Kur'an'ın Işığında…
Tefekkür; inceden inceye, tüm ayrıntıları gözönünde bulundurarak derin düşünmek, zihni yorarak işin bilincine varmak anlamlarını içerir. Kur’an’ın işaret ettiği ve bizlerden istenen tefekkür ise kısaca ; doğru düşünce yolu ile bilincin geliştirilmesi olarak tanımlanabilir. Kur’an’da, bir çok ayette insanlar tefekküre davet edilmekte ve tefekkür anlamını içeren pek çok kelime kullanılmaktadır. Düşüncenin en yüksek derecesi diye de adlandırabileceğimiz tefekkürü anlamak için, öncelikle “düşünmek” kavramı üzerinde durmak gerekir. Takvanın, günah işleme olasılığı doğuran şeylerden uzaklaşmak olduğunu belirtmiştik. Bir şeyin bizi günaha yaklaştırdığını anlamak için de, öncelikle o şeyin üzerinde düşünmemiz gerektirir.
Rasulullah (günün birinde) bir seriyye gönderdi. Seriyye geri döndüğünde onlara şöyle buyurdu: “Aferin küçük cihadı yerine getirip de (üzerinde) büyük cihadı baki kalanlara.” Denildi ki, “Ya Rasulullah! Büyük cihad da neyin nesi? Hazret, “nefs ile cihad” buyurdu..
Bu iki mahlûk yaratıldıkları günden itibaren, kıyamet sabahına kadar birbirleriyle amansız bir muharebenin içinde olacaklardır. Bu savaş, hak- batıl muharebesi şeklinde yürütülecektir. İnsanlar için bir imtihan vesilesi olan bu savaşın neticesi, ya cennet veya cehennem kazancı olacaktır.
İnsan ve şeytanla alakalı bazı ayetleri naklederek, insanlığın ve Müslümanların düştüğü vahim tabloyu kısaca önünüze koymak istiyorum. İnsanın ve şeytanın yaratılışları ile alakalı hikmeti, Yüce Allah bizlere şöyle haber veriyor.
“ (Ey Habibim), o vakti hatırla ki Rabbin Meleklere; ‘Ben yeryüzünde (hükümlerimi yerine getirecek) bir halife (insan) yaratacağım’ demişti. Melekler de; Biz seni hamd ile tespih ettiğimiz halde orada fesat çıkaracak kan dökecek kimse mi yaratacaksın? Demişlerdi. Allah: “ Ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri bilirim” buyurdu.(Bakara 30)
İbadetleri Allah emrettiği için yapmak ve neticesinde de Allah’ın rızasını kazanmak düşüncesi, Allah için” ifadesi, Allah rızası anlamında kullanılmıştır. Yoksa Allah’ın ne Zatı ne de isim ve sıfatları bizim hiçbir şeyimize muhtaç değildir. İbadetler insanın Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmasında sadece bir araç ve vasıtadır. Üstad Hazretleri ihlası şu şekilde tanımlıyor: “İhtar: İbadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir fayda ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faydalar, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.”(1) Şayet ibadetimizin derinliğinde, kendi menfaat ve çıkarlarımız esas gaye olursa, o ibadet ihlasa uygun olamaz. İhlas öyle safi bir şeydir ki, leke götürmez. Yani en küçük bir menfaat düşüncesi bile ihlası zedeler, safiyetini bozar. İbadetlerin esası ve temelinde sadede
Vesvese ve Evham karanlığında, sünnetler birer lamba vazifesi görür. Arkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) sünnetleri birer yıldız, birer lâmba vazifesini gördüklerini gördüm. Her bir sünnet veya bir hadd-i şer’î, zulmetli dalâlet yollarında güneş gibi parlıyor. O yollarda, insan zerre miskal o sünnetlerden inhiraf ve udûl ederse, şeytanlara mel’ab, evhama merkeb, tenezzül ve korkulara ma’rez ve dağlar kadar ağır yüklere matiye olacaktır. Ve keza, o sünnetleri, sanki semâdan tedellî ve tenezzül eden ipler gibi gördüm ki, onlara temessük eden yükselir, saadetlere nâil olur. Muhalefet edip de akla dayananlar ise, uzun bir minareyle semâya çıkmak hamakatinde bulunan Firavun gibi bir firavun olur.
Rasulullah (günün birinde) bir seriyye gönderdi. Seriyye geri döndüğünde onlara şöyle buyurdu: “Aferin küçük cihadı yerine getirip de (üzerinde) büyük cihadı baki kalanlara.” Denildi ki, “Ya Rasulullah! Büyük cihad da neyin nesi? Hazret, “nefs ile cihad” buyurdu