Aylık Arşiv: Ağustos 2008

Medîne’de Heyecanlı Bekleyiş

Me­dî­ne’de He­ye­can­lı Bek­le­yiş

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, Ku­bâ’dan Me­dî­ne’ye ha­re­ket ede­ce­ği za­man, da­yı­la­rı olan Nec­câ­ro­ğul­la­rı’na ha­ber gön­der­di. On­lar da si­lâh­la­nıp gel­di­ler ve Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Efen­di­miz’e se­lâm ve­re­rek:

“–Em­ni­ye­ti­niz te­min edil­miş ola­rak de­ve­le­ri­ni­ze bi­ne­bi­lir­si­niz!” de­di­ler.268

Cu­ma na­ma­zın­dan son­ra Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, de­ve­si Kas­vâ’ya bin­miş, Haz­ret-i Ebû Be­kir -ra­dı­yal­lâ­hu anh-, Nec­câ­ro­ğul­la­rı’nın eş­râ­fı ve di­ğer müs­lü­man­la­rın re­fâ­ka­tin­de Me­dî­ne’ye gir­miş­ler­dir. Devamı »

Rânûnâ Vâdisî’nde İlk Cuma Namazı

Râ­nû­nâ Vâ­di­si’nde İlk Cu­ma Na­ma­zı

Ni­hâ­yet Ku­bâ’da on dört gün­lük bir mi­sâ­fir­lik­ten son­ra Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- ve be­râ­be­rin­de­ki­ler, Me­dî­ne’ye ha­re­ket et­ti­ler. Gün­ler­den cu­ma idi. Öğ­le üze­ri “Râ­nû­nâ Vâ­di­si”ne va­rıl­mış, na­maz vak­ti gir­miş­ti. Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- de­ve­sin­den in­di. O sı­ra­da, İs­lâm’ın ik­ti­dâ­rı­nın bir alâ­me­ti ola­rak farz kı­lı­nan “cu­ma na­ma­zı”nı kıl­dır­dı. Ora­da şu hut­be­le­ri îrâd bu­yur­du­lar: Devamı »

Temelleri Takvâ İle Atılan Mescid: Kubâ Mescidi

Te­mel­le­ri Tak­vâ ile Atı­lan Mes­cid: Ku­bâ Mes­ci­di

Hic­ret yol­cu­lu­ğu­nun ilk du­ra­ğı olan Ku­bâ’da Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, Amr bin Avf Oğul­la­rı’nda on dört ge­ce mi­sâ­fir ol­du. İş­te meş­hur Mes­cid-i Ku­bâ, bu es­nâ­da ya­pıl­dı. Haz­ret-i Pey­gam­ber -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- de, mes­ci­din in­şâ­sın­da biz­zat ça­lış­tı­lar.

Ku­bâ Mes­ci­di, İs­lâm’da in­şâ edi­len ilk mes­cid­dir. Hic­ret gi­bi mü­him bir hâ­di­se es­nâ­sın­da bi­nâ edil­di­ği için önem­li bir ye­re sâ­hip­tir. Bu mes­cid, Kur’ân-ı Ke­rîm’de:

ا لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ

“…(Me­dî­ne’ye hic­re­tin) ilk gü­nün­den tak­vâ üze­ri­ne ku­ru­lan Mes­cid…” (et-Tev­be, 108) şek­lin­de zik­re­dil­miş­tir.260

Ebû Hü­rey­re -ra­dı­yal­lâ­hu anh-:

فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ

“…Ora­da, te­miz­len­me­yi se­ven in­san­lar var­dır. Al­lâh da çok te­miz­le­nen­le­ri se­ver.” (et-Tev­be, 108) Devamı »

Beklenen Azîz Yolcu

Bek­le­nen Azîz Yol­cu

Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Efen­di­miz’in yo­la çık­tı­ğı­nı ha­ber alan Me­dî­ne­li­ler­de he­ye­can zir­ve­dey­di. O mü­bâ­rek yol­cu­nun yo­lu­nu has­ret­le göz­lü­yor­lar­dı. O nûr­lu kâ­fi­le­yi kar­şı­la­mak, o ebe­dî sa­âdet ker­va­nı­nın ke­re­min­den bir kı­rın­tı ka­pa­bil­mek için şeh­rin dı­şı­na ka­dar çı­kıp iş­ti­yak­la bek­le­şi­yor­lar­dı.

Ni­hâ­yet nü­büv­ve­tin on dör­dün­cü se­ne­si 12 Re­bî­ulev­vel pa­zar­te­si gü­nü256 bir ses bü­tün müs­lü­man­la­rın sî­ne­le­rin­de se­vinç­le yan­kı­lan­dı:

“Bek­le­nen mü­bâ­rek yol­cu ge­li­yor!..” Devamı »

Çetin Yolculuk

Çe­tin Yol­cu­luk

Evin­den çık­tık­tan son­ra Haz­ret-i Ebû Bekr’in hâ­ne­si­ne ge­len Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, o ka­bûl et­me­se de, ken­di­si için ha­zır­la­nan de­ve­nin pa­ra­sı­nı ver­di. Bi­raz ev­vel müş­rik­le­rin or­ta­sın­dan on­la­ra gö­rün­me­den ge­çen Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, üm­me­te nu­mû­ne ola­ca­ğı için bu de­fâ sün­ne­tul­lâh îcâ­bı ted­bir­li ha­re­ket et­ti. Haz­ret-i Ebû Be­kir’le be­râ­ber, evin ar­ka ta­ra­fın­dan çık­tı­lar. De­ve­le­ri bir­kaç gün da­ha bu­ra­da ka­la­cak­tı.

Yi­ne in­ce bir ted­bîr ola­rak Me­dî­ne’nin ak­si is­ti­kâ­me­ti­ne doğ­ru yo­la re­vân ol­du­lar.

Haz­ret-i Ebû Be­kir -ra­dı­yal­lâ­hu anh-, Fahr-i Kâ­inât Efen­di­miz’in kâh önün­de, kâh ar­ka­sın­da yü­rü­yor­du. Al­lâh Ra­sû­lü onun bu ha­re­ke­ti­ni fark edin­ce: Devamı »

Müşriklerin Suikast Plânı

Müş­rik­le­rin Su­ikast Plâ­nı

Mek­ke’nin gün geç­tik­çe bo­şal­dı­ğı­nı gö­ren müş­rik­ler, ya­vaş ya­vaş işin ken­di­le­ri açı­sın­dan ve­hâ­me­ti­ni kav­ra­ma­ya baş­la­dı­lar. He­men bir fe­sat oca­ğı olan Dâ­ru’n-Ned­ve’de top­lan­dı­lar. Top­lan­tı­ya Ne­cid­li ol­du­ğu­nu söy­le­yen bir ih­ti­yar da ka­tıl­mış­tı. Bu ih­ti­yar, in­san sû­re­ti­ne gir­miş şey­tan­dan baş­ka­sı de­ğil­di.

Ne ya­pa­cak­la­rı­nı uzun uzun tar­tış­tı­lar. Pey­gam­ber Efen­di­miz’i ya­ka­la­yıp hap­set­mek ve­ya Mek­ke’den sü­rüp çı­kar­mak gi­bi bir­çok tek­lif­ler ile­ri sü­rül­dü. Tek­lif­le­rin hep­si­ne şey­tan kar­şı çık­tı. So­nun­da en re­zil bir ka­rar­da fi­kir bir­li­ği­ne var­dı­lar:

Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’i öl­dür­mek!.. Devamı »

Peygamberlerin Son Çâresi:HİCRET, Hicrete İzin Verilmesi ve Medîne’ye Hicret

Pey­gam­ber­le­rin Son Çâ­re­si: HİC­RET (Nü­büv­ve­tin 13. Se­ne­si)Hic­re­te İzin Ve­ril­me­si ve

Me­dî­ne’ye Hic­ret

İkin­ci Aka­be Bey’ati’nden son­ra müş­rik­ler, müs­lü­man­la­rın sı­ğı­nıp ken­di­le­ri­ni ko­ru­ya­cak bir ye­re hic­ret ede­cek­le­ri­ni öğ­re­nin­ce, yap­tık­la­rı ezi­yet­le­ri büs­bü­tün ar­tır­dı­lar. Müs­lü­man­lar bu da­ya­nıl­maz iş­ken­ce­ler se­be­biy­le Mek­ke’de otu­ra­ma­ya­cak hâ­le gel­dik­le­ri için, hâl­le­ri­ni Pey­gam­ber Efen­di­miz’e arz et­ti­ler ve hic­ret için izin is­te­di­ler.

Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, Al­lâh’ın iz­ni ile müs­lü­man­la­ra Me­dî­ne yol­la­rı­nı işâ­ret et­ti ve şöy­le bu­yur­du:

“Bun­dan böy­le si­zin hic­ret ede­ce­ği­niz şeh­rin, iki ka­ra taş­lık ara­sın­da hur­ma­lık bir yer ol­du­ğu ba­na gös­te­ril­di.” (Bu­hâ­rî, Ke­fâ­let, 4) Devamı »

Mekkî Âyetlerin Husûsiyetleri

Mek­kî Âyet­le­rin Hu­sû­si­yet­le­ri

Mâ­lum ol­du­ğu üze­re ilk nâ­zil olan âyet­ler tev­hî­de dâ­vet, öl­dük­ten son­ra di­ril­meye îman, mü’min­le­ri cen­net­le müj­de­le­me, kâ­fir­le­ri ve âsî­le­ri ce­hen­nem ile in­zâr gi­bi akî­de­vî hu­sus­lar­da idi. Bu mev­zû­lar­da muh­te­lif de­lil­ler­le ik­nâ et­mek sû­re­tiy­le in­san­la­rın îman­la­rı­nı kuv­vet­len­dir­dik­ten son­ra, mu­âme­lât­la alâ­ka­lı hü­küm­ler in­me­ye baş­la­dı. Çün­kü in­san­lar bâ­tıl îti­kad ve alış­kan­lık­la­rı­na sı­kı sı­kı­ya bağ­lı ol­duk­la­rı için bun­lar­dan vaz­geç­me­le­ri çok ko­lay de­ğil­di. Ted­rî­cî­li­ğe ri­âyet et­me­den, in­san­la­rı kö­tü alış­kan­lık­lar­dan arın­dır­ma­ya ça­lış­mak, nef­re­te ve uzak­laş­ma­ya se­be­bi­yet ve­re­bi­lir­di.

Haz­ret-i Âi­şe vâ­li­de­miz şöy­le de­mek­te­dir: Devamı »

Mekke Devrinin Tahlîli

Mek­ke Dev­ri­nin Tah­lî­li

On üç yıl sü­ren Mek­ke dev­ri bo­yun­ca Mek­ke­li müş­rik­le­rin müs­lü­man­la­ra kar­şı tat­bîk et­tik­le­ri ezi­yet­le­ri şu beş mad­de­de top­la­mak müm­kün­dür:

1. İs­tih­zâ.

2. Ha­kâ­ret.

3. İş­ken­ce.

4. Her tür­lü ti­câ­rî ve me­de­nî mü­nâ­se­bet­le­ri kes­me (tec­rîd).

5. Müs­lü­man­la­rı hic­re­te mec­bûr ede­cek de­re­ce­de yıl­dı­rı­cı bir şid­det ve hat­tâ ci­nâ­yet.

On­la­rın bu du­rum­la­rı­nı, Ce­nâb-ı Hak âyet-i ke­rî­me­ler­de şöy­le bil­di­rir: Devamı »

İkinci Akabe Bey’ati (Nübüvvetin 13. Senesi)

İkin­ci Aka­be Bey’ati (Nü­büv­ve­tin 13. Se­ne­si)

İkin­ci Aka­be gö­rüş­me­sin­den bir se­ne son­ra Me­dî­ne­li­ler, yi­ne hac mev­si­min­de Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- ile gö­rüş­tü­ler. Bu se­fer iki­si ka­dın, yet­miş beş ki­şiy­di­ler.

Yi­ne Al­lâh Ra­sû­lü’ne bey’at et­ti­ler. Bu­na da “İkin­ci Aka­be Bey’ati” de­nil­di.

Kâ­fi­le­nin ba­şın­da ge­len Mus’ab -ra­dı­yal­lâ­hu anh- ken­di evi­ne yak­laş­ma­dan ön­ce Ra­sû­lul­lâh -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in ya­nı­na git­ti. En­sâr’ın İs­lâm’ı hız­la ka­bûl et­me­le­ri­ni ha­ber ver­di. Âlem­le­rin Efen­di­si -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-, Mus’ab’ın ge­tir­di­ği ha­ber­ler­le mes­rûr ol­du. Devamı »