<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Sahabe&#8217;nin Üç Aylar Programı</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/etiket/sahabenin-uc-aylar-programi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Amr İbn Cemuh</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/amr-ibn-cemuh.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/amr-ibn-cemuh.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 13:04:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>baysal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[Amr İbn Cemuh]]></category>
		<category><![CDATA[Amr İbn Cemuh hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Amr İbn Cemuh kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Avuç Sahâbînin Yazdığı Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım Sahabeler]]></category>
		<category><![CDATA[sahabae]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe'nin Üç Aylar Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe-i Kiram]]></category>
		<category><![CDATA[sahabeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=7104</guid>
		<description><![CDATA[Amr ibnu Cemuh, cahiliyede Yesrib ileri gelenlerinden, Celemeoğullarının efendilerinden, Medine cömertlerinden, karakter sahibi biriydi. Cahiliye devrinde soylu kişilerin evlerinde put bulundurma adeti vardı. Bunu her sabah ve akşam puttan uğur dilemek, törenlerde kurban kesmek, saygı duruşunda bulunarak felaket anlarında sığınmak vb. şeyler için yaparlardı. Amr&#8217;ın putu da Menat idi. Onu kaliteli bir ağaçtan yapmıştı. Saygıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/ubeyde-bin-cerrah.html/muhammed-7" rel="attachment wp-att-7016"><img class="alignleft size-medium wp-image-7016" title="muhammed" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/muhammed4-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a>Amr ibnu Cemuh, cahiliyede Yesrib ileri gelenlerinden, Celemeoğullarının efendilerinden, Medine cömertlerinden, karakter sahibi biriydi.</p>
<p>Cahiliye devrinde soylu kişilerin evlerinde put bulundurma adeti vardı. Bunu her sabah ve akşam puttan uğur dilemek, törenlerde kurban kesmek, saygı duruşunda bulunarak felaket anlarında sığınmak vb. şeyler için yaparlardı. Amr&#8217;ın putu da Menat idi. Onu kaliteli bir ağaçtan yapmıştı. Saygıda kusur etmez, ona en güzel kokuları sürerdi.</p>
<p>Mus&#8217;ab ibnu Umeyr (r.a.)&#8217;ın Medine&#8217;ye davetçi olarak gelmesinden kısa bir zaman sonra insanların bir çoğu İslam&#8217;a girdiler. O sırada altmış yaşını geçmiş olan Amr ibnu Cemuh&#8217;un oğulları Muavvez, Muaz, Hallad ve eşi Hind de ondan gizli bir şekilde iman ettiler.</p>
<p><span id="more-7104"></span>Kocası ve ondan başka birkaç kişinin dışında kimsenin şirkte kalmadığını gören Hind (r.a.) sevip saydığı kocasının şirk üzere kalmasını asla isteyemezdi. Amr ibnu Cemuh ise çocuklarının atalarının dininden çıkıp Müslüman olmalarından korkuyordu. Karısına: &#8220;Hind, çocukları sakın şu Mus&#8217;ab&#8217;la görüştürme&#8221; dedi. Kadın: &#8220;Olur ama o adamın anlattıklarını oğlun Muaz&#8217;dan dinlemek ister misin?&#8221; dedi. O: &#8220;Vay be haberim yokken Muaz da mı dinden çıktı?&#8221; diye sordu. Hind: &#8220;Hayır, Mus&#8217;ab&#8217;ın bazı toplantılarına katılıp söylediklerinden bazılarını öğrenmiş&#8221; cevabını verdi. Amr: &#8220;Muaz&#8217;ı bana çağır&#8221; dedi. Muaz babasının huzuruna gelip ona Fatiha suresini okuyunca, aralarında şu konuşma geçti:</p>
<p>-Bu söz ne kadar şahane, ne kadar güzel. Bütün sözleri böyle mi?</p>
<p>-Hepsi birbirinden güzel babacığım! Sen de ona biat eder misin? Halkın tamamı ona biat etti.</p>
<p>-Menat&#8217;a danışmadıkça bir şey yapmam. O ne derse öyle yaparım.</p>
<p>-Babacığım Menat konuşmaz ki onun dili ve aklı yok. O sadece bir ağaç.</p>
<p>-Sana söyledim ona danışmadan atalarımın dininden vazgeçmem.</p>
<p>Derken Amr ağaçtan yontma putun huzuruna geçip saygıyla fikrini sordu. Cevap alamayınca da onu kızdırdığını zannedip bir kaç gün öfkesinin dinmesini beklemeye karar verdi. Bu esnada çocukları da düşünmeye başladılar. Derken putu alıp Selemeoğullarının tuvalet çukurlarından birine attılar.</p>
<p>Amr buna çok hiddetlendi arayıp putu buldu. Temizleyip kokular sürdü ve aynı yerine koydu. Aynı durum günlerce tekrar etti derken en son gün Amr, Menat&#8217;ın boynuna kılıcını astı ve: &#8220;Ey Menat! Bunları sana kimin yaptığını bilmiyorum. Eğer sen de hayır varsa işte kılıç kendini koru&#8221; dedi. Ancak aynı durum o gece de tekrarlanınca artık onu tuvalet çukurundan çıkarmadı ve: &#8220;Vallahi sen tanrı olsaydın bir tuvalet çukurunda olmazdın&#8221; dedi ve İslam&#8217;a girdi. Amr İslam&#8217;ı tanıdıkça cahiliyede geçen dakikaları için pişmanlık gözyaşları döküyordu. Artık o da iman ve İslam&#8217;ın fedakar bir hizmetçisi, davanın yılmaz bir bekçisiydi her mümin gibi.</p>
<p>Uhud savaşı için cihada çağrı yapıldığında üç oğlu gibi Amr ibnu Cemuh da cihad için hazırlanmaya başladı. Halbuki Amr (r.a.) o anda çok yaşlı ve bir ayağı tamamen sakat idi. Bu yüzden çocukları onun mazur olduğunu anlatıp cihada katılmamasını istediler. Bunun üzerine baba oğullarını şikayet için Resulullah (s.a.s.)&#8217;in huzura çıktı ve: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü, şu benim oğullarım topal olduğumu bahane ederek beni bu hayırlı işten alıkoymak istiyorlar. Vallahi ben topallığımla cennete girmek istiyorum&#8221; dedi. Resulullah (s.a.s.) oğullarına: &#8220;Ona engel olmayın. Herhalde Allah (c.c.) ona şehitlik verecek&#8221; buyurdu.</p>
<p>Ordunun hareket vakti gelince Amr (r.a.) hiç dönmeyecekmiş gibi hanımına veda etti, sonra kıbleye yönelip şöyle dua etti: &#8220;Allah&#8217;ım! Bana şehitlik ver. Beni şehitliği kaybetmiş olarak aileme döndürme.&#8221; Savaşın kızışıp müşriklerin Resulullah (s.a.s.)&#8217;i kuşattığı sırada o tek ayağı üzerinde sıçrayarak cihada devam ediyordu. Oğlu Hallad&#8217;la beraber Resulullah (s.a.s.)&#8217;i koruyan müminlerin ön safında çarpışırken bir taraftan da: &#8220;Ben cenneti istiyorum, ben cenneti istiyorum&#8221; diyordu. Derken ikisi de şehid olup cenneti garantileyenlere katıldılar.</p>
<p>Dersler ve İbretler</p>
<p>1. Çağdaş ve çağdışı cahiliyenin putçuluktaki benzerliği</p>
<p>Bu iki cahiliyenin tüm safhalarında ciddi benzerlikler olduğu gibi putçulukta da benzerlik vardır. Ancak önceki cahiliye hem teori hem pratikte tapınma kastıyla putçuluk yapıyordu. Günümüz cahiliyesi ise tapınma düşüncesi taşımadığını söylese de yaptığı tapınmadır.</p>
<p>Bir diğer fark da şu: Eski cahiliye o günün ilkel şartlarında inanarak putlara tapıyordu. Günümüz cahiliyesi ise inanmadığı halde inadına putçulukta ısrar ediyor. Çok daha kötüsü ise günümüz cahiliyesinin, geçmişin cahiliyesinin tam tersine başkalarını da putçuluğa mecbur etmeleridir. Sonuç olarak günümüz cahiliyesi çok daha şedit, daha dayatmacı, daha vahşi ve dolayısıyla daha ilkeldir.</p>
<p>2. Evde heykel bulundurma cahiliye adetlerindendir</p>
<p>Günümüzde mütedeyyin aileler de dahil olmak üzere niceleri vitrinlerinde kedi, köpek, at, noel baba ve benzeri heykeller bulundururlar. Bu cahiliye adeti kesin haramdır. Zaten tapınma kastıyla olursa şirk olur. Kabartma olmayan tam boy canlı resimleri ise mekruhtur. Yalnızca kız çocukların oynadığı bebekler müstesnadır. Bunlar çocukta annelik duygu ve şefkatini geliştirdiğinden cevaz verilmiştir.</p>
<p>3. Davet ve davetçiliğin önemi</p>
<p>Davet ve tebliğ cihadın en müessir ve günümüzde en mümkün olan kısmıdır. O yüzden asla ihmal edilmemeli. Mus&#8217;ab&#8217;ları bekleyen Amr&#8217;lar gibi günümüzde yüz milyonlarca insanın davet ve tebliğ beklediği sırada Mus&#8217;ab yolunun yolcuları olması gerekenlerin ihmalkarlık ve tembellikleri affı zor bir hatadır.</p>
<p>4. Aile boyu davetçilik ve davetçilikte dayanışma</p>
<p>Amr&#8217;ın ailesinde bu örneği net olarak gördüğümüz gibi aslında diğer ashab da böyleydi. Anneler, babalar, çocuklar, kısaca ailenin her ferdi İslam&#8217;ın davetçisi, davet yolunda diğerlerinin yardımcısı ve tamamlayıcısıydı. Biz de bu yönde kendimize çeki düzen vermeliyiz.</p>
<p>5. Davada hikmet, siyaset ve sır</p>
<p>Hikmet, gerekeni gerektiği şekilde gereken zaman ve zeminde ifa etmektir. Amr&#8217;ın müşrik olduğu ve İslam&#8217;a kininin olduğu sırada, hanımı Hind&#8217;in çocuklarının sırrını koruduğunu ve imanlarını açıklamayı da hikmet ve siyasetle yaptığını görmekteyiz.</p>
<p>Tabii hikmet ayrı şey davadan taviz verme ve olur olmaz anlarda İslam&#8217;ın gerçeklerini eğip bükme ayrı şeydir. Hikmetle tavizi iyi anlayıp birbirine karıştırmamak gerekir.</p>
<p>6. Şirk ve cehalet inadı insanı kör, sağır ve ahmak eder</p>
<p>Öyle ki şirk inadına kapılan taş, tahta, tunç ve benzeri nesnelerden yapılan putların kendilerine bir fayda veya zarar verebileceği zehabına kapılır. Bazen de tüm uyarı ve gerçeklere rağmen bu konuda ısrar edecek kadar ahmaklaşır. İnsan şirk ve cahiliyeye bulaşmayıversin, asır yirminci de olsa otuzuncu da olsa yine aynı körlük ve sağırlık devam eder. Günümüz cahiliyesinin geçmiştekinden bir farkı da tevhid yolunu her vesileyle tıkayıp tahammül etmeyişi ve herkesi aynı körlük ve sağırlığa icbarıdır.</p>
<p>7. Kendini koruyamayan putlar, başkalarının haklarını elbette koruyamaz</p>
<p>Aynı mesajı İbrahim (a.s.)&#8217;ın putları kırması kıssasında da net olarak görürüz. Özellikle son asır yalnızca putların ve putlaştırılanların kendilerinin değil aynı zamanda onların yıllarca insanlara dayattığı fikir ve sistemlerin de ne denli kof, neticesiz ve insanlık için baş belası olduğunu iyice gün yüzüne çıkarmıştır. Komünist Rusya güdümündeki nice ülkelerde heykellerin boynuna ipler bağlanıp yıkıldı. Ama putçuluk hala tamamıyla yıkılamadı. Bazı ülkelerde ise hem putlar hem de putçuluk saltanatını devam ettiriyor.</p>
<p>Yıllarca nurlu lakabıyla anılan, çok yetkili biri çıkıp Kur&#8217;an&#8217;ın iki yüz otuz küsur ayetinin bugün işlevinin olamayacağını iddia ediyor ve hemen akabinde de &#8220;Allah&#8217;ın işine karışanı Allah (c.c.) çarpar&#8221; diyorsa bu çağımızdaki fikri çelişkileri ve sapmaları anlamamıza yeter.</p>
<p>8. Davet ve tebliğde ısrar etme</p>
<p>Amr (r.a.)&#8217;ın hanımı ve çocuklarının davette ısrar edişlerinin örneğini açık olarak görüyoruz. Her sahabinin işi ve mesleği ne olursa olsun önce en mükemmel bir davetçiydi. Onlar davetin hakkını verdiklerinden dolayıdır ki kısa sürede İslam o kadar geniş coğrafyaya yayılmıştır. Onların mirasyedileri olan bizler ise, evlerimizin içine dahi İslam&#8217;ı hakkıyla yerleştiremiyoruz. En yakınlarımız olan akraba, komşu ve arkadaşlarımıza karşı dahi davet ve tebliğin hakkını veremiyoruz.</p>
<p>9. Hizmette yarış</p>
<p>10. Örnek aile ve örnek baba</p>
<p>11. Mukaddesat uğrunda bedel ödeme örneği</p>
<p>Bu örnek ailenin tüm bireyleriyle davet hizmetinde koşturduğunu görmekteyiz. Cihada çağrı yapıldığında ise yetmişlik ve üstelik gayet sakat ve mazur olan baba da dahil aile bireylerini cihad meydanında görüyoruz. Bu örnek aile hizmet yarışında öylesine gayretlidir ki savaş kızışıp dava liderinin hayatı tehlikeye düştüğünde onun uğrunda canlarını feda ederek dava uğrunda bedel ödemekten de çekinmemişlerdir.</p>
<p>İşte onlar ve işte biz. Can bir yana dava uğrunda mallarımızdan fedakarlıkta dahi çok geride kalan bizlerin hali gerçekten çok hazindir.</p>
<p>12. Cihad ve şehadet aşkının en mükemmel enerji olması</p>
<p>13. Şehadeti arzulamanın önemi</p>
<p>Şehadet her sahabinin duasıydı. İmanı kavrayan her müminin de rüyası olmalıdır</p>
<p>Sadece kuru kalabalıklar oluşturan tembel ve pısırık sağlamlardansa Amr ibnu Cemuh (r.a.) misali topal yiğitler yeğdir ve bugün onlara çok ihtiyaç var. Yalnızca Filistin, Keşmir ve Çeçenistan&#8217;da değil her yerde o yiğitlere ihtiyaç var. Rabbim o yiğitlerin hayatıyla hayat bulanlardan eylesin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/amr-ibn-cemuh.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ömer (r.a)</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hz-omer-r-a.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hz-omer-r-a.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 15:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>baysal</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Büyükleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sahâbe-i Kîram]]></category>
		<category><![CDATA[amr]]></category>
		<category><![CDATA[hz ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer (r.a)]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ömer kim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ömerin hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ömerin ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Raşid Halife]]></category>
		<category><![CDATA[omar]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[sahabe tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe'nin Üç Aylar Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe-i Kiram]]></category>
		<category><![CDATA[sahabei kiram]]></category>
		<category><![CDATA[sahabeler hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=6961</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Raşid Halife. İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (s.a.s)&#8217;ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke&#8217;de doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146). Babası, Hattab b. Nüfeyl olup, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/hz-omer-r-a.html/sahabe-300x212-3" rel="attachment wp-att-6962"><img class="alignleft size-full wp-image-6962" title="sahabe-300x212" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/11/sahabe-300x2123.jpg" alt="" width="300" height="212" /></a></p>
<p>İkinci Raşid Halife. İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (s.a.s)&#8217;ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke&#8217;de doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146). Babası, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka&#8217;b'da Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir. Kureyş&#8217;in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil&#8217;in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme&#8217;dir (bk. a.g.e., 145).</p>
<p><span id="more-6961"></span>Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)&#8217;in müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazlaca bir şey söylemezler. Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir. O, Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H. İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi. Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-Ğâbe, IV, 146).</p>
<p>Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olup, İslâma karşı aşırı tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı. Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeğe çağıran Muhammed (s.a.s)&#8217;ı öldürmeye karar vermişti. Kılıcını kuşanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın gelişim şekli onun müslümanların arasına katılması sonucunu doğurmuştu. Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (r.a)&#8217;in müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti: Ömer, Resulullah (s.a.s)&#8217;ı öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken, yolda Nuaym b. Abdullah ile karşılaştı. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini sorduğunda o, Muhammed (s.a.s)&#8217;i öldürmeye gittiğini söylemişti. Nuaym, Ömer&#8217;in ne yapmak istediğini öğrenince ona, kızkardeşi ve eniştesinin yeni dine girmiş olduğunu söyledi ve önce kendi ailesi ile uğraşması gerektiğini bildirdi. Bunu öğrenen Ömer (r.a), öfkeyle eniştesinin evine yöneldi. Kapıya geldiğinde içerde Kur&#8217;an okunmaktaydı. Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur&#8217;an sayfalarını sakladılar. İçeri giren Ömer (r.a), eniştesini dövmeye başlamış, araya giren kızkardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı. Kızkardeşinin ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararlılığını bildirmesi üzerine, ona karşı merhamet duyguları kabarmaya başlamış ve okudukları şeyleri görmek istediğini söylemişti. Kendisine verilen sahifelerden Kur&#8217;an ayetlerini okuyan Ömer (r.a), hemen orada imân etti ve Resulullah (s.a.s)&#8217;ın nerede olduğunu sordu. O sıralarda müslümanlar, Safa tepesinin yanında bulunan Erkam (r.a)&#8217;ın evinde gizlice toplanıp ibadet ediyorlardı. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın Daru&#8217;l-Erkam&#8217;da olduğunu öğrenen Ömer (r.a), doğruca oraya gitti. Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye başladılar. Zira Ömer silahlarını kuşanmış olduğu halde kapının önünde duruyordu. Hz. Hamza: &#8220;Bu Ömer&#8217;dir. İyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eğer kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır&#8221; diyerek kapıyı açtırdı. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)&#8217;ın iki yakasını tutarak;</p>
<p>&#8220;Müslüman ol ya İbn Hattab! Allahım ona hidayet ver!&#8221; dediğinde, Ömer (r.a), hemen Kelime-i Şehadet getirerek imân ettiğini açıkladı (İbn Sa&#8217;d, Tabakatu&#8217;l Kübra, II, 268-269; Üsdül-Ğâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu&#8217;l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd.).</p>
<p>Rivayetlere göre Ömer (r.a)&#8217;ın müslüman oluşu, Resulullah (s.a.s)&#8217;ın yapmış olduğu; Allahım! İslâmı Ömer b. el-Hattab veya Amr b. Hişam (Ebû Cehil) ile yücelt&#8221; şeklinde bir duanın sonucu olarak gerçekleşmişti (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi&#8217;s-Sahâbe, Bağdat t.y., II, 518; İbn Sa&#8217;d, aynı yer; Suyûtî, a.g.e., 125).</p>
<p>Ömer (r.a), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur. O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı (İbn Sa&#8217;d, aynı yer).</p>
<p>Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı müslümanlar, Beytullah&#8217;a gidip namaz kılamıyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardı. Ömer (r.a) müslüman olunca doğruca Beytullah&#8217;ın yanına gitti ve müslüman olduğunu haykırdı. Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi. Ancak o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah&#8217;ta namaza durdu. Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara büyük bir moral desteği sağlamıştı. Abdullah İbn Mes&#8217;ud&#8217;un; &#8220;Ömer&#8217;in müslüman oluşu bir fetihti&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV,151; İbn Sa&#8217;d, a.g.e., III, 270) sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır. Taberî&#8217;nin İbn Abbas&#8217;tan tahric ettiği bir hadise göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmuştur (Suyûtî, a.g.e.,129). Ömer (r.a) benliğini kuşatan imanın verdiği heyecanla, küfre karşı açık ve net bir şekilde, hiç bir tehdide aldırış etmeden mücadele ediyordu. Müşrikler, şecaat ve kararlılığını eskiden beri bildikleri için ona sataşmaya cesaret edemiyorlardı.</p>
<p>Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s.a.s)&#8217;ın yanında bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir.</p>
<p>O, imân ettikten sonra müşriklere karşı çok sert davranmış ve dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmuştur. İslâm tebliğinin yeni bir veche kazanması için Medine&#8217;ye hicret emrolunduğu zaman müslümanlar Mekke&#8217;den gizlice Medine&#8217;ye göç etmeye başladıklarında, Hz. Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadaşı olduğu halde Medine&#8217;ye doğru yola çıkmıştı. Hz. Ali (r.a) onun hicretini şu şekilde anlatmaktadır: &#8220;Ömer&#8217;den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum. O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı, eline oklarını aldı ve Kâ&#8217;be&#8217;ye gitti. Kureyş&#8217;in ileri gelenleri Kâ&#8217;be&#8217;nin avlusunda oturmakta idiler. O, Kâ&#8217;be&#8217;yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrahim&#8217;de iki rek&#8217;at namaz kıldı. Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı ve onlara; &#8220;Yüzler pisleşti. Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin&#8221; dedi. Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi (Suyûtî, a.g.e., 130). Bunun içindir ki İbn Mes&#8217;ud;</p>
<p>&#8220;Onun hicreti bir zaferdi&#8221; (İbn Sa&#8217;d, aynı yer; Üsdül-Ğâbe, IV, 153) demektedir.</p>
<p>Ömer (r.a), Medine dönemi boyunca İslamın yücelişini etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir. Resulullah (s.a.s)&#8217;ın önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer (r.a) gelir. Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu. Resulullah (s.a.s) onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: &#8220;Allah, hakkı Ömer&#8217;in dili ve kalbi üzere kıldı&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV, 151).</p>
<p>Ömer (r.a), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb. gazvelerin hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bansında komutan olarak görev yapmıştır. Bunlardan biri Hicretin yedinci yılında Havazinliler&#8217;e karşı gönderilen seriyyedir.</p>
<p>Ömer (r.a), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır koymakla tanınır. Onun küfre karşı düşmanlığı; müşriklerin, İslâma karşı olan saldırılarını hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazı kararlara şiddetle karşı çıkmasına sebep olmuştur. Hudeybiye&#8217;de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir. Ancak o, Resulün, Allah Teâlâ&#8217;nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı.</p>
<p>Resulullah (s.a.s)&#8217;ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan karışıklığın Hz. Ebû Bekir&#8217;in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz. Ömer büyük rol oynamıştır. Hz. Ebû Bekir&#8217;in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı Ömer (r.a) olmuştur.</p>
<p>Hz. Ebû Bekir (r.a) vefat edeceğini anladığında, Hz. Ömer&#8217;i kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı sahabilerle istişarelerde bulunmuştu. Herkes Ömer (r.a)&#8217;ın fazilet ve üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaclı buluyorlardı. Hatta Talha (r.a) ve diğer bazı sahabiler ona; &#8220;Rabbin seni Ömer&#8217;i hafife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukça sert bir kimsedir&#8221; demişlerdi. Hz. Ebû Bekir onlara; &#8220;Derim ki: Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım&#8221; karşılığını vermişti. Sonra da Hz. Osman&#8217;ı çağırarak bir kâğıda Hz. Ömer&#8217;i halife tayin ettiğini yazdırdı. Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz. Osman dışarı çıkarak insanlardan kâğıtta yazılı olan kimseye bey&#8217;at edilmesini istedi. Oradakilerin bey&#8217;at etmesiyle Hz. Ömer&#8217;in II. Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu (Üsdü&#8217;l-Ğâbe, IV,168-199; İbn Sad, a.g.e., III, 274 vd.; Suyûtî a.g.e., 92-94).</p>
<p>Hz. Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler</p>
<p>Resulullah (s.a.s)&#8217;ın sağlığında Arap yarımadası İslâmın hakimiyetine boyun eğdirilmiş ve insanlar bölük bölük ihtida ederek müslümanlarla bütünleşmişlerdi.</p>
<p>Bunun peşinden Resulullah (s.a.s), İslam tebliğinin insanlara ulaştırılmasının önünde bir set teşkil eden, müşrik zalim güçlerden biri olan Bizans imparatorluğuna karşı askerî seferleri başlatmıştı. Ebû Bekir (r.a), Resulullah (s.a.s)&#8217;ın vefatından hemen sonra ortaya çıkan Ridde hareketlerini bastırdıktan sonra, Bizans hakimiyetindeki topraklara askerî akınlar başlatmış, öte taraftan çağın despot devletlerinden ikincisi olan İran imparatorluğuna karşı da askerî faaliyetlere girişmişti. Hz. Ömer (r.a)&#8217;in üzerine düşen, bu siyaseti devam ettirmekten ibaretti. Hz. Ömer bir taraftan Suriye&#8217;nin fethinin tamamlanması için gayret gösterirken, öte taraftan İran cephesinde netice almak için ordular sevkediyordu. Kadisiye savaşıyla İran ordusu hezimete uğratılmış ve Kisrâ, saraylarını İslam ordusuna terk ederek doğuya kaçmak zorunda kalmıştı. Peşpeşe gönderilen ordularla İranın bazı bölgeleri savaş ile, bazı bölgeleri de sulh yoluyla İslam&#8217;ın hakimiyetine boyun eğdirilmişti. Kuzeye yönelen Muğîre b. Şu&#8217;be, Azerbaycanı sulh yoluyla ele geçirmişti. Ermenistan bölgesi fethedilen yerler arasındaydı.</p>
<p>Suriye&#8217;nin fethi tamamlandıktan sonra bu bölgedeki askerî harekât batıya doğru kaydırıldı. Etraftaki şehir ve kasabalar fethedildikten sonra Kudüs kuşatma altına alındı. Şehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse de sonunda barış istemek zorunda kaldılar. Ancak, komutanlardan çekindikleri için şart olarak şehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirmişlerdi. Durum Ebu Ubeyde tarafından bir mektupla Hz. Ömer (r.a)&#8217;a bildirildi. Hz. Ömer (r.a) Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine&#8217;den komutanlarıyla buluşmayı kararlaştırdığı Cabiye&#8217;ye doğru yola çıktı. Cabiye&#8217;de yapılan bir anlaşmadan sonra Hz. Ömer, bizzat Kudüs&#8217;e kadar giderek şehri teslim aldı (H.16-M. 637). Hz. Ömer (r.a) kısa bir müddet Kudüs&#8217;te kaldıktan sonra Medine&#8217;ye geri döndü.</p>
<p>Bu arada İran cephesinde durumlar karışmaya başlamıştı. Hz. Ömer, bölgede bulunan orduları takviye ederek İran meselesini kesin bir sonuca bağlamaya karar verdi. Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan&#8217;a kadar bütün İran toprakları İslam devletinin sınırları içine alınmış ve Fars cephesinde askerî harekâtlar tamamlanmıştı.</p>
<p>Öte taraftan Amr b. el-As, hazırlayıp uygulamaya koyduğu harekât planıyla Mısır&#8217;ı fethetmeyi başarmış, müslümanları Mısır&#8217;dan geri püskürtmek için İskenderiyede hazırlıklara girişen Bizanslıların üzerine yürüyerek burayı ele geçirmişti (H. 21). Böylece Suriye&#8217;den sonra, Mısır&#8217;da da Bizans&#8217;ın hakimiyetine son verilmiş oluyordu (Şibli Numanî, Bütün yönleriyle Hz. Ömer ve Devlet İdaresi, Terc. Talip Yasar Alp, İstanbul t.y., I, 285-286).</p>
<p>İslam ordularının fethettiği bölgelerdeki halk, müslümanlardan gördükleri müsamaha ve âdil davranışlardan etkilenerek kitleler halinde İslâma giriyorlardı. Asırlarca Bizans ve İran devletlerinin zulmü altında ezilen, horlanan topluluklar İslâmın kuşatıcı merhameti ile yüz yüze geldiklerinde müslüman olmakta tereddüt göstermiyorlardı. Kendi dinlerinden dönmek istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç hürriyetine kavuşuyorlardı.</p>
<p>Hz. Ömer, bir taraftan İslâmın insanlığa tebliğinin önündeki engelleri kaldırmak için ordular sevkederken, öte taraftan da henüz müesseselerine kavuşmamış bulunan devleti teşkilatlandırmaya çalışıyordu.</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;den önce, orduya katılan askerler ve bunlara dağıtılan paralar belirli defterlere yazılıp kayıt altına alınmazdı. Bu durum normal olarak bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olur, gelir ve giderlerin hesabı yapılamazdı. İlk zamanlar buna pek ihtiyaç da yoktu. Ancak devletin sınırları genişlemiş ve bu geniş coğrafya içerisinde devletin etkinliğini sağlayabilmek için idarî düzenlemeler yapılması zarureti doğmuştu. O, ilk olarak askerlerin kayıtlarının tutulduğu ve fey ve ganimet gelirlerinin dağıtımının kaydedildiği &#8220;divan&#8221; teşkilatını kurdu.</p>
<p>Ayrıca, Suriye ve Irak&#8217;ta bulunan divanlar varlıklarını korumuşlardır. Bunlar vergilerin toplanması ile alakalı çalışmaları yürütmekteydiler. Suriye ve Irak&#8217;taki divanlar her ne kadar İran ve Bizans malî teşkilatından kalma idiyse de, onun Medine&#8217;de tesis ettiği divan hiçbir yabancı tesir söz konusu olmaksızın, ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak için kurulmuştur.</p>
<p>Hz. Ömer, feyden elde edilen gelirlerden verdiği atıyyeleri bir gruplandırmaya tabi tutmuştur.</p>
<p>Hz. Ömer, yargı (kaza) işlerini bir düzene koymak için valilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin eden ilk kimsedir. O, Kufe&#8217;ye, Şureyh b. el-Haris&#8217;i, Mısır&#8217;a da Kays b. Ebil-As es-Sehmî&#8217;yi kadı tayin etmiştir. Onun Medine&#8217;deki kadısı Ebû Derda (r.a)&#8217;dır. Bu dönemin tanınmış kadılarından birisi de Ebu Mûsa el-Eşari&#8217;dir. Hz. Ömer, tayin ettiği kadılara, görevlerini ne şekilde ifa etmeleri gerektiğine dair talimatlar verir ve onların bu çerçeve dışına çıkmamalarını tenbihlerdi (Mustafa Fayda, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 176-177).</p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın, üzerinde titizlikle durduğu ve asla müsamaha göstermediği en önemli konu adâlet meselesiydi. O, mevki, rütbe, soyluluk vb. hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştır. Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında bir fark yoktur.</p>
<p>O, her tarafta adâletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan zamanında haberdar olmak için imkân oluşturmaya çalıştı. O, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmemiş, hristiyan ve yahudilerden olan yoksullara da yardımlarda bulunmuştur.</p>
<p>Devletin temel görevlerinden birisi ilmin insanlara ulaştırılmasıdır. Hz. Ömer, fethedilen bölgelerde okullar açmış, buralara müderrisler tayin etmiş ve Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i okumak ve onunla amel edebilmek için gerekli olan eğitimin verilmesini sağlama yolunda gayret sarfetmiştir. İslâm&#8217;ın, müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının yürütülmesi için sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etmiş ve onları değişik bölgelerde görevlendirmiştir. Kur&#8217;an, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu âlimlere büyük meblağlar tutan maaşlar bağlamıştır. Hz. Ömer, devletin her tarafında camiler inşa ettirmişti. Onun zamanında dört bin tane cami yapılmış olduğu rivayet edilmektedir (Ahmed en-Nedvi, Asrı Saadet, Terc. Ali Genceli, İstanbul 1985, I, 317).</p>
<p>İlk defa bir takvimin kullanılmasına Hz. Ömer zamanında ihtiyaç duyulmuş ve böylece Hicret esas alınarak oluşturulan takvimle devlet işlerinde tarihleme açısından ortaya çıkan problemler ortadan kaldırılmıştır (H. 16).</p>
<p>İslâm devleti, bağımsız bir devlet olmasına ve çok geniş bir coğrafî sahayı kaplayan ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine rağmen, kullanılan paralar yabancı kaynaklıydı. Irak ve İran bölgelerinde Fars dirhemleri; Suriye ve Mısır taraflarında da Bizans dinarları tedavülde bulunmaktaydı. Bu durum o devirde henüz hissedilmeye başlanmamış olsa bile, bir ekonomik baskı tehlikesini beraberinde getirmekteydi. Hz. Ömer&#8217;in, devleti müesseselere kavuşturup yapısını sağlamlaştırmaya çalışırken, bu duruma da müdahale etmemesi düşünülmezdi. O, Hicri 17 de para bastırarak piyasaya sürdü. Ayrıca Halid b. Velid&#8217;in Taberiye&#8217;de Hicrî 15 tarihinde dinar darbettirdiği de bilinmektedir (Hassan Hallâk, Dırâsât fî Tarihil-Hadâretil-İslamiye, Beyrut 1979, 13-15).</p>
<p>Hz. Ömer (r.a), İslâm devletinin dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı güvenliğini sağlamak ve orduları düşman bölgelerine yakın yerlerde bulundurabilmek için ordugah şehirler tesis etmiştir. İran ve Hindistan taraflarından gelebilecek deniz akınlarına karşı Basra ordugah şehri kuruldu. Bu şehrin mevkii bizzat Hz. Ömer tarafından tesbit edilmiştir. O, bu iş için Utbe b. Gazvan&#8217;ı görevlendirmişti. Utbe, sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine gelip H. 14 yılında Basra şehrinin inşasına başladı.</p>
<p>Sa&#8217;d b. Ebi Vakkas, Kadisiye&#8217;de kazandığı büyük zaferden sonra İran içlerine akınlara başlamıştı. Onun ordusu Medâin&#8217;de bulunmaktaydı. Ancak buranın ikliminin Arap askerlerin sağlığını olumsuz yönde etkilediği anlaşılınca, Hz. Ömer, Sa&#8217;d'a iklim bakımından uygun ve merkez ile arasında deniz bulunmayan bir yer bulup burada bir şehir kurması talimatını verdi. Bu iş için görevlendirilen Selmân ve Huzeyfe, Kufe mevkiini uygun buldular. H. 17 de kurulan bu ordugah şehir kırk bin kişiyi iskân edebilecek büyüklükte inşa edildi.</p>
<p>Amr b. el-As, Mısır&#8217;ı fethettikten sonra İskenderiye&#8217;yi karargah edinmek için Hz. Ömer (r.a)&#8217;dan izin istedi. Hz. Ömer (r.a), haberleşme açısından endişe duyduğu için Kendisiyle Mısır&#8217;daki kuvvetler arasında bir nehrin bulunmasını kabul etmedi. Amr, Nil&#8217;in doğu yakasına geçerek burada Fustat adlı şehri kurdu (H. 21). Bu ordugah şehirlerinden başka yine askerî amaçlı merkezler de oluşturulmuştur.</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;in idare anlayışı Hz. Ömer, toplumu ilgilendiren meselelerde karar vereceği zaman müslümanların görüşüne başvurur, onlarla istişare ederdi. O &#8220;istişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkûmdur&#8221; demekteydi. İstişarede takip ettiği yöntem şuydu: Önce meseleyi müslümanların ulaşabildiği çoğunluğu ile görüşür, peşinden Kureyşliler&#8217;in düşüncesini sorar, son olarak da sahabilerin görüşlerini alırdı. Böylece en isabetli fikir ortaya çıkar ve uygulamaya konulurdu. Hz. Ömer, müslümanların yaptığı işlerde bir hata gördükleri zaman kendisini uyarmalarını isterdi. Başka dinlere mensup olup, zımmî statüsünde bulunan kimselerle alâkalı işlerde de onların görüşlerine baş vurur ve meseleyi onlarla istişare ederdi. Bu durum Hz. Ömer&#8217;in adâlet anlayışının ne kadar kapsamlı olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Hz. Ömer idarede görevlendirdiği memurlarına karşı oldukça sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmalarına asla göz yummazdı. Halka karşı ise son derece şefkatle yaklaşır, onların varsa gizledikleri problemlerini öğrenip çözümlemek için gece-gündüz uğraşıp dururdu. O bu hassasiyetini: &#8220;Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah bunu Ömer&#8217;den sorar diye korkarım&#8221; sözü ile ortaya koymaktadır. Hz. Ömer, merkezden uzak bölgelerde halkın durumunu yakından görmek için seyahatler yapma yoluna gitmişti. O, insanların çeşitli dertlerini uzak diyarlarda olmaları sebebiyle kendisine ulaştıramadıklarından endişe ediyordu. Bazı bölgeleri dolaşmasına rağmen başka yerlere gitmeyi tasarladığı halde ömrü o şehirlere ulaşmasına yetmemişti. İslâm tarihinde adâletin timsali olarak yerini alan Hz. Ömer (r.a) hakkında rivayet edilen şu olay onun bu sıfatla bütünleşmiş olduğunun en açık delilidir.</p>
<p>Bir defasında Eslem&#8217;le birlikte Harra taraflarında (Medine&#8217;nin dış bölgesi) dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem&#8217;e; &#8220;Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var. Haydi onların yanına gidelim&#8221; dedi. Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; &#8220;Işıklı aileye selâm olsun&#8221; dedi. Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için izin alan Hz. Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu. Kadın, karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini sordu. Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu söyledi ve; &#8220;Allah bunu Ömer&#8217;den elbette soracaktır&#8221; diye ekledi. Hz. Ömer, ona; &#8220;Ömer bu durumu nereden bilsin ki?&#8221; diye sorduğunda kadın;</p>
<p>&#8220;Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu&#8221; karşılığını verdi. Hz. Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem&#8217;le birlikte doğruca erzak deposuna gitti. Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); &#8220;Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak değilsin. Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım&#8221; diyerek buna izin vermedi; çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü. Orada bizzat yemeği Hz. Ömer (r.a) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu. Eslem; &#8220;O, ateşe üflerken şakakları arasından çıkan dumanları seyrediyordum&#8221; demektedir. Hz. Ömer oradan ayrılırken kadın; &#8220;Siz bu işe Ömer&#8217;den daha layıksınız&#8221; dedi. Hz. Ömer;</p>
<p>&#8220;Ömer&#8217;e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun&#8221; dedi.</p>
<p>Bu onun insanlara yardım etmede ve mağduriyetlerini gidermede gösterdiği hassasiyetin örneklerinden sadece bir tanesidir.</p>
<p>İlmi</p>
<p>Hz. Ömer&#8217;in fıkıh ilminde ayrı bir yeri vardır. O, her yönüyle devleti teşkilatlandırmaya çalışırken diğer taraftan da bu teşkilatlanmanın alt yapısı olan ilmî gelişmeyi sağlayabilmek için gayret sarfediyordu. Fıkıh usulünün oluşumu Hz. Ömer (r.a) ile başlar. Fıkıh ilminin temellerini meydana getiren kaideleri, karşılaştığı kazâî ve idarî meseleleri çözüme kavuştururken takip ettiği yöntemlerle belirlemeye başlamıştır. Ondan sahih senetlerle rivayet olunan fıkhî hükümlerin sayısı birkaç bini bulmaktadır. Hz. Ömer&#8217;in içtihadlarının İslâm hukuku açısından çok büyük bir önemi vardır ve Resulullah (s.a.s)&#8217;ın hadislerinden başka hiç bir şey onun bu içtihadlarının üzerinde değildir (Muhammed Revvâs Kal&#8217;acı, Mevsuatu Fıkhı Ömer b. el-Hattab, 1981, 8; Bu kitabta Hz. Ömer&#8217;in Fıkhî içtihadları bir araya toplanarak ansiklopedik bir tarzda tasnif edilmiştir).</p>
<p>Hz. Ömer (r.a), Hadis rivayeti konusunda çok titiz davranmıştır. O, Peygamber (s.a.s)&#8217;den hadis rivayet eden bazı kimseleri sorguya çekmiş, onlardan rivayet ettikleri hadisler için şahid istemişti. Hz. Ömer&#8217;in kendisinden beş yüz otuz dokuz hadis rivayet edilmiştir (Suyutî, a.g.e., 123).</p>
<p>Ayrıca o, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in te&#8217;vil ve tefsirinde ilim sahibiydi. İbn Ömer&#8217;den rivayet edildiğine göre, kendisine Resulullah (s.a.s) hayattayken kimlerin fetva verdiği sorulduğunda: &#8220;Ebu Bekir ve Ömer&#8217;den başkasının fetva verdiğini bilmiyorum&#8221; karşılığını vermişti (H.İ. Nasan, İslâm Tarihi, İstanbul 1985, I, 319).</p>
<p>Şahsiyeti Hz. Ömer, inandığı şeyi yerine getirme hususunda şiddetli davranmakla tanınır. O, müslüman olmadan önce ilk iman edenlere karşı sert muamele etmişti. Müslüman olduktan sonra ise bu sertliği İslâm&#8217;ın lehine müşriklere karşı yönelmiştir.</p>
<p>Hz. Ömer Halife olduktan sonra da doğruların uygulanması ve hakkın elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrıntıları bile bizzat takip etmeye aşırı dikkat göstermiştir. O, bir şeyi emrettiği veya yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı. Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara şöyle derdi; &#8220;Şunu ve şunu yasakladım. İnsanlar sizi yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler. Allah&#8217;a yemin ederim ki, her hangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım&#8221;.</p>
<p>Sert bir mizaca sahip olmasına rağmen insanlara karşı oldukça mütevâzî davranırdı. Geniş toprakları, güçlü orduları olan bir devletin başkanı olması onu diğer insanlar gibi mütevazî ve sade bir hayat yaşamaktan alıkoyamamıştır. Pahalı, lüks elbiseler giymekten kaçınır, diğer insanlar gibi gerektiğinde alelade işlerle uğraşmaktan çekinmezdi. Tanımayan kimse onun müslümanların halifesi olduğunu asla anlayamazdı. Çünkü çoğu zaman giydiği elbise yamalarla doluydu.</p>
<p>Hz. Ömer güçlü bir hitabet kudretine sahipti ve konuşurken beliğ bir uslubla konuşurdu. Onun üstün kabiliyeti yazı için de geçerliydi. Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları Arap dili için bir numune addedilmekteydi. Hz. Ömer şiire de ilgi duyan ve şiir zevki olan sahabilerden birisidir. Çok sayıda Arap şairlerinin şiirlerini ezberlemiş, az da olsa şiir yazmıştır.</p>
<p>Hz. Ömer ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi. Halife olduktan sonra gündüz işlerinin yoğun olmasından dolayı nafile namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına; &#8220;ve namazı ailene emret&#8221; (Tâhâ, 20/132) mealindeki ayeti okuyarak uyandırırdı. O, her sene haccetmeyi asla ihmal etmez ve hac farizasını yerine getirmek için Mekke&#8217;ye gelen hacılara bizzat riyaset ederdi. Rabbine karşı duyduğu sorumluluğun altında öylesine ezilirdi ki, kıyamet günü hesaptan, cezasız kurtulmayı başarabilirse sevineceğini söylerdi. O, ölüm döşeğinde bu endişesini şu anlamdaki bir beyitle dile getiriyordu:</p>
<p>&#8220;Müslüman oluşum, namazları kılıp, orucu tuttuğum müstesna, nefsime zulmetmiş bulunuyorum&#8221; (Şıblî, a.g.e., II, 373).</p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;in, şahsi hayatı oldukça sadeydi. Hz. Ömer (r.a), Bizans ve İran&#8217;a karşı büyük ordular sevkeden ve onları tarihlerinde pek nadir tattıkları sürekli yenilgilerle perişan eden güçlü ve muktedir bir devletin başkanıdır. Ama o buna rağmen yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık ayakkabılarla hayatını sürdüren bir kişidir. O, bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazan da günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid&#8217;in çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu. Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye çok sayıda yolculuk yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmiştir. Yine bir gün, Ahnef b. Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle birlikte Hz. Ömer (r.a)&#8217;i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış olduğu halde koşar bir vaziyette bulmuştu. Ömer (r.a), Ahnef&#8217;i gördüğünde ona; &#8220;Gel de kovalamaya katıl. Devlete ait bir deve kaçtı. Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun&#8221; dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince O; &#8220;Benden daha iyi köle kimmiş?&#8221; diyerek karşılık vermiştir (Şıblî, a.g.e., I, 384-385). Günlük yaşayışını gösteren bu örnekler, Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın ümmetin sorumluluğunu üstlenen kimselerin yüklenmiş oldukları görevleri ne şekilde yerine getirmeleri ve makamlarının cazibesine kapılıp sıradan insanların yaşayış tarzından kopmadan hükmetmeleri gerektiğini, çağları aşan bir örnek sergileyerek ortaya koymuştur. Bir devlet başkanı ancak bu şekilde, insanlardan ve onların günlük yaşamlarından kopmadan âdil bir yönetim kurabilir. Hz. Ömer (r.a)&#8217;a âdil sıfatını kazandıran, onun bu şekilde İslâm&#8217;ı yeryüzüne hakim kılma yolunda varlığını ortaya koymuş olmasıdır. Hz. Ömer (r.a) geçimini ticaretle temin ederdi. Bunun yanında Peygamber (s.a.s)&#8217;in Medine&#8217;de ona bazı tarlalar verdiği de bilinmektedir. Hayber&#8217;in fethini müteakip burada ele geçirilen araziler, savaşa katılanlar arasında taksim edilmişti. Ancak, Hz. Ömer (r.a) kendi payına düşen araziyi vakfetmiş ve bir vakıf şartnamesi de düzenlemişti: &#8220;Bu arazi satılamaz, hibe edilemez ve miras yolu ile sahip olunamaz; geliri fakirlere, akrabaya, kölelere, Allah yolunda, yolcu ve misafirlere harcanacaktır. Vakfı yöneten kişinin ölçülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir sakınca yoktur&#8221; (Buharî, Şurût, 19). İslâmda ilk vakıf olayı budur.</p>
<p>Halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşmasından dolayı kendi iaşesinin temini için Ashab&#8217;a müracaat etmiş, Hz. Ali (r.a)&#8217;ın teklifine uyularak ona ve ailesine normal ölçülerde devlet malından geçim imkânı sağlanmıştı. H. 15 yılında müslümanlara maaş bağlandığı zaman, ona da ileri gelen Ashab&#8217;a verilen miktarda, beş bin dirhem maaş tayin edilmişti. Ancak onun günlük gideri çok mütevazi meblağdı. Ömer (r.a), yemek olarak genellikle şunları yerdi: Ekmek (buğdaydan olduğu zaman kepekli), bazen et, süt, sebze ve sirke.</p>
<p>Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın fazileti ve üstünlüğü hakkında çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır. Hz. Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki, şeytanlar bile onunla karşılaşmaktan çekinirlerdi. Bir defasında Resulullah (s.a.s)&#8217;in yanına gitti. Resulullah (s.a.s)&#8217;dan bir şey istemek için orada bulunan kadınlar, Hz. Ömer&#8217;in sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin arkasına geçtiler. Hz. Ömer içeri girdiğinde Resulullah (s.a.s) gülüyordu. Hz. Ömer ona; &#8220;Allah yaşını güldürsün ya Resulullah&#8221; dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s); &#8220;Şu benim yanımda olanlara şaşarım. Senin sesini işitince perdeye koştular&#8221; dediğinde Hz. Ömer; &#8220;Ya Resulullah, onların çekinmesine sen daha layıksın&#8221; dedi. Sonra da kadınlara dönerek; &#8220;Ey nefislerinin düşmanları! Resulullah (s.a.s)&#8217;den çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?&#8221; diyerek onlara çıkıştı. Kadınlar; &#8220;Evet. Sen Resulüllah (s.a.s)&#8217;den sert ve haşinsin&#8221; dediler. Resulullah (s.a.s), Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah&#8217;a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi&#8221; (Müslim, Fedâilü&#8217;s-Sahâbe, 22).</p>
<p>Başka bir rivayette Resulullah (s.a.s) onun için şöyle buyurmuştu:</p>
<p>&#8220;Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer&#8217;e saygı duymasın. Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer&#8217;den kaçmasın&#8221; (Suyûtî, a.g.e., 133).</p>
<p>Resulullah (s.a.s), hakkı görmek ve onu tatbik etmek konusunda Ömer (r.a)&#8217;ın üstünlüğünü şöyle ifade etmekteydi: &#8220;Sizden önce geçen ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu. Eğer benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, Ömer b. Hattab onlardandır&#8221; (Müslim, Fedâilü&#8217;s-Sahâbe, II). Bu, Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın işlerinde ve verdiği kararlarda isabetli davranmasını bir anlamda açıklar niteliktedir. Nitekim Resulullah (s.a.s); Allah doğruyu Ömer&#8217;in lisanı ve kalbi üzere kılmıştır&#8221; (Üsdül-Ğâbe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir. Bir defasında da Hz. Ömer&#8217;i göstererek şöyle demişti: Bu aranızda yaşadığı sürece, sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır&#8221; (Suyûtî, aynı yer).</p>
<p>Ömer (r.a)&#8217;ın bu durumunu bazı konularda inen ayetlerin daha önce onun gösterdiği doğrultuda olması da te&#8217;yid etmektedir. Hz. Ömer şöyle demiştir: &#8220;Rabbime üç şeyde muvafık düştüm: Makam-ı İbrahim&#8217;de, hicab&#8217;da ve Bedir esirlerinde&#8221; (Müslim, Fedâilüs-Sahabe, II). Hz. Ömer ötekileri zikretmemiştir. Örneğin münafıkların cenaze namazını kılmaması için Resulullah (s.a.s)&#8217;e inen ayet bunlardan biridir (bk. Müslim, aynı bab; Hz. Ömer (r.a)&#8217;ın görüşleri doğrultusunda nâzil olan ayetler için bk. Suyûtî, a.g.e., 137-140).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hz-omer-r-a.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nereden Başlamalı Ne Yapmalı? Üç Aylar Programı</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/nereden-baslamali-ne-yapmali-uc-aylar-programi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/nereden-baslamali-ne-yapmali-uc-aylar-programi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 10:29:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üç Aylar ve Mübârek Günler, Geceler]]></category>
		<category><![CDATA[Nereden Başlamalı Ne Yapmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Nereden Başlamalı Ne Yapmalı? Üç Aylar Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe'nin Üç Aylar Programı]]></category>
		<category><![CDATA[üç aylar]]></category>
		<category><![CDATA[Üç Aylar Programı]]></category>
		<category><![CDATA[üç aylarda ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[üç aylarda yapılması gerekenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3379</guid>
		<description><![CDATA[Üç aylar, gönül dünyamıza bahar neş&#8217;esi getiren, îmânî heyecan ve ahlâkî güzellikleri kuşanma konusunda yeniden derlenip toparlanma mevsimidir. Fikirde, düşüncede, ruhta ve topyekün hayatımızda yeniden canlanma, daha diri bir İslâmî hayatı yaşama fırsatlarını yakalama zamanıdır. İnsanı tedricî bir temizliğe tâbî tutar bu mevsim. Elimize, dilimize, gözümüze ve bütün uzuvlarımıza sahib olma şuurunu geliştirir. İlkbaharda açan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üç aylar, gönül dünyamıza bahar neş&#8217;esi getiren, îmânî heyecan ve ahlâkî güzellikleri kuşanma konusunda yeniden derlenip toparlanma mevsimidir.</p>
<p>Fikirde, düşüncede, ruhta ve topyekün hayatımızda yeniden canlanma, daha diri bir İslâmî hayatı yaşama fırsatlarını yakalama zamanıdır.</p>
<p>İnsanı tedricî bir temizliğe tâbî tutar bu mevsim. Elimize, dilimize, gözümüze ve bütün uzuvlarımıza sahib olma şuurunu geliştirir.</p>
<p>İlkbaharda açan çiçekler gibi, mü&#8217;minin gönlünde sevinç çiçekleri açar, muhabbet esintileri eser bu mevsimde.</p>
<p>Gazab-öfke, kin, nefret, hased, kibir, gurur, riya gibi kötü huylar, rahmet rüzgarlarıyla erir gider. Merhamet, şefkat, infak ve sehavet damarları açılır gönüllerde. Tatlı dil, güleryüz, afv, müsamaha-hoşgörü, tevazû ve hılim gibi güzellikler yeşerir mü&#8217;minde.</p>
<p>Kâmil mü’min, bu ayları ibadet ve taat için fırsat bilip salih amellerini çoğaltmaya çalışır.</p>
<p>Gelip geçici lezzetlere aldanan, fânî pırıltılara kanan, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya dalan kimseler için bu aylar, Rabbımızdan bir uyarı, bir hatırlatmadır. İntibaha gelmemize, gafletten uyanışımıza, silkinip kendimize gelmemize ve mağfiret olunmamıza vesiledir.</p>
<p>&#8220;Rahmetim, gazabımı geçmiştir&#8221; buyuran  Allah -celle celâlühü- kullarına rahmetiyle muamele edebilmek için , zaman dilimi içinde belli vakitleri  mağfiretine vesile kılmış ve rahmetini yeryüzüne bolca indirdiğini bildirmiştir. <span id="more-3379"></span></p>
<p>Günlerden Cuma’ya, aylardan Muharrem, Recep, Şa&#8217;ban ve Ramazan&#8217;a, gecelerden iki bayram gecesi ve kandil gecelerine, Regâib, Mîrâc, Berât ve Kadir’e dikkatimizi çekmiş, özellikle bu zaman dilimlerinde İslam&#8217;ı daha diri, daha canlı yaşamamızı ve kulluk şuuruna ermemizi istemiştir .</p>
<p>Sevgili Peygamberimiz : <strong>&#8220;Recep Allah&#8217;ın ayı, Şa&#8217;ban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır&#8221;</strong> buyurarak üç ayların kendilerine has özelliklerini, güzelliklerini ve faziletini belirterek, bu mevsimin mü&#8217;minin yüzüne açılmış fırsat yelpazeleri olduğunu duyurmuştur.</p>
<p>Kâinâtın Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem üç aylara girildiğinde: &#8220;Allahım! Receb ve Şa&#8217;ban&#8217;ı hakkımızda mübarek kıl. Bizi Ramazan&#8217;a ulaştır&#8221; duasına başlarmış.</p>
<p>Her gün bu duaya devam ederek, üç aylara yetişme sevincini, rahmet ayı Ramazan’a  kavuşabilme iştiyakını, hasretini gönlünde diri tutmaya çalışırmış.</p>
<p><strong>Sahabe&#8217;nin Üç Aylar Programı</strong></p>
<p>O&#8217;nun &#8220;gökteki yıldızlar gibi&#8221; diye vasıflandırdığı ashâbı da bu mevsime özel itinâ göstermiş, feyiz ve bereketinden istifade için  bu mevsimin gecesi ve gündüzü üzerine âdeta titremişlerdir. Şu hadis-i şerifte bu açıkça beyan edilmektedir.</p>
<p>Enes b. Malik -radıyallahu anh-den rivayet edildiğine göre:</p>
<p>* Sahabe-i Kiram, Şa&#8217;ban hilâlini görünce, kendilerini Kur&#8217;an-ı Kerîm okumağa verirler, çokça ve devamlı salât ü selâm getirirlerdi.</p>
<p><em><strong>* Ticaret erbabı borçlarını öderler, senelik hesaplarını toparlardı.</strong></em></p>
<p><em><strong>* Zenginler, mallarının zekâtını bu aylarda hesap eder, fakirlere dağıtırlardı. Bu sayede toplumda herkes ihtiyacını giderip hep birlikte, neşe içinde Ramazan-ı şerifi idrak eder ve bayram yapardı.</strong></em></p>
<p><em><strong>* Hakimler, valiler, mahkumlarla görüşür, ekseriyetini afvedip, tahliye ederlerdi.<br />
Bu hadis-i şerif, ferdî ve içtimaî yönüyle üç ayları nasıl geçirmemiz gerektiğini, bizlere açık bir şekilde izah etmektedir.</strong></em></p>
<p><strong>Nereden Başlamalı </strong></p>
<p><strong>Ne Yapmalı?</strong></p>
<p>Bu itibarla her mü’min ve her meslek gurubunun bu mübarek üç aylarda kendine özgü yapacağı vazifeleri olmalıdır. Her kesimden insanın aynı heyecanı yaşayabilmesi için yukardaki güzel davranışların sergilenmesine çalışılmalıdır.</p>
<p>Sahabe-i kiram&#8217;ın bu mevsimde Kur&#8217;an&#8217;a yönelmeleri, Kur’an’ı daha çok okumaları bizleri düşündürüp gayrete getirmelidir.</p>
<p>Bu mübarek gün ve geceleri fırsat bilerek Kur&#8217;an&#8217;la tanışmak, onu sevgiliden gelen bir mektup heyecanıyla okumak, Kur&#8217;an ayı Ramazanı hatimlerle, mukabelelerle karşılamak onun mesajlarından hisseler alabilmek ne saadettir!</p>
<p>Eğer mü’min gönlünü, Kur&#8217;an&#8217;la, Hadisle aydınlatma yolunda kendine bir üç aylar programı hazırlamalıdır.</p>
<p>Bu mevsimi fırsat bilerek öncelikle geçmişteki hayatının muhâsebesini yapmalı. Ahiret hedefli bir hayat yaşamağa azmetmelidir.  &#8220;Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz&#8221; buyuran sevgili Peygamberimizin sünnetine uyarak yaptıkları hatalardan pişman olmalı. Yüce Rabbine istiğfarı dilinden hiç düşürmemelidir.</p>
<p>&#8220;Receb Allah&#8217;ın ayıdır&#8221; buyuruluyor. Allah&#8217;ın ayında tam bir acziyet içinde Allah&#8217;a iltica etmek, sığınmak ilk işimiz olmalıdır.</p>
<p>O halde mü&#8217;min önce Allah&#8217;ın kapısına varacak. Tazarru ve kulluk niyazıyla kapıyı çalacak. Yaptığı kötülüklerden nâdim olacak, pişmanlık duyacak. Rabbine tevbe ile nedametini arz edecek. İstiğfar ederek gözyaşlarıyla Rabbın’dan mağfiret niyaz edecek.</p>
<p>Mü&#8217;min bilir ki, Rahman&#8217;ın rahmet deryası gözyaşları nisbetinde coşar. Bunun için devamlı dua halinde bir hayat sürmeye gayret edecek.Tevbenin kabulünün helal lokma ve ısrarlı gözyaşına bağlı olduğunu unutmayacak.</p>
<p>Allah dostlarından biri şöyle der: &#8220;<strong>Receb, tevbe ve nedamet ayı. Şa&#8217;ban muhabbet ayı, Ramazan kurbet (ilahi yakınlık) ayıdır.&#8221;</strong></p>
<p>Zunnün Mısrî (k.s.) de: <strong>&#8220;Recep ekme ayı, Şaban sulama, Ramazan mahsul ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer&#8221; diyerek mü&#8217;minin takib edeceği programı sunarlar adeta&#8230;</strong></p>
<p>Üç aylar, İslâmî güzelliklerin ekileceği, iyiliklerin yeşereceği bir mevsimdir. İnananların âhiret yatırımı için fırsat günleridir.</p>
<p>Bu yüzden mü’min bir kişi, bir yetimin başını okşamanın, onun gözyaşını dindirmenin, ona sıcak bir alâkanın ne derece büyük ecirler kazandıracağını bilmeli.</p>
<p> Onun ihtiyacını, yalnızlığını giderebilmek ve  &#8220;inananlar kardeştir&#8221; düsturuyla hareket ederek mü&#8217;min sıcaklığını ona duyurabilmek için gayret göstermeli. Zira, yetim ağlarsa arş&#8217;ın titreyeceğini düşünmeli. Arş titremeden mü&#8217;min titremeli.</p>
<p>Her meyve kendi ikliminde yetişir. Kendi iklimini arar. Mü&#8217;minin gönül meyveleri de üç aylar ıkliminde kendini göstermeli.</p>
<p>Bu mevsimde mü’min, gönlü geniş, eli açık olmalı. İki günü eşit olmamalı. Hergün verdiğinin bir fazlasını vermeğe çalışmalı.</p>
<p>Kardeşleriyle hediyeleşmeli.</p>
<p>Uzak yakın akrabayı, hastaları, salih zatları ziyaret etmeyi kendine vazife bilmeli. Rasulullah efendimizin “Sadaka” kavramı içinde zikrettiği bütün davranışları yapmaya çalışmalı.</p>
<p>Duaların müstecab olduğu şu günlerde, Kandil gecelerinde, ellerimizi açıp, mü&#8217;min kardeşlerimizin acılarını yüreğimizde duyarak Allah-ü Zülcelal hazretlerine tazarru ve niyazda bulunmanın çok şeyleri değiştireceğine inanarak dualar etmeliyiz.<br />
<strong>Ve Son Söz</strong></p>
<p>Her mü&#8217;min, bu mübarek günlerde gönlünde bir kandil yakmalı ümmet için. Ümmetin birliği için.</p>
<p> <br />
Altınoluk Dergisi / Mustafa Eriş</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/nereden-baslamali-ne-yapmali-uc-aylar-programi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

