15 Kasım 2009
En- Nûr: Âlemleri, bütün kâinâtı nûrlandıran, aydınlatan, Nûr olan; istediği bütün simalara, zihinlere ve gönüllere Nûr, aydınlık ihsan eden, göklerin ve yerin Nûrudur.
“Allah göklerin ve yerin nurudur.
O’nun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir.
Kandil cam içindedir.
Cam da sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır.
Ne tam doğuda ne de tam batıda olan mübarek bir zeytin ağacının yağıyla tutuşturulur.
Yağ neredeyse ateş değmeden bile tutuşup ışık verecek olan bir zeytin ağacından yakılan sanki bir inci yıldızı gibidir.
Bu, nûr üstüne nûrdur.
Allah dilediğini nûruna kavuşturur.
Allah insanlara misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir” (Nûr Suresi 35. Ayet Meali)
Ey yerlerin ve göklerin Nûru olan Allah’ım!
Ey sonsuz Nûr’un kaynağı,
Ey bütün Nûrların Nûru olan Allah’ım!
Sen Nûrsun!
Ve biz Nûr’a talibiz Allah’ım!
Gönlümüzü nûrlandır bizim !
Nûrlandır ki gönlümüzü, yüreğimizin en derin yerinde yalnız Seni bulalım Allah’ım!
Gözümüzü nûrlandır bizim!
Nûrlandır ki gözümüzü, Senin her an yenilenen mucizelerini görebilelim Allah’ım!
Ruhumuzu nûrlandır bizim!
Nûrlandır ki ruhumuzu ışık olup Sana akalım Allah’ım!
Sen ki Nûrsun Allah’ım;
İman nûruyla nûrlandır kalplerimizi bizim!
İmbikten süzülen dupduru bir suyla yıkanır gibi yıkansın kalplerimiz imanla!
İlmin Nûruyla nûrlandır bizi!
Ve bize indirdiğin ilimle amel etmemizi nasip et hepimize!
Devamı »
09 Ağustos 2008
Peygamber Efendimiz’in İsimleri
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in birçok mübârek ismi vardır. Bunların en başta gelenleri, Kur’ân-ı Kerîm’de ifâde edilen “Muhammed” ve “Ahmed”dir. Muhammed, çokça övülmüş olan; Ahmed ise, çokça hamd eden demektir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Muhammed ismi dört defâ, Ahmed ismi bir defâ zikredilmiştir. İncîl’de ise bu isimlerle aynı mânâya gelen “Faraklit” kelimesi kullanılmıştır.
Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- bir hadîs-i şe Devamı »
Also tagged Âhir, Ahmed, Beşîr, Burhân, Delâil-i Hayrât, din, Duhâ, efendimiz, Efendimiz’in, Emîn, esma, esma-i nebi, Evvel, Faraklit, hayatı, Habîbullâh, Hâdî, Hâmid, Hâtem, Hâtemü’l-Enbiyâ, İmâmü’l-Harameyn, İmâmü’l-Müttakîn, isim, isimleri, İsimleri, islam, Mahmûd, mübarek, mübarek isimler, Müctebâ, Muhtâr, Mustafâ, Muhammed, Mutahhar, nebi, Nebî, Nezîr, peygamber efendimiz, peygamberimiz, Peygamber, Peygamber Efendimiz’in İsimleri, rahmet, Rahmeten li’l-Âlemîn, Rahîm, Rasûlullâh, Rasûlü’s-Sekaleyn, Raûf, Şems, Seyyidü’l-Kevneyn, Seyyidü’l-Mürselîn, Şefîu’l-Müznibîn, Tâ-Hâ, Ümmî, Yâ-sîn –
09 Ağustos 2008
Ulvî Teşrîf ve Bu Esnâda Vukû Bulan Hârikulâde Hâller
Nihâyet beklenen Nûr, milâdî 571 yılının 20 Nisan’ına tesâdüf eden 12 Rabîulevvel Pazartesi sabahında tan yeri ağarırken zuhûr âlemine tenezzül ederek Abdullâh ve Âmine’nin izdivac kucağında dünyâmızı şereflendirdi.
Bu teşrîf ile âdeta bütün varlıklar dile gelip:
“Hoş geldin yâ Rasûlallâh!” diyerek sürûra gark oldular.
Süleyman Çelebi, cihanda bütün zerrelerin bu ulvî teşrîf karşısındaki sevinç ifâdelerini mısrâlarında şöyle dile getirir: Devamı »
Also tagged Bulan, din, doğumda gerçekleşen mücizeler, efendimiz, Esnâda, göl, Hâller, Hârikulâde, islam, kisra, kuranı kerim ışığında nebiler silsilesi, kutlu doğum, mücize, peygamber efendimizin doğumu, peygamberimiz, rahmet, saray, semave gölü, tapınaklar, Teşrîf, Ulvî, Ulvî Teşrîf ve Bu Esnâda Vukû Bulan Hârikulâd, Vukû –
09 Ağustos 2008
Hazret-i Peygamber’in Babası Abdullâh ile Annesi Âmine’nin İzdivâcı
Hazret-i Peygamber’in bi’setine yakın dönemde tevhîd inancı yitirilmiş, Kâbe kavim ve kabîlelere âit putlarla doldurulmuş, Zemzem kuyusu da iptal edilmiş bulunuyordu.
Peygamber Efendimiz’in dedesi Abdülmuttalib, birgün Hicr’de uyurken rüyâsında kendisine Zemzem kuyusunu kazıp ortaya çıkarması söylendi. Daha sonra da bir işâretle kazılması gereken yer kendisine gösterildi.
Abdülmuttalib kazı işine başladığında Kureyşliler:
“–Mâbedimizin yanını kazdırmayız.” diyerek ona mânî oldular. Abdülmuttalib’in henüz onlara karşı duracak gücü yoktu. Bunun üzerine Abdülmuttalib, Allâh kendisine on evlât verir ve bunlar da onu koruyacak çağa erişirlerse, onlardan birisini Kâbe’nin yanında kurbân etmeyi adadı.
Bir müddet sonra Kureyşliler, Abdülmuttalib’de gördükleri bâzı hârikulâde hâl ve işâretler sebebiyle yumuşadılar ve ona müsâade ettiler. Abdülmuttalib kuyuyu kazdı ve Zemzem’i ortaya çıkardı. Zamanla on evlâdı dünyâya geldi ve kendisini koruyacak çağa eriştiler. Bunun üzerine rüyâsında: Devamı »
Also tagged Abdullâh, Âmine, annesi, babası, Babası, din, efendimiz, evlenmeleri, evlilikleri, hayatı, Hazret-i Peygamber’in, Hazret-i Peygamber’in Babası Abdullâh ile Anne, islam, İzdivâcı, kuranı kerim ışığında nebiler silsilesi, nurun geçişi, peygamber, peygamberimiz –
09 Ağustos 2008
Peygamber Efendimiz’in Pâk Nesebi
Peygamberimiz’in babası Hazret-i Abdullâh, annesi Hazret-i Âmine’dir. O’nun mübârek soyu Hazret-i İsmâîl’in oğlu Kayzar sülâlesinin en şereflisi olan Adnân’a kadar uzanır.33
Peygamberimiz’in büyük dedesi olan Adnân, İsmâîl -aleyhisselâm-’ın soyundandır.34 Adnân’ın oğlu Meadd’ın Îsâ -aleyhisselâm-’ın muâsırı olduğu nakledilir.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kureyş kabîlesi içinde, gerek baba ve gerek ana yönünden, en temiz ve en şerefli bir âileye mensuptur. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, nesebinin nezîh ve pâk oluşu hakkında şöyle buyurmuştur: Devamı »
Also tagged din, efendimizin mübarek soyu, Efendimiz, hayatı, islam, kuranı kerim ışığında nebiler silsilesi, mübarek, mübarek soyu, neseb, Nesebi, Pâk, Pâk Nesebi, peygamberimizin soyu, Peygamber, Peygamber Efendimiz’in, Peygamber Efendimiz’in Pâk Nesebi, şerefli, soy –
08 Ağustos 2008
Nûr-i Muhammedî
Allâh Teâlâ için zaman ve mekân düşünülemez. O, zaman ve mekân kayıtlarından münezzehtir.29 Ezelde yalnız kendisi var olan ve var olmak için başka bir var ediciye muhtaç olmayan Cenâb-ı Hak, bilinmeyi ve bu bilinmenin îcâbı olarak ibâdetlerle tekrîm olunmayı murâd ettiğinden, “âlem-i kesret” (çokluk âlemi yâni kâinât) denilen mâsivallâhı30 yaratmıştır. Bu yaratışta, ilk önce husûle gelen, bir “nûr”dur. O nûr da, “Hakîkat-i Muhammediyye”nin özü, aslı ve mayasıdır.
Nasıl ki kıymetli bir mücevher, çıplak bir sûrette takdîm edilmez ve etrâfına birtakım süslü ambalajlar konursa, bütün varlıklar da “Nûr-i Muhammedî” karşısında o mevkîdedir. O’nun izzeti hakkı için yaratılmıştır. Buna göre varlığın ilk sebebi Cenâb-ı Hakk’ın bizzat Zât-ı Ulûhiyyeti, ikinci sebebi ise “Nûr-i Muhammedî”yi, şerefi ve kıymeti sebebiyle sâir varlıklar ile zarflandırmak ve tezyîn etmek gereğidir. Devamı »
26 Temmuz 2008
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla.
24.1. (Bu) Bizim inzâl ettiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kıldığımız bir sûredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık seçik âyetler indirdik.
24.2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
24.3. Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.
24.4. Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.
24.5. Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
Devamı »