“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128)

Âyette “size çok düşkün” diye tercüme edilen “harîsun aleyküm” kelimeleri sözlükte; “bir şeyi şiddetle arzu etmek, rağbeti çok olmak, acımak, şefkatli olmak ve hidayeti için çabalamak” manalarına geliyor.

Bütün bunları “raûf ve rahîm” gibi esma-i ilâhiyeden iki isimle yan yana düşünmek Rasûlullah (s.a.v.)’in “üzerlerine titrercesine ümmetine düşkün olmasına” ayrı bir derinlik katıyor.

Merhum Hamdi Yazır bu iki kelimeyi şöyle açıklıyor: “Mü’minlere karşı rauftur; yani gayet ince bir şefkat ve merhameti vardır. Rahîmdir; min-tarafillah pek ziyade merhametlidir, günahkarlara bile acır.”

Çünkü onun varlığı âlemlere ayn-ı rahmettir. Ve merhameti inkara cür’et eden nâdânları bile kuşatacak kadar geniştir. Hayatı bu uğurda bir adanıştır, çırpınıştır, yakarıştır. Mü’minler hakkında ise, merhamet-i ilâhîyi tuğyân ettiren husûsî mağfiret vesîlesidir.

Merhamet edilene gereken, öncelikle buna layık olmaya çalışmaktır. “O Peygamber ki, üzerinize titrer” tarifindeki inceliği anlama gayreti, böyle bir liyakati kesbetme adına atılmış önemli bir adım olacaktır.