<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslami Yol... &#187; iyilik</title>
	<atom:link href="http://www.islamiyol.com/etiket/iyilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamiyol.com</link>
	<description>Kur&#039;an&#039;ın Işığında...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 16:27:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Dini Yaşamak Samimiyet Gerektirir.</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/dini-yasamak-samimiyet-gerektirir.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/dini-yasamak-samimiyet-gerektirir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Oct 2011 10:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Îslâm - Îmân - Îbâdet]]></category>
		<category><![CDATA[Makâle]]></category>
		<category><![CDATA[ahiret günü]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah korkusu vardır]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a ibadet etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ı inkar edenler hakkında ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın dininde samimiyet esastır]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın emirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın rızası]]></category>
		<category><![CDATA[ayet]]></category>
		<category><![CDATA[cahiliye]]></category>
		<category><![CDATA[cahiliye dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Din hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Din nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Dini Yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[emri maruf]]></category>
		<category><![CDATA[iman edenler]]></category>
		<category><![CDATA[İnfak]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[islami samimiyet]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbinde hastalık olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalpleri]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[kuran oku]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[Medine dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Nisâ Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa Suresi'nin 72. ayet]]></category>
		<category><![CDATA[okul ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[samimi]]></category>
		<category><![CDATA[samimi imana]]></category>
		<category><![CDATA[samimiyet]]></category>
		<category><![CDATA[samimiyet nedir]]></category>
		<category><![CDATA[şuur]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe Sûresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5834</guid>
		<description><![CDATA[Gerçek ve samimi imana sahip insanlar hiçbir konuda kendilerini kandırmaz ve gerçeklerden kaçmazlar. Çünkü bu insanlarda güçlü bir Allah korkusu vardır ve bu nedenle Allah&#8217;ın rızasını kaybetmekten, O&#8217;na kullukta kusur etmekten şiddetle sakınırlar. Ama Kuran&#8217;da bildirilen ifadeyle &#8220;kalbinde hastalık olan kişiler&#8221; Allah&#8217;a ibadet etmekte &#8220;ağır&#8221; davranırlar. Allah bu insanların varlığını Nisa Suresi&#8217;nin 72. ayetinde&#8221;Şüphesiz içinizden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamiyol.com/dini-yasamak-samimiyet-gerektirir.html/attachment/010203040506070809" rel="attachment wp-att-5835"><img class="alignnone size-medium wp-image-5835" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/10/010203040506070809-300x156.jpg" alt="" width="300" height="156" /></a></p>
<p>Gerçek ve samimi imana sahip insanlar hiçbir konuda kendilerini kandırmaz ve gerçeklerden kaçmazlar. Çünkü bu insanlarda güçlü bir Allah korkusu vardır ve bu nedenle Allah&#8217;ın rızasını kaybetmekten, O&#8217;na kullukta kusur etmekten şiddetle sakınırlar. Ama Kuran&#8217;da bildirilen ifadeyle &#8220;kalbinde hastalık olan kişiler&#8221; Allah&#8217;a ibadet etmekte &#8220;ağır&#8221; davranırlar. Allah bu insanların varlığını Nisa Suresi&#8217;nin 72. ayetinde&#8221;Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır&#8221; şeklinde bildirmiştir. Bu insanlar Kuran&#8217;a uygun olan yaşam ve ahlak modelini bilirler, ama din konusunda samimi olmadıkları için bu konuda isteksizdirler. İbadetleri yerine getirmemek için daima bahane ararlar. Sürekli böyle bir arayış içinde oldukları için de her şart ve ortamda kendilerini kandıracak ya da doğru olandan uzaklaştıracak sahte gerekçeler bulurlar. Allah&#8217;ın bir başka ayetinde bildirdiği gibi &#8220;bir ucundan dini yaşarlar&#8221; ve Allah&#8217;a gereği gibi kulluk etmezler. Halbuki onlar böyle samimiyetsiz bir ibadet anlayışıyla yalnızca kendilerini kandırırlar. Allah bu durumu Kuran&#8217;da şöyle açıklar:</p>
<p><span id="more-5834"></span></p>
<p>İnsanlardan öyleleri vardır ki: &#8220;Biz Allah&#8217;a ve ahiret gününe iman ettik&#8221; derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah&#8217;ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır. (Bakara Suresi, 8-10)</p>
<p>Allah&#8217;ın dininde samimiyet esastır. Eğer bir insan sırf alışkanlıklar nedeniyle veya çevresinden tepki görmemek için bazı ibadetleri isteksizce yerine getiriyorsa, yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi bununla yalnız kendisini kandırmış olur. Yaptıklarının Allah katında bir geçerliliği olmasını bekleyemez. Allah Kuran&#8217;da isteksizce yapılan ibadetlerin kabul görmeyeceği ile ilgili olarak insanları şöyle uyarır:</p>
<p>İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah&#8217;ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir. (Tevbe Suresi, 54)</p>
<p>Samimiyetten uzak insanların Allah&#8217;a karşı olan sorumluluklarından kaçmak, ömürlerini dünyevi hırslarla tüketmek için bitmeyen tükenmeyen bahaneleri vardır. Genç yaşlarında, okul yıllarında, iş hayatına atılınca, eğlencede, yazın, kışın, çocuk sahibi olunca, üzülünce, sevinince&#8230; Her durumda ibadet etmelerine, Allah&#8217;ın emirlerine uymalarına engel olarak gösterebilecekleri suni sebepler üretebilirler. İlerleyen bölümlerde insanların bahane olarak öne sürdükleri konular günlük hayattan örneklerle açıklanacaktır. Burada önemli olan, insanların bu gerekçeleri öne sürerken samimiyetsiz olduklarının anlaşılmasıdır. Çünkü dünya üzerinde bir insanın Allah&#8217;ın emirlerini yerine getirmesine engel olabilecek hiçbir gerekçe olamaz. Eğer insan böyle bir gerekçe öne sürüyorsa, bu, kendi samimiyetsizliği veya iradesizliğinin göstergesidir.</p>
<p>Allah&#8217;ın kendisini her an sarıp kuşattığını, kendisine şah damarından yakın olduğunu, herşeyi gördüğünü, işittiğini, herkesin gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğini bilen bir insan, O&#8217;na olan kulluğunda asla samimiyetsizlik yapmaya kalkışamaz. Bir bahane öne sürecek olsa bunu, daha kalbinden geçirirken ve hatta henüz geçirmeden Allah&#8217;ın bileceğini ya da kullukta çekimser davranan bir insanın içindeki isteksizlikten Allah&#8217;ın haberdar olacağını çok iyi bilir. Ve böyle bir samimiyetsizliğe kalkışmanın karşılıksız kalmayacağını da düşünüp anlar. Dolayısıyla da kendisini kandırmanın bir kaçış olamayacağının aksine onu çok büyük kayıplara uğratacağının bilincindedir. Böyle bir insan hiçbir şartta Allah&#8217;ın rızasından taviz vermez. Çünkü Allah&#8217;a kesin bir bilgi ile iman ettiği için zaafı yoktur. Kayıtsız şartsız bir samimiyet içindedir.</p>
<p>Kalbinde hastalık olan bu insanlar ise, Allah&#8217;ı açıkça inkar etmeseler de imanlarında bir zaafiyet olması söz konusudur. Yani inançları belli koşullara bağlıdır. Nefislerinin rahatıyla ya da çıkarlarıyla çelişen ilk anda dinden taviz vermekten çekinmezler. Bunun dışındaki zamanlarda da kendilerince kolaylarına gelen ibadetleri yerine getirerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar.</p>
<p>Bu insanlar kendilerini çok açık bir şekilde kandırırlar, ama bir türlü bunun şuuruna varmazlar. Siz de bu insanların Allah katında düştüğü samimiyetsiz duruma düşmek istemiyorsanız dikkat edin ve sakın kendinizi kandırmayın. Eğer bilgi eksikliği içindeyseniz, Rabbimizi en iyi Kuran&#8217;ı okuyarak tanıyabilirsiniz. Çünkü Allah Kendisini kullarına indirdiği kitabında tanıtmıştır. Böylelikle Allah&#8217;ın kadrini hakkıyla takdir edebilir ve imanı bütün, samimi bir dindar olabilirsiniz. Ama Allah&#8217;ı ve dinini cahiliyenin bakış açısı ile değerlendirirseniz, telafisi mümkün olmayan büyük hatalara düşersiniz. Unutmayın; ancak Allah&#8217;a kesin bir bilgiyle iman ettiğinizde ve samimi bir kullukta bulunduğunuzda kurtuluş bulabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/dini-yasamak-samimiyet-gerektirir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resulullah&#8217;ın Dilinden Bazı Dualar.</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/resulullahin-dilinden-bazi-dualar.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/resulullahin-dilinden-bazi-dualar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Sep 2011 13:40:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v)]]></category>
		<category><![CDATA[acizlikten]]></category>
		<category><![CDATA[allahım]]></category>
		<category><![CDATA[azamet-i Kibriyân ve nûr-i vechin hürmetine]]></category>
		<category><![CDATA[biz müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Cehennem azabından]]></category>
		<category><![CDATA[Cehennem azabından bizi koru]]></category>
		<category><![CDATA[Cenneti ve Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Cenneti ve Cennete götürecek söz ve işleri senden ister]]></category>
		<category><![CDATA[cimrilikten]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[fakirlik]]></category>
		<category><![CDATA[fakirlik ve kabir azabından]]></category>
		<category><![CDATA[gece ve gündüz gelecek kötülüklerden]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[her çeşit hastalıktan]]></category>
		<category><![CDATA[hidâyet]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[ıkıntılardan kötü arkadaştan]]></category>
		<category><![CDATA[îman]]></category>
		<category><![CDATA[İsa aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kabir azabından]]></category>
		<category><![CDATA[Kaza]]></category>
		<category><![CDATA[korkaklıktan]]></category>
		<category><![CDATA[Küfürden]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’ân-ı Kerîm]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvet]]></category>
		<category><![CDATA[Mesih Deccâl]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed aleyhisselam]]></category>
		<category><![CDATA[Mûsâ aleyhisselâm]]></category>
		<category><![CDATA[ötü komşudan sana sığınırım]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Resûlullah]]></category>
		<category><![CDATA[Resûlün Muhammed sallâllahü aleyhi ve sellem]]></category>
		<category><![CDATA[Rûh]]></category>
		<category><![CDATA[sana sığınırım]]></category>
		<category><![CDATA[sana sığınırım ya rabbim]]></category>
		<category><![CDATA[tembellikten]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrât]]></category>
		<category><![CDATA[zulme uğramaktan]]></category>
		<category><![CDATA[zulmetmekten]]></category>
		<category><![CDATA[zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=5714</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Peygamber efendimiz, biz müslümanların nasıl duâ etmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu duâlardan bazıları şunlardır: Allahım, bana kendi katından hidâyet ihsân eyle, kendi fazlu kereminden bana ihsân eyle, rahmetini bana akıt ve bereketlerinden bana inzâl eyle. Allahım! Ben âcizim, sen beni kuvvetlendir. Ben zelil bir kimseyim, sen beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/010203.jpg"><img class="alignnone size-large wp-image-5717" title="010203" src="http://www.islamiyol.com/wp-content/uploads/2011/09/010203-350x231.jpg" alt="" width="350" height="231" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peygamber efendimiz, biz müslümanların nasıl duâ etmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu duâlardan bazıları şunlardır:</p>
<p>Allahım, bana kendi katından hidâyet ihsân eyle, kendi fazlu kereminden bana ihsân eyle, rahmetini bana akıt ve bereketlerinden bana inzâl eyle.</p>
<p>Allahım! Ben âcizim, sen beni kuvvetlendir. Ben zelil bir kimseyim, sen beni izzetlendir. Ben fakirim, sen beni zenginleştir yâ erhamerrahimîn.</p>
<p>Allahım ben senin kulunum, kulunun ve câriyenin oğluyum. Perçemim senin elindedir. Bende hükmün geçerlidir, hakkımdaki kaza&#8217;n, adalettir. Senin olan, senin kendine isim verdiğin veya kitabında indirdiğin yahut yaratıklarından birine bildirdiğin veya katında, gayb ilminde kendine tahsis ettiğin bir isimle senden dilerim ki Kur&#8217;ân&#8217;ı kalbimin baharı, üzüntümün cilâsı, keder ve tasamın giderilmesi için vesile kılasın.</p>
<p>Allahım! Ben, senin pak, güzel, mübarek ve yüce nezdinde en sevimli olan, onunla dua edildiği taktirde hemen icabet ettiğin, onunla senden istenince hemen verdiğin, onunla rahmetin talep edilince rahmetini esirgemediğin, onunla kurtuluş talep edilince kurtuluş verdiğin isminle senden istiyorum.&#8221;</p>
<p><span id="more-5714"></span></p>
<p>Allahım! Benim için takdir ettiğin herşeyin sonu hayır olmasını senden, senin merhametinden dilerim. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi</p>
<p>Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, Mesih Deccâl&#8217;in fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.&#8221;<br />
Allahım! Cenneti ve Cennete götürecek söz ve işleri senden ister, Cehennemden ve Cehenneme sürükleyecek söz ve hareketlerden sana<br />
sığınırım.<br />
Allahım! Hâlde ve gelecekte bildiğim ve bilmediğim bütün iyilikleri senden ister, bildiğim ve bilmediğim hâlde ve gelecekte bütün kötülüklerden sana sığınırım.</p>
<p>Allahım! Kulun ve Resûlün Muhammed sallâllahü aleyhi ve sellemin senden istediği hayır ve iyilikleri senden ister ve sana sığınıp ilticâ ettiği her şeyden ben de sana sığınırım.</p>
<p>Allahım! Kur’ân-ı kerîm hürmetine bana rahmet eyle, Kur’ânı bana îmân, nûr, hidâyet ve rahmet kıl, Allahım Kur’ân-ı nasib et, Kur’ân-ı kerîmi lehimde hüccet kıl. Ey âlemlerin Rabbi.</p>
<p>Allahım! Peygamberin Muhammed aleyhisselam, dostun İbrahim aleyhisselam, sırdaşın Mûsâ aleyhisselam, Kelîme ve ruhundan olan Îsâ aleyhisselam hürmetine, Mûsâ’ya inen Tevrat, Îsâ’ya inen İncil, Dâvûd’a inen Zebûr, Muhammed aleyhisselâma inen Kur’ân hürmetine, bütün peygamberlerine yaptığın vahiy hürmetine,</p>
<p>Mahlûkâtın üzerindeki kazâ ve takdîrin, senden isteyenlere verdiğin, fakir ettiğin zenginler, zengin ettiğin fakirler, hidâyete ulaştırdığın kimseler hürmetine;</p>
<p>Mûsâ Aleyhisselâma bildirdiğin, kulların rızıklarını böldüğün yeryüzünün, hareketten sükûna erdirdiğin dağların, ayakta tuttuğun, arş-ı âzamı taşıttığın ism-i âzamın hürmetine;</p>
<p>Kur’ân-ı Kerîmde nâzil olan samed, ahad ve tâhir isimlerinin hürmetine; gündüzleri aydınlatıp geceleri karartan ismin hürmetine; azamet-i Kibriyân ve nûr-i vechin hürmetine,Senin kuvvet ve kudretinle</p>
<p>Kur’ân-ı Kerîmi okuyup anlamağı ve onu bütün vücûduma duyurmanı ve bütün hareketlerimi ona uydurmamı senden dilerim. Kuvvet ve kudret ancak sendendir. Yâ erhamerrahimîn.</p>
<p>Bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden muhafaza et, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahıret azabından bizi koru!<br />
Bizi dostlarına dost, düşmanlarına düşman olanlardan ve sabreden ve şükredenlerden eyle!</p>
<p>Ey hayy u kayyûm olan Allahım! Bütün işlerimi düzeltmeni, bir an bile beni kendi başıma bırakmamanı, rahmetine sığınarak senden isterim.</p>
<p>Kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik ve kabir azabından, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.<br />
Ya Rabbi, bize dünya ve ahırette güzellik ver ve Cehennem azabından bizi koru!</p>
<p>Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmıyan ibâdetten ve kabul edilmiyen duâdan, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/resulullahin-dilinden-bazi-dualar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>«Dua» Kalbimizi Ber Adınla Yıka Allah&#8217;ım</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-kalbimizi-ber-adinla-yika-allahim.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-kalbimizi-ber-adinla-yika-allahim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 11:37:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah (c.c)]]></category>
		<category><![CDATA[Dua,Niyaz,Münacaat]]></category>
		<category><![CDATA[berr]]></category>
		<category><![CDATA[el berr]]></category>
		<category><![CDATA[esmaül hüsna ile dua]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kalbimizi Ber Adınla Yıka Allah'ım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=3716</guid>
		<description><![CDATA[El- Ber: İyilik yapandır Ber. Allah&#8217;ın (azze ve celle) iyilik yapan ve yaptıran Adıdır. İnsana iyilik yapma duygusunu Verendir Allah. (azze ve celle) Mutlak iyilik Sahibi, her iyilik ve güzelliğin kendisinden kaynaklandığı yegâne varlık Allah&#8217;tır. (azze ve celle) Kullarına iyilik ve ihsanı, nimetleri bol olandır O. Kendisine isyan nedeniyle iyilik yapmaktan vazgeçmeyen ve iyiliği kesmeyendir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>El- Ber:</strong> İyilik yapandır Ber.<br />
Allah&#8217;ın (azze ve celle) iyilik yapan ve yaptıran Adıdır.<br />
İnsana iyilik yapma duygusunu Verendir Allah. (azze ve celle)<br />
Mutlak iyilik Sahibi, her iyilik ve güzelliğin kendisinden kaynaklandığı yegâne varlık Allah&#8217;tır. (azze ve celle)<br />
Kullarına iyilik ve ihsanı, nimetleri bol olandır O.<br />
Kendisine isyan nedeniyle iyilik yapmaktan vazgeçmeyen ve iyiliği kesmeyendir.<br />
Kendisinden isteyenlere güzel bağışta bulunan, ibadet edenlere de bol sevap verendir.<br />
Kötülük yapana, iyilik yapan, haksızlık edeni affeden, günah işleyeni bağışlayan, tevbe edenin tevbesini, özür beyan edenin özrünü kabul edendir Ber.<br />
Kullarına yumuşak davranan, onlara kolaylık dileyen, birçok günahı cezalandırmadan bağışlayan, tek bir iyiliğe on misli ile karşılık veren, niyetlendikleri bir kötülük işlenmedikçe bu niyetleri sebebiyle kullarına ceza vermeyendir Allah. (azze ve celle)<br />
<strong>Allah (azze ve celle) Ber Adıyla;</strong> hak etmeseler bile kendi Lütfu, İhsanı ve Keremiyle kullarına sonsuz nimetler sunar ve onlara iyilikte bulunur.
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Allah, öyle bir Allah&#8217;tır ki, gökleri ve yeri yarattı; yukarıdan su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı; emri gereği denizde seyretmesi için size gemileri hizmetinize sundu; nehirleri de size amade kıldı. Sizin için birbiri ardınca güneş ve ayı hizmetinize verdi; yine sizin için gece ve gündüzü amade kıldı.<br />
Hem size istediğiniz şeylerin hepsinden verdi; öyle ki, Allah&#8217;ın nimetini saysanız onu bitiremezsiniz.<br />
Gerçekten insan çok zalim, çok nankördür.&#8221;<br />
(İbrahim Suresi 32-34 Âyet Meali)</p>
<p style="text-align: center;">Ey Mutlak iyilik Sahibi!<br />
Ey İyiliği Öğreten!<br />
Ey İyiliği asla kesmeyen!<br />
Ey Sayısız günah işleyeni de Bağışlayan Yüce!<br />
Ey Kullarına yumuşaklıkla muamele eden!<br />
Ey Kapattığı her kapı için on kapı Açan!<br />
Ey Ber!<br />
Ey bütün iyiliklerin Sahibi!<br />
Ey Allah!</p>
<p style="text-align: center;"><span id="more-3716"></span><br />
****</p>
<p style="text-align: center;"><strong>En büyük iyilik Sahibi yalnız Sensin Rabb&#8217;im!</strong><br />
Damla damla kalplere akıtan Sensin Ber Adını!<br />
Taştan katı kalplere Ber Adınla yumuşaklık veren Sensin!<br />
Sana bigâne olanları bile,<br />
Güzel Adlarınla koruyan; yaşatan yine Sensin!<br />
Pişman olup af dileyenlerin, kötülüklerini iyiliğe çeviren de Sensin Rabb&#8217;im!<br />
İyilik yapmak için fırsat Veren Sensin Ber Adınla kullarına!<br />
İyiliği mümkün kılan Sensin!<br />
Kalplerde gizli olanı da Bilen;<br />
Zerre kadar iyiliği zâyi etmeyen bir tek Sensin!<br />
İyilik tohumlarını gönlümüze serpen Sensin!<br />
Sensin iyilik tohumlarını gönüllerde yeşerten!<br />
Sen Ber&#8217;sin Allah&#8217;ım!<br />
Rabb&#8217;im! Sen ne İyisin!<br />
Sen ne Güzelsin Rabb&#8217;im!<br />
Kalbimizi Ber Adınla yıkayan;<br />
Ber Adınla ruhumuzu yıkayan Sensin!<br />
İyiliği bol Ber Adınla Rabb&#8217;im;<br />
Hiç durmadan akan tertemiz Zemzem misali,<br />
İyiliği sunan Sensin bize!<br />
Sen bütün iyiliklerin Sahibi olan Ber&#8217;sin!<br />
Sen her şeyden Yüce Allah&#8217;sın!<br />
&#8220;Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip tamamlamıştır. (İsrâ Suresi 70. Âyet Meali)
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">Ber Adını gördüm bütün iyiliklerde Rabb&#8217;im!<br />
Kalbinin ışığını, karanlık kalplere akıtanlarda gördüm Ber Adını!<br />
Ber Adını, yeryüzünün kalbi Kâbe&#8217;de semaya açılan ellerde gördüm!<br />
Karanlık, derin ve kapkara hüzünle dolu gecelerini yoksulların;<br />
Dolunay gibi sessizce aydınlatanlarda gördüm Ber Adını!<br />
Ber Adını gözlerimle gördüm Ya Rab!<br />
Muhtaç ellere elini;<br />
Ebrular içinde saklı bir karanfil gibi,<br />
Sessizce ve narin uzatanlarda gördüm Ber Adını!<br />
Yaralı serçenin derdiyle hemdert olanlarda gördüm;<br />
Ümmetin yetimleri için gözüne uyku girmeyenlerde gördüm Ber Adını!<br />
Ber Adını Rabb&#8217;im;<br />
Son nefesine kadar Seni sevmekten asla vazgeçmeyen,<br />
Ve Rızan için Senin,<br />
Ömrünü Berran olmaya adayanlarda gördüm!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Ber Adının hürmetine Ya Rab;</strong><br />
İyilik yapanlardan eyle beni de!<br />
Beni de affedenlerden;<br />
Beni de zulme rıza göstermeyenlerden eyle Ber Adınla!<br />
Rabb&#8217;im!<br />
Ay gibi sessiz;<br />
Güneş gibi sıcak;<br />
Sema gibi sonsuz iyilikler taşımamı nasip eyle<br />
Ber Adınla yarattıklarına!<br />
Dünyayı bir anda dolaşan rüzgâr gibi;<br />
Kuşatsın iyiliklerim benim de dünyayı!<br />
İyilik yapacak güç ver bana Rabb&#8217;im!<br />
Ber Adının hürmetine,<br />
İyilik imkânlarını görecek basiret nasip eyle!
</p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p style="text-align: center;">Acizliği sinsice ruhumuza sızdıran,<br />
Neticesi derin utançlara gömen bizi,<br />
Ne kadar kötülük varsa şu yeryüzünde;<br />
Ber Adının hürmetine Ya Rab!<br />
Hepsini yeryüzünden silmemizi nasip et!<br />
Kurtar bizi bu acizlikten,<br />
Bu utançtan bizi kurtar!<br />
Ber Adın tecelli etsin kalplerimizde!<br />
Ve iyiliği taşıyan ellerimiz,<br />
Senin Ellerin olsun bundan böyle!<br />
&#8220;Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça &#8220;iyi&#8221; ye eremezsiniz.<br />
Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.&#8221; (Âli İmran Suresi 92. Âyet Meali)</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Rabb&#8217;im!<br />
</strong>Rızan için Senin;<br />
Senin hoşnut olman için;<br />
Bütün Yarattıklarına merhametle bakmamı nasip eyle!<br />
Merhamet ve iyilik kök salsın kalbimde ne olur Rabb&#8217;im!<br />
Ber Adının hakkı için;<br />
<strong>Kusurlarımı ört Rabb&#8217;im!</strong><br />
Günahlarımı bağışla!<br />
Sevdiğim şeylerden infak etmemi nasip eyle!<br />
Ber Adınla Rabb&#8217;im beni Berran eyle!<br />
Öyle ki;<br />
Sağ omzumdaki Meleğinin tebessümü hiç silinmesin yüzünden!<br />
Sen razı ol!<br />
Sen hoşnut ol benden!<br />
Hesap Günün geldiğinde Rabb&#8217;im;<br />
Ber Adının hürmetine Berran olanlarla bir safta olsun ruhum!<br />
Ruhum ve kalbim iyilik yapanlarla bir safta olsun!<br />
Ve &#8220;O Gün&#8221; beni sen Berran adımla çağır ne olur!<br />
İki cihanda Rabb&#8217;im;<br />
Sen razı ol,<br />
Sen hoşnut ol benden!<br />
<strong>Âmin! Âmin! Âmin!</strong><br />
V&#8217;el hamdülillahi Rabbi&#8217;l âlemin!</p>
<pre style="text-align: center;">Neşe KUTLUTAŞ</pre></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/%c2%abdua%c2%bb-kalbimizi-ber-adinla-yika-allahim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cihâd ve Emr-i Bi&#8217;l-Ma&#8217;rûf</title>
		<link>http://www.islamiyol.com/cihad-ve-emr-i-bil-maruf.html</link>
		<comments>http://www.islamiyol.com/cihad-ve-emr-i-bil-maruf.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 20:19:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cevahir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Cihâd ve Emr-i Bi'l-Ma'rûf]]></category>
		<category><![CDATA[emir]]></category>
		<category><![CDATA[Emr-i Bi'l-Ma'rûf]]></category>
		<category><![CDATA[Emri bil maruf]]></category>
		<category><![CDATA[faydali işler]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek mücâhid]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[îman]]></category>
		<category><![CDATA[iyiliği emretmek]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kalb-i selîm]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi selim]]></category>
		<category><![CDATA[kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[kötülükten sakındırmak]]></category>
		<category><![CDATA[tebilğ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamiyol.com/?p=1413</guid>
		<description><![CDATA[CİHÂD ve EMR-İ Bİ’L-MA‘RÛF Dünyâ ve âhiret saâdetine ermek isteyen mü’minler, canlarını, mallarını ve Allâh’ın kendilerine lutfettiği bütün nîmetleri, ciddî gâyeler ve emeller uğrunda kullanmaya mecburdurlar. Ölüm ve ötesini düşünen bir insan için Allâh rızâsına kavuşmaktan daha mühim bir gâye olamaz. Kur’ân-ı Kerîm’de: لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ “Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınızla imtihan olunacaksınız…” (Âl-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>CİHÂD ve EMR-İ Bİ’L-MA‘RÛF</strong></p>
<p>Dünyâ ve âhiret saâdetine ermek isteyen mü’minler, canlarını, mallarını ve Allâh’ın kendilerine lutfettiği bütün nîmetleri, ciddî gâyeler ve emeller uğrunda kullanmaya mecburdurlar. Ölüm ve ötesini düşünen bir insan için Allâh rızâsına kavuşmaktan daha mühim bir gâye olamaz. Kur’ân-ı Kerîm’de:</p>
<h2 style="text-align: right;">لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ</h2>
<p>“Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınızla imtihan olunacaksınız…” (Âl-i İmrân, 186) buyrulmaktadır.</p>
<p>Bunun içindir ki, gâyesiz kullanılan nîmetlerin sonu hüsrandır. Âyet-i kerîmede buyrulur:</p>
<h2 style="text-align: right;">يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ</h2>
<p>(88)</p>
<h2 style="text-align: right;">إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ</h2>
<p>(89)</p>
<p>“O gün, ne mal fayda verir ne de evlâd. Ancak Allâh’a kalb-i selîm ile gelenler (fayda bulur).” (eş-Şuarâ, 88-89)</p>
<p>Kula bahşedilen nîmetler, gaflet ve cehâletle el ele verirse, fert ve cemiyette hüsranlar ve huzursuzluklar meydana gelir. Eğer kalb-i selîm ile hareket edilirse, fertler kendilerini dünyâ cennetinde bulurlar. Cemiyet huzur ve saâdet ile dolar. <span id="more-1413"></span></p>
<p>Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallâhu anh- rivâyet eder:</p>
<p>Birgün Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e:</p>
<p>“–Yâ Rasûlallâh, en faziletli insan kimdir?” diye soruldu.</p>
<p>Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</p>
<p>“–Allâh yolunda malıyla ve canıyla cihâd eden mü’min kişidir!” buyurdular. (Buharî, Cihâd, 2; Müslim, İmâret, 122, 123)</p>
<p>Bir başka hadîs-i şerîfte ise:</p>
<p>“Gerçek mücâhid, nefsine (hevâ ve heveslerine) karşı cihâd edendir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 2/1621) buyurmuşlardır.</p>
<p>Mü’minin saâdet zaferi, îmân ve faydalı işler meyânındadır. Hakîkî mü’min, elinden ve dilinden ümmetin istifâde ettiği kimsedir.</p>
<p>Sahâbeden Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh-’ın hâli ne güzeldir:</p>
<p>Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh-, Mekke’de birçok maddî imkânlara sâhip olmasına rağmen, onları kaybetmeyi göze alarak genç yaşta müslüman olmuştu. Anne ve babasının kendisini mîrastan mahrum bırakacağı şeklindeki tehditlerine aldırmayarak, İslâm’dan vazgeçmemiş, garîb ve fakir bir şekilde Medîne-i Münevvere’ye hicret etmişti. Orada çok gayretli bir şekilde tebliğ faâliyetine girmiş ve birçok insanın hidâyetine vesîle olmuştu.</p>
<p>Mus’ab -radıyallâhu anh- Uhud Harbi’nde Rasûlullâh       -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i müdâfaa ederken şehîd oldu. Bunun üzerine melâikeden biri Mus’ab’ın sûretine girerek onun taşıdığı sancağı aldı, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise henüz onun şehâdetinden haberdâr olmadıklarından alemdâra hitâben:</p>
<p>“Tekaddem yâ Mus’ab! (İlerle ey Mus’ab!)” buyurdu.</p>
<p>Bunun üzerine melek, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e doğru baktı. Böylece onun bir melek olduğunu fark eden Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Mus’ab’ın şehîd düştüğünü anladı.</p>
<p>Daha sonra Mus’ab bin Umeyr’in mübârek nâşı bulunmuş, ancak o azîz şehîdi saracak bir kefen dahî bulunamamıştır. Mus’ab bin Umeyr, Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyet-i celîle ile senâ edilen zevât-ı kirâmdandır:</p>
<h2 style="text-align: right;">مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا</h2>
<p>“Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki, Allâh’a verdikleri sözü yerine getirip sadâkatlerini ispat ettiler. Onlardan kimi adağını ödedi; canını verdi, kimi de şehîdliği gözlemektedir. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.” (el-Ahzâb, 23)</p>
<p>Ayrıca Allâh Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<h2 style="text-align: right;">إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ</h2>
<p>“Allâh, cennet mukâbilinde mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allâh yolunda mücâdele ederler, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allâh’ın Tevrât’ta, İncîl’de ve Kur’ân’da taahhüd ettiği hak bir vaaddir. Verdiği sözde Allâh’tan daha sâdık kim olabilir? O hâlde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin! İşte bu, en büyük kazançtır!” (et-Tevbe, 111)</p>
<p>Bu âyet-i kerîmenin nüzûl sebebi, tefsîrlerde şöyle îzâh edilir:</p>
<p>Yetmiş kişi ile Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bey’at edildiği “İkinci Akabe Bey’ati”nde Abdullâh bin Revâha:</p>
<p>“–Yâ Rasûlallâh! Rabbin ve Sen’in için bize istediğin şartı koşabilirsin.” demişti.</p>
<p>Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:</p>
<p>“–Rabbim için şartım, O’na ibâdet etmeniz ve hiçbir şeyi O’na şirk koşmamanızdır. Kendi hakkımdaki şartım ise, canlarınızı ve mallarınızı nasıl koruyorsanız, beni de öylece korumanızdır.”</p>
<p>Ashâb-ı kirâm sordular:</p>
<p>“–Böyle yaparsak bize ne vardır?”</p>
<p>Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- cevâben:</p>
<p>“–Cennet vardır!” buyurunca, oradakiler:</p>
<p>“–Ne kârlı bir alışveriş! Bundan ne döneriz, ne de dönülmesini isteriz!” dediler. (İbn-i Kesîr, Tefsîr, II, 406)</p>
<p>Sahâbenin hayâtı, tam bir mücâhede örneğidir. Onlar, Allâh Rasûlü’nün kalbî derinliği ile şahsiyet kazandılar. Derecelerine göre, Allâh Rasûlü’nün hissiyâtı ile duygulandılar. Câlib-i dikkattir ki, Vedâ Haccı’nda 120.000 sahâbî mevcud idi. Bu kadar sahâbîden ancak 20.000’i Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’de medfundur. Diğerleri ise, İslâm’ı tebliğ etmek ve îlâ-yı kelimetullâh için bütün dünyâya yayılmışlardır. Varabildikleri son nokta kabirleri olmuştur.</p>
<p>Onlar, din yolunda, fazîlet uğrunda mallarını ve canlarını vermekten aslâ kaçınmadılar. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz onlardan dînî bir gâye için yardım talebinde bulunduğu zaman, servet ve imkânlarını huzûr-i saâdete cömertçe döktüler. Hanım sahâbîler de, küpelerini, bileziklerini ve gerdanlıklarını çıkarıp fedâkârlıkta bulundular.</p>
<p>Sümeyye Hâtun, İslâm için canını infâk etmek sûretiyle ilk İslâm şehîdesi oldu.</p>
<p>Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-’ın âilesi, mücevherlerinin tamamını Allâh yolunda infâk etmişti.</p>
<p>Ömer bin Abdülaziz hilâfete geçince hanımı, bütün servetini beytülmâle bağışlamıştı.</p>
<p>Yine “Sâatü’l-Usre” (zorluk zamanı) diye vasıflandırılan Tebük Seferi günlerinde sahâbe hanımları, ne kadar huliyyâtları (süs ve takıları) varsa, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in önüne getirdiler. Onbir yaşında küçük bir mü’mine kız da, küçüklüğünde kulağına takılan küpeleri çıkaramayınca, heyecanından kulağını yırtarak onları çıkarttı ve bu kanlı küpeleri Allâh Rasûlü’nün önüne koydu…</p>
<p>Hazret-i Âişe vâlidemizin kız kardeşi olan Esmâ Hâtun’un son zamanlarında gözleri görmüyordu. Oğlu Abdullâh bin Zübeyr, Allâh yolunda harbe çıkacaktı. Üzerine bir zırh giymişti. Esmâ -radıyallâhu anhâ-, elini oğlunun üzerine sürünce, onun zırh giydiğini fark etti ve:</p>
<p>“–Oğlum, yoksa sen de korkaklar gibi zırh mı giydin? Çıkar onu!” dedi.</p>
<p>Hansâ Hâtun, dört oğlu ile birlikte Kadisiye Muhârebesi’nde bulunmuştu. Harpten önceki akşam onlara şöyle nasihat etti:</p>
<p>“Evlâdlarım! Siz kendi isteğinizle Müslüman oldunuz. Kendi irâde ve ihtiyârınızla vatanınızı bırakıp buraya geldiniz… Siz de bilirsiniz ki Cenâb-ı Allâh, kâfirlerle muhârebe eden mü’minlere ne kadar büyük mükâfatlar hazırlamıştır. Mâlûmunuz olsun ki, bâkî olan âhiret yurdu, fânî olan dünyâ evinden daha hayırlıdır. Cenâb-ı Hak:</p>
<h2 style="text-align: right;">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اصْبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ</h2>
<p>“Ey mü’minler! Sabredin, (düşmanlarınıza karşı) sebat gösterin, (cihâd için) hazır ve râbıtalı bulunun, (nöbet tutun). Allâh’tan korkun, (O’nun emir ve yasaklarını gözetin) ki felâh bulasınız.” (Âl-i İmrân, 200) buyuruyor.</p>
<p>O hâlde inşâallâh yarına sağ çıktığınız takdirde gözünüzü açarak ve Allâh’tan düşmanlarına karşı yardım dileyerek muhârebeye girişin. Eğer harbi kızışmış ve şiddetlenmiş görürseniz ta ortasına yönelip düşman askerlerinin hiddet ve şiddet vaktinde reisleriyle çarpışın. Zafere nâil olur, ganîmet alır ve Cennet-i Âlâ’da da ikram görürsünüz.”</p>
<p>Ertesi gün sabahleyin oğulları analarının bu nasihatini tutarak harbe girişti ve büyük bir cengâverlikle vuruşarak dördü birden şehîd oldu. Evlâdlarının şehîd olduğu haberi Hansâ Hâtun’a ulaşınca:</p>
<p>“Beni evlâdlarımın şehâdeti ile şereflendiren Allâh’a hamdolsun. Yüce Rabbimden beni onlarla, nihâyetsiz olan rahmetinde birleştirmesini niyâz ediyorum.” diye şükür ve duâ etti. (İbn-i Abdi’l-Berr, el-İstîâb, IV, 1827-29)</p>
<p>Müslüman olmadan önce kardeşlerinin ölümü üzerine yazdığı mersiyelerle dillere destan olan bu şâir kadın, Allâh’a îmânın tadına vardıktan sonra öz evlâdlarını kendi lisân kuvveti ile şehîdliğe teşvîk etmiş ve ciğerpârelerinin dördünün birden Allâh yolunda şehîd olduğunu duyunca da Allâh’a hamd etmiştir.</p>
<p>İşte bunlar, mallarını ve canlarını Allâh yolunda infâk eden müstesnâ annelerimizden birkaç misaldir.</p>
<p>Şunu iyi anlamak gerekir ki, Allâh yolunda mal ve can ile cihaddan maksat, yalnız kılıç harbi değildir. Kılıç, zulmü kaldırmak, hakkı tevzî etmek gibi zarûret hâllerinde kullanılan bir demir parçasıdır. Esas fetih, gönüllerin fethidir.</p>
<p>Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de insanları hidâyete kavuşturma gâyesiyle “Allâh yolunda cihâd etme”ye dâir pek çok ifâde yer almaktadır. Ancak bunların mahdud bir kısmında sıcak savaş demek olan kıtalden bahsedilir. O da zarûret hâlindedir. İslâm’da müdâfaa veya îlâ-yı kelimetullâh, yâni Allâh’ın kelimesini yüceltmek gâyesi dışında yapılabilecek bir harp yoktur. Sırf toprak veya maddî menfaat elde etmek için yapılan savaşlar, insanlığın yüz karası bir zulümdür. Hâlbuki İslâm’da savaş, mutlakâ hakkı tevzî, hidâyetlere vesîle olmak ve zulmü bertaraf etmek gibi ulvî gerekçelere istinâd eder. Zîrâ Kur’ânî ifâdeyle:</p>
<h2 style="text-align: right;">مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا</h2>
<p>“…Kim, kâtil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim (de) bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur…” (el-Mâide, 32)</p>
<p>Bu bakımdan insanlığın kurtuluşu için yapılacak her türlü gayret ve hizmetler, cihâdın bir parçasıdır.</p>
<p>Tevbe Sûresi’nin 103. âyetinde şöyle buyrulur:</p>
<h2 style="text-align: right;">خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلاَتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ</h2>
<p>“(Ey Peygamber!) Onların mallarından sadaka (ve zekât) al ki, bununla onları (kir ve günahlardan) temizleyesin, onların (sevaplarını) artırıp yüceltesin! Ve onlara duâ et! Çünkü Sen’in duân, onlar için sükûnettir (onların ıztıraplarını yatıştırır). Allâh çok iyi işiten ve bilendir.”</p>
<p>Âyet-i kerîmedeki “Sadaka al!” emrinden sonra sahâbe-i kirâm arasında infak seferberliği başladı. Herkes nesi varsa, Allâh Rasûlü’nün önüne döktü. Hiçbir şeyi olmayanlar ise, dağdan odun kesip satarak, sırtlarında su çekerek kazançlarını Allâh Rasûlü’ne getirdiler. Maddî ve mânevî güçlerini, dünyâ hayâtının gel-geç lezzetlerinde zâyî etmeyip, âhiret yoksulu olmaktan kaçındılar. Malın ve mülkün hakîkatte Rabbe âit olduğunun, kulun ancak muayyen bir zaman için onların sâdece emânetçisi olabileceğinin şuûru içinde yaşadılar. Şu kısacık dünya hayâtını, ebedî bir âhiret saâdeti kazanabilmek için sarfetmeye çalıştılar.</p>
<p>Nitekim birgün Tebük Seferi’ne gidecek orduya yardım toplanıyordu. Ensârdan Ebû Akîl -radıyallâhu anh- da bir ölçek hurma getirmişti ki, kendisi buna herkesten daha çok muhtaçtı:</p>
<p>“–Yâ Rasûlallâh! İki ölçek hurma karşılığında bütün gece sırtımda su çektim. Bir ölçeğini evimin ihtiyacı için alıkoydum, diğerini de Rabbimin rızâsını kazanmak ümîdiyle Sana getirdim!” dedi.</p>
<p>Rasûl-i Ekrem Efendimiz:</p>
<p>“–Allâh senin getirip verdiğini de alıkoyduğunu da bereketlendirsin!” buyurdu ve getirilen hurmanın toplanan yardımlar içine dökülmesini emretti. (Taberî, Tefsîr, X, 251)</p>
<p>Ukbe bin Amr -radıyallâhu anh- şöyle der:</p>
<p>“Sadaka âyeti (yâni Tevbe Sûresi’nin 103. âyeti) nâzil olunca, sırtımızda yük taşıyarak kazancımızdan infâk etmeye başladık. Derken bir adam geldi ve çokça sadaka verdi. Münâfıklar; «Gösteriş yapıyor.» dediler. Bir başkası geldi, bir ölçek hurma tasadduk etti. Yine münâfıklar; «Allâh’ın, bunun bir ölçek hurmasına ihtiyâcı yoktur.» dediler. Bunun üzerine:</p>
<h2 style="text-align: right;">الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لاَ يَجِدُونَ إِلاَّ جُهْدَهُمْ سَخِرَ اللّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ</h2>
<p>«Sadakalar husûsunda gönülden veren mü’minleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştiren ve onlarla alay edenler yok mu, Allâh onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için acı bir azap vardır.» (et-Tevbe, 79) âyet-i kerîmesi nâzil oldu.” (Buhârî, Zekât, 10; Müslim, Zekât, 72)</p>
<p>Cihâdı terk eden kimseler için şu hadîs-i şerîf, ne kadar ürpertici bir îkazdır. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyururlar:</p>
<p>“Bana hayat bahşeden Allâh’a yemin ederim ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten nehyedersiniz ya da Allâh kendi katından üzerinize bir azap gönderir de o zaman duâ edersiniz fakat duânız kabûl edilmez.” (Tirmizî, Fiten, 9)</p>
<p>Demek ki, hayra ve fazîlete dâvet vazîfesinin bırakılması, ilâhî azâbın yaklaşmasına sebep olacaktır. Mü’min ağızlara yakışan, hak ve hakîkati söylemektir. Âyet ve hadîslerde müslümanın gördüğü bir hatâ karşısında hakkı ortaya koyması emredilmiştir. Allâh Teâlâ şöyle buyurur:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِّمَّن دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ</h2>
<p>“Sâlih ameller işleyip de, ben Allâh’a teslim olanlardanım diyerek insanları Allâh’a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim olabilir!” (Fussilet, 33)</p>
<p>Rasûl-i Ekrem Efendimiz de ümmetini şöyle îkâz etmiştir:</p>
<p>“Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin! Bu ise imânın en zayıf hâlidir.” (Müslim, Îmân, 78)</p>
<p>Bu dünyânın ötesinde cennet ve cehennemden başka barınacak bir yer yoktur. Canları, malları ve kendilerine verilen nîmetleri gâfilâne bir şekilde nefsânî yolda kullananlara Allâh Teâlâ bizzat:</p>
<p>“–Sana Rasûlüm gelip hakîkatleri tebliğ etmedi mi? Sana mal verip nîmetlerimi yağdırmadım mı? Bugün için kendine ne hazırladın?” diye soracak. Kişi, sağ ve soluna bakacak; kimseler yok… İleriye bakacak; cehennemden başka bir şey göremeyecek…</p>
<p>Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:</p>
<p>“Kıyâmet günü kul (hesap vermek üzere huzûr-i ilâhîye) getirilir. Allâh Teâlâ:</p>
<p>«–Ben sana göz, kulak, mal ve evlâd vermedim mi? Sana hayvanları ve nebâtâtı musahhar kılmadım mı? Seni bunlara sâhip kılıp onlardan istifâde ettirmedim mi? Bu kıyâmet gününde Ben’imle karşılaşacağın hiç hatırına gelmedi mi?» diye soracak.</p>
<p>Kul da: «Hayır» diyecek.</p>
<p>Allâh Teâlâ Hazretleri:</p>
<p>«Öyleyse bugün Ben de seni unutacağım, tıpkı senin (dünyâda) Ben’i unuttuğun gibi!» buyuracak.” (Tirmizî, Kıyâmet, 6/2428)</p>
<p>Dünyâ günlerini hesapsızca yaşayanlar, zâyi ettikleri o günlerin hasret ve nedâmeti içinde yanacaklardır. Bu âlemde Allâh rızâsını kazanamayanları, ölüm ötesinde korkunç bir cehennem beklemektedir. Îmânsız bir şekilde gafletle kapanan gözler, muzdarip ve korkunç kabir akşamlarına açılacaktır.</p>
<p>Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmede kullarını şöyle îkâz eder:</p>
<h2 style="text-align: right;">وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ</h2>
<p>“Sizden hayra dâvet eden, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun! İşte onlar gerçekten felâha erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104)</p>
<p>Bu âyet-i kerîmede dâimâ Hakk’a dâvet eden bir cemaatin bulunması îcâb ettiği kat’î bir ifâdeyle emredilmiştir. İslâm, başlangıçta, sahâbe-i kirâmdan olan îmân münâdîleri ile yayıldığı gibi sonraları da yine onların izi ve yolunda sebât eden muhlis âlimler, mücâhidler ve mürşidlerle devâm etmiştir. Cenâb-ı Hak ve Peygamber Efendimiz bunlar için pek çok mükâfatlar va’detmişlerdir.</p>
<p>Enes -radıyallâhu anh-, İslâm tebliğcilerinin âhirette nâil olacakları yüksek mertebeleri anlatan bir hadîs-i şerîfi şöyle nakleder:</p>
<p>Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün şöyle buyurdular:</p>
<p>“–Size bir kısım insanlardan haber vereyim mi? Onlar ne peygamber ne de şehîddirler. Ancak kıyâmet gününde peygamberler ve şehîdler, onların Allâh katındaki makamlarına gıpta ederler. Nurdan minberler üzerine oturmuşlardır ve herkes onları tanır.”</p>
<p>Ashâb-ı kirâm:</p>
<p>“–Onlar kimlerdir yâ Rasûlallâh!” diye sordular.</p>
<p>Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:</p>
<p>“–Onlar, Allâh’ın kullarını Allâh’a sevdiren ve Allâh’ı da kullarına sevdiren kimselerdir. Yeryüzünde nasîhatçı ve tebliğciler olarak dolaşırlar.”</p>
<p>Ben:</p>
<p>“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Allâh’ı kullarına sevdirmeyi anladık. Peki Allâh’ın kullarını Allâh’a sevdirmek nasıl olur?” dedim.</p>
<p>Buyurdu ki:</p>
<p>“–İnsanlara Allâh’ın sevdiği şeyleri emrederler, sevmediği şeylerden de sakındırırlar. İnsanlar da buna itaat edince Allâh -azze ve celle- onları sever.” (Ali el-Müttakî, III, 685-686; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, I, 367)</p>
<p>Âhiret yolcusu için en hayırlı azık takvâdır. Bir mü’minin en hayırlı günü, dününden üstün olandır. O hâlde her gün evvelki güne göre daha fazla âhiret azığı edinmek sûretiyle günlerimizi bereketlendirmeliyiz.</p>
<p>Bizden öncekiler geçti, gitti; bizler de bir müddet sonra onların kervanına katılacağız. Uyur gibi ölecek, uyanır gibi dirileceğiz. Daha sonra da amellerimizden hesâba çekileceğiz. Âhiretin emîn ve mümtaz makamları, müttakîlerin olacaktır. Umûmî akış ve dönüş, yalnız Allâh Teâlâ’yadır.</p>
<p><strong>Allâh Teâlâ, kalblerimizi rızâsı ve hidâyeti yolunda dâim eylesin! Bizleri, yine bizlerden, yâni nefsimizin şerrinden korusun!.. </strong></p>
<p><strong>Âmîn!..<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamiyol.com/cihad-ve-emr-i-bil-maruf.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

