40 Yaşındasın Şiiri – Dursun Ali Erzincanlı

dae-40-yasindasin

[mp3]/wp-content/uploads/2009/03/dursun-ali-erzincanli-kirk-yasindasin.mp3[/mp3] Şiiri indirmek için tıklayınız

Fon müziği: indirmek için tıklayınız

[mp3]/wp-content/uploads/2009/03/40-yasindasin-fon.mp3[/mp3]

Rar şifresi: www.islamiyol.com

Kırk Yaşındasın

Rahmetini umarak  Günahkar bir dille;  Allah azze ve celle

Ya rasulallah,   Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte  Bir yaşındasın,  Beni sa’d yurdundasın Sana süt anne olmadı kadınlar
Bu yüzden dargın bulutlar  Bir damla yağmur indirmiyor
Kıtlık hüküm sürüyor beni sa’d yurdunda  Minicik bir bulut var gökyüzünde
Sana aşık…  Ayrılmıyor başucundan  Ve insanlar yağmur duasında…
Hz.halime kucağına alıyor seni  Yeryüzünde bir gölgelik…seni güneşten korumak için   Oysa minicik bulut gökyüzünde
Sana meftun, sana kilitli…  Ve dua eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip  Kıtlığı da unutuyor,
yağmuru da, duayı da  Ama sen unutmuyorsun
Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun
O minicik bulut ilişiyor bakışlarına  Büyüyor, büyüyor…
Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
Çoğusu bilmiyor seni…

Altı yaşındasın  Medine-i münevvere yolundasın
Yanında aziz annen ve ümmü eymen  Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
Sonra yolda, ebva’da öksüzlük karşılıyor seni  Mekke’ye annesiz giriyorsun
Abdulmuttalip bir başka seviyor seni  Ebu talip bir başka seviyor

Ya rasulallah  Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında
Onlar anne deyince sen yere mi bakardın  Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı ebva’ya  Kaç gece anne diye hıçkırdın
Efendim!   Senin yerine de anne dedik annemize
Senin yerine de baba dedik

Yirmi beş yaşındasın  Ve bambaşkasın Kimse sana denk değil
Şefkat yayıyor kokun  Güven veriyor sesin  Sen muhammed-ül emin’ sin

Otuz üç yaşındasın  Dalga dalga rahmet var

Otuz beş yaşındasın  Hadi gel bekletme yar
İniltiler çalıyor kapısını göklerin  Hadi gel bekletme yar
Sinesi çatlayacak rasul bekleyenlerin…  Hadi gel ey yâr!
Nurdağına davet var

İşte  Kırk yaşındasın  Hira nur dağındasın  Cibril iniyor göklerden
Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor
Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ” ah! ” sın
Karanlık gecelerimize sabahsın
Sen nebiyullahsın  Sen habibullahsın  Sen rasulullahsın

Niye incittilerki seni sultanım  Niye işkence yaptılarki sana
Ebu talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar  Himayesiz kaldın diye mi
Kabe’deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
” amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ” diyişin
Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza  Başına pislikler saçılıyor
Başlar feda o mübarek başına  Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
Biri koşuyor mekke sokaklarından sana doğru
Biri koşuyor ama sanki yere inmiş arş-ı Âla
” bu koşan kimdir ” diye bir soru dolaşıyor boşlukta
Bu koşan kim?  Ve cevap veriyor biri:
Muhammed’ in kızı fatımatüz-zehra  Velilerin anası…
Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın  Sana yeryüzünde en çok benzeyen
Gülmesi sen, ağlaması sen  ” ağlama kızım ” diyişin geliyor aklımıza
Niye çıkardılar ki yurdundan seni  Himayesiz kaldın diye mi
Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni  Seni yetim bulup barındıranı
Seni alemlere rahmet kılanı  Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun
“seni bizim elimizden kim kurtaracak” diyorlardı
Sen ” allah! ” diyordun  Allah azze ve celle  Semayı haşyet kaplıyordu
Sen ” allah! ” diyordun  Arş-ı Âla titriyordu  Bedir’ de ” allah! ” diyordun
Üç bin melek iniyordu alaca atlarda   Yüz yirmi beş bin sahabi :
” anam babam sana feda olsun ” diyordu

Ya rasulallah  Medine-i münevvere sokaklarında yürüyordun
Neccar oğulları’nın küçük kızları seni görünce
Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
” beni seviyor musunuz ” diye sormuştun onlara
” seni çok seviyoruz ya habiballah ” demişlerdi
Sen de:
” allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum” demiştin
Bu gün yaşayan gençler var
Neccar oğulları’nın kızları diğil belki
Ama seni onlar da çok seviyor
Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar
Senden başka kimseleri yok
Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

Altmış üç yaşındasın  Refik-i Âla duasındasın
Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu  Kenarları beyazdı
Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın  Ve mübarek ellerini dizine vurarak
” görüyor musunuz ne kadar güzel ” demiştin
Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti :
” anam babam sana feda olsun ya rasulallah, onu bana ver ”
Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
İstendiğinde katiyyen ” hayır ” demediğini bile bile
” peki ” dedin o zata  Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
Aynı cübbeden yine yine diktiler  Ama giyinmek nasip olmadı
Haberler uçurmuştun ebu hureyre’ nin diliyle :
” benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler ”
Ve hz. enes ile paylaşmıştın özlemini
” beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim”

Sultanım!
Ey medine minberinde ” ümmeti, ümmeti ” diye hüznü giyen sevgili
Ey mekke mihrabında alemler hesabına ” allah! ” diyen sevgili
Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey’ at ettik
Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
Duyduk, itaat ettik

Ya rasulallah
Sen hâlâ kırk yaşındasın
Ve hâlâ ümmetinin başındasın…

Dursun Ali Erzincanlı

Albüm: En Sevgiliye-3

Bir Cevap Yazın