan ise sünnet miktarına çıkarılır.<br />
Bu, İmam Azam&#8217;a göredir. İki İmama göre, bu şekilde öldürülmüş olan bir müslüman, henüz mükellef ve tahir bulunmamış olsa da, yine ona aynı işlem yapılır. Savaş halinde öldürülen büluğ çağına ermemiş müslüman bir çocuk veya cünüb bulunmuş olan bir İslâm askeri gibi&#8230;<br />
(Üç İmama göre, böyle bir hükmî şehid yıkanmayacağı gibi, üzerine namaz da kılınmaz. Uygun görülen elbiseleri ile gömülmesi gerekir.)<br />
<strong>2-)</strong> Kalbinde nifak bulunduğu halde görünüşte müslüman sanılan ve savaşta müslümanların safında bulunurken düşman tarafından öldürülen bir şahıstır. Bu da bir &#8220;hükmî şehid&#8221; dir. Buna da dünya ahkâmı itibariyle şehid denir. Bunun da görüş hali esas alınarak yıkanmaz, üzerine namaz kılınıp elbisesi ile gömülür.<br />
(Şafiîlere göre ganimet için veya gösteriş için savaşan veya ganimet mallarından çalan bir müslüman da, savaş esnasında öldürülürse, yalnız dünya şehidi sayılır. Aynı zamanda Allah&#8217;ın tevhid kelimesini yüceltmek için savaşsa da hüküm aynıdır. Bunun hakkında da görünüş haline bakılarak şehid işlemi yapılır.)<br />
<strong>3-)</strong> Kâmil şehidde aranılan şartların bazılarını toplamayarak ölümü, yalnız âhiret ahkâmı itibariyle şehid sayılan bir müslümandır.<br />
Örnek: Hata yolu ile öldürülüp varislerine diyet adı altında bir mal verilmesi gereken bir müslüman, âhirette sevaba kavuşma yönünden şehid sayılırsa, da dünya ahkâmı bakımından şehid sayılmaz. Bunun için diğer ölüler gibi yıkanır, kefene konur ve namazı kılındıktan sonra gömülür.<br />
Yine, gayri müslimlerle veya yol kesici şakilerle savaşırken yaralanıp savaş bittikten sonra bir tarafa çekilerek biraz yeyip içtikten, konuştuktan, uyuduktan, ilâç kullandıktan veya aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefat eden bir müslüman da, bu hükme girer. Bu şekilde ölen bir mü&#8217;mine &#8220;Mürtes&#8221; denir.<br />
Suda boğulan, ateşte yanan, enkaz altında kalan, veba, taun, ishal, sıtma, zatülcenb hastalıklarından biri veya akreb sokması ile ölen; nifas halinde veya gurbet elinde veya ilim yolunda veya cuma gecesinde ölen bir müslüman da aynı hükümdedir.<br />
Sevabını Allah&#8217;dan bekleyen bir müezzinin ve doğru alışveriş yapan müslüman bir tüccarın, ailesinin geçimini kazanmak için hak üzere bir çalışma sonunda ölmesi de bu tür şehidlerdendir.<br />
Bütün bunlara, âhiret ahkâmı bakımından &#8220;Şehid&#8221; denir. Bu yönden herbirine &#8220;Hakikî Şehid&#8221; denilmektedir. Bunlar din görevlerine bağlı kimseler ise âhiret ahkâmı bakımından birer şehiddirler. Fakat dünya ahkâmı bakımından şehid sayılmazlar. Bunun için diğer ölüler gibi yıkanırlar, kefenlenirler. Namazları kılındıktan sonra da mezarlarına diğer müslümanlar gibi gömülürler.<br />
Evinde veya başka bir yerde öldürülmüş bir halde bulunan bir müslüman hakkında da böyle işlem yapılır. Çünkü onun zulmen öldürülmüş olduğu kesinlikle bilinemez.<br />
Sonuç: Şehidlik büyük bir nimettir. İnsanın iyi hal üzere yaşayıp şehid olarak ölmesi, onun hakkında pek büyük bir saadettir. Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur: &#8220;Şehidliğe ermesini Yüce Allah&#8217;dan ihlâsla dileyen kimseyi, Yüce Allah şehidler derecesine eriştirir; isterse döşeğinde ölsün&#8230;&#8221;<br />
Bütün bunlar ihlâsın ve güzel niyetin yüksek derecelere ulaşma sevgisinin bir mükâfatıdır.<br />
Allahû Teâlâ Hazretleri, hepimizi, din görevlerini gereği üzere yerine getirmeye muvaffak kılsın, güzel niyetlere sahib olan ve şehidlerden sayılan iyi kulları arasına katsın amîn. . .<br />
&#8220;Sonuç müttakilere ve hamd Âlemlerin Rabbına mahsustur.&#8221;<br />
&#8220;Her kim sıdk ile Allah&#8217;dan şehid olmayı dilerse yatağında ölse dahi Allah onu şehidlerin durağına eriştirir.&#8221;</p>
<h6><span style="color: #888888;">Kaynak: Büyük İslam İlmihali &#8211; Ö.N.Bilmen</span></h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/sehidler-ve-onlara-ait-hukumler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Âsiye Vâlidemizin Şehîd Edilmesi</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/asiye-validemizin-sehid-edilmesi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/asiye-validemizin-sehid-edilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2009 20:19:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Asiye]]></category>
		<category><![CDATA[Âsiye Vâlidemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Âsiye Vâlidemizin Şehîd Edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fİravun]]></category>
		<category><![CDATA[Şehîd]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=1734</guid>
		<description><![CDATA[Âsiye Vâlidemizin Şehîd Edilmesi Mâşıta’ya yaptığı zulümden sonra Âsiye vâlidemiz, Firavun’a çok kızdı, öfkelendi ve hattâ tavır koyarak hakâret etti. Bunun üzerine Firavun, Âsiye vâlidemizin de Mûsâ -aleyhisselâm-’a îmân ettiğini anladı. Âsiye vâlidemiz de, bu hakîkati artık saklamadı ve ikrâr etti: “–Evet, ben de Mûsâ’nın Rabbine îmân ettim!” dedi. Rivâyet edildiğine göre Firavun, Âsiye’yi dört [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Âsiye Vâlidemizin Şehîd Edilmesi</strong></p>
<p>Mâşıta’ya yaptığı zulümden sonra Âsiye vâlidemiz, Firavun’a çok kızdı, öfkelendi ve hattâ tavır koyarak hakâret etti. Bunun üzerine Firavun, Âsiye vâlidemizin de Mûsâ -aleyhisselâm-’a îmân ettiğini anladı. Âsiye vâlidemiz de, bu hakîkati artık saklamadı ve ikrâr etti:</p>
<p>“–Evet, ben de Mûsâ’nın Rabbine îmân ettim!” dedi.</p>
<p>Rivâyet edildiğine göre Firavun, Âsiye’yi dört direğe bağlattı. Sırt üstü yatırdı. Üzerine bir değirmen taşı koydurdu. Çeşitli zulüm ve işkencelerle şehîd etti.</p>
<p>Bir defasında Mûsâ -aleyhisselâm-, işkence mahallinden geçerken Âsiye vâlidemize çok ağır işkenceler yapıldığını gördü. Âsiye vâlidemiz, ıztırâbını ifâde etmek için Hazret-i Mûsâ’ya işâret etti. O da duâ etti. Bundan sonra Âsiye vâlidemiz, acı ve ıztırap duymaz oldu.</p>
<p>Diğer bir rivâyete göre Âsiye vâlidemiz, kızgın bir çöle bırakılmıştı. Melekler kendisine gölgelik yapıyorlardı. Nihâyet Âsiye vâlidemiz bu şekilde şehîd oldu. Kur’ân-ı Kerîm’de kendisinden övgüyle bahsedilir:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ</h2>
<p>“<em>Allâh, inananlara Firavun’un karısını (Âsiye’yi) misâl gösterdi. O: «Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap! Beni Firavun’dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zâlimler topluluğundan kurtar!» demişti.”</em> (et-Tahrîm, 11)</p>
<p>Rivâyete göre Âsiye Vâlidemiz, bu duâyı kendisine işkence edilirken yapmıştı. Bu esnâda ona:</p>
<p>“–Başını kaldır!” diye ilhâm olundu.</p>
<p>O da başını kaldırıp göğe baktığında, gözünden perdeler kaldırılmış ve ona cennette kendisi için yapılmakta olan beyaz incili köşk gösterilmişti. Artık o, tebessümlerle köşkünü seyrediyor, hiçbir acı duymuyordu.<span id="more-1734"></span></p>
<p>Âsiye vâlidemizin fazîleti cümlesinden olarak Süleyman Çelebi, onun, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in doğumunda hazır bulunduğunu, melekler ve hûrîlerle birlikte Hazret-i Âmine’yi tebrîk ettiğini ifâde eder:</p>
<p><strong>***</strong></p>
<blockquote><p><em>Âsiye’ydi biri ol mehpeykerin</em></p>
<p><em>Dediler oğlun gibi kadr-i cemîl,</em></p>
<p><em>Vermemiştir bir anaya ol Celîl…</em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/asiye-validemizin-sehid-edilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tebük Şehîdi</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/tebuk-sehidi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/tebuk-sehidi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2008 20:50:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Allâh Yolunda Cihâd]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[sefer]]></category>
		<category><![CDATA[şehadet]]></category>
		<category><![CDATA[Şehîd]]></category>
		<category><![CDATA[Tebük]]></category>
		<category><![CDATA[Tebük Seferi]]></category>
		<category><![CDATA[Tebük Şehîdi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=1098</guid>
		<description><![CDATA[Tebük Şehîdi Tebük Seferi’nde yalnız bir sahâbî şehîd olmuştur. Bu sahâbî, müşrik bir kabîle içinde İslâm’la şereflenen Abdullâh el-Müzenî -radıyallâhu anh-’tır. Babası öldüğünde ona hiç mal bırakmamıştı. Zengin olan amcası onu yanına alıp büyütmüş ve mal sâhibi yapmıştı. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye hicret ettiği zaman Abdullâh müslüman olmak istemişse de müşrik amcası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Tebük Şehîdi</strong></p>
<p>Tebük Seferi’nde yalnız bir sahâbî şehîd olmuştur. Bu sahâbî, müşrik bir kabîle içinde İslâm’la şereflenen Abdullâh el-Müzenî -radıyallâhu anh-’tır. Babası öldüğünde ona hiç mal bırakmamıştı. Zengin olan amcası onu yanına alıp büyütmüş ve mal sâhibi yapmıştı. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye hicret ettiği zaman Abdullâh müslüman olmak istemişse de müşrik amcası yüzünden buna muvaffak olamamıştı. Peygamber Efendimiz, Mekke’yi fethedip Medîne’ye döndüğü zaman Abdullâh, amcasına:</p>
<p>“–Ey amca! Müslüman olmanı hep bekledim durdum. Senin hâlâ Muhammed’i arzu ettiğini göremiyorum! Bâri benim müslüman olmama izin versen?” dedi.</p>
<p>Amcası:</p>
<p>“–Eğer sen Muhammed’e tâbî olacak olursan, üzerindeki elbisene varıncaya kadar, sana vermiş olduğum şeylerin hepsini çeker alırım!” dedi.</p>
<p>Abdullâh:</p>
<p>“–Ben, vallâhi Muhammed’e tâbî oldum! Taşa, puta tapmayı bıraktım bile! Elimdeki şeyleri alırsan al!” dedi.</p>
<p>Amcası elbiselerine varıncaya kadar her şeyini aldı. Abdullâh -radıyallâhu anh-, elbisesiz olarak anasının yanına gitti. Anası, kalın kilimini iki parçaya ayırdı. Abdullâh, onun yarısını belinden yukarısına, yarısını da belinden aşağısına sardı. Kararlıydı, bir an evvel Medîne’ye varıp Allâh Rasûlü’ne kavuşmak istiyordu. Önündeki bütün engeller gözünde bir hiç hâline gelmişti. Daha fazla duramadı, kendisini sıkıştıran kavminden yakasını kurtararak o gece gizlice yollara düştü. Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından, eli-ayağı parçalanmış, açlık ve susuzluktan tâkati kesilmiş, perişan bir hâlde Medîne’ye yaklaştı. Heyecânı had safhadaydı. Fakat bir an, üzerindeki kaba çullarla Kâinâtın Serveri’nin huzûruna çıkamayacağını düşündü. Allâh Rasûlü’ne kavuşma heyecânıyla kendinden geçen genç sahâbî, görenlerin hayret dolu nazarları arasında soluğu Mescid-i Nebevî’de aldı. Seher vaktine kadar mescidde yattı. Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm- sabah namazını kıldırdı. Cemaate göz gezdirip evine döneceği sırada Abdullâh’ı gördü. Kimsesizlerin, yalnızların ve mazlumların sığınağı olan Rahmet Peygamberi -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, o mübârek sahâbîyi şefkat ve muhabbetle bağrına bastı. İsminin Abdüluzza olduğunu öğrenince:</p>
<p>“–Sen Abdullâh Zü’l-Bicâdeyn ( ørjnOÉnépÑrdG hoP: çifte çul/kilim sâhibi)sin! Bana yakın yerde bulun! Sık sık yanıma gel!” buyurdu. Abdullâh -radıyallâhu anh- suffede bulunuyor, Kur’ân-ı Kerîm öğreniyordu. Kur’ân-ı Kerîm’den birçok sûreleri okuyup ezberlemişti.<span id="more-1098"></span></p>
<p>Allâh Rasûlü’ne aşk ile bağlanan bu mübârek sahâbî, O’nun yanında cihâddan cihâda koşuyor, şehîd olup Rabbinin yolunda cânını fedâ etme arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Tebük Seferi’ne çıkılırken kendisine şehâdet nasîb olması için Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den ısrarla duâ taleb etti. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</p>
<p>“Ey Allâh’ım! Onun kanını kâfirlere haram kıl!” diyerek duâ etti.</p>
<p>Abdullâh -radıyallâhu anh-:</p>
<p>“–Yâ Rasûlallâh! Ben öyle istememiştim!” dedi.</p>
<p>Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</p>
<p>“–Sen Allâh yolunda harbe çıkar da hummâya tutularak ölürsen, şehîdsin! Hayvanın seni düşürüp boynunu kırarsa, sen yine şehîdsin! Gam çekme! Bunlardan hangisi olursa, şehîdlik için sana yeter!” buyurdular.</p>
<p>Gerçekten onun şehâdeti mûcizevî bir şekilde Allâh Rasûlü’nün buyurduğu sûrette tahakkuk etti. Ordunun dönüş hazırlıklarıyla meşgûl olduğu bir gece, biri Peygamberlerin Seyyidi, ikisi de Allâh ve Rasûlü’nün dostu üç kişi, bir meş’ale ışığı altında cenâze taşıyorlardı. Bu üç kişi; Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- idi. Taşıdıkları cenâze ise Abdullâh Zü’l-Bicâdeyn -radıyallâhu anh- idi.</p>
<p>Abdullâh bin Mes’ûd -radıyallâhu anh-, gıpta ile seyrettiği bu manzarayı şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Gece karanlığında, mücâhidlerin çadır kurdukları sâhanın bir köşesinde hareket eden bir ışık gördüm. Kalkıp tâkip ettim. Bir de ne göreyim: Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallâhu anhümâ-, Abdullâh Zü’l-Bicâdeyn -radıyallâhu anh-’ın cenâzesini taşıyorlar. Bir yere geldiler, kabir kazdılar. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kazılan kabre indi. Ebû Bekir ve Ömer -radıyallâhu anhümâ- cenâzeyi Efendimiz’e sunmak için hazırladılar.</p>
<p>Allâh Rasûlü:</p>
<p>«–Kardeşinizi bana doğru yaklaştırın.» buyurdu; yaklaştırdılar. Cenâzeyi kucağına alan Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onu kabirde yatacağı yere ve yöne yerleştirdikten sonra doğruldu ve şöyle niyâz etti:</p>
<p>«–Yâ Rab! Ben ondan râzıyım, hep râzı olageldim, Sen de râzı ol…»”</p>
<p>Abdullâh bin Mes’ûd -radıyallâhu anh- sözlerine devamla diyor ki:</p>
<p>“Bu manzara karşısında içim dolu dolu oldu. Zü’l-Bicâdeyn’e gıpta ettim. O an:</p>
<p>«Ne olurdu bu kabrin sâhibi ben olaydım! Keşke oraya bu iltifât-ı Peygamberî ile gömülen ben olsaydım!» diye ne kadar arzu ettim.” (İbn-i Hişâm, IV, 183; Vâkıdî, III, 1013-1014; İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, III, 227)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/tebuk-sehidi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uhud Şehîdleri</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/uhud-sehidleri.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/uhud-sehidleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 18:34:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Allâh Yolunda Cihâd]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuranı kerim ışığında nebiler silsilesi]]></category>
		<category><![CDATA[Şehîd]]></category>
		<category><![CDATA[Şehitlik]]></category>
		<category><![CDATA[uhud]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud Gazvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud Şehîdleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=920</guid>
		<description><![CDATA[Uhud Şehîdleri Müşrikler Uhud’u tamâmen terk ettikten sonra Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, harp sâhasına inerek şehîdleri defnettiler. Tam yetmiş şehîd verilmişti. Bunların arasında Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh- gibi cengâverler ve Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh- gibi yiğitler de vardı. Müslümanların sancaktârlığını yapan Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i müdâfaa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Uhud Şehîdleri</strong></p>
<p>Müşrikler Uhud’u tamâmen terk ettikten sonra Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, harp sâhasına inerek şehîdleri defnettiler. Tam yetmiş şehîd verilmişti. Bunların arasında Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh- gibi cengâverler ve Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh- gibi yiğitler de vardı.</p>
<p>Müslümanların sancaktârlığını yapan Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i müdâfaa ederken şehîd olmuştu. Bunun üzerine bir melek Mus’ab’ın sûretine girerek sancağı almış, Peygamber Efendimiz de henüz onun şehâdetinden haberdâr olmadığı için sancaktâra hitâben:</p>
<p>“–İleri git yâ Mus’ab!” buyurmuştu.</p>
<p>Bunun üzerine melek, dönüp Allâh Rasûlü’ne bakmış, böylece onun bir melek olduğunu fark eden Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, Mus’ab’ın şehîd olduğunu anlamıştı. Daha sonra Mus’ab’ın mübârek nâşı bulunmuş, ancak onu saracak bir kefen bulunamamıştı. (İbn-i Sa’d, III, 121-122)</p>
<p>Mübârek şehîdin üzerindeki elbiseyle baş tarafı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Ashâb, ne yapacaklarını sormak üzere Allâh Rasûlü’ne mürâcaat etti. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, şehîdin baş kısmının elbise ile kapatılmasını, ayaklarının da güzel kokulu otlarla örtülmesini emir buyurdu.<span id="more-920"></span></p>
<p>Hâlbuki Mus’ab -radıyallâhu anh-, Mekke’nin en asil ve varlıklı âilelerinden birinin çocuğu idi. Bütün Mekke gençleri onun yaşantısına özeniyorlardı. Hattâ genç kızlar onun geçtiği yollar üzerine gül serperlerdi. O ise müşrik âilesinin bütün zorlamalarına rağmen, onların dünyevî imkân ve nîmetlerini hattâ mîrâsını bir tarafa iterek Allâh Rasûlü’nün yanında olmayı tercih etti. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e o kadar büyük bir muhabbetle hayran oldu ve bağlandı ki, şehîd olurken bu fedâkârlığı karşısında bir melek onun sûretine girdi. Bu sûretle, Mus’ab’ın katlandığı fedâkârlıklara ne güzel bir ilâhî lutufla mukâbele edilmiş oldu.</p>
<p>Bu hazîn manzara gönüllerde o kadar derin izler bırakmıştı ki, yıllar sonra müslümanların güçlenip izzet kazandığı bir dönemde, ağniyâ-i şâkirînden olan Abdurrahmân bin Avf -radıyallâhu anh-’ın önüne, oruçlu olduğu birgün oğlu tarafından birkaç çeşit yemek konulmuştu. O ise bundan müteessir olmuş ve:</p>
<p>“–Mus’ab, Uhud Savaşı’nda şehîd edildi. O, benden daha fazîletli idi. Ama kefen olarak bir hırkadan başka bir şeyi yoktu. Onunla da başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Sonra dünyâlık olarak bize her şey lutfedildi. Doğrusu hayırlarımızın karşılığının dünyâda verilmiş olmasından korkuyorum.” demişti. Daha sonra Abdurrahmân -radıyallâhu anh- ağlamaya başladı ve yemeği bırakıp sofradan kalktı. (Buhârî, Cenâiz, 27)</p>
<p>Uhud şehîdleri içinde Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ve bütün mü’minlerin gönlünü en çok hüzne gark eden ise, İslâm ordusunun eşsiz kahramânı, Allâh’ın Arslanı Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh- oldu.</p>
<p>Hazret-i Safiyye, kardeşi Hamza -radıyallâhu anh-’ı görmek üzere şehîdlerin bulunduğu tarafa yöneldi. Oğlu Zübeyr kendisini karşılayarak:</p>
<p>“–Rasûlullâh geri dönmeni emrediyor.” dedi. O da:</p>
<p>“–Niçin? Kardeşimi görmeyeyim mi? Ben onun kesilip doğrandığını zâten haber aldım. O, Allâh için bu musîbete uğradı. Zâten bizi de bundan başkası tesellî edemezdi. İnşâallâh sabredip ecrini Allâh’tan bekleyeceğim.” dedi.</p>
<p>Zübeyr, gidip annesinin söylediklerini Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e bildirdi. Âlemlere Rahmet Efendimiz:</p>
<p>“–Öyleyse bırak görsün!” buyurdu. Safiyye de kardeşi Hazret-i Hamza’nın mübârek nâşının yanına gelerek duâ etti. (İbn-i Hişâm, III, 48; İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 349)</p>
<p>Uhud’da yaşanan kâbına varılmaz bir din kardeşliği manzarasını Zübeyr bin Avvâm -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:</p>
<p>“Annem Safiyye yanında getirdiği iki hırkayı çıkarıp:</p>
<p>«–Bunları kardeşim Hamza’ya kefen yapasınız diye getirdim.» dedi. Onları alıp Hamza’nın yanına gittik. Yanında Ensâr’dan bir kefensiz şehîd daha vardı. İki hırkayı da Hamza’ya sarıp Ensârî’yi kefensiz bırakmaktan utandık:</p>
<p>«–Hırkanın birisi Hamza’ya, öbürü de Ensârî’ye kefen olsun!» dedik. Hırkalardan biri büyük diğeri küçük olduğu için aralarında kur’a çektik.” (Ahmed, I, 165)</p>
<p>Bu duygulu manzaranın da ifâde ettiği gibi, mü’min gönüllerde artık akrabâlık asabiyeti, yerini îman kardeşliğine terk ediyordu. Kıyâmete kadar gelecek bütün mü’minlere, din kardeşliğini yaşamanın heyecânı sergileniyordu.</p>
<p>Şehîdlerin namazlarının kılınması için Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh- başta olmak üzere on şehîd getiriliyor, namazdan sonra dokuzu defnediliyordu. Hazret-i Hamza’nın yanına dokuz şehîd daha getiriliyor, tekrar cenâze namazı kılınıyordu. Böylece Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, amcası, ciğerpâresi ve şehîdlerin efendisi olan bu mübârek şehîdin cenâze namazını defâlarca kılmıştır.145</p>
<p>Câbir -radıyallâhu anh-’tan rivâyet edildiğine göre, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Uhud Gazvesi’nde şehîd düşenleri her mezara iki kişi konacak şekilde bir araya getirtmiş:</p>
<p>“–Bunların hangisi daha çok Kur’ân bilirdi (Kur’ân’ı yaşardı)?” diye sormuş ve şehîdlerden hangisi gösterilirse, onu kıble tarafına koymuştur. (Buhârî, Cenâiz, 73, 75)</p>
<p>Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-, Uhud’da olup bitenler hakkında bir haber alabilmek için kadınlar arasında yola çıkmıştı. Harre mevkiinde, sâliha kadın Hind bint-i Amr -radıyallâhu anhâ-’ya rastladı. Hind, kocası Amr bin Cemûh, oğlu Hallâd ve kardeşi Abdullâh’ın cesetlerini bir deveye yüklemiş getiriyordu. Hazret-i Âişe ona:</p>
<p>“–Geride ne haber var?” diye sordu. Hind:</p>
<p>“–Hayırdır. Rasûlullâh iyidir. O sağ olduktan sonra her musîbet hafif kalır.” dedi.</p>
<p>Hazret-i Âişe devenin üzerindeki cesetleri göstererek:</p>
<p>“–Bunlar kim?” diye sordu. Sâliha hanım Hind:</p>
<p>“–Kardeşim Abdullâh, oğlum Hallâd ve kocam Amr’dır.” dedi.</p>
<p>Hazret-i Âişe :</p>
<p>“–Onları nereye götürüyorsun?” diye sordu. Hind:</p>
<p>“–Medîne’ye götürüyorum. Oraya defnedeceğim.” dedi. Yürümesi için biraz zorlayınca deve çöktü. Hazret-i Âişe:</p>
<p>“–Deve, yükünün ağırlığından dolayı mı çöküyor?” diye sordu.</p>
<p>Hind:</p>
<p>“–Neden çöktüğünü bilmiyorum. Hâlbuki sâir vakitlerde iki devenin yükünü taşırdı. Fakat şimdi onda farklı bir hâl olduğunu görüyorum.” dedi.</p>
<p>Zorlayınca deve kalktı, ancak Medîne’ye yöneltilince yine çöktü. Yönü Uhud’a çevrildiğinde ise koşmaya başladı. Hind, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in yanına varıp durumu anlattı. Nebiyy-i zî-şân Efendimiz ona:</p>
<p>“–Deve vazîfelidir. Amr’ın herhangi bir vasiyeti var mıydı?” diye sordu.</p>
<p>Hind:</p>
<p>“–Amr, Uhud’a gideceği zaman kıbleye dönmüş ve: «Allâh’ım! Bana şehîdlik nasîb et! Beni me’yûs ve mahrûm bir hâlde ev halkıma döndürme!» diye duâ etmişti.” dedi.</p>
<p>Bunun üzerine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şunları söyledi:</p>
<p>“–İşte bunun içindir ki deve yürümüyor.</p>
<p>Ey Ensâr topluluğu! Sizden her kim Allâh’a yemin etmişse ona sâdık kalsın.</p>
<p>Ey Hind! Kocan Amr, sâdıklardandır. O şehîd edildiği andan itibâren melekler kanatlarıyla üzerine gölgelik yaptılar ve nereye defnedilecek diye bakıp durdular. Ey Hind! Kocan Amr, oğlun Hallâd ve kardeşin Abdullâh cennette bir araya gelecek ve arkadaş olacaklardır.”</p>
<p>Bu müjde üzerine Hind, sâdıklardan olan kocası ile ebedî hayatta da berâber olmayı arzulayarak:</p>
<p>“–Yâ Rasûlallâh! Ne olur Allâh’a duâ et, beni de onlarla bir araya getirsin.” diye yalvardı. (Vâkıdî, I, 264-265; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, III, 216; İbn-i Abdilber, III, 1168)</p>
<p>Diğer bir ibretli manzara da şöyledir:</p>
<p>Uhud günü Medîne acı bir haberle çalkalandı. “Muhammed öldürüldü!” denilince şehirde çığlıklar koptu, feryâdlar Arş’a yükseldi. Hattâ Ensâr’dan Sümeyrâ Hâtun’a, iki oğlu, babası, kocası ve kardeşinin şehîd olduğu haber verildiği hâlde, o hiç aldırmadan hemen Allâh Rasûlü’nün durumunu sordu:</p>
<p>“–O’na bir şey oldu mu?” dedi.</p>
<p>Sahâbe-i kirâm cevâben:</p>
<p>“–İyidir, Allâh’a hamd olsun, O, senin arzu ettiğin gibi hayattadır!” dediler.</p>
<p>Sümeyrâ Hatun:</p>
<p>“–O’nu bana gösteriniz ki kalbim mutmain olsun.” dedi. Gösterdiklerinde hemen gidip elbisesinin ucundan tuttu ve:</p>
<p>“–Anam babam Sana fedâ olsun Yâ Rasûlallâh! Sen sağ olduktan sonra artık hiçbir şeye endişelenmem!” dedi. (Vâkıdî, I, 292; Heysemî, VI, 115)</p>
<p>Beşir bin Akrabe -radıyallâhu anh- der ki:</p>
<p>“Babam Akrabe, Uhud günü şehîd olunca ağlayarak Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gittim. Bana:</p>
<p>«–Ey sevgilicik! Sen ne diye ağlıyorsun? Sus ağlama! Senin baban ben olsam, annen de Âişe olsa, râzı olmaz mısın?» buyurdu.</p>
<p>Ben de:</p>
<p>«–Anam-babam Sana fedâ olsun yâ Rasûlallâh, tabiî ki râzı olurum!» dedim. Bunun üzerine Efendimiz, eliyle başımı okşadı. (Şu anda) saçlarım ağardığı hâlde, Rasûlullâh’ın mübârek elinin değdiği yerler hâlâ siyah kalmıştır.” (Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, II, 78; Ali el-Muttakî, XIII, 298/36862)</p>
<p>İlâhî vuslat heyecânının sergilendiği diğer bir manzarayı da Câbir -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:</p>
<p>“Uhud Harbi’nden önceki gece babam beni yanına çağırdı ve:</p>
<p>«–Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sahâbîlerinden ilk şehîd edilecek kişinin ben olacağımı sanıyorum. Rasûlullâh -aleyhissalâtü vesselâm- hâriç, benim için geride bırakacağım en kıymetli kişi sensin. Borçlarım var, onları öde. Kardeşlerine dâimâ iyi muâmelede bulun!» dedi.</p>
<p>Sabahleyin babam ilk şehîd düşen kişi oldu. Bir başka şehîd ile birlikte onu bir kabre defnettim. Sonra onu müstakil bir yere defnetmek istedim. Altı ay sonra onu kabirden çıkardım. Bir de ne göreyim: Kulağı(nın bir kısmı) hâriç, bütün vücûdu kendisini kabre koyduğum günkü gibiydi! Onu yalnız başına bir mezara defnettim.” (Buhârî, Cenâiz, 78)</p>
<p>Uhud şehîdleri zikredildiğinde Varlık Nûru Efendimiz, o mübârek şehîdlerin fazîletini beyan sadedinde:</p>
<p>“Vallâhi ashâbımla birlikte ben de şehîd olup Uhud Dağı’nın dibinde gecelemeyi ne kadar isterdim!” buyurmuştur. (Ahmed, III, 375)</p>
<p>Yine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün Uhud şehîdlerine uğradı ve:</p>
<p>“–Onların (îman ve sadâkatlerine) şehâdet ederim” dedi.</p>
<p>Ebû Bekir -radıyallâhu anh-:</p>
<p>“–Ey Allâh’ın Rasûlü, biz onların kardeşleri değil miyiz? Onlar nasıl müslüman oldularsa biz de müslüman olduk, onların cihâd ettiği gibi biz de cihâd ettik!” dedi.</p>
<p>Rasûl-i Ekrem Efendimiz şu cevâbı verdi:</p>
<p>“–Evet (söylediğiniz hususlar doğru), ancak benden sonra ne gibi bid’atler çıkaracağınızı bilemiyorum.”</p>
<p>Hazret-i Ebû Bekir ağladı, ağladı ve sonra:</p>
<p>“–Yâni biz Sen’den sonraya mı kalacağız?” (diye mahzûn oldu). (Muvatta, Cihâd, 32)</p>
<p>Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın bu hâli, Sevgili Peygamberimiz’e olan eşsiz muhabbetinin derecesini ve onun, “üçüncüleri Allâh olan ikinin ikincisi” olduğunu gösteren ne güzel bir misâldir.</p>
<p>Ashâb-ı kirâm, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i her şeyden, hattâ canlarından bile çok severlerdi. Evde otururken akıllarına Âlemlerin Efendisi geldiğinde ev kendilerine dar gelir, hemen kalkıp yanına giderler, O’nun mübârek ve aydan nûrlu yüzüne bakarak ferahlanırlar, sohbetiyle huzur bulurlardı.146 O’nu görmedikleri zaman âdeta can kuşu ten kafesine sığmaz olurdu. Cennette O’nunla berâber olamama korkusu, onların benzini sarartır, ne yaptığını bilmez hâle getirirdi.147 Nitekim kendisine hizmet eden Rebîa -radıyallâhu anh-, birgün Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in; “Dile benden ne dilersen!” buyurması üzerine, cennette O’nunla berâber olmaktan başka hiçbir şey istememişti.148 Ashâb, vefât edecekleri esnâda Allâh’a ve Rasûlü’ne kavuşacakları için büyük bir sürûr içinde olurlardı.149 Bu sebepledir ki onlar -İslâm nîmetinden sonra-, “Kişi sevdiği ile berâberdir.” nebevî müjdesine sevindikleri kadar hiçbir şeye sevinmemişlerdi.150</p>
<h2 style="text-align: center;">*</h2>
<p>Âl-i İmrân Sûresi’nin altmış âyeti, Uhud Savaşı ile alâkalıdır. Misver bin Mahreme, Uhud hakkında sorduğunda Abdurrahmân bin Avf:</p>
<p>“Âl-i İmrân Sûresi’nin 120. âyetinden sonrasını oku; bizimle Uhud’da bulunmuş gibi olursun!” demiştir. (İbn-i Hişâm, III, 58; Vâkıdî, I, 319)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/uhud-sehidleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

