<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; Nûr</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/etiket/nur/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2012 19:24:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Risale-i Nur Sözler  (1. söz)</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/risale-i-nur-sozler-1-soz.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/risale-i-nur-sozler-1-soz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Aug 2011 14:58:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rîsâle-i Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[Bediûzzaman Saîd-i Nursî]]></category>
		<category><![CDATA[bismillah]]></category>
		<category><![CDATA[Bismillah her hayrın başıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Bismillah nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Bismillah önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[nur hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[risale]]></category>
		<category><![CDATA[risale i nur haber]]></category>
		<category><![CDATA[risale i nur sözler]]></category>
		<category><![CDATA[risale i nur sözler oku]]></category>
		<category><![CDATA[Risale i nurda Güzel Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Risale nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur oku]]></category>
		<category><![CDATA[risale-i Nur Sözler (1. söz)]]></category>
		<category><![CDATA[sözler]]></category>
		<category><![CDATA[sözler 1.söz]]></category>
		<category><![CDATA[sözler oku]]></category>
		<category><![CDATA[Üstad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5145</guid>
		<description><![CDATA[Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!. Şöyle ki: Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/08/tha3.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-5146" title="tha3" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/08/tha3-350x245.jpg" alt="" width="350" height="245" /></a></p>
<p>Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!. Şöyle ki:</p>
<p>Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur&#8230; Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı&#8230; Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir kâtıü&#8217;t-tarîka rast gelse, der: &#8220;Ben, filân reisin ismiyle gezerim.&#8221; Şakî defolur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezil oldu.</p>
<p>İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî&#8217;si ve Hâkim-i Ezelî&#8217;sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.</p>
<p>Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm&#8217;in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/risale-i-nur-sozler-1-soz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzel Ahlak</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/guzel-ahlak.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/guzel-ahlak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Jun 2011 10:18:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rîsâle-i Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzman]]></category>
		<category><![CDATA[bediüzzman said nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Ahlâk]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Ahlak nedir]]></category>
		<category><![CDATA[güzel ahlak ve temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[imanın kolaylıkları]]></category>
		<category><![CDATA[nefis]]></category>
		<category><![CDATA[nefis nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[Risale i nurda Güzel Ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[risalei nur nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=4614</guid>
		<description><![CDATA[İşte tahmin ederim ki, nasihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlaksız insanlara derler: &#8220;Hased etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnad etme! Dünyayı sevme!&#8221; Yani, fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca malayutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: &#8220;Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz.&#8221; Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/06/kuran-kerim-.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-4615" title="kuran kerim" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/06/kuran-kerim--350x267.jpg" alt="" width="350" height="267" /></a>İşte tahmin ederim ki, nasihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlaksız insanlara derler: &#8220;Hased etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnad etme! Dünyayı sevme!&#8221; Yani, fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca malayutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: &#8220;Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz.&#8221; Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.&#8221;</p>
<p>İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inadlı taleb ve hakeza şedid hissiyatlar, umûr-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı, şiddetli bir surette fani umûr-u dünyeviyeye tevcih etmek, fani ve kırılacak şişelere, baki elmas fiatlarını vermek demektir.</p>
<p>Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim; şeytanın telkiniyle zaif bir damarımı arıyorlar ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlas ile hizmetime zarar gelsin. En zaif damar ve dehşetli mani&#8217;, hastalık damarıdır. Hastalığa ehemmiyet verdikçe, hiss-i nefs-i cisim galebe eder; zarurettir, mecburiyet var der, ruh ve kalbi susturur; doktoru müstebid bir hakim gibi yapar ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilaçlara itaate mecbur ediyor. Bu ise fedakarane, ihlasla hizmete zarar verir. Hem gizli düşmanlarım da bu zaif damarımdan istifadeye çalışmışlar ve çalışıyorlar. Nasılki korku ve tama&#8217; ve şan ü şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünki insanın en zaif damarı olan korku cihetinde bir halt edemediler, i&#8217;damlarına beş para vermediğimizi anladılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/guzel-ahlak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>«Dua» Güneş Gibi Nûrlandır Bizi Allah&#8217;ım!</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-gunes-gibi-nurlandir-bizi-allahim.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-gunes-gibi-nurlandir-bizi-allahim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 10:32:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[en nur]]></category>
		<category><![CDATA[esmaül hüsna ile dua]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Gibi Nûrlandır Bizi Allah'ım]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3712</guid>
		<description><![CDATA[En- Nûr: Âlemleri, bütün kâinâtı nûrlandıran, aydınlatan, Nûr olan; istediği bütün simalara, zihinlere ve gönüllere Nûr, aydınlık ihsan eden, göklerin ve yerin Nûrudur. &#8220;Allah göklerin ve yerin nurudur. O&#8217;nun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. Kandil cam içindedir. Cam da sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Ne tam doğuda ne de tam batıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>En- Nûr:</strong> Âlemleri, bütün kâinâtı nûrlandıran, aydınlatan, Nûr olan; istediği bütün simalara, zihinlere ve gönüllere Nûr, aydınlık ihsan eden, göklerin ve yerin Nûrudur.<br />
&#8220;Allah göklerin ve yerin nurudur.<br />
O&#8217;nun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir.<br />
Kandil cam içindedir.<br />
Cam da sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır.<br />
Ne tam doğuda ne de tam batıda olan mübarek bir zeytin ağacının yağıyla tutuşturulur.<br />
Yağ neredeyse ateş değmeden bile tutuşup ışık verecek olan bir zeytin ağacından yakılan sanki bir inci yıldızı gibidir.<br />
Bu, nûr üstüne nûrdur.<br />
Allah dilediğini nûruna kavuşturur.<br />
Allah insanlara misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir&#8221; (Nûr Suresi 35. Ayet Meali)</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Ey yerlerin ve göklerin Nûru olan Allah&#8217;ım!</strong><br />
Ey sonsuz Nûr&#8217;un kaynağı,<br />
Ey bütün Nûrların Nûru olan Allah&#8217;ım!<br />
Sen Nûrsun!<br />
Ve biz Nûr&#8217;a talibiz Allah&#8217;ım!<br />
Gönlümüzü nûrlandır bizim !<br />
Nûrlandır ki gönlümüzü, yüreğimizin en derin yerinde yalnız Seni bulalım Allah&#8217;ım!<br />
Gözümüzü nûrlandır bizim!<br />
Nûrlandır ki gözümüzü, Senin her an yenilenen mucizelerini görebilelim Allah&#8217;ım!<br />
Ruhumuzu nûrlandır bizim!<br />
Nûrlandır ki ruhumuzu ışık olup Sana akalım Allah&#8217;ım!<br />
Sen ki Nûrsun Allah&#8217;ım;<br />
İman nûruyla nûrlandır kalplerimizi bizim!<br />
İmbikten süzülen dupduru bir suyla yıkanır gibi yıkansın kalplerimiz imanla!<br />
İlmin Nûruyla nûrlandır bizi!<br />
Ve bize indirdiğin ilimle amel etmemizi nasip et hepimize!</p>
<p style="text-align: center;"><span id="more-3712"></span><br />
****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Hamd gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nûru) var eden Allah&#8217;a mahsustur&#8221;<br />
(el-En&#8217;am Suresi 1. Âyet Meali)</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Göklerin ve yerin Nûru Senindir Allah&#8217;ım!</strong><br />
Sendendir, her nerede Nûr varsa.<br />
Kalın bir duvar gibi yükselen gece,<br />
Nasıl aydınlanırsa hilalin nûruyla,<br />
Kalplerimiz de öyle aydınlansın Senin Nûrunla Allah&#8217;ım!<br />
Ulaştığı her zerreyi nasıl aydınlatırsa güneşin ışığı,<br />
Nûrun ulaşsın ruhumuzun her zerresine!<br />
Nûrunla aydınlat ruhumuzu!<br />
Nûr olup akalım biz de gece çöken gönüllere!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">Cezbedici bir ebemkuşağı gibi uzansın ışığımız uzak ufuklara<br />
Gökyüzü baştanbaşa mercan olsun,<br />
Beyaz zambakların tül yaprakları arasından süzülen gün ışığı olalım!<br />
İlham alıp en parlak yıldızlardan,<br />
Yıldız yıldız ışıtalım karanlıkları Allah&#8217;ım!<br />
Yıldız gibi ışıt bizi!<br />
Ay gibi nûrlandır,<br />
Güneş gibi nûrlandır bizi Allah&#8217;ım!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Ey Peygamber! Biz seni, bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı, Allah&#8217;ın izniyle Allah&#8217;a davet eden bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak gönderdik&#8221; (el-Ahzâb Suresi 45-46 Âyet Meali)<br />
Ey en büyük hikmet Sahibi olan Allah&#8217;ım!<br />
Ey kullarını bütün kötülüklerden koruyan Allah&#8217;ım!<br />
Ey kâinatın Nûru Resulullah&#8217;ı (sallallahu aleyhi ve sellem) bize gönderen Allah&#8217;ım!<br />
Resulullah&#8217;ın (sallallahu aleyhi ve sellem) gözünün Nûru Namazı bize hediye eden Allah&#8217;ım!<br />
Resullullah&#8217;ın (sallallahu aleyhi ve sellem) diliyle dua ediyorum şimdi Sana:<br />
<strong>&#8220;Yâ Rabb!</strong><br />
Kalbimi nûrlandır, gözümü nûrlandır, ku¬lağımı nûrlandır, sağımı nûrlandır, solumu nûrlandır, üs¬tümü nûrlandır, altımı nûrlandır, önümü nûrlandır, arkamı nûrlandır ve beni nûr eyle!&#8221;
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;O gün mümin erkeklerin ve mümin kadınların nûrlarının önlerinde ve sağlarında koştuğunu görürsün.<br />
Melekler onlara &#8220;Bugün sizin müjdeniz altından ırmaklar akan cennetlerdir. İşte asıl kurtuluş budur!&#8221;<br />
( Hadid Suresi 12. Âyet Meali ).</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Allah&#8217;a ve peygamberlerine iman edenler, işte onlar gerçekten &#8220;Sıdık&#8221; ve &#8220;Şâhid&#8221; mertebesinde olanlar bunlardır.<br />
Bunların Rableri katında mükâfatları ve nûrları vardır &#8221;<br />
(Hadid Suresi 19. Âyet Meali).</p>
<p style="text-align: center;">Bir yıldız yağmurunda gün doğarken Mekke&#8217;de,<br />
Mübarek toprakları aydınlatan Nûrun düşsün bizim de kalplerimize Allah&#8217;ım!<br />
<strong>Bizi Nûr eyle!</strong>
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">Ve son yolculuğa çıkarken yapayalnız<br />
İlahi Nûrunla nûrlandır bizi <strong>Allah&#8217;ım!<br />
Bizi karanlıkta bırakma!</strong>
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla ve bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin.&#8221;<br />
(Tahrîm Sûresi 8. Âyet Meali)<br />
<strong>Âmin! Âmin! Âmin!</strong><br />
Ve&#8217;lhamdülillahi Rabbil Âlemin!</p>
<pre style="text-align: center;">Neşe KUTLUTAŞ</pre></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-gunes-gibi-nurlandir-bizi-allahim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimiz&#8217;in İsimleri</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-isimleri.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-isimleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 21:22:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Âhir]]></category>
		<category><![CDATA[Ah­med]]></category>
		<category><![CDATA[Be­şîr]]></category>
		<category><![CDATA[Bur­hân]]></category>
		<category><![CDATA[De­lâ­il-i Hay­rât]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Du­hâ]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Efen­di­miz’in]]></category>
		<category><![CDATA[Emîn]]></category>
		<category><![CDATA[esma]]></category>
		<category><![CDATA[esma-i nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Ev­vel]]></category>
		<category><![CDATA[Fa­rak­lit]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Ha­bî­bul­lâh]]></category>
		<category><![CDATA[Hâ­dî]]></category>
		<category><![CDATA[Hâ­mid]]></category>
		<category><![CDATA[Hâ­tem]]></category>
		<category><![CDATA[Hâ­te­mü’l-En­bi­yâ]]></category>
		<category><![CDATA[İmâ­mü’l-Ha­ra­meyn]]></category>
		<category><![CDATA[İmâ­mü’l-Müt­ta­kîn]]></category>
		<category><![CDATA[isim]]></category>
		<category><![CDATA[isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[İsim­le­ri]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Mah­mûd]]></category>
		<category><![CDATA[mübarek]]></category>
		<category><![CDATA[mübarek isimler]]></category>
		<category><![CDATA[Müc­te­bâ]]></category>
		<category><![CDATA[Muh­târ]]></category>
		<category><![CDATA[Mus­ta­fâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mu­ham­med]]></category>
		<category><![CDATA[Mu­tah­har]]></category>
		<category><![CDATA[nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Ne­bî]]></category>
		<category><![CDATA[Ne­zîr]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Pey­gam­ber]]></category>
		<category><![CDATA[Pey­gam­ber Efen­di­miz’in İsim­le­ri]]></category>
		<category><![CDATA[rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Rah­me­ten li’l-Âle­mîn]]></category>
		<category><![CDATA[Ra­hîm]]></category>
		<category><![CDATA[Ra­sû­lul­lâh]]></category>
		<category><![CDATA[Ra­sû­lü’s-Se­ka­leyn]]></category>
		<category><![CDATA[Ra­ûf]]></category>
		<category><![CDATA[Şems]]></category>
		<category><![CDATA[Sey­yi­dü’l-Kev­neyn]]></category>
		<category><![CDATA[Sey­yi­dü’l-Mür­se­lîn]]></category>
		<category><![CDATA[Şe­fîu’l-Müz­ni­bîn]]></category>
		<category><![CDATA[Tâ-Hâ]]></category>
		<category><![CDATA[Üm­mî]]></category>
		<category><![CDATA[Yâ-sîn]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=456</guid>
		<description><![CDATA[Pey­gam­ber Efen­di­miz’in İsim­le­ri Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in bir­çok mü­bâ­rek is­mi var­dır. Bun­la­rın en baş­ta ge­len­le­ri, Kur’ân-ı Ke­rîm’de ifâ­de edi­len “Mu­ham­med” ve “Ah­med”dir. Mu­ham­med, çok­ça övül­müş olan; Ah­med ise, çok­ça hamd eden de­mek­tir. Kur’ân-ı Ke­rîm’de Mu­ham­med is­mi dört de­fâ, Ah­med is­mi bir de­fâ zik­re­dil­miş­tir. İn­cîl’de ise bu isim­ler­le ay­nı mâ­nâ­ya ge­len “Fa­rak­lit” ke­li­me­si kul­la­nıl­mış­tır. Pey­gam­ber [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Pey­gam­ber Efen­di­miz’in İsim­le­ri</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong><br />
Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in bir­çok mü­bâ­rek is­mi var­dır. Bun­la­rın en baş­ta ge­len­le­ri, Kur’ân-ı Ke­rîm’de ifâ­de edi­len “Mu­ham­med” ve “Ah­med”dir. Mu­ham­med, çok­ça övül­müş olan; Ah­med ise, çok­ça hamd eden de­mek­tir.</p>
<p>Kur’ân-ı Ke­rîm’de Mu­ham­med is­mi dört de­fâ, Ah­med is­mi bir de­fâ zik­re­dil­miş­tir. İn­cîl’de ise bu isim­ler­le ay­nı mâ­nâ­ya ge­len “Fa­rak­lit” ke­li­me­si kul­la­nıl­mış­tır.</p>
<p>Pey­gam­ber Efen­di­miz -aley­his­sa­lâ­tü ves­se­lâm- bir ha­dîs-i şe<span id="more-456"></span>­rîf­le­rin­de şöy­le bu­yu­rur­lar:</p>
<p>“Ben Mu­ham­med’im ve Ah­med’im.</p>
<p>Ben o Mâ­hî’yim59 ki, Al­lâh be­nim nü­büv­ve­tim­le küf­rü izâ­le ede­cek­tir.</p>
<p>Ben o Hâ­şir’im ki, (kı­yâ­met gü­nün­de) in­san­lar be­ni tâ­kib ede­rek haş­ro­lu­na­cak­tır.</p>
<p>Ben Âkıb’ım, Hâ­te­mü’l-En­bi­yâ’yım, ben­den son­ra hiç kim­se ne­bî ol­ma­ya­cak­tır.” (Bu­hâ­rî, Me­nâ­kıb, 17; Müs­lim, Fe­dâ­il, 125)</p>
<p>Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in mü­bâ­rek isim ve sı­fat­la­rı bir­çok eser­de zik­re­dil­miş­tir. Me­se­lâ, bun­lar­dan “De­lâ­il-i Hay­rât” ad­lı eser­de iki yüz ka­da­rı be­yân edil­miş­tir. Bu­gün Rav­za-i Ne­bî’nin kıb­le du­va­rı­nı ne­fis ve mü­kem­mel hat­lar­la süs­le­yen bu mü­bâ­rek isim ve sı­fat­la­rın bir kıs­mı şöy­le­dir:</p>
<p>Ah­med, Mah­mûd, Mu­ham­med, Hâ­mid, Ha­mîd, Be­şîr, Ne­zîr, Bur­hân, Emîn, Ev­vel, Âhir, Du­hâ, Ha­bî­bul­lâh, Hâ­dî, Hâ­tem, Muh­târ, Mus­ta­fâ, Mu­tah­har, Müc­te­bâ, Ne­bî, Nûr, Ra­ûf, Ra­hîm, Ra­sû­lul­lâh, Ra­sû­lü’s-Se­ka­leyn, Rah­me­ten li’l-Âle­mîn, Sey­yi­dü’l-Mür­se­lîn, Sey­yi­dü’l-Kev­neyn, İmâ­mü’l-Ha­ra­meyn, İmâ­mü’l-Müt­ta­kîn, Şe­fîu’l-Müz­ni­bîn, Şems, Tâ-hâ, Üm­mî, Yâ-sîn…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-isimleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulvî Teşrif ve Bu Esnâda Vukû Bulan Hârikulâde Hâller</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/ulvi-tesrif-ve-bu-esnada-vuku-bulan-harikulade-haller.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/ulvi-tesrif-ve-bu-esnada-vuku-bulan-harikulade-haller.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 21:18:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Bu­lan]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[doğumda gerçekleşen mücizeler]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Es­nâ­da]]></category>
		<category><![CDATA[göl]]></category>
		<category><![CDATA[Hâl­ler]]></category>
		<category><![CDATA[Hâ­ri­ku­lâ­de]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kisra]]></category>
		<category><![CDATA[kuranı kerim ışığında nebiler silsilesi]]></category>
		<category><![CDATA[kutlu doğum]]></category>
		<category><![CDATA[mücize]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimizin doğumu]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[saray]]></category>
		<category><![CDATA[semave gölü]]></category>
		<category><![CDATA[tapınaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Teş­rîf]]></category>
		<category><![CDATA[Ul­vî]]></category>
		<category><![CDATA[Ul­vî Teş­rîf ve Bu Es­nâ­da Vu­kû Bu­lan Hâ­ri­ku­lâ­d]]></category>
		<category><![CDATA[Vu­kû]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[Ul­vî Teş­rîf ve Bu Es­nâ­da Vu­kû Bu­lan Hâ­ri­ku­lâ­de Hâl­ler Ni­hâ­yet bek­le­nen Nûr, mi­lâ­dî 571 yı­lı­nın 20 Ni­san’ına te­sâ­düf eden 12 Ra­bî­ulev­vel Pa­zar­te­si sa­ba­hın­da tan ye­ri ağa­rır­ken zu­hûr âle­mi­ne te­nez­zül ede­rek Ab­dul­lâh ve Âmi­ne’nin iz­di­vac ku­ca­ğın­da dün­yâ­mı­zı şe­ref­len­dir­di. Bu teş­rîf ile âde­ta bü­tün var­lık­lar di­le ge­lip: “Hoş gel­din yâ Ra­sû­lal­lâh!” di­ye­rek sü­rû­ra gark ol­du­lar. Sü­ley­man Çe­le­bi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Ul­vî Teş­rîf ve Bu Es­nâ­da Vu­kû Bu­lan Hâ­ri­ku­lâ­de Hâl­ler</strong></p>
<p>Ni­hâ­yet bek­le­nen Nûr, mi­lâ­dî 571 yı­lı­nın 20 Ni­san’ına te­sâ­düf eden 12 Ra­bî­ulev­vel Pa­zar­te­si sa­ba­hın­da tan ye­ri ağa­rır­ken zu­hûr âle­mi­ne te­nez­zül ede­rek Ab­dul­lâh ve Âmi­ne’nin iz­di­vac ku­ca­ğın­da dün­yâ­mı­zı şe­ref­len­dir­di.</p>
<p>Bu teş­rîf ile âde­ta bü­tün var­lık­lar di­le ge­lip:</p>
<p><strong><em>“Hoş gel­din yâ Ra­sû­lal­lâh!”</em></strong> di­ye­rek sü­rû­ra gark ol­du­lar.</p>
<p>Sü­ley­man Çe­le­bi, ci­han­da bü­tün zer­re­le­rin bu ul­vî teş­rîf kar­şı­sın­da­ki se­vinç ifâ­de­le­ri­ni mıs­râ­la­rın­da şöy­le di­le ge­ti­rir:<span id="more-453"></span></p>
<p><em>Mer­ha­bâ ey âlî sul­tân mer­ha­bâ!</em></p>
<p><em>Mer­ha­bâ ey kân-ı ir­fân mer­ha­bâ!</em></p>
<p><em>Mer­ha­bâ ey sırr-ı Fur­kân mer­ha­bâ!</em></p>
<p><em>Mer­ha­bâ ey der­de der­mân mer­ha­bâ!</em></p>
<p><em>Mer­ha­bâ ey Rah­me­ten li’l-âle­mîn!</em></p>
<p><em>Mer­ha­bâ Sen’sin Şe­fîu’l-müz­ni­bîn!..</em></p>
<p>O’nun zu­hû­ruy­la Al­lâh’ın rah­me­ti bu âlem­de co­şup taş­tı. Sa­bah­lar ve ak­şam­lar âde­ta renk de­ğiş­tir­di. Duy­gu­lar de­rin­leş­ti. Söz­ler, soh­bet­ler, lez­zet­ler en­gin­leş­ti; her şey ay­rı bir mâ­nâ, ay­rı bir le­tâ­fet ka­zan­dı. Put­lar sar­sı­la­rak ye­re dev­ril­di. Kis­râ­lar bel­de­si Me­dâ­yin sa­ray­la­rın­da sü­tun­lar ve ku­le­ler yı­kıl­dı. O za­man­lar in­san­la­rın mu­kad­des say­dık­la­rı Sâ­ve Gö­lü,52 zu­lüm ba­tak­lı­ğı hâ­lin­de ku­ru­du.53</p>
<p>Ci­han­da­ki za­man ve me­kân­da ger­çek­le­şen bu te­cel­lî, o asîl var­lı­ğın zu­hû­ru­nun ilk be­re­ke­ti idi. Bu be­re­ket, bü­tün kâ­inâ­tı ku­şat­tı. O se­ne­ye bol­luk se­ne­si de­nil­di. Ni­te­kim ehl-i dil (gö­nül eh­li) na­za­rın­da Ka­dir Ge­ce­si’nden son­ra en kıy­met­li ge­ce, Ra­sû­lul­lâh’ın doğ­du­ğu ge­ce ola­rak ka­bûl edil­miş­tir.</p>
<p>O ge­ce bir gül gi­bi açı­lan Âlem­le­rin Efen­di­si’nin feyz ü be­re­ke­tiy­le do­lan gö­nül­ler­den ta­şan ifâ­de­ler, şâ­ir­le­rin mıs­râ­la­rı­na ay­rı bir le­tâ­fet ka­zan­dır­dı:</p>
<p><em>Su­ya vir­sün bağ-bân gül­zâ­rı zah­met çek­me­sün</em></p>
<p><em>Bir gül açıl­maz yü­zün tek vir­se min gül­zâ­re su<br />
</em> </p>
<p>“Bah­çı­van gül bah­çe­si­ni su­la­mak için (boş ye­re) zah­met çek­me­sin! (Zî­râ), bin ta­ne gül bah­çe­si su­la­sa (yâ Ra­sû­lal­lâh, yi­ne de) Sen’in yü­zün gi­bi bir gül (hiç­bir za­man) açıl­maz!..”</p>
<p>O gül­ler gü­lü­nün ul­vî teş­rî­fiy­le her şe­yin akı­şı de­ğiş­miş­ti. Rah­met te­cel­lî­le­ri, in­ci tâ­ne­le­ri gi­bi kâ­inâ­ta ser­pil­miş ve nû­ra has­ret gö­nül­ler sü­rû­ra gark ol­muş­tu.</p>
<p>İbn-i Ab­bâs -ra­dı­yal­lâ­hu an­hü­mâ-’dan şöy­le ri­vâ­yet edil­miş­tir:</p>
<p>“Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, pa­zar­te­si gü­nü doğ­du, pa­zar­te­si gü­nü pey­gam­ber ol­du, pa­zar­te­si Mek­ke’den Me­dî­ne’ye hic­ret et­ti, pa­zar­te­si gü­nü Me­dî­ne’ye var­dı, pa­zar­te­si gü­nü ve­fât et­ti. Pa­zar­te­si gü­nü (Kâ­be’de ha­kem­lik ya­pa­rak) Ha­cer-i Es­ved’i ye­ri­ne koy­du. Pa­zar­te­si gü­nü Be­dir za­fe­ri­ni ka­zan­dı. Pa­zar­te­si gü­nü</p>
<h2 style="text-align: right;">الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ</h2>
<p><em>«…Bu­gün si­ze dî­ni­ni­zi ta­mam­la­dım…»</em> (el-Mâ­ide, 3) âye­ti nâ­zil ol­du.” (Ah­med, I, 277; Hey­se­mî, I, 196)</p>
<p>O’nun do­ğu­mu, pey­gam­ber­li­ği, hic­re­ti ve ir­ti­hâ­li­nin, ilâ­hî bir te­cel­lî ola­rak hep pa­zar­te­si gün­le­ri­ne rast­la­ma­sı, bu gü­nün ehem­mi­ye­ti­nin bir ni­şâ­ne­si­dir. Ce­mâl ve ce­lâl te­cel­lî­si ola­rak se­vin­cin he­ye­câ­nı ile hüz­nün bu­ruk­lu­ğu, bay­ram ne­şe­si ile ir­ti­hâl elem­le­ri be­râ­ber ya­şan­mak­ta­dır.</p>
<p>Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in kâ­inâ­tı teş­rîf et­ti­ği mü­bâ­rek ge­ce­de bâ­zı hâ­ri­ku­lâ­de hâl­ler vu­kû bul­muş­tur. Bu mû­ci­ze­ler­den bir­ka­çı şöy­le­dir:</p>
<p>Haz­ret-i Âmi­ne’nin bil­dir­di­ği­ne gö­re ken­di­si, ne hâ­mi­le­li­ği ne de do­ğum es­nâ­sın­da hiç­bir zah­met çek­me­miş ve Al­lâh Ra­sû­lü dün­yâ­ya ge­lir­ken do­ğu ile ba­tı ara­sı­nı ay­dın­la­tan bir nû­run ken­di­sin­den çık­tı­ğı­nı gör­müş­tür. Pey­gam­ber -aley­his­sa­lâ­tü ves­se­lâm- te­miz bir şe­kil­de, el­le­ri­ni ye­re da­ya­ya­rak doğ­muş ve ba­şı­nı se­mâ­ya kal­dır­mış­tır.54</p>
<p>O an­da şey­tan, ha­yâ­tın­da hiç ol­ma­dı­ğı ka­dar bü­yük bir çığ­lık ko­par­mış­tır.55</p>
<p>İran baş­ka­dı­sı ve din ada­mı Mû­be­zân, rü­yâ­sın­da bir­ta­kım ser­keş de­ve­le­rin bir sü­rü yü­rük at­la­rı ön­le­ri­ne ka­ta­rak Dic­le ır­ma­ğı­nı geç­tik­le­ri­ni, İran top­rak­la­rı­na ya­yıl­dık­la­rı­nı gör­müş­tür.</p>
<p>Se­mâ­ve Vâ­di­si’ni56 su bas­mış­tır.</p>
<p>Kis­râ’nın sa­ra­yın­dan 14 sü­tun yı­kıl­mış­tır.</p>
<p>İran­lı­la­rın, ta­pı­nak­la­rın­da bin yıl­dan be­ri hiç sön­me­den ya­nan ateş­le­ri sön­müş­tür.57</p>
<p>Âi­şe -ra­dı­yal­lâ­hu an­hâ-’nın an­lat­tı­ğı­na gö­re Mek­ke’de ti­câ­ret­le meş­gul olan bir ya­hû­dî, Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in doğ­du­ğu ge­ce, Al­lâh Ra­sû­lü’nün dün­yâ­yı teş­rî­fi­nin alâ­me­ti olan yıl­dı­zın doğ­du­ğu­nu gör­müş, Ku­reyş mec­lis­le­rin­den bi­ri­ne gi­de­rek:</p>
<p>“–Ey Ku­reyş­li­ler! İçi­niz­de bu ge­ce ço­cu­ğu do­ğan var mı?” di­ye sor­muş­tu.</p>
<p>“–Val­lâ­hi bil­mi­yo­ruz!” de­nil­me­si üze­ri­ne ya­hû­dî:</p>
<p>“–Ey Ku­reyş ce­ma­ati! Si­ze söy­le­di­ğim şe­yi iyi bel­le­yi­niz! Bu ge­ce âhir za­man üm­me­ti­nin pey­gam­be­ri doğ­muş­tur. Onun iki kü­rek ke­mi­ği ara­sın­da, üze­rin­de tüy­ler bu­lu­nan si­yah sa­rı ka­rı­şı­mı bir ben var­dır.” de­di.</p>
<p>Mec­lis­te­ki­ler, ya­hû­dî­nin söy­le­dik­le­ri­ne hay­ret ede­rek da­ğıl­dı­lar. Ev­le­ri­ne va­rın­ca ya­hû­dî­nin söz­le­ri­ni âi­le­le­ri­ne an­lat­tı­lar. Bir kıs­mı­nın âi­le­si:</p>
<p>“–Ab­dul­lâh’ın bir oğ­lu doğ­du. O’na Mu­ham­med is­mi­ni ver­di­ler!” de­di. Bu­nun üze­ri­ne on­lar ya­hû­dî­nin evi­ne gi­dip:</p>
<p>“–Mek­ke’de bir ço­cuk doğ­muş, ha­be­rin var mı?” de­di­ler. Ya­hû­dî:</p>
<p>“–Ben si­ze ha­ber ver­dik­ten son­ra mı yok­sa ön­ce mi?” di­ye sor­du.</p>
<p>“–Ön­ce doğ­muş, is­mi de Ah­med!” de­di­ler.</p>
<p>İs­te­ği üze­ri­ne onu Haz­ret-i Âmi­ne’nin evi­ne gö­tür­dü­ler. Haz­ret-i Âmi­ne mü­bâ­rek oğ­lu­nu on­la­ra gös­ter­di. Ya­hû­dî, Fahr-i Kâ­inât -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in sır­tın­da­ki nü­büv­vet müh­rü­nü gö­rün­ce ba­yıl­dı. Ayıl­dı­ğı za­man, ken­di­si­ne:</p>
<p>“–Ne var, ne ol­du?” de­di­ler.</p>
<p>Ya­hû­dî:</p>
<p>“–Val­lâ­hi ar­tık İs­râ­îlo­ğul­la­rı’ndan pey­gam­ber­lik git­ti! El­le­rin­den Ki­tap da git­ti! Son pey­gam­be­rin, İs­râ­îlo­ğul­la­rı’nı öl­dü­re­ce­ği ve din adam­la­rı­nın îti­bâ­rı­nı dü­şü­re­ce­ği ya­zı­lı­dır. Arap­lar nü­büv­vet­le bü­yük bir iz­zet ve şe­re­fe ere­cek­ler. Ey Ku­reyş ce­ma­ati! Se­vi­ni­niz, val­lâ­hi siz, ha­be­ri do­ğu­dan ba­tı­ya ka­dar ula­şa­cak bir kuv­ve­te mâ­lik ola­cak­sı­nız!” de­di. (İbn-i Sa’d, I, 162-163; Hâ­kim, II, 657/4177)</p>
<p>Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in ve­lâ­de­ti­ne bü­tün Mek­ke hal­kı se­vin­miş­ti. Hat­tâ Ebû Le­heb, mü­bâ­rek ye­ğe­ni­nin doğ­du­ğu­nu müj­de­le­yen câ­ri­ye­si Sü­vey­be’yi, âzâd ede­rek mü­kâ­fat­lan­dır­mış­tı.58</p>
<p>Bu hâ­di­sey­le alâ­ka­lı ola­rak da­ha son­ra Ab­bâs -ra­dı­yal­lâ­hu anh- şun­la­rı an­la­tır:</p>
<p>Ebû Le­heb’i ölü­mün­den bir se­ne son­ra rü­yam­da gör­düm. Kö­tü bir hâl­de idi:</p>
<p>“–Sa­na na­sıl mu­âme­le edil­di?” di­ye sor­dum.</p>
<p>Ebû Le­heb:</p>
<p>“–Mu­ham­med’in do­ğu­mu­na se­vi­ne­rek Sü­vey­be’yi âzâd et­ti­ğim için pa­zar­te­si gün­le­ri azâ­bım bi­raz ha­fif­le­til­mek­te­dir. O gün baş par­ma­ğım­la işâ­ret par­ma­ğım ara­sın­da­ki şu kü­çük de­lik­ten çı­kan su ile se­rin­le­mek­te­yim.” ce­vâ­bı­nı ver­di. (İbn-i Ke­sîr, el-Bi­dâ­ye, II, 277; İbn-i Sa’d, I, 108, 125)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/ulvi-tesrif-ve-bu-esnada-vuku-bulan-harikulade-haller.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hazret-i Peygamber&#8217;in Babası Abdullah İle Annesi Âmine&#8217;nin İzdivâcı</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/hazret-i-peygamberin-babasi-abdullah-ile-annesi-aminenin-izdivaci.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/hazret-i-peygamberin-babasi-abdullah-ile-annesi-aminenin-izdivaci.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 21:05:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Ab­dul­lâh]]></category>
		<category><![CDATA[Âmi­ne]]></category>
		<category><![CDATA[annesi]]></category>
		<category><![CDATA[babası]]></category>
		<category><![CDATA[Ba­ba­sı]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[evlenmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Haz­ret-i Pey­gam­ber’in]]></category>
		<category><![CDATA[Haz­ret-i Pey­gam­ber’in Ba­ba­sı Ab­dul­lâh ile An­ne­]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[İz­di­vâ­cı]]></category>
		<category><![CDATA[kuranı kerim ışığında nebiler silsilesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[nurun geçişi]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=444</guid>
		<description><![CDATA[Haz­ret-i Pey­gam­ber’in Ba­ba­sı Ab­dul­lâh ile An­ne­si Âmi­ne’nin İz­di­vâ­cı Haz­ret-i Pey­gam­ber’in bi’se­ti­ne ya­kın dö­nem­de tev­hîd inan­cı yi­ti­ril­miş, Kâ­be ka­vim ve ka­bî­le­le­re âit put­lar­la dol­du­rul­muş, Zem­zem ku­yu­su da ip­tal edil­miş bu­lu­nu­yor­du. Pey­gam­ber Efen­di­miz’in de­de­si Ab­dül­mut­ta­lib, bir­gün Hicr’de uyur­ken rü­yâ­sın­da ken­di­si­ne Zem­zem ku­yu­su­nu ka­zıp or­ta­ya çı­kar­ma­sı söy­len­di. Da­ha son­ra da bir işâ­ret­le ka­zıl­ma­sı ge­re­ken yer ken­di­si­ne gös­te­ril­di. Ab­dül­mut­ta­lib [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Haz­ret-i Pey­gam­ber’in Ba­ba­sı Ab­dul­lâh ile An­ne­si Âmi­ne’nin İz­di­vâ­cı</strong></p>
<p>Haz­ret-i Pey­gam­ber’in bi’se­ti­ne ya­kın dö­nem­de tev­hîd inan­cı yi­ti­ril­miş, Kâ­be ka­vim ve ka­bî­le­le­re âit put­lar­la dol­du­rul­muş, Zem­zem ku­yu­su da ip­tal edil­miş bu­lu­nu­yor­du.</p>
<p>Pey­gam­ber Efen­di­miz’in de­de­si Ab­dül­mut­ta­lib, bir­gün Hicr’de uyur­ken rü­yâ­sın­da ken­di­si­ne Zem­zem ku­yu­su­nu ka­zıp or­ta­ya çı­kar­ma­sı söy­len­di. Da­ha son­ra da bir işâ­ret­le ka­zıl­ma­sı ge­re­ken yer ken­di­si­ne gös­te­ril­di.</p>
<p>Ab­dül­mut­ta­lib ka­zı işi­ne baş­la­dı­ğın­da Ku­reyş­li­ler:</p>
<p>“–Mâ­be­di­mi­zin ya­nı­nı kaz­dır­ma­yız.” di­ye­rek ona mâ­nî ol­du­lar. Ab­dül­mut­ta­lib’in he­nüz on­la­ra kar­şı du­ra­cak gü­cü yok­tu. Bu­nun üze­ri­ne Ab­dül­mut­ta­lib, Al­lâh ken­di­si­ne on ev­lât ve­rir ve bun­lar da onu ko­ru­ya­cak ça­ğa eri­şir­ler­se, on­lar­dan bi­ri­si­ni Kâ­be’nin ya­nın­da kur­bân et­me­yi ada­dı.</p>
<p>Bir müd­det son­ra Ku­reyş­li­ler, Ab­dül­mut­ta­lib’de gör­dük­le­ri bâ­zı hâ­ri­ku­lâ­de hâl ve işâ­ret­ler se­be­biy­le yu­mu­şa­dı­lar ve ona mü­sâ­ade et­ti­ler. Ab­dül­mut­ta­lib ku­yu­yu kaz­dı ve Zem­zem’i or­ta­ya çı­kar­dı. Za­man­la on ev­lâ­dı dün­yâ­ya gel­di ve ken­di­si­ni ko­ru­ya­cak ça­ğa eriş­ti­ler. Bu­nun üze­ri­ne rü­yâ­sın­da: <span id="more-444"></span></p>
<p>“–Ada­ğı­nı ye­ri­ne ge­tir!” de­ni­le­rek yıl­lar ön­ce Al­lâh’a ver­di­ği söz ken­di­si­ne ha­tır­la­tıl­dı. Ada­ğı­nı ye­ri­ne ge­tir­mek için sı­ray­la koç ve sı­ğır ke­sen Ab­dül­mut­ta­lib’den her se­fe­rin­de da­ha bü­yü­ğü is­ten­di. O ise:</p>
<p>“–Da­ha bü­yü­ğü ne­dir?” di­ye so­run­ca:</p>
<p>“–Oğul­la­rın­dan bi­ri­si­ni kur­ban et­me­yi ada­mış­tın!” de­nil­di. Bu­nun üze­ri­ne ev­lât­la­rı­nı top­la­yan Ab­dül­mut­ta­lib, Al­lâh için yap­mış ol­du­ğu ada­ğı ger­çek­leş­tir­mek için on­la­rı ita­ate dâ­vet et­ti. On­lar da mu­hâ­le­fet et­mek­si­zin:</p>
<p>“–Sen ada­ğı­nı ye­ri­ne ge­tir, is­te­di­ği­ni yap!” de­di­ler.</p>
<p>Ab­dül­mut­ta­lib ara­la­rın­da kur’a çe­ker­ken:</p>
<p>“Al­lâh’ım! Ben ev­lât­la­rım­dan bi­ri­si­ni Sa­na kur­bân et­me­yi ada­mış­tım. Ara­la­rın­da kur’a çe­ke­ce­ğim, on­lar­dan di­le­di­ği­ne isâ­bet et­tir!” di­ye duâ et­ti.</p>
<p>Kur’a Pey­gam­ber Efen­di­miz’in ba­ba­sı Ab­dul­lâh’a çık­tı. Ab­dül­mut­ta­lib, kur­ban et­mek üze­re oğ­lu­nu Kâ­be’ye gö­tür­dü­ğün­de Mek­ke­li­ler, ev­lât kur­bân et­me­nin âdet hâ­li­ne gel­me­sin­den kor­ka­rak ona mâ­nî ol­du­lar. Ab­dül­mut­ta­lib’i ik­nâ ede­rek bir âli­me gö­tür­dü­ler. Âlim:</p>
<p>“–Siz­de bir in­sa­nın di­ye­ti ne ka­dar­dır?” di­ye sor­du.</p>
<p>“–On de­ve­dir.” di­ye ce­vap ver­di­ler. Bu­nun üze­ri­ne âlim:</p>
<p>“–Öy­ley­se Ab­dul­lâh ile on de­ve ara­sın­da kur’a çe­kin, kur’a Ab­dul­lâh’a çı­kar­sa on de­ve da­ha ilâ­ve ede­rek yir­mi de­ve ile Ab­dul­lâh ara­sın­da tek­rar kur’a çe­kin. Bu sa­yı­yı, kur’a de­ve­le­re çı­kın­ca­ya ka­dar onar onar ar­tı­rın!” tav­si­ye­sin­de bu­lun­du.</p>
<p>On de­ve ile Ab­dul­lâh ara­sın­da kur’a çek­tik­le­rin­de, kur’a Ab­dul­lâh’a çık­tı. On de­ve da­ha ilâ­ve ede­rek kur’ayı tek­rar­la­dı­lar, yi­ne Ab­dul­lâh’a çık­tı. De­ve­le­rin sa­yı­sı yü­ze va­rın­ca­ya ka­dar kur’a bu min­vâl üze­re de­vâm et­ti. Sa­yı yü­ze ula­şın­ca bu se­fer kur’a de­ve­le­re çık­tı. Ab­dül­mut­ta­lib iyi­ce emîn ol­mak için kur’ayı üç de­fâ da­ha tek­rar­la­dı. Bu es­nâ­da aya­ğa kal­ka­rak oğ­lu­nun kur­tul­ma­sı için Al­lâh’a duâ et­ti. Her de­fâ­sın­da da kur’anın de­ve­le­re çık­tı­ğı­nı gö­rün­ce ora­da­ki­ler, se­vinç­le­rin­den tek­bîr ge­tir­di­ler. Son­ra Ab­dul­mut­ta­lib de­ve­le­ri kur­bân ede­rek et­le­ri­ni ta­sad­duk et­ti.36</p>
<p>Bu­gün, İs­lâm şe­rî­atın­da öl­dü­rü­len bir in­sa­nın di­ye­ti­nin yüz de­ve ve­ya bu­nun be­de­li ola­rak be­lir­len­miş bu­lun­ma­sı, bu tâ­ri­hî hâ­di­se­ye is­ti­nâ­den­dir.</p>
<p>Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Efen­di­miz, ata­sı İs­mâ­îl -aley­his­se­lâm-’ın ve ba­ba­sı Ab­dul­lâh’ın kur­bân edil­mek için se­çil­dik­le­ri­ne işâ­ret­le:</p>
<p>“Ben iki kur­ban­lı­ğın oğ­lu­yum.” bu­yur­muş­lar­dır. (Hâ­kim, II, 609/4048)</p>
<p>Yi­ne bu se­bep­le Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, “İbn-i Ze­bî­hayn: İki kur­ban­lı­ğın oğ­lu” di­ye de anı­lır­dı.37</p>
<p>Haz­ret-i Ab­dul­lâh, dış gö­rü­nüş ve ah­lâk ba­kı­mın­dan, hem ken­di kar­deş­le­ri­nin hem de di­ğer bü­tün Ku­reyş genç­le­ri­nin en gü­ze­li idi. Akıl, ze­kâ ve ke­mâl iti­bâ­rıy­la da yi­ne on­la­rın en üs­tü­nü idi.38 Bu se­bep­le Ku­reyş’in bü­tün genç kız­la­rı onun­la ev­len­me­ye tâ­lip­ti­ler. Hat­tâ Va­ra­ka bin Nev­fel’in kız kar­de­şi Ru­kıy­ye, Ab­dul­lâh’ın al­nın­da­ki nû­ru gö­rün­ce bu­nun pey­gam­ber­lik nû­ru ol­du­ğu­nu an­la­mış ve bek­le­nen son pey­gam­be­rin an­ne­si ol­ma şe­re­fi­ne nâ­il ol­mak is­te­ye­rek Haz­ret-i Ab­dul­lâh’a, ken­di­siy­le ev­len­me­si­ne kar­şı­lık yüz de­ve tek­lif et­miş­ti.39</p>
<p>Ab­dül­mut­ta­lib, oğ­lu Ab­dul­lâh’a Be­nî Züh­re ka­bî­le­si­nin efen­di­si Vehb bin Ab­di Me­nâf’ın kı­zı Âmi­ne’yi is­te­di. Ku­reyş’in ne­seb ve şe­ref ba­kı­mın­dan en üs­tün kı­zı olan Âmi­ne de bu­na mu­vâ­fa­kat edin­ce ni­kâh­la­rı kı­yıl­dı.</p>
<p>Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in an­ne­si Haz­ret-i Âmi­ne’nin ne­se­bi, Vehb bin Ab­di Me­nâf bin Züh­re bin Ki­lâb bin Mür­re şek­lin­de­dir. Züh­re, Hâ­şi­mo­ğul­la­rı’nın ata­la­rı olan Ku­say bin Ki­lâb’ın kar­de­şi ol­du­ğun­dan, Haz­ret-i Âmi­ne’nin ne­se­bi Haz­ret-i Ab­dul­lâh ile Ki­lâb’da bir­le­şir.40</p>
<p>Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- ana rah­mi­ne dü­şün­ce, Ab­dul­lâh’ın al­nın­da­ki nûr Haz­ret-i Âmi­ne’ye geç­ti.41</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/hazret-i-peygamberin-babasi-abdullah-ile-annesi-aminenin-izdivaci.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimiz&#8217;in Pâk Nesebi</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-pak-nesebi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-pak-nesebi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 21:02:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[efendimizin mübarek soyu]]></category>
		<category><![CDATA[Efen­di­miz]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kuranı kerim ışığında nebiler silsilesi]]></category>
		<category><![CDATA[mübarek]]></category>
		<category><![CDATA[mübarek soyu]]></category>
		<category><![CDATA[neseb]]></category>
		<category><![CDATA[Ne­se­bi]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[Pâk]]></category>
		<category><![CDATA[Pâk Ne­se­bi]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberimizin soyu]]></category>
		<category><![CDATA[Pey­gam­ber]]></category>
		<category><![CDATA[Pey­gam­ber Efen­di­miz’in]]></category>
		<category><![CDATA[Pey­gam­ber Efen­di­miz’in Pâk Ne­se­bi]]></category>
		<category><![CDATA[şerefli]]></category>
		<category><![CDATA[soy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=441</guid>
		<description><![CDATA[Pey­gam­ber Efen­di­miz’in Pâk Ne­se­bi Pey­gam­be­ri­miz’in ba­ba­sı Haz­ret-i Ab­dul­lâh, an­ne­si Haz­ret-i Âmi­ne’dir. O’nun mü­bâ­rek so­yu Haz­ret-i İs­mâ­îl’in oğ­lu Kay­zar sü­lâ­le­si­nin en şe­ref­li­si olan Ad­nân’a ka­dar uza­nır.33 Pey­gam­be­ri­miz’in bü­yük de­de­si olan Ad­nân, İs­mâ­îl -aley­his­se­lâm-’ın so­yun­dan­dır.34 Ad­nân’ın oğ­lu Me­add’ın Îsâ -aley­his­se­lâm-’ın mu­âsı­rı ol­du­ğu nak­le­di­lir. Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, Ku­reyş ka­bî­le­si için­de, ge­rek ba­ba ve ge­rek ana yö­nün­den, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Pey­gam­ber Efen­di­miz’in Pâk Ne­se­bi</strong></p>
<p>Pey­gam­be­ri­miz’in ba­ba­sı Haz­ret-i Ab­dul­lâh, an­ne­si Haz­ret-i Âmi­ne’dir. O’nun mü­bâ­rek so­yu Haz­ret-i İs­mâ­îl’in oğ­lu Kay­zar sü­lâ­le­si­nin en şe­ref­li­si olan Ad­nân’a ka­dar uza­nır.33</p>
<p>Pey­gam­be­ri­miz’in bü­yük de­de­si olan Ad­nân, İs­mâ­îl -aley­his­se­lâm-’ın so­yun­dan­dır.34 Ad­nân’ın oğ­lu Me­add’ın Îsâ -aley­his­se­lâm-’ın mu­âsı­rı ol­du­ğu nak­le­di­lir.</p>
<p>Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, Ku­reyş ka­bî­le­si için­de, ge­rek ba­ba ve ge­rek ana yö­nün­den, en te­miz ve en şe­ref­li bir âi­le­ye men­sup­tur. Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, ne­se­bi­nin ne­zîh ve pâk olu­şu hak­kın­da şöy­le bu­yur­muş­tur:<span id="more-441"></span></p>
<p>“Ben, câ­hi­li­ye dev­ri­nin kö­tü­lük­le­rin­den hiç­bir şey bu­laş­mak­sı­zın, ana ve ba­bam­dan mey­da­na gel­dim. Ben, tâ Âdem’den ba­ba­ma ve an­ne­me ge­lin­ce­ye ka­dar hep ni­kâh mah­sû­lü ola­rak mey­da­na gel­dim, as­lâ zî­nâ­dan mey­da­na gel­me­dim!” (İbn-i Ke­sîr, el-Bi­dâ­ye, II, 260)</p>
<p>O’nun bir ism-i şe­rî­fi de Mus­ta­fâ’dır. Bu isim, şu tâ­ri­hî ıs­tı­fâ­yı, yâ­ni se­çi­lip sü­zül­me­yi ifâ­de eder:</p>
<p>Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in men­sûb ol­du­ğu top­lu­luk ne za­man iki­ye ay­rıl­sa, Al­lâh Te­âlâ, Ra­sû­lü’nü en ha­yır­lı top­lu­luk­ta bu­lun­dur­muş­tur. O’nun var­lı­ğı ay­dın­la­tan nû­ru, Haz­ret-i Âdem -aley­his­se­lâm-’dan be­ri en te­miz an­ne ve ba­ba­lar­dan te­sel­sül et­ti­ri­le­rek ken­di­si­ne in­ti­kâl et­miş­tir.35</p>
<p>İbn-i Ab­bâs Haz­ret­le­ri, Şu­arâ Sû­re­si’nin 219. âye­ti­ni, bu mâ­nâ­yı ifâ­de ede­rek şöy­le tef­sîr et­miş­tir:</p>
<p><em>“Sen, yâ­ni nû­run, hep sec­de eden­ler­den do­laş­tı­rı­la­rak Sa­na in­ti­kâl et­miş­tir.”</em> (Kur­tu­bî, XI­II, 144, Hey­se­mî, VI­II, 214 )</p>
<p>Fahr-i Kâ­inât -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, bu hu­sû­su ha­dîs-i şe­rîf­le­rin­de şöy­le di­le ge­tir­miş­tir:</p>
<p>“Ben, Âde­mo­ğul­la­rı’nın en ha­yır­lı ve en te­miz olan­la­rın­dan, de­vir­den de­vi­re, âi­le­den âi­le­ye ge­çe­rek, ni­hâ­yet şu için­de bu­lun­du­ğum âi­le­den vü­cû­da ge­ti­ril­dim!” (Bu­hâ­rî, Me­nâ­kıb, 23)</p>
<p>“Al­lâh Te­âlâ İb­râ­hî­mo­ğul­la­rı’ndan İs­mâ­îl’i seç­ti. İs­mâ­îlo­ğul­la­rı’ndan Ki­nâ­ne­oğul­la­rı’nı seç­ti. Ki­nâ­ne­oğul­la­rı’ndan Ku­reyş’i seç­ti. Ku­reyş’ten Hâ­şi­mo­ğul­la­rı’nı seç­ti. Hâ­şi­mo­ğul­la­rı’ndan Ab­dül­mut­ta­li­bo­ğul­la­rı’nı seç­ti. Ab­dül­mut­ta­li­bo­ğul­la­rı’ndan da be­ni seç­ti.” (Müs­lim, Fe­dâ­il, 1; Tir­mi­zî, Me­nâ­kıb, 1)</p>
<p>Bü­yük İs­lâm âli­mi İbn-i Hal­dun, Pey­gam­ber Efen­di­miz’in ne­se­bi­nin bu ka­dar sa­rîh ve taf­sî­lat­lı bir şe­kil­de bi­lin­me­si ve asâ­let­le de­vâm ede­gel­me­si hu­sû­sun­da şöy­le de­mek­te­dir:</p>
<p>“Haz­ret-i Mu­ham­med -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’den baş­ka hiç­bir ku­lun, ne ne­se­bi bu de­re­ce maz­but­tur ne de Âdem -aley­his­se­lâm-’dan ken­di­le­ri­ne ge­lin­ce­ye ka­dar, soy asâ­le­ti ke­sin­ti­siz bir şe­kil­de de­vâm et­miş­tir. Bu, Al­lâh Te­âlâ’nın Ha­bîb-i Edî­bi’ne hu­sû­sî bir ik­râ­mı­dır.” (İbn-i Hal­dun, I, 115)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/peygamber-efendimizin-pak-nesebi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nûr-i Muhammedî</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/nur-i-muhammedi.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/nur-i-muhammedi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 20:58:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr-i Mu­ham­me­dî]]></category>
		<category><![CDATA[paygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberlik]]></category>
		<category><![CDATA[Var­lık nû­ru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[Nûr-i Mu­ham­me­dî Al­lâh Te­âlâ için za­man ve me­kân dü­şü­nü­le­mez. O, za­man ve me­kân ka­yıt­la­rın­dan mü­nez­zeh­tir.29 Ezel­de yal­nız ken­di­si var olan ve var ol­mak için baş­ka bir var edi­ci­ye muh­taç ol­ma­yan Ce­nâb-ı Hak, bi­lin­me­yi ve bu bi­lin­me­nin îcâ­bı ola­rak ibâ­det­ler­le tek­rîm olun­ma­yı mu­râd et­ti­ğin­den, “âlem-i kes­ret” (çok­luk âle­mi yâ­ni kâ­inât) de­ni­len mâ­si­val­lâ­hı30 ya­rat­mış­tır. Bu ya­ra­tış­ta, ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Nûr-i Mu­ham­me­dî</strong></p>
<p>Al­lâh Te­âlâ için za­man ve me­kân dü­şü­nü­le­mez. O, za­man ve me­kân ka­yıt­la­rın­dan mü­nez­zeh­tir.29 Ezel­de yal­nız ken­di­si var olan ve var ol­mak için baş­ka bir var edi­ci­ye muh­taç ol­ma­yan Ce­nâb-ı Hak, bi­lin­me­yi ve bu bi­lin­me­nin îcâ­bı ola­rak ibâ­det­ler­le tek­rîm olun­ma­yı mu­râd et­ti­ğin­den, “âlem-i kes­ret” (çok­luk âle­mi yâ­ni kâ­inât) de­ni­len mâ­si­val­lâ­hı30 ya­rat­mış­tır. Bu ya­ra­tış­ta, ilk ön­ce hu­sû­le ge­len, bir “nûr”dur. O nûr da, “Ha­kî­kat-i Mu­ham­me­di­yye”nin özü, as­lı ve ma­ya­sı­dır.</p>
<p>Na­sıl ki kıy­met­li bir mü­cev­her, çıp­lak bir sû­ret­te tak­dîm edil­mez ve et­râ­fı­na bir­ta­kım süs­lü am­ba­laj­lar ko­nur­sa, bü­tün var­lık­lar da “Nûr-i Mu­ham­me­dî” kar­şı­sın­da o mev­kî­de­dir. O’nun iz­ze­ti hak­kı için ya­ra­tıl­mış­tır. Bu­na gö­re var­lı­ğın ilk se­be­bi Ce­nâb-ı Hakk’ın biz­zat Zât-ı Ulû­hiy­ye­ti, ikin­ci se­be­bi ise “Nûr-i Mu­ham­me­dî”yi, şe­re­fi ve kıy­me­ti se­be­biy­le sâ­ir var­lık­lar ile zarf­lan­dır­mak ve tez­yîn et­mek ge­re­ği­dir.<span id="more-438"></span></p>
<p>Di­ğer bir ifâ­dey­le İs­lâm ilâ­hi­ya­tı­na gö­re var­lık­la­rın te­sel­sü­lün­de ilk meb­de’ (baş­lan­gıç), Fâ­il-i Muh­târ (di­le­di­ği­ni yap­mak­ta ser­best) ola­rak Ce­nâb-ı Hak; ve­sî­le ve se­bep de “Nûr-i Mu­ham­me­dî”dir. Yâ­ni ya­ra­tı­lış­ta O, ilk­tir.</p>
<p>İs­lâm’a gö­re kâ­inât, bir­çok fi­lo­zo­fun ka­bûl et­ti­ği­nin ak­si­ne “ka­dîm” de­ğil, “hâ­dis”tir. Yâ­ni, son­ra­dan var ol­muş­tur. Ka­dîm olan, sâ­de­ce Ce­nâb-ı Hak’tır. Son­ra­dan ya­ra­tıl­mış­la­rın il­ki ise “Nûr-i Mu­ham­me­dî”dir. Bu se­bep­le­dir ki Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-:</p>
<p><em>“Âdem rûh ile ce­sed ara­sın­da iken ben ne­bî idim.”</em> bu­yur­muş­tur. (Tir­mi­zî, Me­nâ­kıb, 1)</p>
<p>Yâ­ni Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, nû­ru­nun ya­ra­tı­lı­şı ve ona ri­sâ­let izâ­fe­si iti­bâ­rıy­la Haz­ret-i Âdem -aley­his­se­lâm-’dan ön­ce­dir. Cis­mâ­ni­yet ka­za­nıp âle­mi­miz­de zu­hûr et­me­si ba­kı­mın­dan ise, nü­büv­vet tak­vi­mi­nin son yap­ra­ğı­dır. Zî­râ ri­sâ­let tak­vi­mi, var­lı­ğın il­ki olan “Nûr-i Mu­ham­me­dî” ile baş­la­mış; son yap­ra­ğı da “Cis­mâ­ni­yet-i Mu­ham­me­dî” ile ni­hâ­yet bul­muş­tur.</p>
<p><strong>“Var­lık nû­ru”</strong> ise, ken­di­le­ri­nin şe­re­fi îcâ­bı ya­ra­tıl­mış olan bü­tün mah­lû­kâ­tın, ilk ya­ra­tıl­mış var­lık olan <strong>“Nûr-i Mu­ham­me­dî”</strong>ye nis­be­ti­ni ifâ­de eder. Bu var­lık­lar­da bi­zâ­ti­hî (ken­di­li­ğin­den) bir şe­ref mev­cut ol­ma­yıp, on­lar de­ğer­le­ri­ni “Nûr-i Mu­ham­me­dî”ye izâ­fet­le ka­za­nır­lar.</p>
<p>Şu ha­dîs-i şe­rîf­ler de, bu ha­kî­ka­ti ifâ­de et­mek­te­dir:</p>
<p>“Âdem -aley­his­se­lâm- cen­net­ten çı­ka­rıl­ma­sı­na se­bep olan zel­le­yi iş­le­di­ğin­de, ha­tâ­sı­nı an­la­yıp:</p>
<p>«–Yâ Rab­bî! Mu­ham­med hak­kı için Sen’den be­ni ba­ğış­la­ma­nı is­ti­yo­rum.» de­di.</p>
<p>Al­lâh Te­âlâ:</p>
<p>«–Ey Âdem! He­nüz ya­rat­ma­dı­ğım hâl­de Mu­ham­med’i sen ne­re­den bil­din?» bu­yur­du.</p>
<p>Âdem -aley­his­se­lâm-:</p>
<p>«–Yâ Rab­bî! Sen be­ni ya­ra­tıp ba­na rû­hun­dan üf­le­di­ğin­de ba­şı­mı kal­dır­dım, Arş’ın sü­tun­la­rı üze­rin­de “Lâ ilâ­he il­lâl­lâh, Mu­ham­me­dün Ra­sû­lul­lâh” cüm­le­si­nin ya­zı­lı ol­du­ğu­nu gör­düm. Bil­dim ki Sen, zâ­tı­nın is­mi­ne an­cak ya­ra­tıl­mış­la­rın en se­vim­li­si­ni izâ­fe eder­sin!» de­di.</p>
<p>Bu­nun üze­ri­ne Al­lâh Te­âlâ:</p>
<p>«–Doğ­ru söy­le­din ey Âdem! Ha­kî­ka­ten O, Ba­na gö­re mah­lû­kâ­tın en se­vim­li­si­dir. O’nun hak­kı için Ba­na duâ et. (Mâ­dem ki duâ et­tin), Ben de se­ni ba­ğış­la­dım. Şâ­yet Mu­ham­med ol­ma­say­dı se­ni ya­rat­maz­dım!» bu­yur­du.” (Hâ­kim, II, 672)</p>
<p>İbn-i Ab­bâs -ra­dı­yal­lâ­hu an­hü­mâ-’dan şöy­le nak­le­di­lir:</p>
<p>“Al­lâh Te­âlâ, Îsâ -aley­his­se­lâm-’a vah­yet­ti ve şöy­le bu­yur­du:</p>
<p>«Ey Îsâ! Mu­ham­med’e îmân et ve üm­me­tin­den O’na ye­ti­şen­le­re O’na îmân et­me­le­ri­ni em­ret! Şâ­yet Mu­ham­med ol­ma­say­dı Âdem’i ya­rat­maz­dım! Mu­ham­med ol­ma­say­dı cen­ne­ti de ce­hen­ne­mi de ya­rat­maz­dım. Arş’ı su üze­rin­de ya­rat­tı­ğım­da sar­sıl­ma­ya baş­la­dı, üze­ri­ne “Lâ ilâ­he il­lâl­lâh Mu­ham­me­dün Ra­sû­lul­lâh” ya­zın­ca sâ­kin­leş­ti.»” (Hâ­kim, II, 672)</p>
<p>Bir­gün Câ­bir -ra­dı­yal­lâ­hu anh- Pey­gam­ber Efen­di­miz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’e ge­le­rek:</p>
<p>“–Anam ba­bam Sa­na fe­dâ ol­sun yâ Ra­sû­lal­lâh! Ba­na ilk ya­ra­tı­lan şe­yin ne ol­du­ğu­nu bil­di­rir mi­sin?” di­ye sor­muş­tu.</p>
<p>Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-:</p>
<p>“–Ey Câ­bir! Al­lâh Te­âlâ, her şey­den ön­ce se­nin pey­gam­be­ri­nin nû­ru­nu, zâ­tı­nın nû­run­dan ya­rat­mış­tır…” ce­vâ­bı­nı ver­di­ler.31</p>
<p>İbn-i Ara­bî Haz­ret­le­ri, bu hu­sus­ta şu mü­tâ­la­alar­da bu­lu­nur:</p>
<p>“Al­lâh Te­âlâ, Mu­ham­med -aley­his­se­lâm-’a pey­gam­ber­li­ği­ni müj­de­le­di­ği va­kit Âdem -aley­his­se­lâm- he­nüz yok­tu, su ile ça­mur ara­sın­da idi… Böy­le­ce ne­bî ve ra­sûl­ler vâ­sı­ta­sıy­la or­ta­ya çı­kan bü­tün şe­rî­at­le­rin ev­ve­li ve bâ­tı­nı ol­mak hük­mü, Al­lâh Ra­sû­lü için ta­hak­kuk et­miş ol­du. Pey­gam­be­ri­miz da­ha o za­man şe­rî­at sâ­hi­bi idi, çün­kü ha­dîs-i şe­rî­fin­de: «Âdem rûh ile ce­sed ara­sın­da iken ben ne­bî idim.» bu­yur­muş­tur. «Ben in­san­dım.» ve­ya «Ben mev­cut idim.» bu­yur­ma­mış­tır. Nü­büv­vet, an­cak Al­lâh ta­ra­fın­dan ken­di­si­ne ve­ril­miş bir şe­rî­at­le söz ko­nu­su olur.” (İbn-i Ara­bî, el-Fü­tü­hât, II, 171; IV, 66-67)</p>
<p>İbn-i Ara­bî Haz­ret­le­ri, di­ğer bir ese­rin­de de şöy­le der:</p>
<p>“Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, in­san nev’i için­de var­lı­ğın en mü­kem­me­li­dir. Bu­nun için­dir ki nü­büv­vet O’nun­la baş­la­dı, O’nun­la so­na er­di.” (İbn-i Ara­bî, Fu­sû­su’l-Hi­kem, IV, 319)</p>
<p>Haz­ret-i Mev­lâ­nâ Mes­ne­vî’sin­de bu­yu­rur ki:</p>
<p>“Gel ey gö­nül! Ha­kî­kî bay­ram, Ce­nâb-ı Mu­ham­med’e vus­lat­tır. Çün­kü ci­hâ­nın ay­dın­lı­ğı, O mü­bâ­rek var­lı­ğın ce­mâ­li­nin nû­run­dan­dır.”</p>
<p>Sü­ley­mân Çe­le­bi Haz­ret­le­ri de Mev­lid-i Şe­rîf’in­de Nûr-i Mu­ham­me­dî’den şöy­le bah­se­der:</p>
<p>Mus­ta­fâ nû­ru­nu ev­vel kıl­dı vâr</p>
<p>Sev­di ânı ol Ke­rîm ü Gir­di­gâr32</p>
<p>“O Ya­ra­tı­cı ve Ke­rîm olan Al­lâh, ön­ce Mu­ham­med Mus­ta­fâ -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in nû­ru­nu ya­rat­tı ve O’nu sev­di.”</p>
<p><strong>Hü­lâ­sa,</strong> Ha­kî­kat-i Mu­ham­me­di­yye ola­rak da isim­len­di­ri­len Nûr-i Mu­ham­me­dî, Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in mâ­ne­vî şah­si­ye­ti­ni tem­sîl eden bir nûr, bir ha­kî­kat ve­ya bir cev­her­dir. Al­lâh ka­tın­da en sev­gi­li ve en kıy­met­li olan, O’dur. Mev­cû­dâ­tın var­lık se­be­bi, Ce­nâb-ı Hakk’ın, hil­kat­te ilk olan Nûr-i Mu­ham­me­dî’ye mu­hab­be­ti­dir. Bu se­bep­le bü­tün kâ­inât, Nûr-i Mu­ham­me­dî’nin şe­re­fi­ne ve O’na bir maz­rûf ol­mak üze­re hal­ke­dil­miş­tir. Bü­tün mev­cû­dât O’nun ha­kî­ka­ti­ni taf­sîl ve be­yân için ya­ra­tıl­mış­tır. Bu yüz­den na­sıl ki bir bar­da­ğa, bir um­mâ­nı sığ­dır­mak müm­kün de­ğil­se, Nûr-i Mu­ham­me­dî’yi lâ­yı­kıy­la id­râk ede­bil­mek de öy­le müm­kün de­ğil­dir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/nur-i-muhammedi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nûr Sûresi Meali</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/nur-suresi-meali.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/nur-suresi-meali.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jul 2008 16:03:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Meali]]></category>
		<category><![CDATA[meali]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Nûr Sûresi meali]]></category>
		<category><![CDATA[sure]]></category>
		<category><![CDATA[süresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[Bismillahirrahmanirrahim Rahmân ve rahîm olan Allah&#8217;ın adıyla.   24.1. (Bu) Bizim inzâl ettiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kıldığımız bir sûredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık seçik âyetler indirdik. 24.2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah&#8217;ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Bismillahirrahmanirrahim<br />
</strong>Rahmân ve rahîm olan Allah&#8217;ın adıyla.</p>
<p style="text-align: center;"> <br />
24.1. (Bu) Bizim inzâl ettiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kıldığımız bir sûredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık seçik âyetler indirdik.</p>
<p style="text-align: center;">24.2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah&#8217;ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.</p>
<p style="text-align: center;">24.3. Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.</p>
<p style="text-align: center;">24.4. Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.</p>
<p style="text-align: center;">24.5. Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.</p>
<p style="text-align: center;"><span id="more-105"></span><br />
24.6. Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah&#8217;ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.</p>
<p style="text-align: center;">24.7. Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah&#8217;ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.</p>
<p style="text-align: center;">24.8. Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi,kendisinden cezayı kaldırır.</p>
<p style="text-align: center;">24.9. Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah&#8217;ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.</p>
<p style="text-align: center;">24.10. Ya Allah&#8217;ın size bol lütfu ve merhameti bulunmasaydı ve Allah, tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu)!</p>
<p style="text-align: center;">24.11. (Peygamber&#8217;in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.</p>
<p style="text-align: center;">24.12. Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnüzanda bulunup da: ”Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?</p>
<p style="text-align: center;">24.13. Onların (iftiracıların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.</p>
<p style="text-align: center;">24.14. Eğer dünyada ve ahirette Allah&#8217;ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.</p>
<p style="text-align: center;">24.15. Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.</p>
<p style="text-align: center;">24.16. Onu duyduğunuzda: ”Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır” demeli değil miydiniz?</p>
<p style="text-align: center;">24.17. Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır.</p>
<p style="text-align: center;">24.18. Ve Allah âyetleri size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.</p>
<p style="text-align: center;">24.19. İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.</p>
<p style="text-align: center;">24.20. Ya sizin üstünüze Allah&#8217;ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)!</p>
<p style="text-align: center;">24.21. Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüzkızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah&#8217;ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.</p>
<p style="text-align: center;">24.22. İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah&#8217;ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.</p>
<p style="text-align: center;">24.23. Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır.</p>
<p style="text-align: center;">24.24. O gün dilleri,elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.</p>
<p style="text-align: center;">24.25. O gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah&#8217;ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır.</p>
<p style="text-align: center;">24.26. Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. Bu sonuncular, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.</p>
<p style="text-align: center;">24.27. Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.</p>
<p style="text-align: center;">24.28. Orada hiçbir kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, ”Geri dönün!” denilirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir.</p>
<p style="text-align: center;">24.29. İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu oturulmayan evlere girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.</p>
<p style="text-align: center;">24.30. (Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.</p>
<p style="text-align: center;">24.31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah&#8217;a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.</p>
<p style="text-align: center;">24.32. Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.</p>
<p style="text-align: center;">24.33. Evlenme imkânını bulamayanlar ise; Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve câriyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik). görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın. Allah&#8217;ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.</p>
<p style="text-align: center;">24.34. Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvâya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.</p>
<p style="text-align: center;">24.35. Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O&#8217;nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.</p>
<p style="text-align: center;">24.36. (Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O&#8217;nu (öyle kimseler) tesbih eder ki;</p>
<p style="text-align: center;">24.37. Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah&#8217;ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.</p>
<p style="text-align: center;">24.38. Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.</p>
<p style="text-align: center;">24.39. İnkâr edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah&#8217;ı bulmuştur; Allah ise, onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.</p>
<p style="text-align: center;">24.40. Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut&#8230; Birbiri üstüne karanlıklar&#8230; İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.</p>
<p style="text-align: center;">24.41. Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah&#8217;ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbihini (öğrenmiş) bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir.</p>
<p style="text-align: center;">24.42. Göklerin ve yerin mülkü Allah&#8217;ındır; dönüş de ancak O&#8217;nadır.</p>
<p style="text-align: center;">24.43. Görmez misin ki Allah bir takım bulutları (çıkarıp) sürüyor; sonra onları bir araya getirip üstüste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasından yağmur çıkıyor. O, gökten, oradaki dağlardan (dağlar büyüklüğünde bulutlardan) dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; (bu bulutların) şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır!</p>
<p style="text-align: center;">24.44. Allah, gece ile gündüzü birbirine çeviriyor. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardır.</p>
<p style="text-align: center;">24.45. Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür&#8230; Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir.</p>
<p style="text-align: center;">24.46. Andolsun biz (bilmediklerinizi size) açık seçik bildiren âyetler indirdik. Allah, dilediğini doğru yola iletir.</p>
<p style="text-align: center;">24.47. (Bazı insanlar:) ”Allah&#8217;a ve Peygamber&#8217;e inandık ve itaat ettik” diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir.</p>
<p style="text-align: center;">24.48. Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah&#8217;a ve Peygamber&#8217;e çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler.</p>
<p style="text-align: center;">24.49. Ama, eğer (Allah ve Resûlünün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona boyun eğip gelirler.</p>
<p style="text-align: center;">24.50. Kalplerinde bir hastalık mı var; yoksa şüphe içinde midirler, yahut Allah ve Resûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!</p>
<p style="text-align: center;">24.51. Aralarında hüküm vermesi için Allah&#8217;a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak ”İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.</p>
<p style="text-align: center;">24.52. Her kim Allah&#8217;a ve Resûlüne itaat eder, Allah&#8217;a saygı duyar ve O&#8217;ndan sakınırsa, işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir.</p>
<p style="text-align: center;">24.53. (Münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah&#8217;a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malûmdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.</p>
<p style="text-align: center;">24.54. De ki: Allah&#8217;a itaat edin; Peygamber&#8217;e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber&#8217;in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber&#8217;e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.</p>
<p style="text-align: center;">24.55. Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm&#8217;ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vâdetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.</p>
<p style="text-align: center;">24.56. Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber&#8217;e itaat edin ki merhamet göresiniz.</p>
<p style="text-align: center;">24.57. İnkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah&#8217;ı) âciz bırakacaklarını sanmayasın! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeri!</p>
<p style="text-align: center;">24.58. Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah âyetleri size böyle açıklar. Allah, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.</p>
<p style="text-align: center;">24.59. Çocuklarınız ergenlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah alîmdir, hakîmdir.</p>
<p style="text-align: center;">24.60. Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, zinetleri (yabancı erkeklere) teşhir etmeksizin (bazı) elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.</p>
<p style="text-align: center;">24.61. Âmâya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur. (Bunlara yapamayacakları görev yüklenmez; yapamadıklarından dolayı günahkâr olmazlar.) Sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, veya anahtarlarını uhdenizde bulundurduğunuz yerlerden, yahut dostlarınızın evlerinden yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selâm verin. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size âyetleri böyle açıklar.</p>
<p style="text-align: center;">24.62. Müminler, ancak Allah&#8217;a ve Resûlüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar, o Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resûlüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah&#8217;a ve Resûlüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah&#8217;tan bağış dile; Allah mağfiret edicidir, merhametlidir.</p>
<p style="text-align: center;">24.63. (Ey müminler!) Peygamber&#8217;i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden, birini siper edinerek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.</p>
<p style="text-align: center;">24.64. Bilmiş olun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah&#8217;ındır. O, sizin ne yolda olduğunuzu iyi bilir. İnsanlar O&#8217;nun huzuruna döndürüldükleri gün yapmış olduklarını onlara hemen bildirir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/nur-suresi-meali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

