Etiket Arşivi: Şehîd

«Dua» Şahit Ol Zikrimize Allah’ım

Eş- Şehîd: Allah (azze ve celle) insanların orada bulunmadıkça bilemedikleri şeyleri Bilen, Gören ve haberdar Olandır.
Allah (azze ve celle) Şehîd’dir; kendisine şahitlik yapılandır.
Şahadet kelimesiyle kullar, O’nun bir olduğuna şahitlik etmekte, böylece Kendisine ibadet etmeyi kabul ettiklerini göstermiş olmaktadırlar.
Allah’ın şahîd olmadığı hiçbir şey yoktur.
Meydana gelen her şey İlahi plânda gözlenmekte, izlenmekte ve asla unutulmamaktadır.
Her şeye şahîd Olan Allah’ın (azze ve celle) Şahîdliği ise bu kavramı en ileri mertebede İlahi plânda mevcut ve geçerli olduğu anlamına gelir.
Büyük küçük her şey Allah’ın (azze ve celle) murakabesi altındadır. Allah’ın (azze ve celle) İlahi gözetimi dışında kalmak hiçbir şey ve hiçbir kimse için mümkün değildir.
Şehîd Allah’ın (azze ve celle) açık gizli bütün yapılanları Bilen, görülmeyenleri Gören, işitilmeyenleri İşiten, her fısıltıyı Duyan Adıdır.
Kullara düşen Allah’ın (azze ve celle) Şehîd Adının idrakinde olarak O’na isyan etmekten korkmak ve yaptığı gizli açık her günahtan sonra tevbe ederek Allah’ın (azze ve celle) bağışlayacağını ümit etmektir.
Allah (azze ve celle) gerçekten bu dünyada ve âhirette her türlü gizliliğe ve fısıltılara şahîd olan tek Varlıktır.
Şahîd olan Allah’ın (azze ve celle) Varlığının altında insan tek bir an bile yalnız değildir!

****

“Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde Şahîd Olandır.”
(Hac Suresi 17. Âyet Meali)

****

Ey yerin göğün Sahibi!
Ey kalplerin Sahibi!
Ey bugünün ve yarının Sahibi!
Ey her şeyi Gören!
Ey her şeyi Duyan!
Ey her şeyi Bilen!
Ey her şeye Şahit Olan!
Ey Şehîd!
Ey yoluna ram olduğum Allah!

****

“Şahîd olarak Allah yeter.”
(Nisa SSuresi 79. Âyet Meali) Devamı »

Şehidler ve Onlara Ait Hükümler

Şehidler ve Onlara Ait Hükümler
       Şehidlik büyük bir derecedir. Allah yolunda canını veren bir müslümana “Şehîd” denir, çoğulu Şüheda’dır.
Böyle bir adama şehîd denilmesi, ya cennete gireceğine şahidlik yapıldığı veya ölümü anında birtakım rahmet meleklerinin hazır bulunduğu veya kendisi Yüce Allah’ın manevî huzurunda hazır olarak rızıklanacağı içindir.
Şehîd kelimesi, Şahid sözüne denk olup hazır manasını taşır. Şehîdler üç kısma ayrılırlar:
1-) Hem dünya, hem de âhiret bakımından şehid olanlar. Bunlar birer hükmî şehiddirler.
2-) Yalnız dünya bakımından şehid olanlar. Bunlar da birer hükmî şehiddirler.
3-) Yalnız âhiret bakımından şehid olanlar. Bunlar da birer hakîkî ve uhrevî şehiddirler. Böylece şehidler üç kısımdır. Devamı »

Âsiye Vâlidemizin Şehîd Edilmesi

Âsiye Vâlidemizin Şehîd Edilmesi

Mâşıta’ya yaptığı zulümden sonra Âsiye vâlidemiz, Firavun’a çok kızdı, öfkelendi ve hattâ tavır koyarak hakâret etti. Bunun üzerine Firavun, Âsiye vâlidemizin de Mûsâ -aleyhisselâm-’a îmân ettiğini anladı. Âsiye vâlidemiz de, bu hakîkati artık saklamadı ve ikrâr etti:

“–Evet, ben de Mûsâ’nın Rabbine îmân ettim!” dedi.

Rivâyet edildiğine göre Firavun, Âsiye’yi dört direğe bağlattı. Sırt üstü yatırdı. Üzerine bir değirmen taşı koydurdu. Çeşitli zulüm ve işkencelerle şehîd etti.

Bir defasında Mûsâ -aleyhisselâm-, işkence mahallinden geçerken Âsiye vâlidemize çok ağır işkenceler yapıldığını gördü. Âsiye vâlidemiz, ıztırâbını ifâde etmek için Hazret-i Mûsâ’ya işâret etti. O da duâ etti. Bundan sonra Âsiye vâlidemiz, acı ve ıztırap duymaz oldu.

Diğer bir rivâyete göre Âsiye vâlidemiz, kızgın bir çöle bırakılmıştı. Melekler kendisine gölgelik yapıyorlardı. Nihâyet Âsiye vâlidemiz bu şekilde şehîd oldu. Kur’ân-ı Kerîm’de kendisinden övgüyle bahsedilir:

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Allâh, inananlara Firavun’un karısını (Âsiye’yi) misâl gösterdi. O: «Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap! Beni Firavun’dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zâlimler topluluğundan kurtar!» demişti.” (et-Tahrîm, 11)

Rivâyete göre Âsiye Vâlidemiz, bu duâyı kendisine işkence edilirken yapmıştı. Bu esnâda ona:

“–Başını kaldır!” diye ilhâm olundu.

O da başını kaldırıp göğe baktığında, gözünden perdeler kaldırılmış ve ona cennette kendisi için yapılmakta olan beyaz incili köşk gösterilmişti. Artık o, tebessümlerle köşkünü seyrediyor, hiçbir acı duymuyordu. Devamı »

Tebük Şehîdi

Tebük Şehîdi

Tebük Seferi’nde yalnız bir sahâbî şehîd olmuştur. Bu sahâbî, müşrik bir kabîle içinde İslâm’la şereflenen Abdullâh el-Müzenî -radıyallâhu anh-’tır. Babası öldüğünde ona hiç mal bırakmamıştı. Zengin olan amcası onu yanına alıp büyütmüş ve mal sâhibi yapmıştı. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Medîne’ye hicret ettiği zaman Abdullâh müslüman olmak istemişse de müşrik amcası yüzünden buna muvaffak olamamıştı. Peygamber Efendimiz, Mekke’yi fethedip Medîne’ye döndüğü zaman Abdullâh, amcasına:

“–Ey amca! Müslüman olmanı hep bekledim durdum. Senin hâlâ Muhammed’i arzu ettiğini göremiyorum! Bâri benim müslüman olmama izin versen?” dedi.

Amcası:

“–Eğer sen Muhammed’e tâbî olacak olursan, üzerindeki elbisene varıncaya kadar, sana vermiş olduğum şeylerin hepsini çeker alırım!” dedi.

Abdullâh:

“–Ben, vallâhi Muhammed’e tâbî oldum! Taşa, puta tapmayı bıraktım bile! Elimdeki şeyleri alırsan al!” dedi.

Amcası elbiselerine varıncaya kadar her şeyini aldı. Abdullâh -radıyallâhu anh-, elbisesiz olarak anasının yanına gitti. Anası, kalın kilimini iki parçaya ayırdı. Abdullâh, onun yarısını belinden yukarısına, yarısını da belinden aşağısına sardı. Kararlıydı, bir an evvel Medîne’ye varıp Allâh Rasûlü’ne kavuşmak istiyordu. Önündeki bütün engeller gözünde bir hiç hâline gelmişti. Daha fazla duramadı, kendisini sıkıştıran kavminden yakasını kurtararak o gece gizlice yollara düştü. Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından, eli-ayağı parçalanmış, açlık ve susuzluktan tâkati kesilmiş, perişan bir hâlde Medîne’ye yaklaştı. Heyecânı had safhadaydı. Fakat bir an, üzerindeki kaba çullarla Kâinâtın Serveri’nin huzûruna çıkamayacağını düşündü. Allâh Rasûlü’ne kavuşma heyecânıyla kendinden geçen genç sahâbî, görenlerin hayret dolu nazarları arasında soluğu Mescid-i Nebevî’de aldı. Seher vaktine kadar mescidde yattı. Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm- sabah namazını kıldırdı. Cemaate göz gezdirip evine döneceği sırada Abdullâh’ı gördü. Kimsesizlerin, yalnızların ve mazlumların sığınağı olan Rahmet Peygamberi -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, o mübârek sahâbîyi şefkat ve muhabbetle bağrına bastı. İsminin Abdüluzza olduğunu öğrenince:

“–Sen Abdullâh Zü’l-Bicâdeyn ( ørjnOÉnépÑrdG hoP: çifte çul/kilim sâhibi)sin! Bana yakın yerde bulun! Sık sık yanıma gel!” buyurdu. Abdullâh -radıyallâhu anh- suffede bulunuyor, Kur’ân-ı Kerîm öğreniyordu. Kur’ân-ı Kerîm’den birçok sûreleri okuyup ezberlemişti. Devamı »

Uhud Şehîdleri

Uhud Şehîdleri

Müşrikler Uhud’u tamâmen terk ettikten sonra Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, harp sâhasına inerek şehîdleri defnettiler. Tam yetmiş şehîd verilmişti. Bunların arasında Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh- gibi cengâverler ve Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh- gibi yiğitler de vardı.

Müslümanların sancaktârlığını yapan Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i müdâfaa ederken şehîd olmuştu. Bunun üzerine bir melek Mus’ab’ın sûretine girerek sancağı almış, Peygamber Efendimiz de henüz onun şehâdetinden haberdâr olmadığı için sancaktâra hitâben:

“–İleri git yâ Mus’ab!” buyurmuştu.

Bunun üzerine melek, dönüp Allâh Rasûlü’ne bakmış, böylece onun bir melek olduğunu fark eden Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, Mus’ab’ın şehîd olduğunu anlamıştı. Daha sonra Mus’ab’ın mübârek nâşı bulunmuş, ancak onu saracak bir kefen bulunamamıştı. (İbn-i Sa’d, III, 121-122)

Mübârek şehîdin üzerindeki elbiseyle baş tarafı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Ashâb, ne yapacaklarını sormak üzere Allâh Rasûlü’ne mürâcaat etti. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, şehîdin baş kısmının elbise ile kapatılmasını, ayaklarının da güzel kokulu otlarla örtülmesini emir buyurdu. Devamı »