Ebu Hureyre rivayet ediyor;

“O Efendimizin şöyle buyurduğunu söyledi:Rabbim bana emretti.

1.  Açıkta ve gizlide Allah’tan korkmayı.

2.  Öfke ve hoşnutluk anında adaletli sözü söylemeyi.

3.  Yoksullukta ve zenginlikte orta yolu tutmayı.

4.  Benimle ilişkiyi kesenle benim ilişki kurmamı.

5.  Bana vermeyene benim vermemi.

6.  Bana haksızlık yapanı benim affetmemi.

7.   Sükutumun tefekkür olmasını.

8.  Konuşmamın zikir olmasını.

9.    Nazarımın ibret olmasını.

10.  Marufu emretmemi.”

Kutubi sitte 16. cilt

Burada gözümüze çarpan husus, “Cenabı Hakk bana emretti” demesi. Anlıyoruz ki Peygamberimizin Allah’la ilişkisi Kuran’la sınırlı değil. Allah’la peygamberin ilişkisini Kuranla sınırlı görmek yeterli olmuyor. Kuranın tam anlamıyla hayata taşınması, Efendimizin tam anlamıyla o anlayışı hayatına geçirmesi için böylesi bir vahiy de söz konusudur. Allah’ın Aleyhisselatu vesselam efendimizden yapmasını istediği şeyler genel olarak bütün Müslümanlardan istediği şeyler olabilir. Bu tembihler efendimizin hayatında hayata dönüştüğünde ümmet için de hayata dönüşmesi gerekiyor.

1- Açıkta ve gizlide Allah’tan korkmak. Bu bir Müslüman için Allahın gizliyi de açığı da görüyor olması gerçeğini hayata geçirmesidir. Allah’tan korktuğunu insanların arasında gösterir de gizli de göstermezse, Allahın gizliyi görmesi konusunda tereddütleri var demektir. İnsanın bu noktada yanlışa düşmesini Allah bu yolla gidermeye çalışıyor. Bazen Allah korkusu yer değiştirebilir ve insan Allah’tan korktuğunu zanneder. İnsan “Allah her zaman görüyor” bilgisini hayatına yansıtmalıdır. Allah her şeyi görür, onun görmesine hiçbir engel söz konusu değildir. Ne aydınlığın apaçık olması, ne de karanlığın zifiri olması etkilemez. Böylece inanan insanda Allahtan korkma doğar ve kendi kendini denetler. Allah korkusu kişinin yanı başında hareketlerini denetleyen bir şeye dönüşür. Allahın mümine emrettiği şey her halükarda Allahtan korkmasıdır. Bazen insanlardan korkmayı Allahtan korkmak olarak görür insan. Yalnız kaldığında yanlış yapar. İnsanın kalbinde Allah korkusu taşıması gerekiyor. Yaptıklarını da yapmadıklarını da Allahtan korktuğu için yapar hale gelmesi gerekiyor. Haşyet sadece korku değil, saygıdan kaynaklanan bir korkudur. Haşyet, Allah her zaman hazır ve nazır bilgisine sahip olmak ve ona saygıyla karışık bir korku hissetmektir.

2- Karşılıklı kelimeler kullanılıyor, gizlilik ve açıklıktan sonra burada öfke ve hoşnutluk hali ele alınıyor. Hoşnutluk halinde insan adil söz söyleyebilir ama ya öfke halinde? Cinayet üzerine yazılar yazanlar katillerin öldürülmesi konusunda hayır diye yazarken, kendi akrabalarından biri öldürüldüğünde asılmalı diye düşünmeye başlıyorlar, yani öfkeyle yaklaşıyorlar. Hâlbuki adalet hem hoşnutluğun hem de öfkenin kurbanı olmamalıdır. Bir insan hoşnutluk halinde de öfke halinde de adaleti çiğneyebilir. Normalde mahkemelerde hükümlerin adil olmamasının nedeni, o kararı isteyen kişilerin olmasındandır. Birilerinin öfkesi, doğru olan kelimeyi söylemelerini terk etmesine sebep oluyor. Öfke hali yani nefsin hevası olan bu durumlar insanın sahip olması gereken çizgiyi de ortadan kaldırabilir. Adaletin hevalardan uzak tutulması gerekir. Adalet herkesi memnun etmez iki tarafı keskin bir bıçaktır ama sen uymak zorundasın. Yargının bakacağı şey haklılık ve haksızlıktır. Allah ve Resulü sizin aranızda hükmettiğinde, gönlünüzde hiçbir sıkıntı duymadan tabi olmadıkça mümin olmazsınız buyuruyor Cenabı Hak. Hiçbir sıkıntı duymadan teslim olmak. Önemli olan bu. Hasımlar, karşısındakini kendi gibi düşünmeyen kişilerdir. Genelde adalet konusunda herkes kendi akrabasını, arkadaş çevresini, itibar sahibi insanları kayırmaya çalışıyor. Dolayısıyla da şahitliğini değiştiriyor. Olması gereken şey ise, adalet çizgisini sonsuna kadar korumaktır. Bize rağmen, nefsimize rağmen..

3- Kanaatkar olmak, yetinmek. Yoklukta orta yolu tutmak kolay gözüküyor, zenginlikte daha zordur. İnsanların ahlaklarını değiştiren şeyler zenginlik, hastalık, makam sahibi olmak gibi şeylerdir. Zaman zaman siz de görürsünüz. Bir insanın makam sahibi olması tanınmaz hale gelmesine sebep olabiliyor. İster zenginlik olsun, ister fakirlik olsun, insanın hayat tarzı değişmemeli. Zenginliğin şımarıklığını herkese hissettirecek bir hale gelmemeli. İnsanın dâhil olduğu bir sınıf vardır. O sınıfın seviyesine uygun davranması gerekir. Örfünü koruması gerekir. Zenginliği kendinden bilmesi, hayat tarzını değiştirmesine sebep olur. Zenginliği Allaha ait görmemiz ve dilediği zaman alabileceğine inanmamız bizim hayat tarzımızda değişikliğe sebep olmaz. Tersi bir algıda hayat tarzımız değişirse, sonra elimizden alındığında orta yola dönmek çok daha zor olur. Ne varlığın şımarttığı ne de yokluğun azdırdığı insan olmalıyız. Orta yolu tutan bir hayat tarzına tutunmamız gerekiyor.

4- Sıla-i rahimi sürdürmem. Birileri bizi ziyaretten vazgeçiyorsa biz de vaz geçiyoruz. Hâlbuki bizi ziyaret etmeyen ya o sevaptan mahrum olur ya da günah kazanır, biz de aynısını yaparsak kazandığımız bir şey olmaz. Yapılan kötülüğü tekrarlamış oluruz. İster tembellikten, ister öfkeden, ister başka bir duygudan dolayı yapılmamış olsun, haklı gerekçeleri olsun ya da olmasın sıla etmemek eylemi her halükarda kötüdür. Birbirleriyle görüşmesi gereken insanların ne şekilde olursa olsun görüşmemeleri kötüdür. Mecelledeki kuralımız zarar da yoktur, zarara zararla mukabelede yoktur diyordu. O yapmadı, sen yaparsın. Senin sıla yapmanın onun yapmasıyla alakası ne? Ne olursa olsun, seninle ilişkiyi kesenle ilişkini sürdürmelisin. Sılai rahimin insanın ömrünü uzattığına inanması da gerekir bu, sılanın sevabına inanması demektir. Dinde çok önemli yeri olan ibadetlerden bir tanesidir. Efendimiz buyurur; sıla-i rahim arşa asılacak ve kulların lehinde veya aleyhinde şahitlik edecekmiş, “bu kul benimle ilgili hukuku gözetti ya da gözetmedi, sen de onu gözet veya gözetme” şeklinde. Cenabı Hakk’ta “ben sılayı gözeteni gözetir, gözetmeyeni gözetmem” buyuracakmış.

5- Bana vermeyene benim vermemi: Bunlar Cenabı Hakkın hoşlanmadığı davranışlardır. Vermemek kötüdür ve vermeyenin vermediği de görülmemeli, verilmeli. Vermemek çirkinse senin de vermemen çirkindir. Onun vermemesinin bir sebebi vardır belki ama senin vermemenin sebebi onun vermemesidir. Vermemenin yüzlerce sebebi olabilir. Yüzlerce sebepten biri onun vermemesini meşru kılar ama senin o vermedi diye vermemen meşru olmaz. Felaket olur. İnsanların verip vermediğine pek de aldırmamak gerekiyor. Seni kendi iyiliklerinin muhatabı kılmasalar da senin vermen gerekiyor. Dikkat ederseniz bunlar hep duygusal davranışlardır. Davranışlarımızı duygularımızın etkisinden kurtarmaya yönelik uyarılar.

6- Bana haksızlık yapanı affetmemi: insanın kendisine haksızlık yapanı affetmesi yüce bir duygu, affedememek herkesin sahip olduğu bir duygu. İnsanlar söylenmiş sözleri bile affedemiyorlar. Efendimiz “siz Ebuddamdam gibi olamıyor musunuz” diye sormuş. O kimdir diye sormuşlar. Evinden çıkarken daha kimse onun hakkında bir şey konuşmadığı halde herkese hakkını helal eden adamdır demiş. Baştan helal edebilmek gerekiyor. Medine’nin valisi efendimizin torunlarından birisi imiş. İmam Maliki’yi zindana atmış dövdürmüş. Çıktıktan sonra da haklarımı helal ettim demiş. Nasıl edersin demişler, “ya yarın mahşerde cenabı hak onu cehenneme atsa, Resulullah seni buraya attıran kim dese ve o da imam malik dese o zaman ben ne yaparım demiş. Birileri haksızlık yaptığında o haksızlıkları affedebilmek bir insan için hem bir meziyete dönüşüyor hem de o insanın kat ettiği yola işaret ediyor. Hz Ali ile kölesine seslenir köle bakmaz. Hz  Ali köleye kızar. Köle:” onlar öfkelerini yutarlar” ayetini söyler. “Tamam öfkemi yuttum da neden duyduğun halde ses vermiyorsun der hz ali. Köle ayetin devamını okur “onlar insanları affederler”. Hz. Ali “Tamam affettim hadi bana su getir” der. Köle “Allah Muhsinleri sever” deyince Hz Ali “tamam seni azad ettim” der. İnsanları işledikleri suçlardan beri kılmak, affetmek Allah’a mahsustur, insan ondan bir hisse kendisine almış olur.

7,8,9- Sessizliğimin tefekkür, konuşmamın zikir, bakışımın ibret -olmasını. Susuyorsam tefekkür ettiğimden susuyorum. Müminin konuşmaya katılmayışı bir şey bilmeyişinden değil Allah’ı anmasından dolayıdır. Konuşursa Allah’ı zikreder, nereye bakarsa ibret nazarıyla bakar,

10- Marufu emretmemi emretti. Marufu iş edinmekle Allah bana emirde bulundu.

Mustafa Keleşoğlu Hoca’nın Ders Notlarından…